Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Pısırıklar Çağı
Frederik Pohl, doksanını devirmiş bir yazar. Gladiator-At-Law/Hukuk Gladyatörü var, Metis Bilimkurgu'dan çıktı, Cyril M. Kornbluth'la yazmışlardı. Çok güzeldi o da. Bu da süper roman. Aha:
Adam Forrester diye bir adamımız var, bu adam 1960'larda itfaiyeci. Bir yangında ölüyor, sonra sosyal sigorta şeyi sayesinde donduruyorlar bunu. 2527 gibi bir tarihte diriltiyorlar, çünkü bunun bankada bir birikimi var ve diriltmeye kadar olan süreçteki masrafları karşılayacak kadar çoğalıyor. Uyandırıyorlar bunu, yeni dünyaya alışmaya çalışıyor. O arada Siriuslu biraderler var, Dünya'yla savaş halindeler. Olaylar gelişir.
Mizahi, süper bilimkurgu. Biraz kısa gibi ama zaten o zamanlar öyleymiş sanırım. Format o. Bu kadar.
Ev kitabı olarak Carl Sagan'dan Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı'nı okuyorum, yol kitabı da Bir Tereddüdün romanı. Görüşesi.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mahşer
Mahşer, Peyami Safa'nın yozlaşmış toplum romanlarından biri. İki bölümden oluşuyor.
1.
Nihad namlı bir gencimiz var, bu adam cepheye gitmeden önce öğretmen. Çanakkale'de vuruluyor, gönderiliyor. Gemiyle İstanbul'a dönerken bir hislenmesi var, nefis. Sonra iş arıyor, bulamıyor. Çünkü İttihat ve Terakki ortalığın içine gümletmiş. Her yerde adam kayırma, bilmem ne. Seniha Hanım'dı galiba, buna acıyor ve evindeki yazma-çizme işlerini buna veriyor. Bu bölümdeki konuları inceleyelim: Çocuk eğitimi, karısını devlet adamlarına peşkeş çeken bir adam, yolsuzluk. Halk açlıktan kırılırken bazı kesimler paraya para demiyor, öyle bir sistem var. Yusuf Ziya Ortaç'ın Bizim Yokuş'unda dönemin gazetecilerinin, sanatçılarının çektiği sıkıntılarla birebir. Kuru üzümle çay içmeler, daha bir sürü şey. İlk bölüm böyle. Bizim Nihad, bu Seniha Hanım'ın ailesi tarafından dolandırılan fakat onlarla yaşamaya devam eden Muazzez'le kaçıyor. İkinci bölüme geçiyoruz burada.
2.
Bu bölüm evlere şenlik Nihad'ın saz arkadaşları, ne kadar şebeklik varsa hepsini yapıyorlar. Ya Peyami Safa'nın romanlarının bazı bölümleri böyle. Ahmet Midhat Efendi çizgisinde biraz. Neyse, sonra geçim sıkıntısı başlıyor. Araları bozuluyor, intihara kalkışıyor Nihad. Beceremiyor, Muazzez'le barışıyorlar sonra. Yine bir mutlu sonla bitiyor roman.
Sağdan soldan toparlanmış o kadar çok düşünce var ki curcuna gibi. Pat diye bir karakter giriyor romana, felsefe parçalayıp kayboluyor. Genel olarak İttihat ve Terakki eleştirisi ama. Yani sen o kadar vaatle gel başa, sonra eskiyi mumla arat. Fena. Kitapta Namık Kemal, Ziya Paşa, Shakespeare, yanılmıyorsam Lord Byron gibi adamlara göndermeler var. Bir Tereddüdün Romanı'nda da Oscar Wilde vardı bol bol. Sevdiği sanatçılara bol bol yer veriyor romanlarında, süper.

On numara roman yani, dönem hakkında fikir sahibi olmak için süper.
Yanıtla
4
8
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sözde Kızlar
İttihat ve Terakki bu kitapta da var. Ne var burada, Manisa'dan gelip babasını arayan bir kız var. Şişli'deki bir eve geliyor bu. Babasının arkadaşının eniştesinin dayısının süt kardeşi gibi bir şey bu evin sahibi hanım. Olumlu olumsuz bir çok şey yaşanıyor.

Güzel ayrıntı; Yunan ordusu o sıralarda Bursa'ya doğru ilerliyor ve yenilgiye uğratılıyor. Bu savaş ortamının ailede zerrece sallanmaması. Zengin insanlar bunlar. Milliyetçilik, bağımsızlık gibi duygular zayıf bu ailede her toplumda böyleleri olduğu gibi. Peyami Safa romanlarında bu tür çelişkileri kendi bakış açısından değerlendiriyor. İlgilenenler için okunabilir. Öyle.

Yanıtla
7
34
Destekliyorum  2
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kırmızı Hapı Yutmak
The Matrix’i biliriz. Sonraki iki filmden bahsetmeyeceğim, sadece bu. Çünkü kafalara çtonnk diye inmişti. Ben küçüktüm ilk izlediğimde, efektlere, "Vaoov," tepkisi veren bir çocuktum. Bir şey anlamamıştım yani. İkiyle üçü izledim, yine süper film ama yine düşünmemiştim hiç. Sonra lisede The Animatrix'i izledim de ne olduğunu anladım biraz. Biraz ama. Geçende oturdum, üçlemeyi izledim yine. Taşlar daha bir yerine oturdu derken bir ikinci elcinin karton kutulara istiflediği kitaplara yumulmuşken bu kitabı buldum, aldım. Arkadaş, ben bir şey izlememişim meğersem.
Kitapta birçok makale var, şimdi kaç tane olduğuna bakamam, kitabı kütüphaneye koydum ve içeri gitmeye üşendim. İlk film hakkında ama hepsi. İkinciyle üçüncü çıkmamış daha adamlar onları yazarken. Neyse, TM'de din gibi, geleceğin niye bize ihtiyaç duymayacağı gibi, gerçeklik algısının Berkeley, Kant ve Baudrillard üstünden nasıl incelendiği hep bu kitapta var. Filmde göndermeler de varmış, izlemesem bilemezdim. Pek de araştırmamıştım açıkçası. Mesela filmin başında Neo'nun açtığı kitap, Simulacres et Simulation, bir Baudrillard kitabı ve konuyla direkt alakalı. Çok ince ayrıntı da vermek istemiyorum ama patronu Neo'yu kalaylarken cam silenlerden başka birçok minik detaya kadar çoğu şeyin filmin anlatmak istediğiyle bir alakası var. Wachowski Biraderler'in konuyla alakalı görüşleri var kitapta, bu görüşlerle ilgili eleştiriler de var. Al oku arkadaş, ufuk açıcı.

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sonuncu Sonbahar
Bir Cinayet Romanı'nı biliyoruz, Emin Köklü isimli matematik profesörü göbekli adamla Akın Hanım biraz emrivaki bir şekilde evleniyorlardı dava bittikten sonra. Bu kitap üç yıl sonrasından başlıyor.
Yine cinayet zaten. Haydar Bilir var, Emin var, Akın var. Bu ikisinin evliliği bir acayip. Ayrı yataklarda yatıyorlar, ayrı evleri falan var. Acayip bir ilişki. Emin Hoca bir roman yazmak istiyor, Akın buna yardım etmiyor ve o da bir roman yazmak istediğini belirtip tatile gidiyor. Gitmeden de Emin'e çözülecek bir cinayet veriyor. İnce noktalar var romanda, bu da onlardan biri. Akın dönüyor sonra, şamata başlıyor. Cinayet araştırmalarıyla hocanın hayatı bir arada veriliyor romanda, çünkü öyle. Okuyun da anlayın neden öyle.
Çok spoiler vermeyeyim de, Stranger Than Fiction tadında. Bir de cinayeti araştırırlarken bazı bilgiler ortaya çıkıyor, Haydar Bilir isimli zehir hafiyemizin bu bilgiler arasındaki bağlantıları düşünememesi önce bir öeeh çektiriyor insana. Nasıl olur lan böyle bir şey, yazar hatası diyorsun. Sonradan ters köşeye yatıyorsun.
Bir de Yarın Yarın'da uyuz olduğum kevaşe Aysel Alsan var burada, Haluk'un adı geçiyor falan. O çevrenin olayı yani, aa dersen şaşırma. Ulan Selim'e amma üzülmüştüm. Neyse.
Güzel roman, fiks polisiye. İşte. Okunur.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gölgesizler
Bilincimiz derin uykulardan uyku beğendiğinde, yahut dükkanı kapatıp bilmediğimiz bir yere gittiğinde orada olmadığını sezdiğimiz, büyük bir özgüvenin fiştiklediği biçimde orada olmadığını bildiğimizi iddia ettiğimiz insanların, evlerin, sokakların var olmadığını bize kim, nasıl ispat edebilir? Kendimize bunu nasıl ispat edebiliriz, daha da önemlisi; neden ispat etmeliyiz? Bir şeylerin varlığından emin olmamak, o şeylerin gerçekliğinden de emin olmamak mı demektir?
"Yerli Yüzyıllık Yalnızlık, biraz diyaloglusu" diye düşünmüştüm en başta. Çırak-Godot uyandı bir an mesela. Yıllarca bir şeyleri arayan insanlar. Büyülü gerçekçilik. İnceden inceye bir devlet eleştirisi, Perecvari alt-hikâyeler. Çok daha fazlası. Şu roman, Türk edebiyatı için büyük bir kazanç. Bak çok büyük konuştum ama karakterlerden köye kadar yeni kokuyor.
Neden "Gölgesizler"? İki sebebi olabilir, ilki durgunluk. Zamansız bir dünyanın bıraktığı izleri okuyoruz. İki; varoluşa bir gönderme. Gölge düşürmeyecek kadar yok bu insanlar, ancak gölge kavramını akla getirecek kadar da oradalar. Kelime oyunu yapayım; akıllara gölge düşürecek kadar varlar, görülmeyecek kadar yoklar. Boktan oldu, evet.
Filmini izlemedim, izlemem herhalde. Aklımda kaldığı şekliyle dursun, ara ara açıp okuyayım. Oralarda bir yerlerde bir şeylerin olmadığını bilmek güzel.
Yanıtla
7
5
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cinayet Fakültesi
Çok sıkıntılı olduğumuzda neden bir şeyler yapmak isteriz? Çünkü sıkıntı bitsin diye. Yaa. Saçını kesen var, köpeğini uyutan var. Her şey sıkıntı bitirmek için yapılabilir. Ben bir kitap bitmeden diğerine başlıyorum bu durumda. Rekor yedi, bu hafta üç tane birden okudum. Biri bu.
Emin Köklü'nün serüveni tamamlandı böylece. Sürpriz bir şekilde devamı gelir mi, gelir. Önceki gibi muallakta kaldı. Pınar Kür de bence bilerek yapmış, kafasına eserse yazar bir tane daha.
Emin Hoca tatilde, dünyayı falan geziyor. Sonra Haydar Bilir'le karşılaşıyor, Narin diye bir kadınla karşılaşıyor. Haydii, olaylar. Yine birilerinin peşinde koşuyoruz, sürekli kullanıldığı için artık pek de sürpriz olmayan bir sonla karşılaşıyoruz.
Cinayetlerin çözüm bölümünün pek başarılı olduğunu söyleyemiyorum, çünkü tahmin edilebiliyor. Olayı bilmeyenler için söylemeyeyim; zaten baştan itibaren bir yerlerden çıkacak birini bekliyoruz. Katilden öte yazıcı aranıyor. Bulmak zor değil, kabak gibi ortada.
Ne bileyim, okunur kitap. Hoş. Artık hikaye yazsın bence Pınar Kür. Hikayelerini özledik. Daha çok yazmalı.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dereceler
Butor'un modernizm düşüncelerinin kendi romanlarına yansıması, elbette yeni deyişler, yeni anlatı biçimleri ortaya çıkaracaktı, çıkardı. Oralara çok girmek istemiyorum, anlatacağım bir sonraki kitapta zaten yeterince bahsedeceğim. İki yerde birden olmaz lan. Al şimdi:
Dereceler. Evet. Bu romanda belli bir zaman dilimi var. Mevcut bu. İstisnalar olsa da her anı aynı hızda akan, en fazla bir gecelik atlamaların yaşandığı bir zaman dilimi. Üç sene böyle bu.
Roman, bu zaman diliminde üç farklı kişi tarafından yazılmış üç metinden oluşuyor. Biri tarih-coğrafya öğretmeni, biri bu öğretmenin yeğeni olan bir öğrenci ve sonuncusu da bu öğrencinin eniştesi, o da öğretmen. Üçü de aynı okulda bunların. Pierre Dayı'yla başlıyoruz. Dayı, neden böyle bir kitap yazmak üzere yola çıkıyor? Hayatından bıkmıştı, falan. Olabilir. Bu noktada romandaki metinlerarasılık olayının etkili olduğunu sanıyorum ve böyle ciddi bir cümle kurduğum için kendime tokadı basıyorum. Seviyeyi alçaltalım.
Neyse, Marco Polo var mesela. Odysseia ve daha birçok metin var romanda. Gargantua var. Tabii hoca tarih hocası falan, ama yazarın karaktere Marco Poloculuk oynatması, karakteri mitlerde yer alan kahramanlar gibi görmesi elbette mümkün, ki bence amaçlardan biri de buydu. Dolayısıyla bu romanın yazılma sebebi bir serüven, yola çıkmak. Dayı yola çıkıyor, yeğeninin hayatını anlatıyor. He, romanın süper bir kısmı da bu okul hayatının ne kadar manyak olduğu. Lan adamlar çocukken Latince, İngilizce falan bir sürü çeviri yapıyorlar. Bir bize bak, bir adamların 1950'lerdeki eğitimine... Dersem tabii şartlar, dönem olayları falan yeni bir dünya açılır, demiyorum ama düşünün bir.
Dayı, belli bir bölüme kadar yeğeni anlattı ve kalemi yeğene devretti. Aslında devretmedi, yeğenin ağzından yazıyor sadece ikinci bölümde. Yeğen Pierre, adaşına gider yapıyor bu noktada. "Bak," diyor, "ben çocuğum. Benim dilimden, benim yazacağım şekilde yazmazsan o işler olmaz." Harbiden, lan bir çocuk öyle cümleler kurmaz diyorsun. Üslup farkı olmuyor çünkü. Bir de bu kitap olayından haberi var çocuğun, o da ilginç.
Henry Enişte de tamamlıyor kitabı, çünkü bizim dayı tamamlayamıyor. Nedenini söylemem, spoiler. Üç farklı bakış açısı olunca olayların da farklı yorumları oluyor tabii, kitabın bazı önemli noktalarını iki farklı anlatıcıdan duymak için kitap ayracı koyun, fiş koyun, işaretleyin o kısmı.
Adı güzel, kendi güzel bir roman. Süper.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Roman Üstüne Denemeler
Modernizm diyorduk. Romanlar. Mehmet Rifat çevirmiş. Kendisi akademisyen, bu göstergebilim falan, çok sayıda araştırması olan bir hocamız. Kuram tanıtıcısı. Süper biri.
Eşyalar. Eşyalara anlam yüklemeyeceğiz. Eşya eşyadır. Fotoğrafını çekip uzaklaşalım.
"Nesneler, işlevlerinin dolaysız gerçekliği nedeniyle ve sanattan söz edilir edilmez, ilk işlevlerini aşarak kendilerini belirtenden başka bir işlev de üstlenirler: Sözgelimi, iyi çizilmiş, iyi işlenmiş bir çaydanlık, bir çaydanlıktır ama, bunu ötesinde de başka bir şeydir. İşte bu tür nesneler bir tablo ya da bir kitap olan şu çok gizemli nesnenin işlevini bize gösterebilmektedirler. Bu nesne öylesine bir özellik taşımaktadır ki, onun bir nesne olduğunu unuturuz genellikle."
Roman ve şiir. İmgeler ve açıklamaları. Eluard'dan örnekler.
Romandaki gerçeklik ve algıladığımız gerçeklik. Burada nesneyi ele alışımız çok önemli. Neyse o. Perec'in alışveriş listelerini, eşya listelerini hatırlayalım.
Anlatıcı. "Ben" anlatıyorsam, romandaki "ben" aslında biraz da "o"dur. "O" anlatıyorsa romanın içinde kendi de var. Ben anlatamıyorum tam, okunsun işte.
Bol bol Balzac gerçekçiliği var, Balzac üzerinden zaman-mekan geçişleri inceleniyor. Denemenin adı da Romanın Uzamı zaten.
Daha böyle bir sürü şey, fakat dikkatimi en çok çeken kısım şu:
"Müzikçi gibi romancı da çeşitli bireylere özgü serüvenleri katlara ayrılmış sağlam bir bütün içinde (sözgelimi bir Paris binası) sunabilir: Bu binadaki çeşitli nesne ya da olaylar arasındaki dikey ilişkiler, bir flüt ile bir keman arasındaki ilişkiler kadar anlamlı olabilir."
İtalikler benim. Çok mu Perec? Acaba Perec Yaşam Kullanma Kılavuzu fikrini buradan mı aldı? Gerçi kendi anlatışına göre pek öyle değildi. Ama...?
Güzel kitap, ufuk açıcı. Helal.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Peyami
Beşir Ayvazoğlu, giriş bölümünde biyografi yazanların yazarla empati kurmasının, yazarla bir olmasının öneminden bahsediyor. Kendisi bu konuda gayet başarılı olmuş, Peyami Safa'ya, "Naber kanka?" diyecek konuma geliyorsunuz kitabı okurken. Süper.
Nesini anlatayım, onu da bilemiyorum. Peyami Safa-Ahmet Haşim kavgası, Peyami Safa- Necip Fazıl dostluğu. Ve düşmanlığı. Oğlum bir şey söyleyeceğim; o zamanın yazarları çok çirkefmiş lan. Hadi artistik bir kelime kullanayım: Ad hominem lan. Tartışmaların çoğunda öne sürülen fikirden ziyade karşı tarafı aşağılama, fiştikleme... Tiksindim anasını satayım. Peyami Safa da bu tartışmaların en önde gelenlerinden. Hatta tartışma çıksa da kalemimi parlatsam diyormuş. Ulan sanatçısınız siz hayvanlar... Tövbe ya. Ne diyordum. Necip Fazıl'la Peyami Safa iki defa dost oluyorlar, iki defa düşman oluyorlar. Şöyle de ilginç bir nokta var; tartışan taraflardan biri ölünce diğeri hemen öleni övüyor. Şöyle büyük şairdi, böyle şeydi. E adamı itin göğsüne sokan sendin? Çok acayip ortamlar ya.
Görüldüğü üzere "Hayatı, Sanatı, Felsefesi, Dramı" ve ben de böyle incelesem daha iyi, çünkü ortadan bir yerlerden girmek istemiyorum mevzuya.
Hayatı:Çektiği sıkıntılar, çocukluğu, evliliği, ilişkileri... Acayip bir hayat. Safa'nın yakın dostlarıyla konuşan Ayvazoğlu, ilk ağızdan bu bilgileri almış ve güvenilir olmayanları da ayrıca belirtmiş. Bu sebeple şukunu en kralını hak ediyor zannediyorum.
Sanatı: Aslında hayatıyla paralel. Kitaplarını ele alacağım, makaleleri ve fıkraları başka bir kısımda yer almalı. Kitaplarında önceki yazıda da söyledim; hayatıyla paralellikler var. Ne yaşadıysa illa bir şekilde romanlarda yer alıyor. Bir de polisiye romanları hakkında iyi konuşmuyor Safa, "Onlar benim karalamalarım," diyor. Buraya kadar tamam, ama bence Safa'nın hangi yazarlardan etkilendiği, ilk karalamaları, ilk başarıları üstünde daha fazla durulsaymış iyiymiş. Sanatı diye ayrı bir bölüm yok kitapta, metnin içinde Safa'nın yaşamına göre yer alıyor kitaplar. Bu şekilde işlenmesi güzel olmuş, sürerlik bozulmamış.
Felsefesi: Vallahi yazmaya üşendim. Bergson var. Var da var yani. Son dönem kitaplarındaki felsefi kısımlardan fikir sahibi olunabilir. Kendisi koyu bir marksizm ve komünizm düşmanı, bunu ekleyeyim.
Dramı: Eşinin durumu, oğlunun ölümü, parasızlık derken kendisi yaşadığı dönemde çıkan hemen her büyük gazetede yazmış, geçimini o yolla sağlamış. Yazdığı kadar da okumuş bir adam. Tıp bile biliyormuş, iyi biliyormuş hem de. Doktor olan bir kankası öyle söylüyor. Yani yazarak elde edilen bir hayat var. 17-18 yaşından beri yazdığını düşünürsek korkunç bir tablo: Binlerce fıkra, makale, onlarca polisiye kitap. Çok zor lan, düşünsene bir.
On numara kitap yani. Of.
Yanıtla
0
3
Destekliyorum 
Bildir