Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eşyaların Patriyarkası / Dünya Kadınlara Neden Uymaz?
Bu kitaba bayılacağımı düşünüyordum ancak maalesef hiç öyle olmadı. Öncelikle kitap Türkçeleştirilirken isimde yapılan tercihin epeyce yanıltıcı olduğu kanaatindeyim. Almanca orijinali “Das Patriarchat der Dinge” - yani aslında “Eşyaların Patriyarkası” değil, “Şeylerin Patriyarkası”. Almancamı epeydir kullanmıyor olsam da Dinge’yi “Eşyalar” değil “Şeyler” olarak çevirmenin, kitabın içeriğini göz önüne alınca çok daha isabetli olacağına dair bir savım var.

Zira isimde eşyalar geçtiği için ben çok daha spesifik bir konuya odaklanan, tasarımın her alanında (moda, endüstriyel tasarım ve hatta mimari tasarım vd.) erkekleri önceleyerek yapılmış dizaynları ve üretimleri derinlemesine inceleyen bir eser okumayı bekliyordum. Bunlar var elbette ama Rebekka Endler çok daha geniş bir çerçevede ele alıyor konuyu, eşyalara değil şeylere bakıyor sahiden; dile, sağlık sistemine, siyasete, işyeri pratiklerine vs ve tabii konuyu bu kadar geniş ele alınca incelediği her başlığa epeyce yüzeysel değinmek zorunda kalıyor.

Feminist teoriyi biraz merak etmiş, bu konuda bir şeyler okumuş herhangi bir insanı şaşırtacak bir bilgi veya perspektif yok bence bu kitapta. Gayet iyi bildiğimiz şeyler, birtakım araştırmalar ve verilerle desteklenerek sunulmuş okura. Kolay okunuyor, akıyor şüphesiz ama kendimi epeyce uzun bir Vice.com makalesi okumuş gibi hissediyorum, açıkçası beklentim bunun çok daha ötesindeydi. Veriler ilginç ama kitap bir perspektif sunmaktan çok uzak, zaten konuyu bu kadar geniş ele alıp bir de doğru düzgün bir teorik çerçeve çizmek pek mümkün olmazmış orası kesin, ama keşke Türkçe başlığın zannettirdiği gibi sadece “eşya”lara odaklanıp bu alanı çok daha derinlikli biçimde, sadece vakalarla değil de analizler de sunarak ve bir teorik çerçeveye de oturtarak aktarabilseymiş Endler.

Zira bu konuyu merak edip bu kitabı okumaya niyet edenler zaten işin bu kadarını biliyorlardır diye düşünüyorum. Kitap bu haliyle sadece bazı tartışmalarda savımızı güçlendirebilmemiz için kullanabileceğimiz ilginç rakamların topluca aktarımı gibi bir şey olmuş bence. Elbette bir akademik metin beklemiyordum ama bu haliyle de bana biraz fazla popüler kültür mahsulü gibi geldi, maalesef.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Empedokles'in Dostları
Bu kitaba amma haksızlık edilmiş ya. Geçen seneden beri hakkında bir dolu olumsuz yorum okudum; hiç katılmıyorum. Bir kere “Maalouf distopya/bilim kurgu denemeseymiş keşke” yorumları garip zira bu ilk denemesi değil, 92’de yazdığı Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl da var, atlanmasın. Evet tarihi romanlarında başka bir lezzet var şüphesiz ama bu da basbayağı iyi bir roman. Bence bu kitabı yazarın çok sevdiğim denemesi Uygarlıklarımızın Batışı’nın devam kitabı gibi düşünmek ve beraber okumak lazım. Maalouf sanki “durun belki bu şekilde anlamamışsınızdır, ben size derdimi bir de kurguyla anlatayım” demiş ve yazmış Empedokles’in Dostları’nı. Bu kitap distopya diye kategorize ediliyor ama doğru mu emin değilim, zira asla karamsar değil hatta epeyce umutlu bir roman. Uygarlığımıza gelen bir başka medeniyetin insanlarının çözülmez gözüken sorunlarımızı çözüşünü okuyoruz kitapta, bir Deus ex machina hikâyesi. Bir bilim kurgu olarak tatmin edici olmayabilir, evet bazı şeyler biraz muğlak bırakılmış, yazar bu diğer medeniyeti ve onların mekâniklerini yeterince detaylandırmamış, bu eleştirilere kısmen katılıyorum ama o muğlaklık anlatmak istediği meseleyi güçlendiriyor bile, çünkü sanki şunu demiş oluyor: “Empedokles’ten gelenler veya başkaları veya bizzat kendimiz; bu yöntemle veya bir başkasıyla, bu gidişatı durdurmak zorundayız; gerisi teferruat.” Maalouf’un dili her zamanki gibi yalın, duru ve şiirli. Onun tabiriyle “zamanaşımına uğramış uygarlığımız”ın gittiği yere dair çok yerinde uyarılar yapan bu akıcı romandan bir temenniyle bitireyim sözlerimi: “Nereden çıktığı belli olmayan bir güç, insanların yetersiz olduklarını ilan etsin ve onları vesayet altına alsın; bombalarına, füzelerine, askeri üslerine, saraylarına, cezaevlerine, silah üreten fabrikalarına, laboratuvarlarına, mezbahalarına el koysun.” Koysun!
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Jacob'ın Odası
Bu kez Virginia Woolf ile iyi anlaştık neyse ki, sevdim bu kitabı epey. Çokça deneysel bir roman, anlatı belirli bir çizgide ilerlemiyor. Woolf bakışını çeviriyor ve oranın ya da o anın detaylı bir fotoğrafını çekiyor. Bu tekniğini çok sevdim, aktı gitti, yüzyıl başı Avrupası’ndan siyah‑beyaz, sessiz film görüntüleri izler gibi hissettim okurken. Çok fazla karakter olduğundan başta içine girmek zor olabilir ama sonra yazarın yapmaya çalıştığı şeyi anlayınca insan kendini bırakıveriyor kitaba. Tavsiye ederim naçizane. “İnsan kardeşlerimiz hakkında derin, yansız ve adil bir kanıya hiçbir zaman varılamıyor. Ya erkeğiz ya kadın. Ya soğuğuz ya duygusal. Ya genciz ya yaşlanmakta. Her durumda hayat art arda gölgelerden başka bir şey değil, onlara neden bunca sıkı sıkıya sarıldığımızı ve gölge olduklarına göre, elimizden kaçtıklarında da neden öyle derin bir acı duyduğumuzu Tanrı bilir.”

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Balinanın Karnında
Bu kadar üst üste okuyunca biraz tekrara düşüyor insan tabii ama Orwell’in denemeleri ve anıları her zaman ilginç ve kafa açıcı bence. Yine genel olarak edebiyat, edebiyat eleştirisi, savaş ve sosyalizm temel konuları. Açıkçası bunları okumanın Hayvan Çiftliği’ni ve 1984’ü çok daha iyi çerçevelememi sağladığını düşünüyorum, bu nedenle memnunum. Üçünün arasında en zayıf olan Dali’den Karakurbağası’na Bazı Düşünceler’di. Ezcümle: Orwell büyük bir yazar şüphesiz, ama kendisi o meşhur iki kitabından ibaret değil ve kafasının içinde gezinmek ziyadesiyle heyecan verici.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dali'den Karakurbağasına Bazı Düşünceler
Bu kadar üst üste okuyunca biraz tekrara düşüyor insan tabii ama Orwell’in denemeleri ve anıları her zaman ilginç ve kafa açıcı bence. Yine genel olarak edebiyat, edebiyat eleştirisi, savaş ve sosyalizm temel konuları. Açıkçası bunları okumanın Hayvan Çiftliği’ni ve 1984’ü çok daha iyi çerçevelememi sağladığını düşünüyorum, bu nedenle memnunum. Üçünün arasında en zayıf olan Dali’den Karakurbağası’na Bazı Düşünceler’di. Ezcümle: Orwell büyük bir yazar şüphesiz, ama kendisi o meşhur iki kitabından ibaret değil ve kafasının içinde gezinmek ziyadesiyle heyecan verici.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitaplar ve Sigaralar
Bu kadar üst üste okuyunca biraz tekrara düşüyor insan tabii ama Orwell’in denemeleri ve anıları her zaman ilginç ve kafa açıcı bence. Yine genel olarak edebiyat, edebiyat eleştirisi, savaş ve sosyalizm temel konuları. Açıkçası bunları okumanın Hayvan Çiftliği’ni ve 1984’ü çok daha iyi çerçevelememi sağladığını düşünüyorum, bu nedenle memnunum. Üçünün arasında en zayıf olan Dali’den Karakurbağası’na Bazı Düşünceler’di. Ezcümle: Orwell büyük bir yazar şüphesiz, ama kendisi o meşhur iki kitabından ibaret değil ve kafasının içinde gezinmek ziyadesiyle heyecan verici.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Anlatımlarda öz olarak şiir nedir ne değildir’in yanında yer yer reddiyeci anlayış daha ziyadesiyle yıkıcı olmayan bir bakıştadır. Anlatımların hermenötik ufkun genişlemesine yönelik bir tavır da olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar şiirde fütüristtik modern söyleyiş başat bir unsur olarak kitapta yer almış gözükse de geleneğimiz ve halk edebiyatımızın izleriyle de karşılaşmaktayız. Alegoriler, metaforlar, imge gibi şiiri şiir yapan bütün unsurlar her iki yazarın da radarındadır. “İşlevsiz hiç bir sözcük şiirde yer almaz” diyen Çehov’un bakış açısında olduğu gibi hormonal şişmanlıklar içermeyen şiirlerin tarafındadırlar. Şiir üzerinden hem dilin tekâmülüne hem de sözü yormayan bir söylem haline konumlanılmış diyebiliriz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü Yalan
Bu kadar sarsıcı bir metin için "parti" sözcüğünü kullanmak tuhaf olacak ama adını öyle koymuş bulunduk; bir Agota Kristof partisi çağrısı yapmak istiyorum; hadi, beraber okuyalım. Çünkü yani: Aman Allahım ya, ben ne okudum? Bu nasıl bir metindir, böyle yazabilmek nasıl bir kudrettir? Böyle bir metnin etkisinden nasıl çıkılır - yahut çıkılır mı?

Kusursuz, kusursuz bir kitap bu, bir şaheser. Macar yazar Agota Kristof'un aslında 3 ayrı kitap olarak yazdığı seriyi YKY tek kitapta toplamış, bence çok da iyi yapmış, kesinlikle arka arkaya okunmalılar çünkü.

İkinci Dünya Savaşı sırasında anneleri tarafından anneannelerine emanet edilen ikiz erkek kardeşlerin öyküsünü anlatan Büyük Defter ile başlıyor anlatı. Okuduğunuz her şey gerçek, okuduğunuz hiçbir şey gerçek değil. Her kitapta dil ve üslup baştan aşağı değişiyor, hikâye her defasında tepetaklak oluyor. Katman katman açılan kitapları hep çok sevdim ama böylesine hiç tanık olmamıştım. Değme polisiyelerde karşılaşamayacağınız ters köşeler var - yazar sanki yazdığı her cümleyle bir öncekini siliyor gibi.

Nazi işgali altındaki Macaristan'da yaşanan tüm dehşeti iliklerinde buz gibi hissettiriyor okura Kristof. İkizlerin pek çok şeyi tek bir kişi gibi deneyimledikleri fikrinden hareketle başlıyor anlatı ama kanmamalı; çünkü dedim ya, hepsi gerçek, hiçbiri değil.

Hafızaya ne kadar güvenebiliriz? Vahşetle karşılaşan beyin kendini korumak için ne tür mekânizmaları devreye sokabilir? Gerçek nerede biter, nerede başlar? Kimliği nasıl tanımlarız? Sürgün, göç, savaş... Bunların hafızaya ettikleri... Ne çok soru, ne çok bilinmez.

Macar edebiyatına dair de 1-2 cümle etmek istiyorum sanırım artık: Magda Szabo'da sevdiğim pek çok şeyi Agota Kristof'ta da buldum çünkü. O mesafeli, tekinsiz, buz gibi yazma biçimleri ve bu şekilde ürettikleri insanın derisinin altına işleyen metinler... Ne acayip. Nazi işgali ve sonrasındaki komünizm deneyiminin biçimlendirdiği bir şey midir bu, nedir bilmiyorum ama Macar edebiyatında kesinlikle çok nev-i şahsına münhasır bir şeyler var.

Ve şimdiden söyleyeyim: Ekim'de kitap kulübünde bu kitap konuşulur. Çünkü aksi düşünülemez. Lütfen okuyun. Olağanüstü.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Herkes Herkesle Dostmuş Gibi...
Bu ikisine beraber yorum; daha doğrusu Barış Bıçakçı’ya genel yorum. Üç oldu böylece okuduğum kitapları ve yok, bunları okuyunca daha bile az sevdim maalesef. Altı çizilecek bol bol cümle bulmuşsunuz, özellikle Veciz Sözler’de, güzel, sizin adınıza sevindim ama bence zaten sorun tam da bu. Barış Bıçakçı kitaplarını okurken şöyle hissediyorum: sanki kendisinin söylemek istediği bir sürü tespiti, aforizması varmış da, onları aralara serpiştirmek için kitap yazmış gibi. Böyle olunca hikâye ve edebiyat araçsallaşıyor, tüm karakterler birbirinin aynısı olmuyor mu? Mesela Veciz Sözler’in Sulphi’sinin hayata tutunamamışlığı Bizim Büyük Çaresizliğimiz’in Ender’in tutunamamışlığına fazla benzemiyor mu? Niye herkes küçük şeylerden acayip acı çekiyor, hatta hepsi bu acıdan besleniyor, yazar niye bu buhranlı ruh hallerini bunca yüceltiyor? Karakterlerin öyküleri, aforizmaların içlerine yedirilmesi için icat edilmiş gibi sanki. Yok valla, gerçekten çabaladım ama benlik değil işte. Sevenleri beni affetsin.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Veciz Sözler
Bu ikisine beraber yorum; daha doğrusu Barış Bıçakçı’ya genel yorum. Üç oldu böylece okuduğum kitapları ve yok, bunları okuyunca daha bile az sevdim maalesef. Altı çizilecek bol bol cümle bulmuşsunuz, özellikle Veciz Sözler’de, güzel, sizin adınıza sevindim ama bence zaten sorun tam da bu. Barış Bıçakçı kitaplarını okurken şöyle hissediyorum: sanki kendisinin söylemek istediği bir sürü tespiti, aforizması varmış da, onları aralara serpiştirmek için kitap yazmış gibi. Böyle olunca hikâye ve edebiyat araçsallaşıyor, tüm karakterler birbirinin aynısı olmuyor mu? Mesela Veciz Sözler’in Sulphi’sinin hayata tutunamamışlığı Bizim Büyük Çaresizliğimiz’in Ender’in tutunamamışlığına fazla benzemiyor mu? Niye herkes küçük şeylerden acayip acı çekiyor, hatta hepsi bu acıdan besleniyor, yazar niye bu buhranlı ruh hallerini bunca yüceltiyor? Karakterlerin öyküleri, aforizmaların içlerine yedirilmesi için icat edilmiş gibi sanki. Yok valla, gerçekten çabaladım ama benlik değil işte. Sevenleri beni affetsin.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir