Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
sahne değişiyor ama yazdıkları hala geçerliliğini koruyor...
"Bir at! Bir at verin bana! Bir ata, krallığım feda!"

Shakespeare'in erken dönem eserlerinden olan bu dörtlemeyi sonunda tamamladım. Hikâyeden kopmamak için hepsini peş peşe okudum, okumaya niyeti olan varsa öyle yapmasını öneririm zira çok sayıda karakter var ve arka arkaya okuyunca bile insan karıştırabiliyor, hele ki isimler tekrarlayınca.

Valla duygudan duyguya sürüklendim. İlk kitap olan VI. Henry I fena değildi, VI. Henry II epeyce iyiydi, VI. Henry III'ü sanırım "bitse de gitsek" duygusuyla yazmış Shakespeare, herkesin birbirini bıçakladığı fragmanlardan ibaret bir metin, tüm bunların sonunda vardığım III. Richard ise "iyi ki okumuşum hepsini" dedirtti zira Özdemir Nutku'nun önsözde söylediğine tamamen katılıyorum: "İnsana öyle geliyor ki, sanki Shakespeare, karakter yaratmada üstün yaratışın kilidini Richard'la açmıştır."

İngiltere'nin meşhur Güller Savaşı dönemini (1455-1485) anlatıyor bu dörtleme. York ve Lancaster ailelerinin bitmek bilmez bir taht kavgasına tutuştuğu, aileleri destekleyen lordların sürekli taraf değiştirmesiyle bir türlü bitmeyen ve sonunda da kimsenin kazanamadığı, Tudor hanedanının önünü açan o karanlık iç savaş yılları.

İlk üç kitap sanki III. Richard'a varmak için yazılmış gibi sahiden, zira ancak onu okurken "hah, işte şimdi Shakespeare okuyorum" duygusu geldi. Önceki üç kitapta yazarın alışık olduğumuz şiirli cümleleri ve insana dair incelikli gözlemleri maalesef pek yoktu. Fakat III. Richard'la beraber iktidar hırsını ve iktidar hedefinin yaratabileceği sonsuz suçlar zincirini öyle güzel anlatmış ki, ben tatmin oldum. Malum, Shakespeare'in çok zamansız yazdığı, bu nedenle hala çok okunduğu söylenir, öyle sahiden, insana içkin şeyleri çok keskin görüp aktarıyor; sahne değişiyor ama yazdıkları hala geçerliliğini koruyor.

Ezcümle, epey genç yaşında yazdığı için teknik açıdan sorunlu ve zayıf başlamış da olsa, finaliyle beni çok mutlu eden bir dörtleme oldu. Külliyatı tamamlama yolculuğum sürecek.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
sahne değişiyor ama yazdıkları hala geçerliliğini koruyor...
"Bir at! Bir at verin bana! Bir ata, krallığım feda!"

Shakespeare'in erken dönem eserlerinden olan bu dörtlemeyi sonunda tamamladım. Hikâyeden kopmamak için hepsini peş peşe okudum, okumaya niyeti olan varsa öyle yapmasını öneririm zira çok sayıda karakter var ve arka arkaya okuyunca bile insan karıştırabiliyor, hele ki isimler tekrarlayınca.

Valla duygudan duyguya sürüklendim. İlk kitap olan VI. Henry I fena değildi, VI. Henry II epeyce iyiydi, VI. Henry III'ü sanırım "bitse de gitsek" duygusuyla yazmış Shakespeare, herkesin birbirini bıçakladığı fragmanlardan ibaret bir metin, tüm bunların sonunda vardığım III. Richard ise "iyi ki okumuşum hepsini" dedirtti zira Özdemir Nutku'nun önsözde söylediğine tamamen katılıyorum: "İnsana öyle geliyor ki, sanki Shakespeare, karakter yaratmada üstün yaratışın kilidini Richard'la açmıştır."

İngiltere'nin meşhur Güller Savaşı dönemini (1455-1485) anlatıyor bu dörtleme. York ve Lancaster ailelerinin bitmek bilmez bir taht kavgasına tutuştuğu, aileleri destekleyen lordların sürekli taraf değiştirmesiyle bir türlü bitmeyen ve sonunda da kimsenin kazanamadığı, Tudor hanedanının önünü açan o karanlık iç savaş yılları.

