Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Önder Güngör Tarafından Yapılan Yorumlar

07.11.2025

İçimizdeki Şeytan ı, yalnızca bireysel bir roman değil; aynı zamanda bir dönemin aydın bunalımını, toplumsal yapının birey üzerindeki etkilerini ve insanın kendi iç dünyasındaki çatışmaları irdeleyen güçlü bir psikolojik roman. Kitap boyunca en çok etkileyen şey, karakterlerin dış dünyayla mücadele ederken aslında en büyük savaşı kendi içlerindeki “şeytan”la veriyor olmaları.

İçimizdeki Şeytan ", yalnızca bireysel zaaflar değil; aynı zamanda toplumun birey üzerindeki baskısının, eğitimsizliğin, kişisel sorumluluktan kaçmanın ve düşünsel tembelliğin bir metaforu.

Yazarın sade ama derinlikli dili, karakter çözümlemeleri ve İstanbul’un 1930’lardaki atmosferini yansıtışı da romana ayrı bir değer katıyor.
Kısacası:
İçimizdeki Şeytan ", bir insanın en büyük düşmanının bazen dış dünyadan çok, kendi içindeki korkaklık, ikiyüzlülük ve zaaflar olduğunu ustalıkla anlatıyor. Bu romanı okuduktan sonra insan ister istemez kendi içindeki "şeytan"la da yüzleşmek zorunda kalıyor.
07.11.2025

Cadılık konusuna klasik anlamda, yani “Avrupa’daki cadı avları” üzerinden bakmak yerine, olaya daha geniş bir yerden yaklaşmış: “cadı”yı aslında toplumun bastırdığı, sindirmeye çalıştığı kadın figürüyle özdeşleştirmiş.

Avrupa kısmında bildiğimiz o Ortaçağ Engizisyonu, cadı mahkemeleri, büyü suçlamaları gibi olaylar var ama detaylı tarihsel belgelerden çok, bunların arkasındaki zihniyet çözümlemesine odaklanıyor. “Kadın bilgeliği” diye adlandırdığı bir kavram var;

Osmanlı bölümü ise ilginçti çünkü genelde cadılık deyince akla hep Avrupa gelir. Osmanlı’da doğrudan Avrupa’daki gibi büyük cadı avları yoktu ama halk arasında büyü, tılsım, şifacı kadınlar gibi figürler vardı. Bu bölümde, Osmanlı’nın daha pragmatik bir tutum sergilediğini; büyücü ya da cinci kadınların kimi zaman şeyhülislam fetvalarında yer bulduğunu ama toplu kıyımların olmadığını öğreniyorsun. Yazar burada Osmanlı toplumunun farklı yaklaşımını vurguluyor.
07.11.2025

Johann Hari’nin Kaybolan Bağlar kitabı, depresyon ve kaygıyı sadece beyin kimyasına indirgemek yerine, bunların arkasındaki toplumsal ve duygusal kopuklukları araştırmasıyla dikkat çekiyor. İlk başta biraz klasik “psikoloji kitabı” beklentisiyle başladım ama daha çok bir gazetecilik araştırması gibi ilerledi.
Johann Hari, farklı ülkelerde bilim insanlarıyla, terapistlerle ve depresyonu deneyimlemiş insanlarla görüşüyor. En çok etkileyen kısım, ilaçların bazı insanlarda işe yaradığını kabul ederken, bunun sorunu tamamen çözemediğini dürüstçe ortaya koyması oldu. “Bağ kayıpları” dediği şey — aidiyet, anlam, değerler, doğa, çocukluk deneyimleri ve güvenlik gibi — ruh sağlığında sandığımızdan çok daha büyük rol oynuyor.
Okurken kendime de çok soru sordum: Ben hangi bağlarımı kaybettim? Modern hayatın hızı, yalnızlık, sürekli daha fazlasını istemek… Bunların hepsi bana tanıdık geldi. Kitap ağır bir dil yerine oldukça anlaşılır bir üslup kullanıyor, bu yüzden hiç zorlanmadan ilerliyor.
23.06.2025

çok etkileyici bir çalışma dönem dönem anlatılan olaylar bizleri adeta zamanda yolculugu yaptırıyor
23.06.2025

martin eden okunması gereken klasıkler arasında mutlaka okunması gerekenler listesinde olmalı