Keşke diyorum, keşke Anar şu kendiliğinden büyülü gerçekçi Osmanlı ortamından ayrılsa da bu kitaptan hareketle daha uç noktalara gitse, ezber bozsa ve sokulduğu "fantastik tarih anlatıcısı/vakanüvis" konumundan çıksa.
Okurun yazara yüklediği "çıta yükseltme" hadisesini hiç anlamadım. Önceki kitapları gibi olmadığı için bu kitabı beğenmemiş çoğu. Neyin çıtası, neye göre yükseliyor. Çıta yükseltmek belli bir çizgide çalışmak, o çizgide emek vermek demektir. Öyleyse bütün çıtaları indirelim, yerle bütünleşsin hepsi. Yazdığını daha iyi yazmaya çalışan yazardan yazdığını anımsatmayacak başka bir şey yazan yazara sığınırım.
1960'larda Anadolu'nun orta yerinde bir kasaba. Bu kasabada bir kabadayı var, bu kabadayıya Ölüm musallat oluyor. Kabadayı iriyse bu daha iri, kabadayı güçlüyse bu daha güçlü. Deli Dumrul gibi dikleniyor önce kabadayı, sonra pısıp bir teklifte bulunuyor. Okey oynayacaklar, iki tarafa da eş lazım. Akşama buluşmak üzere sözleşiyorlar, Ölüm Cezzar Dede'nin evin gidiyor. Dedenin bir dünya torunu var, çok hareketli. Dede Ölüm'ün geldiğini anlıyor, çocukları atlatmak için uyumalarını bekliyor. Onlar uyumadan önce Ölüm'ün Efrâsiyâb'ın hazineleri hakkında bilgi vermek için geldiğini söylemişti çocuklara. Çocukların düşüncesine göre ortalıktan kaybolan dede, haber vermeden hazine aramaya gitti. Belki de bütün o arayış, anlatılan bütün hikâyeler ve kıssalardan çıkartılan hisseler, çocukların bu şekilde düşünmelerinin sonucuydu. Çocukların cennetlik olduğuna dair çok şey bulacak okur, öyleyse cennetliklerin koca bir hikâyenin gidişatını etkileyebilecekleri neden düşünülmesin?
Anadolu'nun orta yerindeki bir köyün hemen dışında yatılı bir okul var. Şimdi ben bu romanın Anar'ın en "cesur" romanı olduğunu söyleyeceğim. Neden cesur, çünkü eleştirilen şey kat kat olayın, karakterin altına gömülmüş değil, son derece açık. Ben Anar'da ilk kez rastlıyorum böyle bir şeye. Aslında o güzel cümleleri kesip bir bölümünü buraya taşımak tam bir katliam olacak, bölünmez bir güzellik onlar ama bir hata yapacağım:
"(...) Ayrıca müdürler ve muavinlerin suratlarından pek farklı olmayan duvarlar da, yüksek ve yüce, çirkin, kirli bir renkteydi. Çirkinliğe büyüklük eklendiğinde tiksinme duygusunun korkuya dönüşeceğini bilen devlet, okulların böyle bir renge boyanmasını uygun görmüştü." (s. 19)
Bu açıklıktan bahsediyorum. Buradan hareketle biraz aşırıya kaçmayı seviyorsak tek parti dönemine ağır bir giydirme olarak da görebiliriz. Takdir hakkı okurun.
Anar'ın yine o pek soylu diliyle okuyoruz. Hatta bir kızgınlık anında konuşan karakter için, "Sinirli bir üslupla" gibi bir eklemeden sonra söyleneni veriyor. Hikâyenin dilini ve kurgunun masallığını bozmamak için yapılabilecek en makul yol, yoksa başka bir yerde sırıtır bu. Hikâyelerin binbir zahmetle yaratılmış masal dünyasında, öyle bir kitap bu.
Ölüm'ün kitap boyunca Uzun İhsan'ı kovaladığını en sona bıraktım, kitabın sürmesini ve hatta oluşmasını sağlayan, kurgusal dünyadaki bu karakter çünkü. Hem Uzun İhsan'a, Hem Anar'a ayrı ayrı teşekkürler.
bu kitabın bu şekilde bir etki gösterdiğini bir bana has sanırdım. zaten okuyucular olarak hem bambaşka hem aynı hislerle bir kitabin çatısı altında toplanmıyor muyuz? hayatımda ilk kez bir kitabı ikinci kez okudum, sadece bunu söyleyebilirim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok uzak zamanlarda değil, günümüzün otuz, bilemediniz elli yıl öncesinde, üstelik hep “ülkemizde” geçiyor Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri. Ancak… Sanki o zamanlardan ve o mekânlardan değil de, başka zaman ve mekânlardan, hatta başka dillerden aşina olduğumuz hikâyeler… Yani, Puslu Kıtalar Atlas’ını ve Kitab-ül Hiyel’i okumuş olanların tahmin edebilecekleri gibi, üzerine söz söylemesi zor, “içine dalması” keyif verici kitaplardan: Estetikle oyun‘un, mizahla felsefenin bir edebî buluşması…
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
birbirlerinden örülmüş hikâyeler...
Üzerine söz söylemesi zor, "içine dalması" keyif verici kitaplardan: Estetik'le oyun'un, mizah'la felsefe'nin, tarih'le mistisizm'in edebi bir buluşması...
Dikkatli okumayı seven, hafif fantastik olup mantık çerçevesini saptırmayan, akıcı bir kitap arayanlar için öneririm
Puslu Kıtalar Atlası favori hala ama bence buda çok iyidi, ikinci kitabını alıp ta hayal kırıklığına uğramadığım nadir kişilerden
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın anlatım dilini oldukça seven bir okur olarak, yine üstüne oldukça düşündürücü tarzda Ölüm ve Cezzar Dede arasında geçen hikaye anlatımlarını büyük keyifle okudum. Cenneti görmek, görebilmek sandığımız gibi değildir belki de…
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Efrasiyab'ın Hikayeleri, yazarın okuduğum 4. Kitabı. İ. Oktay'ı okumayan ben kitap okudum demesin.
Kitap, ana karakterler olan Cezzar Dede ile Ölüm arasında geçen bir oyunu anlatır. Oyunun içeriği ise çok farklı. Yapmaları gereken sadece hikaye anlatmak. Hikaye anlatmayı çok seven Cezzar dede torunlarına hikaye anlatırken kapı çalar ve içeri ölüm girer. Onun ölüm olduğunu anlayan dede torunlarına yalan söyleyip onlar uyuyunca ölümle dışarıda buluşur. Fakat ölümün fark ettiği önemli bir konu vardır. Cezzar dede ölümden korkmaz. Yaşamak veya ölmek onun için şuan bir anlam ifade etmemektedir. Lakin hikaye anlatmayı çok sever. Bu nedenle ölüm ona bir teklifte bulunur. Karşılıklı hikaye anlatacaklar ve bunun karşılığında Cezzar dede de her hikaye başına bir saat yaşam hakkı alacaktır. Bunun sonucunda farklı alt metinlerle ve hikaye içinde dolu dolu hikayeleri biz okumaya başlıyoruz. Sonuç olarak onların bu hikaye oyunu bizim için farklı bir yolculuk serüvenidir.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ölümle antlaşma yapan bir ihtiyar ve sırasıyla birbirlerine anlattıkları büyülü hikâyeler.Hayal gücünün ve ironinin sıkça kullanıldığı bir kitap. O yüzden sıkılmanız pek de mümkün değil. Bazı hikâyeler çok başarılı değil zaten kahramanların tepkisi de bu yönde oluyor. Yani kahramanların tepkileri okuyucunun tepkileriyle örtüşüyor. Aşktan, tasavvufa, ölümden, cennete hikâyelerin muhtevası. Çok mu mükemmel kitap hayır, ‘Sevgili Arsız Ölümle(Latife Tekin)’ ile başlayan Büyülü gerçekçi akımımızın en büyük ve en başarılı temsilcisi İhsan Oktay. Hikâye türüyle bir türlü barışamadım. Bunun birinci sebebi olay örgüsünün yeterince olgunlaşmadığını hissetmem, ikinci sebebi ise hikâyelerin kısa olmasından dolayı kitapla bağ kuramamam. İhsan Oktay türdeki bu aksaklıkları görmüş olacak ki hikâyeleri İhtiyar ve Ölüm vasıtasıyla gerçekçilikten uzak bir şekilde masalvâri anlatıyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İhsan Oktay Anar kitaplarını yazma sırasına göre okuyorum. Biraz zor ilerledi fakat üst üste okuduğumdan olabilir. Olumsuz yorumlara şu açıdan katılmıyorum bu devirde, bu üslüpla yazmak ne kadar kolay düşünmek gerek. Herkes sığ romajlar yazıyor zaten ,hocamız gibi nitelikli yazanların sayısı artsın dilerim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İçerisindeki hikayeler konu ya da bağlam noktasında birbiriyle uyumlu gibiydi fakat İhsan Oktay Anar'ın diğer kitaplarına kıyasla ortalama çizgideki bir eser denebilir. Hikayelerde dikkat çekici mesajlar ya da şaşırtıcı fikirlere çok da rastlayamadım. Binbir gece masalları tadında, okuması kolay, zihni yormayan bir kitap.
Yazarın diğer kitapları gibi son derece akıcı, şaşırtıcı hikayeleri eğlenceli uslubu sayesinde kitabı ne zaman başlayıp bitirdiğinizi anlamayacaksınız.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İhsan Oktay Anar yazıyorsa kötü olma ihtimali yoktur bence.
Bu kitap da hikayelerden oluşan o hikayelerin bir noktada insana zaman yolculuğu yaptırmasını sağlayan bir kitap.
Oradasınız ve izliyorsunuz.
Geçmişe özlem varsa İhsan Oktay Anar kesinlikle okunmalı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
38 yaşındayım ben bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum, güldüğüm kısımda ölümün anlattığı hikayede yatılı okulda cin böyle çarpar deyip tokatı basan din hocası. Vallahi ihsan oktay anar hocam çok yaşayın, anarın kitapları her kütüphanede olmalı.