Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Temmuz 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bergman’ın söyleşilerinden oluşan bu kitapta onun nasıl bir megaloman olduğunu çok güzel görüyorsunuz. Ayrıca aşırı ben-merkezci bir hayata sahiptir. Bizzat kendisi şöyle der: “benim oynamakta olduğum rolü şu ya da bu şekilde etkilemediği sürece savaşlar, devrimler, salgınlar, yoksulluklar, adaletsizlikler (…) benim gözümde hiçbir şey ifade etmez” (s. 208). Ayrıca siyasal hiçbir düşüncesi olmayan, olsa da ifade edemeyen bir tiptir: “siyasal düşünce beni fena halde korkutur” (s. 208). Kitapta görüyoruz ki yıllarca siyasal içerikli kitaplar ya da yorumlar okuyamıyor; herhalde korkudan olsa gerek. Ayakları yere basmayan filmler yapan biridir ayrıca: bizzat kendisi “kendi rüyalarını filme çevirdiğini” belirtiyor. Böyle bir kişi(!)liğin rüyalarının ne kıymeti olabilir acaba?
Yanıtla
0
4
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Temmuz 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Algılama Biçimleri, Yaşam Öyküleri ve Bunun Kişisel Sağlık Üzerindeki Tezahürü...
Kitapla ilgili yorumuma başlamadan önce kitabın dar bir okur kitlesine hitap ettiğini ifade etmeliyim. Hastalıkları, dahası insanın psikolojik bileşenlerinin organik/bedensel hastalıklar üzerindeki rollerini merak ediyorsanız; psikosomatik bozukluklara özel bir ilginiz varsa bu kitap sizi cezbedebilir. Aksi takdirde bu alana dair hususi bir ilginiz yoksa kitabın size vereceği şey: “organik hastalıkların oluşum süreçlerinde illa ki hastanın psikolojik arka planını da bir incelemeye tabi tutmalıdır” farkındalığından ibaret olacaktır. Zira eser çoğunlukla psikosomatik bozukluklara ilişkin yapılmış deneylerin, yazılmış vaka/kontrol çalışmalarının ve bunların yorumlamasının bir derlemesi niteliğinde. Kişilerin sağlık sorunlarını değerlendirirken temel bir algoritmik yaklaşım oluşturacak bir tasnifleme yok, çok dağınık bir anlatım ortaya çıkmış ancak doyurucu sayıda örnek var.

Okurken bu tarz bilimsel iddia taşıyan kitapların mühim bir handikapı çıkıyor karşımıza; verilen örneklerin çokluğu bir yerden sonra ortaya konulan iddiayı, diğer tüm nedenleri ihmal edecek kadar çok fazla önemsememize yol açıyor. Hastalıkları oluşturan nedenler arasında psiko-sosyal etmenler büyük rol oynuyor. Ancak günümüz tıbbında, özellikle de kendi ülkemizin adeta bir kaos içeren tababet ortamında bu etmenlere verebileceğimiz önemin çok sınırlı olduğunu, olmak zorunda olduğunu çünkü, bütünlüklü bir değerlendirme için ne vakit ne yeterli iş gücü olmadığını göz önünde bulundurmak gerek. Kitabın sistemi suçlarken sistemin en masum unsuru olan sağlık çalışanlarının kısıtlılıklarını ihmal ederek yargıda bulunduklarını hissettim.

Kitabın amacının zaten bir iddia ortaya koymak ve bunları kanıtlarıyla anlatmak olduğunu bilsek de, sistemin tüm açmazlarını kendi ortaya koyduğu tez ve farkındalıkla çözülebilirmiş ve her şey bundan ibaretmiş gibi göstermesi bir tababet mensubu olarak beni rahatsız etti. Günlük pratiğimizin öyleyse %90’ı çöp gibi bir durum ortaya çıkıyor. İddiasına fazla bağlı kalmış ve haddinden fazla inanmış bir eser olarak düşündüm.

Öte yandan şunu da itiraf etmeliyim ki; kitaptaki vakalar ve onların yaşam öykülerinin duygudurumlarıyla olan ilişkisi beni epey şaşırttı ve etkiledi; üstüne gidildiğinde, vakit ayırıldığında ve hastalar bir başka gözle yeniden ele alınmaya başlandığında bildiklerimizin ötesinde şeyler ortaya çıkabilir. Ancak maliyet/yarar analizi yapacak olursak. Her hasta için ayrılacak bu kadar vakit ve efor; sürekli yaşlanan ve bu nedenle hasta olan dünyayı düşündüğümüzde pek sürdürülebilir gözükmüyor.

