Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Yazarın Güncesi
Çok güzel kitap. Woolf’un güncelerinden seçilmiş parçalardan oluşan bu kitabı sadece Woolf’la ilişkisini derinleştirmek isteyenlere değil, yazmak üzerine kafa yoran ve yazmayı deneyen herkese tavsiye edeceğim. Bir yazarın günlük rutinleri, kendisiyle kavgaları, eserleriyle gel‑gitli ilişkilerine dair çok ilginç iç görüler var içinde. Bir yandan da Woolf’un yavaş yavaş depresyonuna yenik düşüşün izlerini, kendi mutsuzluğuyla mücadele edişini izliyoruz ki bu açıdan da oldukça hüzünlü bir okumaydı. (Woolf’a yönelttiğim “karakterlerini derinleştiremiyor” eleştirisinin ta 100 yıl önce, kendisi hayattayken de yapıldığını da bu kitaptan öğrendim, ilginçti.) Velhasıl çok beğendim, arz ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dünyanın Sonunu Önceleyen İşaretler
Çok güzel kitap. Çok yalın ve fakat bir o kadar da tekinsiz. Herrera’nın ilk okuduğum kitabı olan Krallığın İşleri’nden daha çok beğendim bunu. Bir göçmen kadının erkek egemen eski dünyadaki yolculuğunu ve mücadelesini anlatıyor çok sade ve çarpıcı biçimde. Hem figüratif, hem de gerçek sınırlarla mücadelesi. Kısacık kitapta çok fazla derinlikli mesele var ve harika işlenmiş hepsi. Bir göçmenin ağzından yazılmış şu çok sarsıcı pasajı aktarıp susuyorum. Dünyanın en çok mülteci ağırlayan ülkesinin yurttaşları olarak hepimize bir şeyler düşündürür belki – umarım düşündürür. “Bu yıkımın suçlusu biziz, dilinizi konuşamayan ama sessiz kalmayı da bilmeyenleriz biz. Gemiyle gelmeyenleriz, toz kaldırıp kapılarınızı kirletenleriz, tel örgülerinizi kesenleriz. İşinizi elinizden almaya gelenleriz, bokunuzu temizlemeye talip olanlarız, gece gündüz demeden çalışmaya can atanlarız. O tertemiz sokaklarınızı yemek kokusuyla dolduranlarız, size hiç tanımadığınız şiddeti getirenleriz, size uyuşturucu taşıyanlarız, boyunlarından ve ayaklarından zincirlenmeye layık olanlarız; biz sizin için ölmeyi önemsemeyenleriz, başka türlüsü mümkün mü? Biz kim bilir neyi bekleyenleriz. Biz karayız, kısayız, kokarız, sinsiyiz, şişkoyuz, kansızız. Biz, barbarız.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Marcel Proust: Bir Yaşam
Çok güzel kitap bu da. Dili çok yalın, eğlenceli, detaylara boğmadan Proust’un hayatının ve kişiliğinin tertemiz bir fotoğrafını çekiyor. Kayıp Zamanın İzinde’nin karakterlerini Proust’un kimlerden etkilenerek yarattığını keşfetmek çok heyecan vericiydi, aynı zamanda Büyük Savaş öncesi ve sırasında Avrupa’daki sosyal dönüşümü de arka planda çok güzel anlatmış yazar. Ziyadesiyle tatmin etti.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Biletiniz Buraya Kadar
Çok güzel kitap ama çok. Geçenlerde ben Fuentes övünce bir arkadaşım “ben hiç Fuentes okumadım, ben Gary’ciyim ve dostumun düşmanı düşmanımdırcıyım galiba” demiş ve beni çok güldürmüştü, şimdi de diyor ki vicdan azabıyla Fuentes’in üstüne hemen Gary okumuşum, kim bilir, belki de haklıdır. Ama yani Jean Seberg’in kafası karışmış diye ben tercih yapmak zorunda olmamalıyım, bu adamların her ikisine de bayılıyorum gerçekten. Bu da beklenmedik şekilde en sevdiğim Gary’lerden biri oluverdi. Gary her zamanki gibi muzip ve o muzip anlatının içinde insanın içine içine işleyen acayip nefis cümleler ve tespitler var. 60’ında aşık olmuş bir adamın öyküsünü okuyoruz; kendisinin cinsel çöküşünü Avrupa’nın petrol kriziyle gelen çöküşüyle paralel deneyimliyor kahramanımız; nefis. Mikro öyküyü makro anlatıya öyle bir yedirmiş ki yazar, hayranlıkla okudum. Hararetle tavsiye ederim. “İnsan, bilinçaltının karanlıklarında elini kolunu sallaya sallaya dolaşabilseydi bilinçaltı diye bir şey olmazdı.”

Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Uygarlıkların Batışı
Çok etkilendim, bayıldım. Pandeminin hemen evvelinde yazılmış olan bu kitap, başımıza gelecek felaket karşısında insanlığımızın nasıl davranacağına dair maalesef çok isabetli tespitler içeriyor. Ben siyaset bilimi mezunuyum, belki biraz da formasyonumdan mütevellit dünyamızın gidişatı, uygarlıklarımızın vaziyeti gibi konular zaten ilgimi çekiyor, ancak bu kitabın siyasete özellikle merakı olmayanlara da tat vereceğini düşünüyorum. Olağanüstü berrak bir dille yazılmış (ve çok iyi çevrilmiş, Ali Berktay’ın eline sağlık); herhangi birinin, ya da bir akademisyenin yahut bir gazetecinin değil de, dünyayı gözlemlemekten bıkmayan bir edebiyatçının kaleminden çıktığını ilk cümlelerde anlıyor insan. Sanırım şöyle demek mümkün: bu kitap bir ağıt. Ölüm döşeğindeki medeniyetimize, çökmekte olan idealarımıza ve geleceğe dair duyamadığımız umuda yakılmış çok içli ancak bir o kadar da derinlikli bir ağıt. Bir kişisel not: kitabı okurken Zbigniew Preisner radyosu dinliyordum; kitabın son cümlelerini okurken evren bana Kieslowski’nin Mavi’sinin meşhur şarkısı Song for the Unification of Europe’u çalmayı uygun gördü. Ne acayip – Maalouf’un ağıdının en güçlü kısımlarından birinin Avrupa’ya yönelttiği serzeniş olduğunu hatırladım, şarkı kitabın fon müziği oluverdi, biri diğerinin içine geçti... Zannediyorum Maalouf’un kurgu dışı eserlerini ve denemelerini romanlarından daha çok seviyorum diyebilirim artık, bence bize ‑hem de büyük bir şefkatle‑ bu uyarıları yapan bu adama sahip olduğumuz için şanslıyız. Keşke bunun farkında olsak. “Farklı dillere veya dinlere sahip olan halkların birbirlerinden ayrı yaşamalarının daha iyi olacağını savunan fikirle mücadele etmekten hiç vazgeçmeyeceğim. Etnisitenin, dinin veya ırkın ulus inşa etmek için meşru temeller oluşturduklarını asla kabul etmeyeceğim.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Lady L.
Çok enteresan bir kitap çıktı bu Lady L - bana okutup "yazarını tahmin et" deseniz hayatta Romain Gary demezdim, diğer kitaplarından o kadar ama o kadar farklı ki. Sanırım önce İngilizce yazıp sonra kendisi Fransızca'ya çevirmiş, belki biraz da o nedenle böyledir ama Gary / Ajar külliyatının epey dışında bir eser kendisi.

80 yaşında bir İngiliz aristokratı kadın olan Lady L bize geçmişini anlatıyor kitap boyunca. Paris sokaklarında başlayan öyküsü hakikaten müthiş sürükleyici. 19. yüzyıl sonunun anarşistleriyle iç içe geçen hayatı, kendisini sokaklardan saraylara taşıyan tuhaf ve absürt maceraları pek acayip. Gary okurken gülmeye çok alışığım ama bu biçimiyle değil - genelde aralara sıkıştırır o tuhaf absürt detayları, bu kitabınsa tamamı absürt, bir nevi fars gibi yazmış. Dili de epeyce daha konvansiyonel.

Bunlar kitabı kötü kılmıyor, kötü değil asla, sadece gerçekten çok beklemediğim bir yerden geldi - bir acayip macera romanı okudum resmen. Ama elbette mevzubahis Gary olunca bundan ibaret olamıyor konu. Bir idealiste aşık olan Lady L, her ne kadar aşkına karşılık bulsa da, dünyayı değiştirmeye kafayı takmış aşığı Armand Denis'nin asla birinci önceliği olamıyor, çünkü onun asıl büyük aşkı insanlık, insanlığa iyilik etmek. Lady L de sevgilisini elinden alan insanlığı rakibesi olarak görmeye ve insanlardan nefret etmeye başlıyor. Yazarın kurduğu bu çatı bence müthiş zekiceydi ve farklı biçimlerde pek çok aşk ilişkisinde benzer dinamiklerin işlediğini düşündürttü. Kitabın aşırı sürprizli sonu da muazzamdı.

Gary'nin böyle yazabileceğini hiç bilmiyordum valla. Öğrenmiş oldum. Canım Alev Abi'nin (Alev Er) çevirisi de her zamanki gibi leziz.

"İnsanlar insani yanlarından vazgeçmiş olsaydı eğer, insan olmaktan da vazgeçmiş olurlardı çoktan."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dalgalar
Çok büyük bir kitap bu. Ben 3 günde okudum ama başka da pek bir şey yapmadan okudum açıkçası, normalde çok daha uzun sürecek bir okuma bu şüphesiz. Çünkü şöyle: hayatımda okuduğum en talepkar kitaplardandı. Tüm dikkatinizi, özeninizi, beyninizin her tarafını istiyor sizden: bir anlık dikkatsizliğe tahammülü olmayan bir metin, dolayısıyla zor bir metin. Ama nasıl güzel. Tüm kitap, 6 kişinin monolog ve diyaloglarından oluşuyor. Onların seslerini dinleyerek hayat öykülerine dalıyoruz. Mina Urgan’ın dediği gibi; hem bir roman, hem bir tiyatro oyunu, hem de bir şiir. Şiir; kesinlikle şiir. Çok poetik, çok lezzetli, çok güçlü bir şiir. Konvansiyonel olmayan romanları okumayı çok seviyorum, bu da o listenin tepelerine yerleşiveren bir eser oldu. Muazzam gerçekten, büyük bir saygı ve hayranlıkla tamamladım. "Dünya en uç noktasına kadar yağmalanmış, zirveleri soyulup soğana çevrilmiş ve çiçekleri toplanmış, artık kök tutmuyor."
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir İdam
Çok beğendim. Kitaba adını veren öykü olan “Bir İdam” zaten müthiş. Kısacık ama çok sarsıcı, insanlığın kayıtsızlığına dair acayip çok şey söylüyor. “Yazma Sebebim” denemesi, Orwell’le ilişkisini derinleştirmek ve kendisini daha iyi anlamak isteyenler için çok faydalı. Kitabın çoğunu kaplayan “Sosyalizm ve İngiliz Dehası” ise Orwell’in sosyalizm, demokrasi ve faşizm üzerine fikirlerini içeriyor, savaşın ilk yıllarında yazılmış (1941), oldukça ilginç tespitler ve öneriler var içinde. 1984’ün ayak sesleri bir nevi. Şu cümleleri unutmayacağım, yaşadığımız günlerde kulağımıza küpe olsun: “İngiliz egemen sınıfı faşizmi kendi tarafında görürken tam da yanılmıyordu. Herhangi bir zengin adamın, faşizmden komünizm ya da demokratik sosyalizm kadar korkacak bir şeyi yok. (…) Devrim kırmızı bayraklar ve sokak çatışmaları anlamına gelmiyor, devrim temel bir güç değişimi anlamına geliyor.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayatta Kalanlar
Çok ama çok sevdim bu kitabı. Kendisi bir edebi hazine mi, hayır, benim kullandığım anlamda pek sayılmaz; hep bahsettiğim o “lezzetli kelimeler” çok yok belki içinde ama olağanüstü iyi anlatılmış bir hikâye, öyle çok yerime dokundu ki. İskandinav edebiyatının son derece sert ve dramatik öyküleri koşturmadan, olanca yalınlığıyla kucağımıza bırakabilme kabiliyetini çok seviyorum. Bu kitap da öyleydi. Alkolik bir anne-babanın mutsuz çocuklarının öyküsünü okuyoruz kitapta. Teknik olarak da ilginç: 1 bölüm günümüzde, 1 bölüm geçmişte geçiyor. Günümüzdeki bölümlerde geriye, geçmiştekilerde ileriye sarıyoruz ve sonuçta bu iki zaman dilimi son bölümde birbirine yetişip tamamlanıyor. “Toprağın üzerindeki her bir kökten kaçınıp her kesin kayayı atlayan, çocukluğundan geçen” Benjamin’in merkezinde durduğu bu öyküde sanırım herkes kendi ailesinin mutsuzluklarına dair bir şeyler bulabilir. Sonlara doğru beni basbayağı ağlattığı notunu da düşerek tamamlayayım. Ona göre okuyunuz. “Aslında kederin bir süreç olduğu doğru değil. Keder bir var oluş durumu. Hiç değişmiyor, taş gibi oracıkta oturuyor.”
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  3
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Toprakyiyen
Çok acayip bir kitap bu. İnanılmaz sürükleyici bir kere ‑ nefes nefese, elimden bırakamadan okudum. Dolores Reyes’in edebiyatında bence kesinlikle Arjantin edebiyatının büyük ustalarının izleri var: Cortazar’ın büyülü gerçekçiliği ve tuhaflıkları, Borges’in yalın sihri, Adolfo Bioy Casares’in gizemleri; hepsini gördüm okurken. Ya da çağdaşlarına gidecek olursak – Samanta Schweblin’in tekinsizliği yahut Carlos Maria Dominguez’in sürükleyiciliği. Çağdaş Arjantin edebiyatı hakikaten oldukça heyecan verici ya, şu ana dek ne okuduysam çok sevdim. Bu kitap çok etkili, etkileyici ve bir o kadar da rahatsız ediciydi. Toprak yiyerek şiddet mağdurlarının, cinayet kurbanlarının öykülerini görebilen bir kızın öyküsünü anlatıyor Reyes. Toprağa terk edilen kayıpların izini bulmak için kızın kapısını çalmayan başlayan insanlar ve sonra bir sürü karanlık, ürkütücü, acıklı öykü. Bu kitapta çok şey var, hiç olmayansa adalet. Ki zaten günümüzde adalet nerede var, onu da bilmiyorum. Ezcümle çok tavsiye ediyorum. Keşke bizim de kadınları kurtarıp katilleri cezalandırabilen bir toprakyiyenimiz olsa. Keşke.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir