Onaylı Yorumlar

Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Ateş ve Sır” sadece bir aşk hikâyesi değil, insanın içsel yolculuğunu da anlatan tasavvufi yönü güçlü bir kitaptı. Başta daha çok dünyevi bir aşk hikâyesi gibi ilerlese de zamanla aşkın insanı nasıl dönüştürdüğünü ve ilahi aşka nasıl evrilebildiğini hissettiriyor. Özellikle karakterlerin yaşadığı manevi sorgulamalar kitabın ruhunu oluşturmuş.
Nalan Güven’in dili sade ama yer yer çok etkileyici cümleler vardı. Tasavvufi anlatım ağır olmadan verilmiş, bu yüzden konuya çok hâkim olmayan biri bile rahat okuyabilir. En sevdiğim tarafı ise aşkın sadece bir insana duyulan his olarak kalmaması, insanın kendini ve Yaradan’ı arayışına dönüşmesiydi.
Bazı bölümlerde tempo biraz yavaşladı ama kitabın verdiği manevi his bunu dengeledi. Okurken sadece olayları değil, altındaki anlamları da düşünüyorsunuz. Tasavvuf temalı, manevi yönü güçlü kitapları sevenlerin etkilenebileceğini düşünüyorum.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Stoacı filozoflardan Seneca'nın yazdığı öfke üzerine adlı bu kitapta; Seneca öfkeyi önce kavram olarak iyice açıklamış. Ondan sonra da tarihi şahsiyetler ve olaylar üzerinden somutlaştırmış. Böylece kolay anlaşılır ve zor unutulur hale getirilmiş. Kitabı ilk kez okuduğum zaman az şey anlamıştım, ikinci defa okuduğun zaman ne kadar az şey anladığımı net fark ettim. Defalarca okunması gereken kitaplardan. Felsefe sevmeyenler korkmayın bu kitabı herkes rahatça anlayabilir, felsefi kavramlar ağırlığı yok, hayatın ağırlığını iliklerinize kadar hissedeceksiniz.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bazı yaşanmışlıklar insanın ruhuna geçmeyen bir sızı gibi mühürleniyor. İnsan, vicdanını kaybetmeden bir sürgünden, o dipsiz kimsesizlikten nasıl sağ çıkabilir? 1864 Çerkes Sürgünü’nün feryat dolu anıları arasında dolaşırken, Karadeniz’in neden o günden beri daha hırçın, neden daha siyah olduğunu iliklerinize kadar anlıyorsunuz. Kıyıya vuran açlığın, hastalığın ve bebek seslerinin dindiği o ağır hafıza aslında insanlığın en büyük ahlak sınavı. Sema Soykan vefa, aşk ve vicdan üçgeninde öyle bir denge kurmuş ki, tarihin tozlu mezarlarından fırlayan o parçalanmış hayatlar, bugünün sahte konforuna sert bir tokat gibi inmiş. Karadeniz, bir halkın sessiz mezarlığı ve kanayan vicdanı olmuş. İsimsiz bırakılan binlerce ruhun sızısını kalbinde taşımak isteyenler için Adsız Roman, Unutulanlara karşı yükselen onurlu bir feryat.

Kıyısı olmayan bir acının, denize gömülen isimsiz vedasıdır bu hikaye.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tanpınar severler ve kolikleri için ilginç bir kitap. Tanpınar, Enis Batur'un kitabın 15. sayfasında "Yahya Kemal'in eşiğinde şiire başlayan Tanpınar, gecikmeden Valéry'nin dünyasına çakılır. İki örnek de, bir çağın bitişiyle yenisinin başlayışı arasında köprü işlevi gören, üstelik geçişi görmekle yetinmemiş, bir bakıma bunu sağlamış olma ayrıcalığını taşıyan konumdadırlar...' Tanpınar bence de iki dönemi yaşamakla (Hem Osmanlının son dönemi hem de Cumhuriyetin erken dönemi) görmekle yetinmeyip bir bakıma bizi modernleşme yönünde evrilmemize ön ayak olan yazarımızdır. Enis Batur Tanpınar hakkında ilginç ve değişik yorumlar getirmektedir. Tanpınar'la ilgilenenlere tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Günümüz anne babalarına muhteşem bir ayna görevi görebilecek bir kitap. Kendi küçük dünyamızda boğulup giderken küçük çocuklarımızın kocaman dünyasında bir nesne bile olamamanın verdiği ızdırabın farkında bile olamamak.. Yazar bir çocuğun dünyasına biraz abartılı bir şekilde alsa da bizi ortada kocaman bir gerçeğin varlığını da inkar edemeyiz o da şu ki bir noktada küçük bir çocuğun minik bir çekirdek gibi tonlarca ağırlıkta bir ağaca evrilebileceğini dolaylı da olsa düşündürüyor okuyucuya. Minicik bir yüreğin kocaman karakteri, sonsuz bilgi açlığı, yalnızca bir çocukta görebileceğimiz saflığı büyük küçük her okuyucuya hitap edecektir kanımca. Hele ki çağımızda teknolojinin tasmasını bu denli büyük bir ağırlıkta hissederken kitaptaki eleştirileri ülkece tüm aileler olarak oturup süzgecimizden geçirmeliyiz bir nesli daha heba etmemek için.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İstanbul’dan Cape Town’a, oradan Madagaskar’a uzanan bu hikâye; sadece bir yolculuk değil, köklerinden koparılanların sessiz çığlığı gibi… Azgar Naik’in izinde ilerlerken, bir baobab fidanının metaforuyla insanın aidiyet arayışına tanıklık ediyoruz.

Kitap; göç, vicdan, pişmanlık ve insan kalabilmenin ağırlığını mistik bir anlatımla işliyor. Yazarın dili akıcı ama aynı zamanda düşündürücü. Özellikle felsefi alt metni, okuru hikâyeden koparmadan derin sorgulamalara itiyor. Kısa bölümler ve yüksek tempo sayesinde merak hep canlı kalıyor.

En sevdiğim hissi: Modern bir roman okurken kadim bir masal dinliyormuş gibi olmak. Eğer sadece olay değil, anlam da arıyorsanız bu kitap tam size göre.

️“Her insanın içinde büyüyen bir ‘baobab’ vardır…mesele onunla ne zaman yüzleşeceğini bilmektir.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bayan Unguentine'nın Seyir Defteri
Ben ne okudum ya? Okuduğum en tuhaf metinlerden biri desem abartmış olmam Bayan Unguentine'nin Seyir Defteri için, ki epeyce tuhaf metinler okumuşumdur bugüne dek. Amerikalı yazar Stanley Crawford'un bu çok hayalsi metni hakikaten epey acayip, özgün ve garipti.

Senelerce karaya hiç uğramayan, botanik bahçesine dönüştürülmüş bir mavna Bayan Unguentine. Bu mavnanın üstünde Bay ve Bayan Unguentine yaşıyor; anlatı kadının ağzından bir monolog gibi kurulmuş. Epey karanlık ve kederli bir öykü bu, sıklıkla deliliğe yakınsıyor anlatıcımız, anlattıklarını okurken neresi düş, neresi gerçek anlamakta zorlanıyoruz. Büyülü gerçekçilik midir bu peki, bence değil, hayır, burada başka, daha tuhaf bir şey var; bence ondan daha post-modern bir yere koymalı 1972 tarihli bu kitabı.

Epeyce şiirsel bir dille yazılmış bu metin; evliliğin ve kadın-erkek ilişkisinin en saklı yerlerine bakıyor. Bu iki insanı dünyadan tamamen yalıtarak kendi bozuk gerçekliklerinin içinden anlatıyor ki aslında her ilişkinin kendi bozuk gerçekliğini ürettiğini düşündüğümüzde, yaptığı tercihin ne kadar işlevsel olduğunu anlamak mümkün diye düşünüyorum.

Erkeklerin "sevgi"lerini gösterirken tercih ettikleri performatif yöntemlere dair de çok şey söylüyor kitap. Bay Unguentine'in karısını mutsuz edip etmeyişine aldırmaksızın ona kendi bildiği yöntemle sunduğu görkemli makineler, icatlar... Son sözde Ben Marcus ne güzel söylemiş: "Temel isteklerinden karısını mahrum ederken bile, ona karada umabileceğinden çok daha büyüleyici bir dünya inşa edecektir. Bu; gösteri, boş performans ve ego dolu sevgiyi göstermenin karmaşık bir yoludur. Bayan Unguentine'yi ezecek olan, içinde asla tamamen kaybolmayan bu ironidir."

Küçük ama ağır ağır okunabilen, yoğun, kafa karıştırıcı bir kitap. Anlatının ne kadar değişik formlar alabileceğine dair de cesur bir deney bence. Belirtmeden geçmeyeyim, Suat Kemal Angı’nın çevirisi de kusursuz.

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Martıya Uçmayı Öğreten Kedi
Ben malum “Şili’den ne çıksa okurum” noktasında bir insanım, ama böyle olağanüstü şeyler çıkıyorsa benim ne suçum var? Enfes bir kitap “Martıya Uçmayı Öğreten Kedi”, enfes. Çocuk kitabı okumayı sevmemin sebeplerinin başında sanırım şu geliyor: mutlu sonla biteceklerini bilmek. İçimin sıkışık olduğu, huzursuz olduğum zamanlarda çocuk kitaplarına gitmem bundan muhtemelen – bir tür kendini koruma güdüsü. Evet bu da mutlu sonla biten bir çocuk kitabı ama nasıl incelikli, nasıl zarif, nasıl yumuşacık bir kitap, nasıl! Bir dostluk hikâyesi aslında ama bana sevmeye, hoyrat olmamaya, özene, farklı olanı kucaklamaya ve cesarete dair çok şey bırakıp gitti. Sepulveda iyi ki varsın ya sen. “Boşluğun kenarında en önemlisinin ne olduğunu anladı: yalnızca cesaret edenler uçabilir.”
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bekleyecek Vaktim Kalmadı Artık
Ben Jean-Louis Fournier’nin bir kitabını okuyup çok sevince kesin diğerlerini de severim diyip hepsini aldım, iyi halt ettim, almış bulunduğum için hepsini okuyorum şimdi ama okuduğum her yeni kitabıyla beraber biraz daha soğuyorum kendisinden. Burada artık düpedüz öfkelendiğimi fark ettim, çünkü yani bu kitabın basılması için harcanan kağıda yazık.

Özetle şöyle: yayıncısına kitap sözü vermiş, yayıncı da duyurmuş kitabı, fakat Fournier yazamamış, yetiştirememiş, hal böyle olunca da oturmuş bir şeyler karalamış. (Bunu kitabın başında kendisi de söylüyor.) Birkaç örnek veriyorum:

“Haklı olduğunu, karşıdakinin de hatalı olduğunu düşünmeden, köprüleri yıkmadan beklemek lazım.”

“Hayat bir hız yarışına dönüşüyor. En hızlı giden kazanıyor.”

“Eskiden hayatı yüksek ateşte pişirerek yaşardım, şimdi ise kısık ateşte ısıtarak yaşıyorum.”

“Zamanı kullanmak lazım... Zamanı tutmak lazım... Zamanı ölçmek lazım... Zamanın boynuna sarılmak lazım...”

Nasıl? Ertuğrul Özkök’ün Pazar yazıları gibi di mi? Hatta onların içinde bundan daha iyi olanları vardı bence. Bu kadar yüzeysel, bu kadar içi boş, bu kadar hiçbir şey söylemeyen bir kitabı insan yayıncısına teslim etmeye utanır, yayıncı da yayıncı olsa bunu basmaz zaten. 99 sayfalık bu kitap muhtemelen 12 word sayfası filan ediyor, zira bir sürü sayfasında yukarıda aktardığıma benzer bazı cümleler tek başlarına yer alıyorlar.

Kimse kusura bakmasın ama kendimi düpedüz dolandırılmış hissediyorum. Kitabın ısmarlama olduğu çok belli, okura saygısızlık bence bunu yazıp teslim etmek. Üstelik de sen Fournier’sin, elinden bu kadarı geliyor olsa hadi neyse, ne yapalım diyeceğim. Kendisinin nasıl yazabileceğini biliyoruz, zahmet etmemiş resmen. İçinden zorlasam belki üç tane cümle bulup çıkarırım koca kitabın, o da belki.

Ay çok sinirliyim ya. Yazmayıver olmuyorsa, bir şey olmaz.

Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mösyö İbrahim ve Kuran'ın Çiçekleri
Ben bu kitabın filmini zamanında izlemiş ve çok sevmiştim, ancak üstünden 20 yıl kadar bir zaman geçtiği için unuttum tabii, kitabını görünce okuyup hatırlayayım dedim. Valla yanılmıyorsam filmi kitabından daha iyi olan nadir eserlerden biri bu. Kitap kötü mü, değil asla ama bilinçli bir şekilde derinleşmekten kaçıyor gibi; çok saçma.

Bazı açılardan Emile Ajar’ın çok sevdiğim kitabı Onca Yoksulluk Varken’e benziyor Mösyö İbrahim ve Kuran’ın Çiçekleri - bir çocuğun kenar mahallede büyüme hikâyesini anlatmaları, hele de her iki kitapta da çocukların isminin Momo olması herhalde bu benzerlik duygusunu kuvvetlendiriyor. Ama işte Onca Yoksulluk Varken ne kadar katmanlı ve derinse, bu da o kadar tek boyutlu, üstelik de bilinçli bir tercih gibi bu, tuhaf.

Çocuğun dilinden yazıldığı için dil çok naif, yumuşak ve tatlı. Bebekken annesi tarafından terk edilen ve asık suratlı babasıyla hayatta kalmaya çalışan Momo, mahallenin “Arap” bakkalı Mösyö İbrahim ile bir dostluk geliştiriyor ve hayatı değişiyor. Bu ikilinin ilişkisi, Mösyö İbrahim’in doğal bilgeliği, hayata yaklaşma biçimi de gayet güzel anlatılmış, ancak neden, neden, neden bu kadar kısa? Bir cümle bir cümle her şey, oysaki ne hikâyeler var bu kitapta, nasıl güzel açılıp boyut kazanabilirmiş bu metin, bu lezzetli hikâye uzun uzun anlatılabilir, ikilinin birbirlerinden hayata dair öğrendikleri şeylerle nasıl zenginleştirilebilirmiş. Filmi belki de bunu becerdiği için sevmiştim, bu öyküye hak ettiği katmanı katabilmişti sanki.

Neyse, sonuçta tatlı, insanı gülümseten, naif, hoş bir kitap kendisi. Keşke daha çok emek verseymiş yazar, güzelim hikâyesine haksızlık etmiş kanımca.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir