Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Güneş Yalıyar Tarafından Yapılan Yorumlar

02.09.2024

(5/5) ... Aslında bir kitaba ayrılmış ‘yorumlar’ bölümünü anlamlı kılacak cümleler kurmadığımın farkındayım, benimkisi kitaba dair bir tür teyelleme isteği neticede. Ama yine de romanın dilinin ne denli diri olduğunu bir parça yansıtabilmişimdir belki. Son cümle Yağmurlar-Şemsiyeler’den olsun:
“Her şey anlamlı olsaydı her şey ne kadar anlamsız olurdu hiç düşündün mü sevgili dostum?”
02.09.2024

4- (4/5) ... Nesimi’lerin “Yezidi’ye sordular ki/ Yârin ilen hoş musun?” dizeleriyle gelecekte yeni karışıklıklara karışacağını da şimdiden ekleyebiliriz. Şimdi -gecenin lalettayin vaktinde- altı yaşındaki Mesut’un mutlu çocukluğundan yeni dünyalar yaratma serüvenini izlemiş olmanın tadıyla, kendimi bir an için İsmet’in yerine koyup bir cep saatine bakma ve ‘her sağlıksız birey gibi’ bir sigara yakma isteği duyuyorum. Ama İsmet’in (karşı çıkmak istediğim) “sana isimlerin önemli olmadığını söylerdim ama yalan söylemiş olurum” deyişi var ki -tüm isimlerin, ölü ya da diri tüm dillerin, insanın yaşamı adlandırmadan anlamlandıramama telaşını dindirebilmek adına uydurduğu bir şablonlama yöntemi olduğunu düşündüğümde- size isimlerin önemli olmadığını söylersem yalan söylemiş olmam bence. Belki de hepimiz -Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü’sündeki bir bölüm adı gibi- Sözcük Mahpusları’yızdır. Aslında ...
02.09.2024

3- (3/5) ... Oto-Satir’deki -arka kapağına kadar taşmış olan- bozma’lara (‘bozma’ yerine başka sözcükler seçmek mümkünse de bu benim seçtiğim) değinmek istediğimde sözü romanın içindeki karakterlere bırakmak isterim. İsmet’in “ama dezenformasyon dolu bu çağda çok bilmenin sınırı iyice muğlak bir hale gelmiş, son sözü söyleme ağırlığına sahip insanların iyice perdelerin arkasına çekilmesine sebep olmuştu” deyişine, bilgiyi dönüşümden geçirmek isteyen kadına cevap veren Mesut’un “bir gün elbette insanlığın kara bahçelerinde sizin kara tohumlarınız çiçek verecek, ama hiç düşünmediniz mi iki-üç yüzyıl sonra gelecek sonsuz çöl içindeki bir başka deniz fenerinin ışığını sizin çiçekleriniz üzerine de tutacağını? Ne yapmaya çalıştığınızı bilecek ve sizden bunun için nefret etmeyecek...” deyişine. Her ne kadar kitaptan bu alıntıları eklemiş olsak da internet çağının alıntılamalardaki misenformasyonundan nasibini alanlardan, mesela ...
30.08.2024

2- (2/5) ... Oto-Satir’i, türümüzün sekiz küçük kemikten oluşmuş el bileğinin hemen altında bir uzuv olarak gelişmekte olan ve ‘akıllı telefon’ adı verilen bu yeni uzvumuzun parmak uçlarımızla pek ahenkli hareketi sayesinde sosyal medya hesaplarımızdan kendimize her gün kimlik edinmeye çalıştığımız Bilgi-ötesi yüzyılımızın ağıtı olarak da okuyabilirim. Kitabın henüz başlarında İsmet’in “Selam olsun size, siyah ve allar içindeki hanımefendi” diye başlayan tiradıyla ilkin dünyaya bir değil iki değil üç değil denecek sayıda çocuk doğurmuş bir şairin “Kaçıp sevgilerin korkunç tuzaklarından/ Kaçıp ana olmaklardan eş olmaklardan/ Kentlerdeki yadırgı pabuçlu yalnızlığa/ Dağlardaki kırmızı ışığa varıldı” dizelerine, oradan da Bakkhalar’ın dağlardaki Euhoi nidalı kadınlarına doğru yol alıp gerisin geri kitaba, başladığım yere dönerek her zaman aynı çiçek buketinin geldiği bir huzurevine vardım ki bu kitapla uzun yolculuklara çıktığımı söyleyebilirim. ...
28.08.2024

1- (1/5) ‘Bir nar gibi’ dediğim yerde kalan sözcüklerimi şimdi Oto-Satir’den bir alıntıyla sürdürmek istersem “Gibi değil, bizzat kum olun kardeşlerim, zira yaratımdan biz insanların haddine bir bu kalmıştır yoğrulacak.” Yağmurlar-Şemsiyeler’in sonrasında Oto-Satir’i okuduğumda, bir tragedyayı tersinden okumuşum gibi bir hisse kapıldığımı söyleyebilirim. Bu hissin kitapta olay-zaman-mekan birliğine, bir Mainad taşkınlığına yahut Dionysos coşkunluğuna erenlerdeki ikiliğe vesaire benzerlik bulmakla alakası yoksa da kaynağı, teğetlerden teyellere geçmek isteyişimdedir belki, teğet noktam olmuş bir şemsiyeden iki kitabı birbirine teyellemeye koyulmak istemişimdir. Ama bu hissin uzağında bambaşka bir açıdan bakmayı denediğimde ...