716Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Bulantı
Demir Özlü'nün Bunaltı olarak oldukça etkilendiği varoluşçuluk güzellemesi. Töz>öz>varoluş? Felsefem pek iyi değildi lisede, bilemedim. Antoine Roquentin, yıllar süren yolculuklarının ardından Bouville adlı bir şehirde tarihten mühim bir zatın, Adhémar de Rollebon'un hayatını yazmaktadır, o arada Anna isimli sevgilisini beklemektedir. Anna'yla dünyayı dolaştıktan sonra yıllar süren bir görüşmeme evresinin ardından ilk defa görüşecektir Roquentin, sekiz günlük bir bekleyiş sürecinde biz de neler yaptığını adım adım izleriz, tam anlamıyla. Şehrin sokaklarını adımlar, insanları, eşyaları inceler, kütüphanede zaman geçirir ve bolca düşünür. Çok düşünür, sonra düşüncelerini kayıt almaya karar verir. Günlük tutmaya bu sırada başlar. Kitap bir günlük. "En iyisi olayları günü gününe yazmak. Onları daha belirgin kavrayabilmek için günlük tutmak. Pek önemsiz görünseler bile, en ince ayrıntıları, en küçük olayları bile atlamamak ve özellikle iyi bir sınıflandırma yapmak. Bu masayı, yolu, insanları, pipo tütününü nasıl gördüğümü yazmalıyım, çünkü onunla başladı değişiklik." (s. 5) Şimdi eşyalar mı yabancılaşıyor, Roquentin mi? Eşyalar özleriyle değerlendirilmiyor, varlıklarıyla değerlendiriliyor. Fenomenoloji söz konusu değil. Tamamen dışarıdan bir bakışla çatalın değiştiği, çatalın farklı davrandığı, çatalın varoluşunun özden önce geldiği söylenebilir. Zaten bu büyük değişmenin sonuçlarından biri bu sanıyorum; Roquentin'in değişen doğaya karşı farkındalığının da değişmesi, bu kitabın özü. Derken temeli anlamında özü. Burada düşünmüştüm; canları olmadığı için mi dokunmamalılar, yoksa keşke canlı olsalar da dokunabilseler anlamında bir şey mi? Sonradan görüyoruz ki canlı hayvanlarmış gibi olunca korkulacak şeyler oluyorlar. Belki de töz etkiliyor Roquentin'i bu kadar; algılamanın yanında onların bir ruha, bir devingenliğe sahip olması. Bu devingenliğin bir özneye dayalı olmadan ortaya çıkmayacak olması da adamcağızın problemi. Kendi yarattığı canavarlardan korkan bir çocuk gibi Roquentin. Eh, yalnızken ne yaptığımızın bizim için ne önemi var ki? Daha doğrusu başkalarıyla beraber yaptıklarımız kadar önemli miyiz kendimiz için? Yalnızken bilincin bizi nereye sürükleyeceğini bilemeyiz, bilmek için öncelikle bunu düşünmemiz gerekir, ancak bunu düşünmek sıkıcıdır. Bulantı getirir beraberinde. Oldu mu? Kaldı ki Roquentin, çokça düşündüğünü sandığı bir insandan ölümüne korkabiliyorsa, adamın yalnız ve düşünen biri olduğunu, hem de 8 yaşındayken düşünüyorsa bize oha demek ve bu farkındalığın yine kendine kapanarak aşılamayacak, nereye adımlanırsa adımlansın sürekli takip edecek bir yalnızlığa yol açacağını düşünmek kalır. Adam 8 yaşından beri varoluş acısı çekiyor. Bulantı için varoluş acısı diyebiliriz. Kibar kafede içki içerken bir anda bulantı gelir, Roquentin nerede olduğunu, ne yaptığını unutacaktır neredeyse. Bir serüven izleği var kitapta. Serüven, planlı bir yolculuk değil. İnsanın başına gelen bir iş serüven. "Bir şeyler başlıyor şimdi dersiniz," der Roquentin serüveni anlatırken. Bir içtepidir bu; insan ne olacağını bilmeden serüveni yaşar sadece. Belki ölümüyle sonuçlanacak bir serüven yaşadığını varsayar Roquentin. Yıllar önce yaptığı yolculuklar da bir serüvendir, bu yüzden zamanları belki biraz da özlemle anımsar ama bir yeniden yaşama özlemi değildir bu. O yolculuklar son bulmuştur artık, 1924, 1925, 1926, yazıldıkları süre kadar çabuk geçmişlerdir. Yaşamak böyle bir şeydir Roquentin için. Biri başından geçen bir olayı anlatacağı zaman olayın sonucuna göre anlatır, bir serüvenmiş gibi anlatmaz, bu da zamanın bir bütün olarak ele alınmayışının sıkıntısını doğurur. Proust'un Borges'nin zaman anlayışı Roquentin'de de mevcuttur. Tek bir "an" yaşanmaktadır. Tanpınar'ın bir şiiri var ya, öyle. Şöyle der dayı: "Hayatımdaki anların birbiri ardınca gelmesini, hatırlanan bir yaşamın anları gibi bir düzen içinde birbirini izlemesini istedim işte ben. Zamanı işte bunun için kuyruğundan yakalamaya çalıştım." (s. 63) Serüven de değişti artık, her şeyle birlikte. Serüven, özü insana göre değişip algılanışı aynı kalan nesnelere bir yolculuktur. Değişimi flu olarak görelim; her adımımızla farklılaşacak olan sokakların, insanların, kuşların, her şeyin bulanık görünüşü insanda neye yol açar? Bildiniz, on puan on puan on puan.
oklubali
Kaşif
29.04.2026
mideniz sağlam değilse okumayın, açıkçası merak ettim ama en azından okunmaması gereken kitaplar listeme bir kitap daha ekledim.
Kafkas Maralı
Kitapkurdu
20.04.2026
çeviri güzel , klasik eser
Aykut Güngör
Üstat
27.01.2026
Daha okuma fırsatım olmadı en yakın zamanda okunacak.
Esra Büyük
Bilge
23.01.2026
sabirla okumanizi tavsiye ederim
B. A.
Kitapkurdu
17.02.2025
Varoluşsal felsefe hakkında fikir veren önemli bir roman.
Çağla Özbulut
Kitapkurdu
27.12.2024
Günün birinde gittiği kafede aniden gelen bulantı hissi ile başlar her şey... Raquentin'in tiksintisi dış dünyaya olduğu kadar kendi bedenine karşı da sözkonusudur...
Oguzhan Kirgin
16.11.2024
Yazar, varoluş sancılarını güzel bir şekilde anlatıyor. Ancak üslubu biraz yoğun gibi geldi, okurken zorlandım
mișagecesirahelen
Kitapkurdu
16.08.2024
varoluş sancılarının yansımasının disavurumunu göreceğiniz harika bir kitap. tavsiye ederim.
Elif Gikan
Bilge
22.06.2024
İçeriği sağlam ancak varoluşsal kaygılarla yazıldığı için zihni yorabilir. Kitabı hassas olunan bir dönemde okumak, okura iyi gelmeyecektir.
howard galt
Kitapkurdu
11.02.2024
Varoluşçuluk felsefesinin önemli temsilcisi Sartre'ı anlamak için okunmalı.
İlker
Kaşif
22.01.2024
Sanırım şimdiye kadar okuduğum kitaplar arasında ''bulantı'' hissini içime iliklerime kadar işleyen her sayfa da ana karakterle beraber bu hayattan bıkmış ve intiharı düşünmeye meyleden birisi olarak devam ettim. Ankara'nın gri havası gibi içinize çöken bu hissi yazar iliklerinize işlemekte sanki hiç zor değilmiş gibi bir kalem kullanmış adeta sizi kitabın ana karakteri haline getirmiştir. İnsanın hayatta amacı olmadığı zaman neler olabileceğini esaslı bir şekilde kaleme almıştır.
Öğretmen Kemal
Kitapkurdu
21.11.2023
Varoluşçu yazarın kendi tarzını ve üslubunu en net şekilde ortaya koyduğu eseri. Kesinlikle çok dolu bir kitap.
Serife Yılmaz
29.10.2023
Kitap okumayı çok seven biri olarak bana hitap etmedi. Bitiremedim
roland266
30.09.2023
hiç bilmediğimiz birinin iç dünyasına hoşgedliniz...
Yüksel Öztürk
Kitapkurdu
31.07.2023
Öylesine anlamlı ki...
Serap.Bahar
Bilge
30.06.2023
Hayatımda okuduğum en şahsına münhasır kitap bu muhtemelen. Sartre'nin varoluşçuluk sorgulaması yaptığı, bir parça felsefik, öte yandan da aslında sadece bir yazarın günlüğü olarak kaleme alınmış. Şahsına münhasırlığı da bu kadar derin konuları sorgulamasına rağmen adamın gündelik hayatını anlatıyor en sıradanlığı ile... Mesela diyor ki "bugün kalktım şu kafede bununla sohbet ettim" vs. böyle bir sıradanlık. Fakat sonra sonra farkına vardırıyor ki kitap, o sıradanlık dediğimiz varoluş sorgulaması. Kitapta bulantı olarak tanımlanan his bence iç sıkıntısı. Bana o şekilde geçti yani. O kadar gerçek geliyor ki okurken, karanlık dehlizlerde yürür gibi bir sıkıntı basıyor. Yanlış zamanlamayla okunursa, insanı depresyona götürür elinden tutup.
Maivesiyah7
Kitapkurdu
15.06.2023
Okumak isteyenler, kitabin ağir olduğunu bilmelidir bence ona gore alin
Rodî Kızıltan
07.06.2023
"Yapayalnızım, ama bir kente yürüyen ordu gibiyim."
Çirkin Kral
21.02.2023
Ağır bir kitap eleştirisine karşılık çok akıcı bir kitap 2 günde bitirdim... Efsane..