İlk üç kitap sanki III. Richard'a varmak için yazılmış gibi sahiden, zira ancak onu okurken "hah, işte şimdi Shakespeare okuyorum" duygusu geldi. Önceki üç kitapta yazarın alışık olduğumuz şiirli cümleleri ve insana dair incelikli gözlemleri maalesef pek yoktu. Fakat III. Richard'la beraber iktidar hırsını ve iktidar hedefinin yaratabileceği sonsuz suçlar zincirini öyle güzel anlatmış ki, ben tatmin oldum. Malum, Shakespeare'in çok zamansız yazdığı, bu nedenle hala çok okunduğu söylenir, öyle sahiden, insana içkin şeyleri çok keskin görüp aktarıyor; sahne değişiyor ama yazdıkları hala geçerliliğini koruyor.

Ezcümle, epey genç yaşında yazdığı için teknik açıdan sorunlu ve zayıf başlamış da olsa, finaliyle beni çok mutlu eden bir dörtleme oldu. Külliyatı tamamlama yolculuğum sürecek.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
sahne değişiyor ama yazdıkları hala geçerliliğini koruyor...
"Bir at! Bir at verin bana! Bir ata, krallığım feda!"

Shakespeare'in erken dönem eserlerinden olan bu dörtlemeyi sonunda tamamladım. Hikâyeden kopmamak için hepsini peş peşe okudum, okumaya niyeti olan varsa öyle yapmasını öneririm zira çok sayıda karakter var ve arka arkaya okuyunca bile insan karıştırabiliyor, hele ki isimler tekrarlayınca.

Valla duygudan duyguya sürüklendim. İlk kitap olan VI. Henry I fena değildi, VI. Henry II epeyce iyiydi, VI. Henry III'ü sanırım "bitse de gitsek" duygusuyla yazmış Shakespeare, herkesin birbirini bıçakladığı fragmanlardan ibaret bir metin, tüm bunların sonunda vardığım III. Richard ise "iyi ki okumuşum hepsini" dedirtti zira Özdemir Nutku'nun önsözde söylediğine tamamen katılıyorum: "İnsana öyle geliyor ki, sanki Shakespeare, karakter yaratmada üstün yaratışın kilidini Richard'la açmıştır."

İngiltere'nin meşhur Güller Savaşı dönemini (1455-1485) anlatıyor bu dörtleme. York ve Lancaster ailelerinin bitmek bilmez bir taht kavgasına tutuştuğu, aileleri destekleyen lordların sürekli taraf değiştirmesiyle bir türlü bitmeyen ve sonunda da kimsenin kazanamadığı, Tudor hanedanının önünü açan o karanlık iç savaş yılları.

İlk üç kitap sanki III. Richard'a varmak için yazılmış gibi sahiden, zira ancak onu okurken "hah, işte şimdi Shakespeare okuyorum" duygusu geldi. Önceki üç kitapta yazarın alışık olduğumuz şiirli cümleleri ve insana dair incelikli gözlemleri maalesef pek yoktu. Fakat III. Richard'la beraber iktidar hırsını ve iktidar hedefinin yaratabileceği sonsuz suçlar zincirini öyle güzel anlatmış ki, ben tatmin oldum. Malum, Shakespeare'in çok zamansız yazdığı, bu nedenle hala çok okunduğu söylenir, öyle sahiden, insana içkin şeyleri çok keskin görüp aktarıyor; sahne değişiyor ama yazdıkları hala geçerliliğini koruyor. (O kadar ki - III. Richard'ın tahta çıktığı bölümde durmaksızın Kemal Kılıçdaroğlu'nu düşündüm, tabii keşke düşünmeseydim ama işte Türkiye siyaseti kitap okurken bile peşimizi bırakmıyor...)

Ezcümle, epey genç yaşında yazdığı için teknik açıdan sorunlu ve zayıf başlamış da olsa, finaliyle beni çok mutlu eden bir dörtleme oldu. Külliyatı tamamlama yolculuğum sürecek.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın üslubu nefis, yer yer epey masalsı...
"Bir akşam çocuk okuldan eve dönüş yolunda annesine sordu: 'babam kim?' Annesi herkesin, çocukların bile gerçeği bilmeye hakkı olduğunu düşündü. Dolayısıyla büyük bir dürüstlükle cevap verdi: 'benim.'"

Yarı Fransız-yarı Şilili genç yazar Miguel Bonnefoy'un bir ailenin 150 yıllık geçmişi üzerinden aslında Şili'nin tarihini anlattığı romanı Miras beni şaşırttı zira uzun zamandır Latin Amerikalı genç yazarların büyülü gerçekçilikten uzak durduğunu, hatta üzerlerine giydirilen bu gömlekten biraz sıkılıp başka türlerde eserler vermeye çabaladıklarını biliyoruz. Oysaki Miras düpedüz bir büyülü gerçekçi roman, hatta gerek bir ailenin öyküsünü kuşak kuşak anlatışı, gerekse de bunu yapış biçiminde tercih ettiği dil ile epeyce Yüzyıllık Yalnızlık'ı andırıyor.

Fransa'dan California'ya gitmek için yola çıkıp kendini Şili'de bulan büyük dedenin öyküsüyle başlıyor anlatı ve Pinochet darbesinden sonra işkence görüp ülkeden kaçmak zorunda kalan son kuşak temsilcisine dek uzanıyor.

Kitabı okurken kesinlikle keyif aldım, özlediğim bir tadı buldum, kendimi edebi açıdan tanıdık bir yerde hissettim. Yazarın üslubu nefis, yer yer epey masalsı. Bireysel bir öykünün arka planına kanlı siyasi tarihi oturtmayı da gayet iyi becermiş ki zaten malumunuz bu iş iyi büyülü gerçekçiliğin alamet-i farikalarındandır.

Ancak... Bir şey eksik sanki, bilemiyorum. Kitabın başındaki karakterler nefis çizilmişti (özellikle aynı küvette yıkanan Lazare ve Therese'nin birbirlerine aşkları müthiş hoştu) ancak ilerledikçe zayıflıyor bence metin. Olaylara odaklanır oluyor yazar ve anlattığı karakterler gitgide daha tek boyutlu hale geliyor, hatta sanki o olayı aktarmak için metne eklenmişler gibi bir his yaratıyor insanda. Örneğin ailenin son kuşak temsilcisi Ilario Da'nın nasıl biri olduğuna dair çok az fikrim var - gördüğü işkenceleri anımsayacağım şüphesiz ama karakterin kendisine dair pek az şey kaldı bana.

Neyse, sonuçta akıp giden, okuması lezzetli bir kitap Miras ama bu bahsettiğim problemin kitabın değerinden ve insanda iz bırakma gücünden çok şey eksilttiği kanaatindeyim naçizane.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
babasını ararken çıktığı yolculukta, özlemi, sevgiyi ve umut etmeyi yumuşacık bir dille anlatıyor. Her sayfasında hem merak hem de sıcacık bir duygu var.

En çok da şu etkiledi beni: Bu hikâyenin bir çocuğun hayal gücünden doğmuş olması… Çizimlerdeki sadelik ve samimiyet o kadar gerçek ki, okurken kalbine dokunuyor.

Minik okurlar için güven duygusunu, aile bağlarını ve sevgiyi anlatan çok naif bir kitap. Okurken hem gülümsedim hem de içim ısındı

Çocuklarla yapılacak huzurlu bir okuma saati için kesinlikle çok güzel bir seçim
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsan psikolojisini ele alan kitapları seviyorsanız kesinlikle kitaplığınızda bulunması gereken bir roman. Hesse’nin kendi yaşamından da izler görülen bu kitapta Harry’nin içsel çatışmaları, kendi kişiliğini oluşturan parçalarını keşfetmesi etkileyici bir anlatımla ele alınmış, öyle ki o bunalımlı ruh halini zaman zaman zirvede hissettim ve hatta huzursuz hissettim ki durup biraz bekleme ve sindirme ihtiyacı hissettim. Beni en son Dostoyevski’nin Öteki kitabı bu kadar etkilemişti, şimdi bir süre kitabın etkisinden çıkmayı bekleyeceğim ve yeni Herman Hesse kitapları ile kendimi ödüllendireceğim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İçerideki o dar hücreden, dışarıdaki o devasa infaz kalabalığına kadar her şey aslında tek bir saniyeye sığıyor. Mesele sadece bir adamın ölümü değil, adaletin o soğuk, paslı giyotin bıçağına dönüşmesi. Mahkumun işlediği suç ne kadar ağır, kurbanın acısı ne kadar derin olursa olsun, bir insanı saati saatine, planlı bir şekilde yok etmenin adına adalet demek bana ironik geliyor.
Eğer birini öldürdüğü için öldürüyorsak, devlet ile katil arasındaki fark sadece birinin elinde mühür, diğerinin elinde bıçak olması mı kalıyor? Victor Hugo, devletin kısasa kısas mantığıyla hareket ederek aslında katilin seviyesine indiğini savunuyor. Modern dünyada o giyotinler yok belki ama insan ruhunu ağır ağır asan sistemler hala yerli yerinde. Adalet, öç alma duygusundan arınmadığı sürece hep bir tarafı karanlık kalacaktır.

Mezar, ne pişmanlığı duyabilir ne de ıslahı görebilir.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okurken acı çektiğim halde elimden bırakamadığım bir eser oldu. Müslüman kardeşlerimizin çektiği sıkıntıları, gördüğü zulümleri okudukça kahroldum. Devlet olarak olaylara müdahil olmamamızı büyük bir eksiklik olarak görsem de Türkistan'da gavur eliyle yapılan uygulamaların ülkemde (kendi idarecilerimiz eliyle) nispeten vuku bulduğunu hatırlayınca dönem yöneticilerinden herhangi bir tepki beklenmesinin abesle iştigal olduğunu fark edip daha da kahroldum. Türkistan'ın yaşadığı, insanlığı utandıran zulüm dönemini kökenine inerek öğrenmek isteyen bu kitabı muhakkak okumalı. Halen bağımsızlığına kavuşamamış, garip kalmış bir bölge olması nedeniyle daha çok bilinçlenmemizi sağlayacağını düşündüğüm bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İki arkadaşın hayatlarından kesitler sunan çok sıradışı bir kitap. Açıkçası anlamakta çok zorlandım. Bir tarafta yaşam amacını kaybetmiş ve günlerinin önemli bir kısmını bir oyun makesinde oyun oynayarak ziyan eden insanlar… diğer tarafta yaşamaya devam eden, çalışan, yazan, konuşan, seven, sevilen başka insanlar…

Aslında hayatımızı nelerle neden doldurduğumuza odaklanan Murakami güzel bir mantıkla yola çıksa da, ilk dönem eserlerinden olan bu kitapta sıkıcı bir dil kullanmış. Kitap beni çok yordu. Yazarın dilini geliştirmesi ve tarzının oturması oldukça uzun bir zaman almış anlaşılan.

Bir dipnot eklemek gerekirse kitabın kahramanlarından biri olan Fare karakterini Murakami son kitaplarından bir kaçında da kullanıyor.

Murakami’nin yazınsal gelişimini görmek adına önemli fakat okunması çok zor bir kitaptı.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
aman Allahım nasıl güzel yazılmış diyaloglar...
“Bir adam dolanıyor Deniz Bulvarı’nda. Bir kadın bunu biliyor.”

Marguerite Duras’dan yine kağıt kesiği gibi bir minik kitap. Çok acayip bir kadın kendisi sahiden, ne vakit elime bir kitabını alsam içimde bir tuhaf ürperti duyuyorum, yine nasıl bir yerden bana nüfuz edip canımı acıtacak o kısa, kesik ama ritmik cümleleriyle diye.

Ritmik bu kitap için özellikle doğru bir sıfat bence, çünkü kitabın adı “Moderato Cantabile” bir müzik terimi; “hafif ve ezgili” anlamına geliyormuş. Duras edebiyatının sinemayla ilişkisi malum, bu kitap da çok tuhaf biçimde sinematografik, ki zaten filme de uyarlanmış.

Bir adam bir kafede karısını vurup öldürüyor. Öldürülen kadının çığlığını duyan bir başka kadın, bu olaya bir tür saplantı geliştiriyor ve her gün aynı kafeye gelip olaya şahit olan bir adamla konuşmaya başlıyor. Kitabın kahir ekseriyeti bu diyaloglardan oluşuyor. Kadın evli, adam değil. Aralarında beliren şeye aşk diyebilir miyiz, bence deriz; aşkın binbir biçiminden biri şüphesiz.

Diyaloglar dedim - aman Allahım nasıl güzel yazılmış diyaloglar. Bu kadar az kelimeyle bu kadar çok hissi nasıl aktarıyor, nasıl bu kadar sarsıcı yazabiliyor; her defasında bir kez daha vuruluyorum bu kadına. Doğru düzgün mekân betimlemeden insanın gözünün önünde böyle kalıcı imgeler / görüntüler bırakmak çok acayip bir iş; okuduğum her Duras kitabını düşündüğümde gözümün önüne resimler geliyor ve bu minicik (80 sayfa) kitabın da bana aynısını yaptığını, zamana direnen bir acayip tabloyu beynime nakşetmiş olduğunu şimdiden biliyorum.

Çok güzel, çok.

“Geceleri, evler uzaklaşıyor.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir