Kitabı üniversiteye ilk gittiğimde almıştım. Aldığım ilk kitaptı ve hayata bakış açısına bayılmılştım. Çok bilinen bir kitap değil ama okuyanları etkilyen bir kitap bence. Kitabının adının geldiği noktayı anlatması çok hoştu. Doğanın algılanışı, her an her dakika heryerin bir ibadet halinde oluşu ve bunu sadece bir çocuğun algılamış olması gerçekten çok etkileyiciydi. En beğendiğim kitaplar arasında yer alıyor...
Kitap cezbedici. Okurken biraz yoruyor ama kitabı bitirdiğinizde hiç bilmediğiniz yerleri gezdiğinizde içinizde oluşan duyguyu hissediyorsunuz yüreğinizde.
Ben bu kitabı çıktığı ilk günlerde (2004) okumuştum ve bir tane daha alıp sevdiğim birisine de hediye etmiştim. <br />Hayatın anlamını din ekseninden hareketle anlatan bir çalışma.
Doğum (Tabende) ile ölüm (Gaffar) arasında hayatın Sırrı'nı (dilini) çözmeye çalışan Jonathan'ın (Can) hikayesi...<br /> Can bütün dilleri biliyor. Karısının peşinden bir köye geliyor...<br /> Hikaye hiç de yabancı gelmiyor kulağa.<br /> Hani Adem'e bütün diller öğretilmişti. Havva'nın peşinden dilinden anlamadığı dünyaya gönderilmişti.Sonra da hayatın sıırını, yani dilini çözmeye çalışmıştı...<br /> Güzel sembolize edilmiş bir roman. İnsanın içinden, başlangıç noktasına doğru bir seyr-ü seferin romanı...<br /> Yazarın ellerine sağlık.<br />
durağan köy yaşantısı, pek çok taşra anlatısı gibi “Nefes”te de dışarıdan gelen bir yabancının varlığı ile kabuğunu kıracak, Gaffar'ın “daire biçiminde, sularında hiç kıpırtı olmayan, üzerine tek bir yaprağın bile düşmediği, kimselerin varlığından haberdar olmadığı ıssız tepelerin arasında volkanik bir göle benzettiği” hayat, Sırrı için yeni bir doğum anını ateşleyecektir.<br />
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
tüm dinleri meczederek bir kitap yazılacak olsa bukadar olurdu. kafa karıştırıcı olduğunu söyleyebilirim. okunmasada fazla birşey kaybedilmemiş olur kanaatindeyim. mistik dünyada gezinen tasvirler enteresan şekilde zorlanmış.
Mistik bir kitap. Uzun paragraflara dayanan tasvirler...4 ana karakter çevresinde dönen bir roman.Ölüm ve doğum arasında gidip gelen, hayatı sorgulayan insanlar ve geçmişe ait pek çok dili konuşabilen bir çocuk..Yazar konuyu çok uzatmış ve dağıtmış.Bu da sonlara doğru okurun sıkılmasına sebep olacaktır.Mistisizmle felsefenin harmanlanmaya çalışıldığı ancak beklenen tadın alınamayacağı bir roman.<br />
Nuriye Akman'ın tüm eserlerini bu yaşta bile çok beğenmekteyim.Hayranıyım.Birçok gazetede röportajlarını okudum bu itabındada her zamani gibi Her an mucizelerle dolu, görmeyi istemek şartıyla herkese açık. Ayrıca nefes bir büyücü. Onu iyi kullanarak insan her şeyi yapabilir. Tek şart: saflaşmak. Herhangi bir kategori içine sokulamayacak, şaşırtıcı bir roman
Röportajlarıyla tanıdığımız Nuriye Akman, sorgulayıcı üslubunu bu kez edebiyata taşıyor. Mekân, Güneydoğu Anadolu’da kayıp bir köy. Kahramanlar, Sırrı, babalığı Gaffar, analığı Tâbende ve Amerikalı Jonathan. Ağaçlara, rüzgâra, böceklere sevdalı Sırrı, köydekilerin anlayabileceği düzgün tek bir cümle kuramıyor, ama yüreği dünyanın bütün dillerinden sözcüklerle dolu. Köyün gassali Gaffar, Sırrı’ya ölüm hikâyeleri anlatıyor ve asla birleşemediği sevdalısı Tâbende’yle onun üzerinden konuşuyor. Sırrı, köyün ebesi analığı Tâbende’den de doğum hikâyeleri dinliyor. Bu gizemli üçlüye, yeryüzündeki ölmüş dilleri bile bilen bir dilbilimci katılıyor. Akman, röportajlarında gösterdiği cesareti kendini sorgularken de gösteriyor. Kendisi üzerinden insanoğlunun derinlerine dalıyor ve bu arayıştan eli boş dönmüyor.Öyle bir hikaye çıkarıyor ki dipten, karanlığında kalmış, labirentlerinde takılmış, derinliğinde boğulmuş “insandaşlarına” kendi tıkanıklıklarını açma umudu veriyor.
“Hayat tek bir nefesten ibarettir” diyor. Doğarken alınan ve ölürken verilen tek bir nefes. Akman’a göre dünya her nefeste yeniden yaratılıyor. Her an ölüyor ve diriliyoruz. Her an mucizelerle dolu, görmeyi istemek şartıyla herkese açık. Ayrıca nefes bir büyücü. Onu iyi kullanarak insan her şeyi yapabilir. Tek şart: saflaşmak. Herhangi bir kategori içine sokulamayacak, şaşırtıcı bir roman
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Etkileyici bir roman. Tavsiye ederim.
Belki nasil bir roman oldugu hakkinda fikir verir diye bir alinti koymak istiyorum:
"Aklıma bir soru takıldı. Köylüden eşim için helallik dilediniz. Birbirlerini tanımıyorlar ki.Ritüeli bozmamak için mi sordunuz o soruyu?
Bir kere herkes tanısır,çünkü aynı zincirin halkaları,bir Tanrı'nın suretleridir. Ama bunun farkına varmazlar çoğu kez. Aynı havayı,aynı toprağı paylaşıyor olmanın getirdiği bir sorumluluk bu. Belki onun göğe ya da yere karşı işlediği bir kabahati vardı, o da bizleri şu ya da bu şekilde etkiledi. Yani borçlu mu gitseydi bize karşı? Şimdi bizden yana sorgulanmayacak ötede. Anlatabildim mi acaba?"
sevgili Nuriye AKMAN, gönlüne, diline ve kalemine sağlık...bir roman ancak bu kadar okuyucusuyla hemhal olabilir...okudukça nefesi dinlemek, ölümün güzel yanını keşfetmek, hiçbirşeyin anlamsız ve boş yaratılmadığını bir kez daha anlamak bu romandan payıma düşenler...gönül sesini dinlemeyi tercih edenlere bu romanı tavsiye ederim
Roman doğurmakta olan bir kadının nefesiyle başlıyor, sonra Akman'ın kalemi 13 yaşında bir çocuğun nefesinde sağa sola savruluyor. İlgiyle okudum, çünkü bu kitap roman olmaktan çok araştırma-inceleme kitabına benzemiş. Tabii ben şikayetçi değilim. Verdiği bilgiler gerçekten çok etkileyici. Hele doğum ve gebelik hakkinda söyledikleri konusunda referans kaynak olmaya çalışıyor kitap adeta. Bir çok soru sorulmuş ve bunlar bitmek tükenmez bilmeyen bir emekle cevaplandırılmaya çalışılmış. Sanki hayali karakterlerden ziyade Nuriye Akman'ın kendi merak seruveni sızıyor satırların arasına. Ya da ben onun satirlarinin arasindan böyle bir şey seziyorum...
Hakkını vermek lazım, üzerinde çok çalışmış. Ama Akman'ın anlatım kabiliyetini azcık daha ilerletmesinde yarar var bence. Tarzinda gerçeği en anlaşılır şekliyle anlatma çabası sezilirken, okuyucuya bulmaca gibi roman sunması zaman zaman okunmasında sıkıntıya neden olabiliyor. Özellikle yabancı kelimeleri çok fazla kullanması ipin ucunu kacirabiliyor. Hele "s" lerle ilgili bir bölüm var ki okurken sandim ki gözlerim bozulacak.
Vasat bir roman değil... Ama umariz ki, bu bağlangıçtan sonra Nuriye Akman ikinci romaninda dersini daha iyi çalışarak çıkar biz okurlarin karşısına... Başarılar Sayın Akman...
Bir gazeteciden (gazetecileri küçümsemek gibi bir densizlik yapacak durumda değilim :)) böyle olağanüstü bir eser beklemediğimi öncelikle belirteyim. Kitabı ilk gördüğümde 'Vay röportaj yapmaktan sıkılmış roman yazayım demiş heralde' diye düşündüm. Okuyunca ne kadar haksızlık yaptığımı anladım. Her ne kadar bir şey öğretme çabasında olmadan yazılmış dense de yazar hayatının birikimini aktarmış bence. Günde bilmem kaç kez farkında bile olmadan aldığımız nefes ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi; ÖLÜMSÜZ BİR AŞKIN GÖLGESİNDE...
bence ekrem dumanlı haklı;eser güzel ve de kitabın ismi kelime ya da kelam olabilirdi. Kara kediyi hiç sevmemiştim ilk başlarda ama sonra haneden biri oluverdi. Biri ilk nefeste orada bulunan bir kadın;diğeri son nefeste orada bulunan bir adam(ebe-gassal) ve ilk nefesten son nefese kadar saklanan,suskunluğun büyüsüne bırakan musadduk bir aşk…kurgu çok iyiydi bence… Kitaba önyargılı başladım. Sayın Akman için mülakat tamamdı ama romancılığını tahmin edemiyordum. Fakat itiraf etmeliyim ki,çok iyi olmuş. Gerçi bazı diyaloglarda yavanlıklar göze çarpıyordu ama mühim değil… Sf. 290 da özne-yüklem uyumsuzluğundan kaynaklanan bir bozukluk vardı. “…bana “üzülme,insan organizmasının….şansını elde edeceksin” diye teselli etti…” cümlesinde ya bana yerine beni,ya da teselli etti yerine teselli verdi denmeliydi… Neticede Sayın Akman'ın ilk denemesi gayet iyi olmuş; umarız romancılığa devam eder...
Yıllarca başarılı röpörtajlarıyla gerçek hayatları bizlere sunan Akman, kurgusuyla gerçeğe dair sıcak dokunuşlarda bulunuyor. tasavvufi soluğu günümüzden bir NEFES'le dolduruyor dimağlarımıza. Karşıtlıkları aynı potada eritiyor, aynılıklarına kapı aralıyor birazda. Ustaca kurgulanmış karakterler ve bizlere sadece isimleriyle bile anlattıkları ve nice başka dünya ve varoluş biçimine kapı aralayan sıra dışı bir roman. Türk yazının son dönemde böyle bir Nefes'e ihtiyacı vardı. Yeni bir kitabın hazırlıkları içinde Olan Akman, NEFES'imizi kesmeden, kendi yazın kalitesini ve derinliğini ortaya koyarken, biz okuyucuyuda mest edecek bir eser daha ortaya koyacaktır.
periden güzel huriden müstesna sebebi belai envai cefa üç adın vardı üçüncüsü canfeza ben böyle aşık-ı şeyda iken terk-i can etmen revamı bana korkma sırrını vermem ağyara oda seninle karıştı toprağa bi vefa bi vefa bi vefa
bu kitabı okuduktan sonra neler değişti hayatımızda dönüp baktıkmı hiç ben döndüm ve gerçeği ozaman fark ettim bir karıncanın gözüyle hayata bakabilmeyi o zaman anladım bir agacın ruhunun olabileceğini aşk-ı nefesin aslında sevgilinin ruhunun olduğunu aynı nefeste ölüp ölüp dirilebieceğini insanın.her neyse takdir sizin beğeneceğinizi umuyorum
Nuriye Akman, hayalle gerçek arasında gidip gelen, kutsal kitaplardan, tasavvuftan, masallardan, efsanelerden beslenip metaforlarla zenginleşen alegorik hikayesini yer yer fantastik dünya algısına eşlik eden folklorik bir dille anlatmış; bu bölümlerde Latin Amerikanın büyülü gerçekçiliğine yaklaşıyor Akman. Sırrı’nın ağaçlarla bütünleştiği bir andan yaptığım bir alıntı ile örneklemek istiyorum; “Sırrı'nın ağaç olduğu vakitler, dünyadaki tüm bıçakların sapı, ihtiyarların bastonu, kayıkların gövdesi, evlerin, kalelerin kapıları, çocuk taşıyan beşikler, azgın suların üstündeki köprüler, kuyuların çıkrıkları ürperdi, içleri bir hoş oldu.”
Sona gelindiğinde ise kendi içine kapalı, durağan köy yaşantısı, pek çok taşra anlatısı gibi “Nefes”te de dışarıdan gelen bir yabancının varlığı ile kabuğunu kıracak, Gaffar'ın “daire biçiminde, sularında hiç kıpırtı olmayan, üzerine tek bir yaprağın bile düşmediği, kimselerin varlığından haberdar olmadığı ıssız tepelerin arasında volkanik bir göle benzettiği” hayat, Sırrı için yeni bir doğum anını ateşleyecektir.
“Nefes”in hayalle gerçek arasındaki salınımının gerçeklik duvarına çarptığı, fantastik anlatının yerini varoluşsal meselelerin -dilbilim üzerinden yürütülen- felsefi tartışmasına bıraktığı sayfalarına gelindiğinde başlıyor anlatım problemleri; Can’ın Gaffar’a karşı Saussere, Wittgenstein, Schopenhauer, Hegel, Rousseau, Leibnez gibi filozaflara göndermeler ya da davranışçı anlambilim, gösterge, ruhbilimsel dilbilim gibi kavramlar eşliğinde verdiği felsefe kavgası, Gaffar’ın “bu bilimsel malumatfuruşluğa mistik kılıcıyla karşı çıkışı”, Tabende’nin Can’a gerçeklik duygusunu yitirtecek ağırlıktaki sözleri, kelimelerin kökenine yüklenen metafizik anlamlar, önceleri yıkanamamaktan şikayetçi olan Can’ın buralarda memleketindeki gibi “kirlenmediği”nden giderek yıkanma ihtiyacı bile duymayışı, memleketindeyken korkup yabancılaştığı ölümün buralardaki doğallığının verdiği rahatlama, tuttuğu üç günlük orucun hafiflettiği ruhu, hissettiği doygunluk ve bunlara benzer diğer ruhsal/zihinsel dalgalanmalar, doğrusu “uygarlıklar savaşını” bu coğrafya lehine sonlandırma gayretleri olarak hem biraz basit kaçıyor hem Güneydoğunun kuş uçmaz kervan geçmez bu köşesi söz konusu tartışmalar için inandırıcı bir mekan olmanın çok uzağında kalıyor hem de masal dilinden felsefe diline geçişin keskinliği hikayenin bütün kurgusunu zedeliyor. Hele ki, güncel siyasi meselelere dokunma isteğiyle romana karikatürize edilerek katılan PKK militanı ve onun sarf ettiği yapay sözler, metindeki yazar müdahalesini çok belirgin bir hale getirmişi Sonuçta, iyi başladığı yer yer etkileyici bir anlatım yakaladığı romanını çok uzatmış, konuyu dağıtmış ve toparlayamamış Nuriye Akman.