Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnşallah Saleem ailesine sağ salim kavuşmuştur. İnşallah çok çok çok güzel bir hayat devam ettirmişlerdir.
Umarım kimsenin evinden, ülkesinden ayrılmak zorunda kalmayacağı bir dünyada yaşarız. Biz ülkemizde, evimizde, yatağımızda rahat rahat uyuyorken dünyanın bir yerlerinde bir yerlerden kaçmak zorunda olan insanların olduğu düşüncesi bile kalbime ağır geliyor ki bunu yaşayan binlerce insanlar var. Ve atalarımızın, bu toprak uğruna şehit olan insanlarımızın hakkını nasıl öderiz diye düşünmeden edemiyorum. İyi ki kaçmak zorunda kalmadan yaşayabildiğimiz bir ülkemiz, bir toprağımız var. İyi ki özgürüz.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsan Neyle Yaşar’ı okurken aslında Tolstoy’un kaleminden değil de hayatın bizzat kendisinden bir ders dinliyormuşum gibi hissettim. Kitap, sade diliyle insana ayna tutuyor, insanın varlığını ayakta tutan şeyin ne makam, ne para, ne de şöhret olduğunu, en temelinde sevgi, merhamet ve paylaşma olduğunu gösteriyor. Okudukça fark ettim ki, insanın içini kemiren bencillik ve hırs, aslında onu eksilten şeylermiş. Buna karşın, başkasının yükünü hafifletmek, bir tebessüm ya da bir parça ekmeği paylaşmak, hem insanı hem de hayatı büyüten şeyler. Kitabın her hikayesi, basit gibi görünen ama derin bir hakikati işaret ediyor. Tolstoy, cevabı yıllardır aradığımız bir soruya çok yalın bir cevap veriyor: İnsan ancak başkaları için yaşarsa gerçekten yaşar.

İnsanı yaşatan, kendi için attığından çok, başkası için attığı adımdır.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı oldukça faydalı buldum. Kitaba katkı sağlayan yazarların ve derleyenlerin eline sağlık. Ekolojiye de sevdiren bir kitap. Kutsal Kitabımızda da belirtildiği gibi insan çok zalimdir, çok cahildir.(Ahzab,72). Yeryüzünün fiili öznesi olarak işlev gören insan bencilliğinden, gurur ve inadından resmin tamamını görmek istemez. Ahlaki değerlerin çiğnendiği bir ortamda adalet, hak gibi kavramlar da anlamını yitirir. Bencilliğinden kurtulup bir arada yaşamayı öğrenemeyen insan hem kendisine hem de çevresine zarar vermeye devam edecektir. Ne zaman ki bir insan katili bir karıncayı incitmekten korkacak duruma gelirse biliniz ki orada adalet vardır, ekolojik denge vardır.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Doğu ile Batı Arasında Bir Yolculuk: Beş Gürcü Seyyahın Seyahatnameleri Üzerine Eleştirel Bir Okuma”
Bu eser, temel olarak XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Osmanlı topraklarından geçen veya bu coğrafyayı ana güzergâh olarak kullanan beş Gürcü seyyahın kaleme aldığı metinleri bir araya getirmektedir. Bu isimler arasında Sulhan Saba Orbeliani, Timote Gabaşvili, İona Gedevanişvili, Giorgi Avalişvili ve Giorgio Eristavi yer almakta; her biri farklı sosyal, dinî ya da diplomatik bağlamlarda yola çıkan bireyler olarak öne çıkmaktadır. Eser, okuyucuya yalnızca bu kişilerin kaleme aldığı gözlemleri sunmakla kalmaz; aynı zamanda seyahatnamenin bir tarihsel belge olarak taşıdığı anlamı da pekiştirir. Bu yönüyle kitap hem edebiyat hem de tarih sahasında iki yönlü bir katkı sağlar.

Sulhan Saba Orbeliani’nin kalemi, felsefi ve didaktik yönüyle öne çıkar. Onun seyahat notları, yalnızca mekânların tasviriyle sınırlı değildir; aynı zamanda toplumsal yapıya dair çıkarımlar, siyasal düzen hakkında gözlemler ve kültürel benzetmelerle derinlik kazanır. Orbeliani’nin yazılarında, Gürcü edebiyatındaki klasik üslubun izleri görülür; cümlelerin kurgusu, benzetmelerin yoğunluğu ve kavramların işleniş biçimi, okuyucuya edebî bir tat sunar.

Timote Gabaşvili’nin üslubu ise ruhani yoğunluğuyla dikkat çeker. Kudüs ve İstanbul gibi kutsal merkezlerde kaleme aldığı satırlarda, bir hacının iç dünyasını yansıtan coşku ve huşu hissedilir. Betimlemelerinde mekânların dini atmosferini öne çıkarırken, aynı zamanda Osmanlı toplumundaki çok dinli yapıyı da incelikle aktarır. Gabaşvili’nin dili, yalınlık ile derinliği bir araya getirir; okuyucu hem kutsal mekânın manevi ağırlığını hisseder, hem de mimari detaylara dair bilgi edinir. Bu yönüyle onun metinleri, edebî anlatım ile tarihsel gözlem arasında başarılı bir denge kurar.

İona Gedevanişvili ve Giorgi Avalişvili’nin yazılarında diplomatik bir üslup hakimdir. Onların satırları daha çok olay aktarımı, devletler arası temasların kaydı ve sosyal düzenin gözlemleri üzerine kuruludur. Ancak bu durum, metinlerin edebî değerini azaltmaz; aksine gözlemlerin nesnelliği, tarihsel belge niteliğini güçlendirir. Gedevanişvili’nin üslubu resmiyet taşırken, Avalişvili’nin kaleminde yer yer kişisel hayranlık ya da eleştirilerin izleri görünür. Bu farklılık, seyyahların bireysel kişiliklerini ve toplumsal rollerini satırlara yansıtır.

Giorgio Eristavi ise eser içinde edebiyatla en doğrudan ilişki kuran seyyah olarak öne çıkar. Onun kaleminde, mekânlar yalnızca fiziki özellikleriyle değil, ruhlarıyla birlikte aktarılır. İstanbul sokakları, Ayasofya’nın ihtişamı ya da Kahire’nin dar sokakları, yalnızca tasvir edilmez; aynı zamanda bir ressamın fırçasından çıkan canlı tablolar gibi gözler önüne serilir. Eristavi’nin üslubu, betimlemelerdeki yoğun imgeler ve gözlem gücü sayesinde, kitabın edebî boyutunu en güçlü kılan örneklerdendir.

Tüm bu üslupların Türkçe’ye aktarılması sürecinde Harun Çimke’nin çeviri başarısı dikkat çekicidir. Çimke, metinlerin ruhunu korumayı, çeviride sadakat ve akıcılığı dengelemeyi başarmıştır. Çeviri dili ne yapay bir resmiyet taşır ne de aşırı bir gündelikleşmeye sapar. Bu sayede okuyucu, seyyahların özgün seslerini duyabilme imkânına sahip olur. Ayrıca çeviride kullanılan kelime seçimleri, dönemin ruhunu koruyacak biçimde özenle seçilmiştir. Bazı kavramların dipnotlarla açıklanması, özellikle tarihsel bağlamı bilmeyen okuyucular için yönlendirici bir işlev görür.

Çimke’nin çalışmasının en önemli yönlerinden biri de metinlerin akıcılığını bozmadan akademik güvenilirliği muhafaza etmesidir. Zira seyahatnameler hem akademisyenler hem de genel okuyucu için farklı anlamlar taşır. Akademisyen, metinde tarihsel ayrıntıları, diplomatik göndermeleri ya da sosyal dokunun izlerini ararken, genel okuyucu daha çok anlatının akışına ve betimlemelerin cazibesine ilgi gösterir. Çimke’nin çeviri dili, her iki beklentiyi de karşılayacak bir denge noktası sunar.

Batılı seyyahların kaleme aldığı eserlerde genellikle “Doğu’nun egzotikliği” vurgulanırken, Osmanlı tebaasına mensup Müslüman veya gayrimüslim seyyahların yazdıkları daha içkin bir gözlem niteliği taşır. Gürcü seyyahların eserleri ise bu iki eğilim arasında kendine özgü bir yerde durur. Zira Gürcistan, Osmanlı ile siyasi, kültürel ve dini temasları güçlü bir coğrafyadır; aynı zamanda Avrupa ile olan bağları da güçlüdür. Dolayısıyla Gürcü seyyahların metinleri, Doğu ile Batı arasında geçişken bir perspektif sunar.

Batılı seyyahların anlatıları çoğunlukla Osmanlı toplumunu “öteki”leştiren bir üslup içerir. Edward Said’in “Oryantalizm” kavramı bu bağlamda açıklayıcıdır: Doğu, Batı’nın zihninde farklı, egzotik, bazen hayranlık uyandırıcı ama çoğu zaman geri kalmış olarak tasvir edilir. Oysa Gürcü seyyahların satırlarında, Osmanlı toprakları aynı zamanda ortak bir tarihsel kaderin, komşuluğun ve kültürel etkileşimin mekânı olarak yer alır. Gabaşvili’nin Kudüs anlatılarında olduğu gibi, Osmanlı dini hoşgörüsünün altı çizilir; Orbeliani’nin gözlemlerinde şehir dokusuna dair betimlemeler hayranlıkla aktarılır. Bu noktada Gürcü seyyahların yaklaşımı, Batılı gezginlerin küçümseyici ya da abartılı tavırlarından farklıdır.

Osmanlı tebaası olan bir Müslüman seyyah, toplumun işleyişine içeriden bakarken çoğu zaman eleştirel mesafesini kaybeder. Oysa Gürcü seyyahlar, Osmanlı toplumuna yabancı olmadıkları hâlde, yine de dışarıdan bir gözlemci olmanın avantajıyla ayrıntıları daha tarafsız kaydedebilirler. Örneğin, Giorgi Avalişvili’nin diplomatik görevler vesilesiyle kaleme aldığı gözlemler, Osmanlı bürokrasisine içeriden bir memurun göremeyeceği türden bir mesafe ile yaklaşır. Bu durum, metinlerin tarihsel güvenilirliğini artıran bir unsurdur.

Öncelikle, Osmanlı araştırmaları açısından bakıldığında kitap, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Osmanlı coğrafyasının sosyal, kültürel ve mimari dokusuna ışık tutan nadir kaynaklardan biridir. Gürcü seyyahların aktardığı ayrıntılar, Osmanlı toplumunun gündelik yaşam pratiklerinden dinî ritüellere, şehirlerin fiziki yapısından diplomatik işleyişe kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Özellikle Timote Gabaşvili’nin Kudüs ve İstanbul tasvirleri, kutsal mekânların hem dini hem de mimari yönlerini bir arada sunarak günümüzde artık kaybolmuş ya da değişime uğramış mekânlar hakkında birincil elden bilgi verir. Bu noktada eser, Osmanlı tarih yazımında yeni bir perspektif açar.

İkinci olarak, eser Gürcü kültür tarihi açısından büyük önem taşır. Zira Gürcü edebiyatında seyahatname türü Batılı ya da Osmanlı örnekleri kadar yaygın değildir. Bu nedenle Orbeliani, Gabaşvili, Gedevanişvili, Avalişvili ve Eristavi gibi isimlerin metinlerinin gün yüzüne çıkarılması, Gürcü edebiyatının çeşitliliğini göstermesi bakımından kıymetlidir. Gürcistan’ın Osmanlı ile tarih boyunca kurduğu komşuluk ilişkisi, bu metinlerde canlı bir biçimde hissedilir. Bu da Gürcü kimliğinin yalnızca ulusal sınırlar içinde değil, bölgesel ve uluslararası etkileşimler çerçevesinde de şekillendiğini ortaya koyar. Ayrıca Harun Çimke’nin çevirisi sayesinde bu metinler, Gürcü edebiyatının Türkiye’de daha görünür hâle gelmesine katkıda bulunmuştur.

Üçüncü olarak, kitap edebiyat ve tarih dışındaki disiplinlere de veri sağlayabilecek niteliktedir. Mimarlık tarihi açısından düşünüldüğünde, seyahatnamelerde geçen yapı tasvirleri, artık günümüzde var olmayan cami, kilise ya da sarayların konumunu ve görünümünü anlamada araştırmacılara ipuçları sunar. Sosyoloji ve antropoloji açısından bakıldığında ise metinlerdeki toplumsal ritüeller, gündelik yaşam pratikleri ve kültürel alışkanlıklar, halkın sosyal davranışlarını ve toplumsal normları ortaya koyar. Dolayısıyla eser, çok katmanlı bir veri kaynağıdır.

Ayrıca kitabın katkılarından biri de Gürcü seyyahların metinlerinin daha önce Türkçeye kazandırılmamış olmasıdır. Bu yönüyle eser, literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır.

Bununla birlikte, eleştirel bakışın gereği olarak bazı eksikliklerden de söz etmek mümkündür. Öncelikle, metinlerin bir araya getirilişinde kapsamlı bir mukayeseli giriş yazısının daha geniş tutulması eserin bütünlüğünü güçlendirebilirdi. Çimke’nin çalışması bu açıdan yeterli bir çerçeve sunsa da seyahatnamelerin birbirleriyle karşılaştırıldığı daha uzun bir analitik bölüm okuyucuya daha derin bir perspektif kazandırabilirdi. Özellikle Osmanlı ve Avrupa toprakları hakkındaki gözlemlerin tematik açıdan sınıflandırılması (örneğin mimari, toplumsal yaşam, dinî ritüeller, diplomasi başlıkları altında) eserin sistematiğini daha güçlü kılabilirdi.

Bir diğer eleştiri noktası, seyahatnamelerin bazı yerlerinde tarihsel bağlamın yeterince açılmamış olmasıdır. Örneğin, dönemin Osmanlı siyasetindeki gelişmeler veya Avrupa’da yaşanan siyasi dönüşümler hakkında daha fazla arka plan bilgisi verilseydi, okuyucu seyyahların gözlemlerini daha net bir çerçevede değerlendirebilirdi. Bu eksiklik kitabın değerini azaltmasa da özellikle akademik okuyucu açısından daha zengin bir bağlam sunulabilirdi.

Ayrıca, kitabın görsel malzeme ile desteklenmemiş olması da dikkat çekici bir noktadır. Seyahatnameler çoğu zaman mekân betimlemeleri içerdiği için haritalar, gravürler veya dönemin mimari fotoğraflarıyla desteklendiğinde daha somut bir okuma deneyimi sağlanabilirdi. Bu tür ekler, kitabı yalnızca yazılı bir kaynak değil, aynı zamanda görsel bir tarih atlası haline getirebilirdi. Ancak bu eksiklik, eserin temel amacını gölgelemez; daha çok sonraki baskılar için bir öneri olarak değerlendirilebilir.

Tüm bu eleştirel noktalar göz önünde bulundurulduğunda, kitabın edebî ve akademik katkılarının çok daha ağır bastığı söylenmelidir. Çimke’nin çeviri başarısı, seyyahların özgün üsluplarının korunması ve seyahatnamelerin bir araya getirilmesi, eseri hem araştırmacılar hem de genel okuyucular için vazgeçilmez kılar. Kitabın eksiklikleri, daha çok geliştirilmesi mümkün olan alanlara işaret eder; fakat bu durum eserin değerini azaltmaz, bilakis ileride yapılabilecek yeni çalışmalar için yol gösterici niteliktedir.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tezer Özlü'nün "Yaşamın Ucuna Yolculuk" kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı. Ve Tezer Özlü'yü bize anlatan kitabın bu kitap olduğunu söyleyebilirim. O kadar etkileyici ki, bir sürü yerin altını çizdim. Altmış sayfalık bir kitapta bu kadar derin anlamlar nasıl olur şaşıyor insan. Çocukluk yaraları, aile içi ilişkiler, okul yılları, ilk gençlik, kadın-erkek ilişkileri, cinsellik, politika, o dönemin atmosferi, hastalığı ve hastane günleri. İnsanı allak bullak eden, inanılmaz gelen, insanı sarsan, içini acıtan, yüreğini parçalayan o hastane günleri. Tezer Özlü'nün anlatımı o kadar iyi o kadar etkileyici ki; doğal, içten, samimi ve her şey o kadar gerçek o kadar olduğu gibi. Tezer Özlü'ye neden "Türk edebiyatının gamlı ya da nostaljik prensesi" denildiğini bu kitapla daha iyi anlıyor insan. Ve neden hep "gitmek, gitmek, gitmek" istediğini...
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Balkan Savaşı ile ilgili yazılmış en iyi betimsel hatıratlardan biri. Okurken, film izler gibisiniz. Remond'un akıcı, betimsel anlatımı insanı sürüklüyor. Savaşı takip için geldiği Doğu Trakya Cephesi'nde Çatalca Muharebesine kadar cephe hattına ulaşamayıp, yol üstünde bir ileri bir geri giderken Çorlu, Çerkezköy, Seyitler ve çevresinde gördüklerini, göç eden Rumeli halkını, yaralı ve firari askerleri, koleralıların durumlarını acıyı mürekkebine damıtarak yazmış. Matmazel Fifi, Çorlulu Kalyopi, Sazlıbosna'daki ikameti, Süvari subayının anlattıkları, Çatalca hattı izlenimleri ve Hadımköylü Madam'ın hikayesi, Ateşkes ve İstanbul'da yaşananlar, Cemil Münir ve Miralay Cemal ile diyalogları vs. vs. baştan sonra sanki 13 bölümlük bir Balkan Savaşı dizisi.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ezgi Akgül’ün bu satırlarını okurken düşündüm; mutluluğu hep yanlış yerde arıyoruz. Dış görünüşümüz değişirse, evimiz büyürse, her şey başkaları gibi olursa mutlu olacağımızı sanıyoruz. Oysa ki bu sadece anlık haz getiriyor. Yazarın dediği gibi haz ile mutluluk birbirine karıştırıldığında, sonunda insan daha da tatminsiz oluyor.

Aslında burada çok önemli bir nokta var: İnsan kendiyle barışmadıkça, kendini tanımadıkça mutluluk gelmiyor. En acısı da insanın en çok kendine yabancılaşması… Bu cümle beni çok etkiledi. Mutluluğun dışarıda değil, içimizde olduğunu bir kez daha anladım.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hizmetçi kitabı, akıcı bir roman. Hikâyeyi o kadar iyi anlatılıyor ki, kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Ters köşeler, sürprizler ve şaşırtıcı olaylar okuma zevkini bir hayli artırıyor. Başından itibaren konusu merak uyandırıyor ve gerilimi adeta içinizde hissediyorsunuz. Her bölümde farklı bir gerçeğin ortaya çıkması sizi gerçekten şaşırtacaktır. Yazarın akıcı dili, çevirisinin güzelliği, sürükleyici kurgusu ile beğeneceğiniz bir kitap olacaktır. Kitabın sonu öyle güzel bir yerde ve şekilde bitiyor ki serinin ikinci kitabını da alıp okumak için can atıyorum şimdi. Psikolojik gerilim türü okumayı sevenlere tavsiye ederim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Korku büyüktür ama korkunun ömrü kısadır. Ya unutulur, ya alışılır. Umut öyle değil ama. Umut hiç kaybolmaz. Umut zayıflayabilir, umut sallanabilir ama yıkılmaz, yok olmaz. Tam bitti derken yeniden dirilir."

Eser toplamda 8 öyküden oluşuyor. Okurken yazarın hayal dünyasına hayran kalmamak elde değil. Ayrıca o kadar akıcı bir o kadar güzel bir üslup ile yazılmış ki ne ara bitti diyorsunuz.
Kitaba ismini veren Beyaz At adlı öyküde, 5 yaşındaki Samet'in çok sevdiği atının hastalığı ile öğrendiği şaşkınlık, üzüntü, korku, acı ve öfke... Küçücük bedeninde tanımlayamadığı duygular. Yazarın kalemi gerçekten çok etkileyici. Kelimeleri özenle kullanmış ve ortaya insanı duygudan duyguya sürükleyen bir eserdi. Beyaz At’ın yanı sıra “Ben, Maja ve Kertenkele Yavrusu”, “Riko” ve “Virüs” adlı öykülerde en sevdiklerim arasında.
Öykü sever kitap dostlarıma ısrarla tavsiyedir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Metaforlarla, göndermelerle dolu kısa ama yoğunluklu bir anlatı. Bilinç akışı ağırlıklı ilerleyen novella özellikle sonlara yaklaşana kadar zaman zaman deneme havasına da bürünen kısa bölümlerden oluşuyor. Arka kapak sunumu sizi yanıltmasın, mizah neredeyse yok. Aslında sansüre direnen bir metaforik kurgu üslubuyla insanlık tarihini, Avrupa’yı, savaşı, toplumu, benliği, kitapları ve düşünceyi sorgulayarak ilerliyor. Bu sakın sıkıcı gibi gelmesin size, akıcı sayılabilecek, kendini okutan, kahramanın trajedisine uzanan bir edebi eser. Yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir