Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

kitaplarafislidayankizz Tarafından Yapılan Yorumlar

Arka kapağı okuyup etkilendiğim için almıştım bu kitabı. O sırada kitap hakkındaki düşüncem bunun yalnızca ölmek üzere olan bir adamın hayatındaki diğer insanlar tarafından ciddiye alınmadığını konu alan bir kitap olduğuydu. Meselenin sadece bu olmadığını bitirince anladım ve bu, büyük yazarı gerçekten takdir etmeme sebep oldu.

İvan İlyiç'in insanlar tarafından ciddiye alınmadığı muhakkak. Cenazesinde bile sözde dostları ne zaman briç oynayacaklarının derdinde. Karısı mezar yerinin ücretiyle meşgul. Kızı babasına üzüldüğünü ama kendilerinin bunun suçlusu olmadığını dile getiriyor. Fakat bana göre esas konu, İvan'ın ölümü değil, boşa geçen yaşamı. Madem ölüme bu kadar yakındım, neden hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadım sorgulaması. "Ya bütün hayatım bir yanlıştan ibaretse!" endişesi. Özetle, hayatı ve ölümü, ölüme bu kadar yakınken sorgulayan ve şahsi fikrime göre asıl hayatın öldükten sonra başlayacağının bilincine vardığı için huzurla can veren bir adamın hikâyesi.
Bana göre sadece teselliden ibaret değil, yaşadığı musibetleri daha kolay atlatmaya, hayatın zorlukları karşısında sabretmeyi öğrenmeye, çektiği acılarla Rabbini bulmaya yönelik bir reçete adeta...

"Teselli" okura 99 bakış açısıyla verilmiş. Bunların bazısı okuru yaşadıklarının doğal ve geçici olduğuna inandırıp içini rahatlatırken bazısı da çeşitli çözüm yolları sunuyor. Alıntılar kitabı daha albenili yapıyor.

Yazarın seçtiği örneklerin, kıssaların ve alıntıların konuyla uyumu muazzam. Sadece felsefi derinlik değil, kelime seçiminden cümlelerin kurulumuna varana kadar edebi lezzet de mevcut. Bilmediklerinizi öğreten, bildiklerinizi hatırlatan bir eser.

Kitabın kişisel gelişime benzeyen tarzı herkesi çeker mi bilemem ama eğer siz de kendinizi dertlere gark olmuş, çıkmaza düşmüş hissediyorsanız gelin; dervişin duasına bir amin deyin derim.

Öztürk hocamızdan Allah razı olsun.
Kitaba başlarken şunu fark ettim: Daha önce hiçbir kitaba başlarken bu kadar heyecanlanmamıştım. Sebebi sanırım şu, hacimli bir eser olduğundan dolayı kitaba başlayarak hayatımın bir kısmını bu hikâyeyle geçirmeyi kabul etmiş oluyorum. Sonuçta heyecanıma değmiş olması güzel.

Büyüleyici bir romandı. Alt sınıftan olan denizci bir gencin ilk defa zenginlerle aynı masaya oturma heyecanını, kendi çabası ve alın teriyle adım adım yükselmesini, aşkını ve ideallerini okuyorsunuz. Onunla beraber ben de o zorlukları yaşadım sanki, ben de onunla uykusuz kaldım, ben de onunla yükseldim en zirveye kısacası kitabı okumadım da Martin'i tanıdım sanki.

Kişisel gelişim niyetine de okunabilir. Zira ben Martin'i okurken kendim de çalışma, üretme, yazma isteği duydum içimde. Yalnız bitirmek çok zor oldu; kitabın sonundan daha çok günler, haftalar boyu tanıdığım insanın yeni maceralarını okuyamamak daha çok burktu beni.

Pişman olmazsınız diyeceğim ender romanlardan...
Sevdiğim bir yazarın tavsiye ettiği kitaplar arasında olduğu için aldım. Kapra Yayıncılık'ın yaptığı kapak tasarımına da bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim.

Herkesin hikayesinin ayrı ayrı anlatıldığı kitapları seviyorum. Bu da onlardan biriydi. İsmi kitapta geçmeyen anlatıcının, odalarından birini kiraladığı dairede diğer kiracılarla beraber yaşadıkları anlatılıyor.

Roman genel olarak güzeldi ama anlatılan bazı olayların asıl olayla pek bir ilgisi olmadığını, bazı konuların da sonuçsuz kaldığını fark ettim. Bunun dışında pek bir eleştirim yok. Akıcıydı, okumak kolaydı.

Bütün okurlar bana katılır mı bilemem ama ben en çok Doktor Fahri karakterini sevdim. Anlatıcıyla aralarındaki dostluk, samimiyet ve yaptıkları diyaloglar çok tatlı ve sıcak geldi bana. Bitirdiğimde bu diyalogları bir daha okuyamayacağım için üzüldüm.

Bundan sonra Memduh Şevket'in hikayelerini de okumam gerek sanırım. Keyifli okumalar:)
Kitaba hayran kaldım. Farklı bir bakış açısı, daha önce böyle düşünmemiştim dedirtiyor. Gerçekten keyifli ve lezzetli bir okuma oldu benim için.

Eserin geneli için bir doktor ve bir akıl hastasının felsefi tartışmaları denilebilir. İkisinin görüşleri neredeyse zıt ve bazı yerlerde hangisini destekleyeceğimi şaşırdım. Benim bakış açım ikisininkinden de farklı ve akıl hastasınınkine daha yakındı diyebilirim. Daha doğrusu Ivan Dimitriç kendisini o kadar iyi anlattı ki başta inandığım şeylerden şüphe ettim. Bu kadar iyi konuşan bir adam deliyse ben de normal değilim diye düşündüm okurken.

Bu kitabı okurken akıl hastası kavramını da sorguladım. Ivan Dimitriç'in aklı ve zekasıyla ilgili herhangi bir problemi yoktu. O sadece hastaydı, onu hasta edenler dışarıdayken o bir tımarhaneye kapatıldı. Yani toplum, aklını kendisi gibi kullanmayanlara akıl hastası yaftası taktı.

Felsefe meraklılarına düşünüp not alarak okumalarını tavsiye ederim.