Çeviriyi nitelikli buldum; tıbbi terimlere getirilen açıklamalar güzel; kaynakların kitabın sonunda verilmesi de sayfaları dipnota boğulmaktan kurtarmış. İlgilisi için epey tatmin edici bir çalışma olmuş.

Yanıtla
7
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Temmuz 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsanlığın, Kapitalizm Sonrası Dünyadaki Geleceği
Kapitalizmle sorunları olan bir iktisatçının yazdıkları ilginizi çekiyorsa Peter Fleming tam da ihtiyaca uygun, günlük arkadaş sohbeti kıvamında bir kitap yazmış. Normalde iktisat konulu kitaplar, bu konuda uzmanlığı olmayanlar için sıkıcı gelebilir. Bu eserde durum farklı: Teoriye boğulmadan ve fazla uzatmadan, anlatılmak istenenler, 100 sayfada anlatılmış.

Eser, bir kişisel gelişim kitabı değil! Daha çok yazarın, kapitalizmin sunduğu ortamda, “yükselen pis kokulu gelecekler arasında dolaşırken” kendince faydalı bulduğu bazı ipuçlarını bir araya getirdiği bir eser.

Kitabın büyük bir kısmı, Haziran 2018’de Sydney’de kaleme alınmış. Fleming, modern çağın göçmen akademisyenlerinden. Kitabın içinde buna dair çokça izlere rastlamak mümkün.

Kitapta neler anlatılıyor?

Tüketim çılgınlığı, almış başını gidiyor. Araştırmalar, mevcut küresel tüketim oranımızı gelecekte de sürdürebilmemiz için 1,5 dünya gezegeninin gerekeceğini, bu oranın ABD için 4, İngiltere için 2,5 dünyaya tekabül ettiğini gösteriyor. Yazara göre, küresel ekonomiyi yönetenler, empati, suçluluk hissi ve vicdan denen şeylerden tamamen mahrum görünüyorlar. Doğru fiyata ninenizi bile seve seve ezip geçecek nakit-robotlarından çok farkları yok (...)

Bu iç karartıcı duruma iki önemli nedenle düştük: 1980’lerden beri, teknokratik iktidar yapısı, tüm dengeleyici güçleri kasten bastırmaya çalışıyor. Diğer yandan, piyasa neoliberalizmi modernlik sürecinin kendisini gasbetti. (s. 19)

Yazar, neoliberal dogmaya olan sarsılmaz sadakati açıklamanın yollarından birini, onun tarikatvâri bir nitelik taşıması fikriyle ele alıyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, yüksek faizli konut kredilerinde patlama, kemer sıktıkça düşen üretkenlik, piyasalara hükmeden tembel tekeller ve daha nice olumsuzluklara rağmen ateşli serbest piyasa fanatikleri, bir türlü inançlarını yitirmiyor. Neoliberalizm tarikatından kurtulmak için izlenecek yollar elbette var ama bu noktada yazar, Cultwatch’a atıf yapıyor: “Firar asla bireysel bir eylem olamaz. Cemaatin kirletemediği yakın müttefiklere bağlıdır. Çünkü ancak daimi bir dayanışma bir çıkış yolu sunabilir. Fakat yol üstündeki tuzaklara karşı insanın dikkatli olması şarttır. Büyük bir filozofun da zamanında gözlemlediği gibi, çıkış yolu kapıdan geçer... ancak yine de çok az insan bu yöntemi kullanır.” (s. 45)

Eserde, robot teknolojisinde yaşanan gelişmelerin ekonomiye ve istihdama etkileri, ofis ortamında çok çalışmanın ve eve iş getirmenin muhtemel zararları, “Sayko-Dadı” rolüne bürünen devletin göçmenlere uygulanan şiddette olduğu gibi içerde ve dışarda pervasızca güç uygulayan bir aygıta dönüşmesi, insanoğlunun doğayla ilişkisinin dibe vuran boyutlara varması, eko-sistemin bozulması, yapay zekanın ve diğer teknolojik gelişmelerin insanlığa muhtemel etkileri farklı boyutlarıyla tartışılmış.

Son kısımda, yazarın, bilinen bazı kavramları kendince tanımladığı ve yorumladığı bir "Sözlükçe" yer alıyor. Burada, yerine göre mizahlaştırılmış ifadelere de rastlamak mümkün. Mesela, vergiden kaçınma için şöyle denilmiş: “Şirketlerin ve zengin plütokratların bizim ödemek zorunda olduğumuz vergilerden paçayı kurtarma yöntemi; gelir eşitsizliğini modern çağda eşi benzeri görülmemiş seviyelere çıkarma mekanizması; kamusal alanı nakit paradan mahrum bırakma yöntemi; dünyanın sonu yaklaşırken açgözlülüğün aldığı hâl.” (s. 114)

Yazarın, öngörülerinin ve önerilerinin isabetli olup olmadığını ise zaman gösterecek.

İyi okumalar!
Yanıtla
5
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarihin en kanlı, en ölümcül ve en destansı savaşını birinci elden tanıklarının ağzından, kolay, akıcı ve sıkmadan anlatan müthiş bir eser. Herkese tavsiye ederim, sonuçları itibariyle etkileri halen günümüzde de devam eden ,koskoca bir alman imparatorluğunun yıkılmasına yol açan, bir diğer imparatorluk olan Rusların ise soğuk savaş boyunca süper güçlerden biri ; günümüzde ise halihazırda dünyada başat güçlerden biri olmasına vesile olan bir savaşın epik bir hikayesi okuyun okutun, şiddetle tavsiye ederim.
Yanıtla
5
1
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Byung Chul Han'ın diğer kitaplarından farklı. Wassee gölü kıyısındaki bahçesinin 2016-2017 yılı güncesini tutmuş yazar ve bunlar üzerinden doğa felsefesi yapmış. Toprağı, bahçeyi, çiçekleri, canlılığı gözlemliyor ve güzelliyor. İçinde siyah beyaz çiçek illüstrasyonları ve şiirler de var. Akademik bir eser değil, yazarın bizzat kendi yaşanmışlığının, kendi el emeğinin, alın terinin evladı. Beni bu anlamda hayal kırıklığına uğratmadı. Kitaba bütüncül bakılmalı. Aydınlık-karanlık, sıcak-soğuk, yaz-kış, yaşam-ölüm döngüsünde canlılığın sürdürülebilirliğine bir saygı, sevgi ve hayranlık duyan yazarın içinden taşan bunlar.
Yanıtla
3
1
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Abdi İPEKÇİ'nin yapmış olduğu röportajla milli şefin ağzından ebedi şef, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş süreci sancıları ve yenilikleri ile bu süreçte önemli görevler üstlenmiş kişiler hakkında bilgiler edinebiliyorsunuz. Tarihe tanıklık etmek açısından önemli bir eser. Ayrıca, İnönü'nün olaylara bakış açısında ki dinginlik ve öngörü ise hakkındaki olumlu görüşümü daha da arttırdı. Özellikle Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerini farklı farklı kitaplar ile hatıralardan alınarak oluşturulan "ekler" bölümünde uzak bir göz olarak yorumlama fırsatı bulabiliyorsunuz.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın özgeçmişinden anladığım kadarıyla kendisi emekliliğinden sonra kitap yayınlamaya başlamış ve arka arkaya kitaplar yazmış. İşin bu kısmı bence çok değerli. Ayrıca, başka bir yorumda da yazıldığı üzere, diğer amatör edebiyatçıları ve edebiyat severleri de kendi hikayelerini yazma konusunda cesaretlendirici olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple sayın yazarı tebrik ediyorum.
Ben bir edebiyat öğretmeni olarak kitabı özellikle de bu gözle bakarak keyifle okudum. Ayrıca KDY'nin her yaş grubundan amatör yazarları kitap yazmaya ve yayınlamaya teşvik etmesini çok değerli buluyorum.
Ben de babamı küçükken bize anlattığı özgün hikayelerini kitaplaştırması için cesaretlendiriyorum, belki sayın yazarın bu azmi ve başarısı babama da bir ilham verir :)
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Anne kız ilişkisinde iyileştirici ve yol gösterici bir kitap. Yazar açıklamaların yanında kendi deneyimlerinden, terapi seanslarından örnekler sunmuş. Kitabın ilk bölümlerinde narsist anneler ile ilgili bilgiler verip farkındalık yaratırken son bölümde narsist annelerin kızları için yol gösterici önerilerde bulunmuş ve çalışmalar sunmuş. Zaman zaman filmlerden, kitaplardan alıntı yapmış bu da farklı kaynak sunması açısından güzeldi. Okuyucuyu sıkmadan, farkındalık yaratarak ilerleyen bir kitap. Ama tabi kitabın hitap ettiği grubun içinde olmazsanız beklentinizi karşılamayabilir. Zaten kitabın arkasında da yazıyor. Narsist annelerin kızları için iyileşme rehberi. Bu cümle kitabi özetliyor.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Ortaçağ Ekonomisi ve Müslüman Tüccarlar" başlığında önemli bir çalışma...
Ahmet N. Özdal'ın 2016 yılında Selenge Yayınevi'nden neşrettiği bu eser, Ortaçağ ekonomisini kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Bu konuda ele alınan eserler, genellikle ticaret yolları ve ticari durumun genel seyri ile ilgilenirken, bu eser bahsetmiş olduğumuz belli başlı konular üzerine yeni yaklaşımlar ilave ederek vücut bulmuştur. Elbette çalışmanın ana konusu olan "ticaret" olgusu ilk olarak değerlendirmeye alınmış, sonrasında Müslüman tüccarların da bakış açılarını sunmaktadır. Çalışmanın bu konu hakkında, İslam dininin ticarette sanılandan çok daha özel bir öneme sahip olduğunu aktarmaktadır.

Ticari atmosferin oluşumunda en önemli unsur olan "üretim" süreci hakkında ve sonrasında üretim grubunda yer alan üretici sınıfına, ardından üretimin temel yapı taşlarından biri olan arz/talep ilişkisine de değinilmiştir. Ticaretin gelişimi ve bunun sektör haline gelmesinin ardından oluşan ticaret kolonilerinden bahsetmektedir. Gelişim sürecinin yanı sıra ticari güzergahlar hakkında da bilgiler ihtiva etmektedir. Örneğin; Baharat Yolu'nun çok kollu bir yapıya sahip olması, Hint Okyanusu'nun kozmopolit bir görünümde olmasıyla birlikte hiçbir devletin egemenliğinde bulunmamasıdır. İslamiyet öncesinde Arap Yarımadası'ndan Çin'e doğru gerçekleştirilen ticari seferlerin hayli ilginç ve pahalı ürünlerden oluştuğundan bahsedilmektedir. İslamiyet'in yaygınlık kazandığı en erken dönemlerde bu güzergahta gerçekleştirilen ticari faaliyetlerin sıklık kazandığına dikkat çekiliyor. Ticaret güzergahlarından ve şehirlerden bahsedilirken paragraf aralarında bulunan haritalar da konuyu pekiştirici bir işlev görüyor. Ticaretin sadece karayolu üzerinden değil, deniz yolculuğu gibi bir alternatifinin bulunduğu da bir başlık altında aktarılmaktadır.

Ticari hareketliliğin bulunması çeşitli tehlikeleri de üzerine çekiyordu. Mesela Moğol istilası tüm Yakındoğu'nun tehlikeli olarak anılmasına meydan veriyordu. Bu tehlikenin yanı sıra klimatolojik tehlikeler de ticareti tehlikeye uğratabilirdi. Mesela çöller, nehirler ve dağlar gibi aşılması zor tehlikeleri de içerisinde barındırıyordu. Nakliyat ve taşımacılık hususunda yük ve yolcu gemileri ile ilgili önemli detaylara da rastlıyoruz. Gemilerin işlevselliği ve kapasitesi hakkında da bilgi verildiği görülmektedir. Buna bağlı olarak ticari yazışmalar, bazı belge, makbuz örneklerini ve Abbasi Cehbez Divanı'nda geçen muhasebe terimlerine de bir bölümde yer verilmiştir.

Son olarak ticari faaliyetlerin yürütücüsü olan tüccarların yaşam ve sosyal alanlarına değinilmiş, onların yaşamış oldukları bölgelerden ve tercih ettikleri evlerden de bahsedildiğini görüyoruz. Yazar, tüccarların her yöreye halka ve döneme göre farklılaşan giyim tarzları ile ilgili genel bir tanımlama yapıyor;

"Resmi üniformaları (Tıraz, Hil'a) özel olarak hazırlanmış üst düzey yetkililerin ve kralların haricinde en şık giyinenler, tüccarlardı." (s. 405)

Hatta tüccarların üzerinde koruyucu dualar, muskalar taşıdıkları ifade ediliyor. XIII ve XIV. yüzyıllarda herhangi bir tarikata mensup çok sayıda tüccar bulunduğu bilgisi verilmektedir. Eser, ağırlıklı olarak İslam kaynakları ve beraberinde modern tarih araştırmaları ışığında, akıcı bir üslupla yazılarak vücuda getirilmiştir. Kitabın başlangıcında yer verilen kaynak tanıtımı da çalışmaya ayrıca şık bir tutum kazandırdığı söylenebilir. Epey hacimli bir çalışma olması bakımından, emeği geçenlere teşekkürlerle...

Yanıtla
3
0
Destekliyorum  3
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Korkunç İvan Zamanında Rusya Üzerine...
Klasik çağların nevi şahsına münhasır bazı insanları, hayatlarında kariyer basamaklarını bir bir çıkarak yüksek noktalara gelmelerine karşın kaleme kâğıda pek dokunmazlar. Tarihe iz bırakma ediminden uzak bu insanların efsanevi yaşamları, anlatan olmaz ise kaybolup gider. Bazılarının ise ikbal basamaklarında yükselebilmesi için illaki mürekkep yalamaları şarttır. Çünkü, imparatorluk çağının monarşik liderleri dünyayı kendileri için daha bilinir kılan eserlerin müelliflerini taltif ederler. Heinrich Von Staden de devlet kuşunun başına konması için takkesine aşiyan yapmak niyetiyle yazanlardan…

Staden 16. yüzyılda yaşamış Alman tacir ve seyyahtır (hatta hükümet kademelerine olan intisabından dolayı devlet adamı olarak nitelendirilebilir). Onu benzerlerinden ayıran ise maceraperest ruhu sayesinde Rusya’da uzun süre bulunmasıdır. Rusların Korkunç namıyla andıkları 4. İvan döneminde Rusya’da bulunan Staden, İvan’ın teveccühüne mazhar olarak ülkenin çeşitli yerlerinde bulunur. Kendisini Rusya konusunda fazlasıyla mahir bulmuş olacak ki devrin Roma Cermen İmparatoru Rudolf’a Rusya’nın istila edilmesine dair bir plan sunar.

Tabii Staden’in eseri sadece istilayı hedef edinen bir harp stratejisinden ibaret değildir. Zira engin bir denizi andıran Rus topraklarının ele geçirilmesi ilk bakışta pek makul bir proje gibi görülmez. Bu yüzden Staden eserine Rusya ve Çarlık hakkında bildiklerini eklemiş, yetmemiş otobiyografisini de yazdıklarına iliştirmiştir. Çünkü bir tezin kabul görebilmesi için güçlü bir temel üzerine bina edilmesi gerektiği Staden’in malumudur. Üstelik maceraperest bir seyyahın uçuk fikirleri, anlatanın şahsi kariyeri bilinmeksizin pek bir şey ifade etmez.

Bu yüzden Staden’in anlattıklarından strateji ve istila planı çıkarılacak olursa kendisini ispata yöneldiği rahatlıkla anlaşılır. Çünkü; seyyah İmparatora öncelikle söylediklerinin mesnetsiz olamadığını kanıtlamak hevesindedir. Bu yüzden 16. yüzyıl Rusya’sının sosyal, iktisadi, idari, askeri, coğrafi ve kültürel sunumu gayet iyi yapar. Verdiği bilgilerle kendisini kanıtlamak niyetini taşıyan ve istihbaratı önceleyen Staden’in Rusya ile ilgili malumatı bir noktadan sonra güvenilir konuma yükselir. Zaten başka kaynaklarla karşılaştırıldığı zaman Staden’in Rusya’yı gayet doğru ve iyi karakterize ettiği fark edilir.

Öncelikle Rusya’nın iç siyasi yapısı knezlerin, üst düzey bürokratların birbirleriyle mücadeleleri idari yapıdaki yozlaşmışlıklarla bulanarak servis edilir. Staden istilanın mümkün olduğunu kanıtlamak adına normal olarak nitelendirilebilecek bilgilerin içerisine bile olumsuz argümanlar yerleştirmekten geri durmaz. Tabii bu Staden’in algıda seçici olduğunun da kanıtı olup, onu tamamen yanlışlamak mümkün değildir.

Staden’in anlatısı ortak bir bağlamdan uzak olup notlar bölük pörçük birbirine eklenmiş gibidir. Bilgilerin aktarımı esnasında belirli bir sistem takip edilmemiştir. Bazen fazlasıyla ayrıntı içeren adeta dönemdeki idari bir raporu andıran bilgiler satırlar arasında göze çarparken, bazen de konuyla alakasız bir paragraf veya düşünce anlatı içinde zuhur etmiştir. Örnek verilecek olursa, devlet mekanizmasındaki idari büro memurlarının görevlerini nasıl yerine getirdiği ve evrakları nasıl düzenlediği anlatılırken izleyen satırlarda sladky mors isimli içeceğin tarifi verilmiştir. Tabii bu verilen bilgilere halel getirmez. Dönem düşünüldüğünde, yazarın amacı hesap edildiğinde, özellikle müellifin kalem ehli olmadığı hesaba katıldığında notların bu kaotik durumu makuldür.

Müellif; yazdığı notlarda -çoğu zaman bazıları için gereksiz olarak nitelendirilebilen ayrıntı sunmasına karşın- devrin önemli kırılma anlarını es geçmez. Misal 4. İvan’ın Türkistan için önemli bir geçiş noktası olan Kazan ve Astarhan’ı ele geçirmesi ve Tatarların Moskova’yı istila etmesi gibi mühim olaylar detaylarıyla verilir. Ayrıca Staden’in planının diplomatik ayağı olduğu için dönemin önemli ülkeleri arasındaki uluslararası ilişkiler ayrıntılı bir biçimde verilir. Bu sayede Doğu Avrupa, Kuzey Avrupa, Rusya ve Osmanlı arasındaki politik temasları takip etmek mümkün olur.

Yine Staden’in kendisinin başkahraman olarak direkt içerisinde olduğu olayları içeren notları, Rusya’nın sosyal hayatı ve gündelik yaşantısına dair bazı bilgileri açığa çıkarmaktadır. Misal Rusya’da geceleri sarhoş olarak gezenlerin yakalanıp cezalandırıldığı notlardan öğrenilir. Ayrıca müellifin tüccar olması devrin ticari hayatının ne şekilde olduğu, ticaret yollarının konumu ve emtialar konusunda okuruna önemli fikirler vermesine neden olmaktadır. Bütün anlatı dikkate alındığında Rusya’nın idari yapısına dair söylenenlerin fazla olduğu görülür. Özellikle kendine ait terminolojinin ön plana çıktığı bu anlatının, erbabı için önemli olmakla birlikte genel okuyucu kitlesinin ilgisine uzak olacağı düşünülebilir. Örneğin Opriçnina isimli devlet teşkilatının en ince ayrıntısına kadar (görevlilerin isimlerinin zikredilerek) anlatılması eserin Rusya tarihi açısından ehemmiyetini göstermektedir.

Staden’in istila planı ise jeopolitik bir bakış açısıyla rasyonellikten uzak bir biçimde kaleme alınmıştır. Askeri birliklerin lojistik gereksinimleri üstünkörü düzenlenmiş, diplomatik beklentiler kesinlikmiş gibi sunulmuştur. Tahminler arasındaki tezatlar bazen fazlasıyla belirgin hal almıştır. Sonuç olarak yazdıklarından Staden’in ne asker ne de diplomat olmadığı bariz anlaşılmaktadır. İşin ilginç tarafı böylesi bir metinde dahi garip anekdotlar ortaya çıkmıştır. Misal ele geçirilen bölgelerde Staden Rus Knezi İvan’ın zulümlerinin anlatılmasını söyleyerek dezenformasyon tekniğinin kullanımını önermiştir. Yine savaş sonrası esirlere yapılacak işkence metotları ve kazanılan bölgelerdeki dini yayılım siyaseti gibi geri plana girmesi gereken şaşırtıcı konular da planda geçmektedir.

Staden’in otobiyografisinden her ne kadar güven telkin eden bir izlenim edinmek güçse de yazdıklarından önemli bilgileri elde etmek mümkündür. Zaten tarihten gelen her metinin eleştirel olarak süzülmesi zarurettir. Staden’in doğruluğu ve yanlışlığından daha elzem bir şey var ki onun tarihin müşahidi olmasıdır. Üstelik anlatılan bazı olaylarda tek şahit kendisi değildir. Dolayısıyla onun abartıdan, komplimandan, kabalıktan, menfaatten uzak dilinin ayırdına vararak söylediklerinin diğer eserler vasıtasıyla sağlaması yapılmalıdır. Sonuçta görülecektir ki gerçek, satırların arasında saklansa da vardır. Son olarak eseri çeviren Serkan Acar ve Gülşah Hasgüçmen’in işlerini layıkıyla yaptıklarını belirtmek gerekir. Zira anlatımın açık, sade ve akıcı olması sadece tarih okurunun değil; her okurun zevkine uygundur.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  1
Bildir