Beyaz Gemi
Beyaz Gemi

Kitapyurdu Fiyatı: 113,70TL

Ürüne Git
2443Yorum
kadirkucuk
22.12.2007
Cengiz Aytmatov'un insanların küçük hayatlarında nasıl da mutlu olabildiklerini anlattığı müthiş bir eseri. okumanızı tavsiye ederim
Şenay Gemeç
Kitapkurdu
11.11.2007
Roman, San-Taş Vadisi’nde etrafındaki beş-altı insanla yaşamak zorunda olan, dedesinden başka seveni olmayan, gerçek hayatında mutsuz olan fakat hayal dünyasında mutlu olmaya çalışan bir çocuğun psikolojisini konu almaktadır.Kitabın başlığı ile içeriği arasında bence uyumsuzluk var.beyaz gemiden kitapta çok fazla bahsedilmemekle birlikte olayların beyaz gemi ile alakası yok denecek kadar az.Betimlemeler yetersiz ve akıcılık kısıtlı.Buna rağmen okuyucu olaylar arasında bağlantı kurmakta zorlanmıyor. Kişilerin fiziki özellikleri üzerinde çok az durulmasına karşın; çocuğun psikolojisi iyi anlatılmış
ideart
08.11.2007
Dede torun ilişkisi çerçevesinde iyiyi-kötüyü,boyun eğmeyi,başkaldırıyı,fedakarlığı,yokluğu,hayata dair herşeyi çok yalın bir dille anlatıyor.Bazen güldürüyor çocuğun dürbünüyle,çantasıyla sohbetinde,bazen de hüzünlendiriyor bir maralın kesik başında.Destansı öğeler de içeren kitap her yaşta okuyucuya hitap ediyor.
Hayyam, Ömer
12.10.2007
bir kitap ki beni çocukuğuma götüren, bir kitap ki hüzne boğup neşeyle güldüren... Aytmatov'dan çok bizden çok içten bir hikaye. bir solukta okudum, sizler de eminim öyle okuyacaksınız.
turkcan5
09.10.2007
kitap çocukça düşünüsün ve algılayışın güzel bir örneği, yazar bu noktada karekterini son derece başarılı ve inandırıcı çizmiş. Bu noktada yazarın karekter yaratma yeteneğini takdir etmemek elde değil...
feamarth
02.10.2007
Beyaz Gemi'yi oldukça küçükken okumuştum. Geçenlerde tesadüfen elime geçti ve tekrar okudum; kitap oldukça sağlam ve gerçek karakterlere sahipti, sürükleyiciydi ve gerçekten etkileyiciydi. Her yaştan okuyucuya öneriyorum.
ERAY AKDEMİR
26.08.2007
Toplumumuz gençleri kitap okuma alıskanlıgını gittikce kaybetmektedir artık kitap okusalar bile çok saçma kitaplarokuyorlar cengiz aytmatov gibi türkedebiyatının devlerinden birinin kitabını beyenmeyen insanların kitap konusunda hiç bilgiliolmadıklarını düşünüyorum ayrıca beyaz gemide cengiz aytmatovun eserlerininden en beyenilenler arasında yer almalıdır bende 16 yaşında bir gencim ama hala kitap konusunda çok duyarlı oldugum kanaatindeyim hangi eserlerin beyenilmesi veyada beyenilmemeisi konusundada oldukça tecrübelioldugumu düşünüyorum
ismail_atan
19.08.2007
<br /> "Ama sen yüzüp gittin. Hiçbir zaman balık olamayacağını biliyor muydun? Isık-Göl'e kadar yüzemeyeceğini, beyaz gemiyi göremeyeceğini ve ona 'Selam Beyaz Gemi, ben geldim ben!' diyemeyeceğini biliyor muydun?<br /><br /> Çay boyunca yüzüp gittin çocuğum.Şimdi ben sana yalnız şunu söyleyebilirim. Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşamadığı her şeyi reddettin sen. İşte beni teselli eden de budur. ....<br /><br /> Sana senin sözlerinle veda ediyorum: 'Merhaba Beyaz Gemi! Ben geldim.'
sheherazade
Kitapkurdu
29.05.2007
Arkadaşlar bence kitabın dili hiç akıcı değil.Romada bir konuya başlandığında devam edilmemiş konudan konuya geçilerek okuyucunun dikkati dağıtılmış.Ayrıca kitabın beyaz gemiyle hiç alkası yok sadece çocuk birkaç kez beyaz gemiye bakıyor bu da kitabın akışını değiştirmiyor.Sitemizde çok güzel kitaplar var başka kitaplara bakmanızı öneririm
KY-241072
11.05.2007
ben aytmatovu bu kitabıyla tanıdım.ilk başta bana bir çocuk kitabı gibi gelmişti ama bu kitabın daha sonra büyük küçük herkesin okuması gerektiği ve çok büyük bir eser olduğuna inandım.romanda küçük bir çocuğun ''küçük''bir yaşam hikayesi anlatılıyor ve sonu bir hayli hüzünlü.ama ben çocuğun dedesi gibi dümeni değiştireceğime''o küçük çocuk gibi balık olup gitmeyi isterdim''...sevgiler...
xgurko
27.04.2007
Bir çocuğun düşünceleri ve duyguları bu kadar güzel anlatılamazdı doğrusu! Fakat Boynuzlu Maral Ana efsanesinin Tanrı gibi gösterilmesi beni biraz sıktı doğrusu. Bir efsane olarak anlatılmak istenmiş fakat anlatılırken efsaneden çıkmış.
hikem
Kitapkurdu
27.02.2007
Bu Roman insanı kimi zaman duygusallaştırıyor. Kimi zaman kızdırıyor. Kimi zaman da sıkıyor.Açıkçası ben bunu yaşadım. Romanı okurken sıkıldığım zamanlar oldu. Çünkü çok dağ bahçeden bahsediyor. Sizi oralara götürüyor. Bunun faydasıda olmadı değil. İnsanı rahatlatan yönüde var. Roman bittiğinde size verdiği duygu ve düşünce güel. Fakat çocuğun sonunu bence öyle yazmasaydı daha iyi olurdu. çünkü bir çocuğun bu romanı okuduğunu düşündüğümüzde gelecekte o çocuğun bu gibi drama karşısında yapacağı tavır romanda ki çocuğun tavrı olabilir. Hatta yetişkinlerin bile. Çünkü Roman ekileyici. Ahlak öğretisi kavramında bu eksikliğinde gördüm.
bozbeytug
10.12.2006
Beyaz gemi, akıcı ve anlaşılır dili, sürükleyici ve masalsı üslubu ile yetim bir çocuk ile dedesinin yaşadıklarını, tam olarak nasıl olabilecekse o biçimde anlatıldığı bir eserdir. Felek, bir dede ile yetim torununun yaşamını anlatmak zorunda olsa idi, ancak Kırgız Türkü üstad Cengiz Aytmatov kadar güzel anlatabilirdi.
Adem Artan
Kaşif
30.08.2006
Aytmatov'un bu kitabı çok güzel bir "başlangıç kitabı." Özellikle 2. kademedeki öğretmenler öğrencilerine tavsiye etmeli.
Okula gitmek için dedesinin büyük zahmetlere katlandığı torunu, dedesinden duyduklarını can kulağıyla dinler. Bunlardan biri Beyaz Gemi'dir. Diğeri ise yaşadıkları yere kendilerini ulaştıran bir Geyik. Geyikler, zamanla halkın kültürlerinden kopup bir yerde "mankurtlaşma"ları ile kaybolur. Ne de olsa dönem, komünizm dönemidir. Sonra bir ara nasıl olduysa geyikler tekrar görünmeye başlar. Dedesi(ve torunu), bunu eskiye ve kendi kültürlerine bir dönüş olarak yorumlar ve hiçkimsenin bu geyiklere zarar vermemelerini ister. Ancak, cehalet ve menfaatperestlikle beslenen mankurtlaşm yine galip çıkar.
Özellikle kitabın final bölümünde torunun yaşadıkları, hissettikleri çok, ama çok güzel yazılmış. Etkilenmemeniz mümkün değil, torunun en son, Beyaz Gemi'ye ulaşmak için "balık olması" çok acıklı ama bir o kadar da ustaca kurgulanmış.
Aytmatov'un kitaplarını okumayanlar için tavsiye edilebilecek bir başlangıç kitabı.
Çepni55
Kitapkurdu
14.01.2006
Beyaz Gemi… Yıllarca hep hatırlanacak; sembolizmin doruklara çıktığı muhteşem bir eser. Aytmatov üç kuşağı bir araya getirdiği bu romanını efsaneler ve masallarla harmanlamayı gayet iyi başarmış ve sonunda iyiliğin en azından okur yüreğinde galip gelmesini sağlamıştır. MEB’in 100 Temel Eseri arasında yer alan bu roman belki de 20. yüzyılın 100 büyük eseri arasında da yer almalıdır. Aytmatov’un milliden evrensele uzanan edebiyat ilkesinin mükemmel bir yansıması ile karşı karşıyayız.
Z.T.
30.09.2005
Gelecegi temsil eden cocuk ve gecmisi temsil eden dede...cocugun hergun Isık-göle gidip beyaz gemiyi izlemesi...göle atlayıp balık olup beyaz gemide calıstıgı varsayılan babasına ulasma hayalleri...dede icin marallar kutsal..torunu ise kutsal kadar degerli onun icin..Cengiz Aytmatov hikayeyi öyle güzel baglamıski insanı kendisine hayran bırakıyor...Okudugum ilk Aytmatov kitabı...ve diger kitaplarınıda okuyacagım kesin...Saygılarımla...
Murat Günaydın
Kitapkurdu
10.06.2005
Romanın kahramanı yedi sekiz yaşlarında Isık-Göl kıyısında dedesi, ninesi, teyzesi ve onun kocasıyla birlikte yaşayan bir çocuktur. Babası ve annesi tarafından terk edilen torununa sahip çıkan Mümin dede, sonradan evlendiği karısı ve torunuyla birlikte bu tenha göl kenarında, ormanın bakım işleri ile uğraşan ve partiden olan damadı Orozkul’a yardım etmektedir. Orozkul’un karısı, çocuğun teyzesi Bekey hala kısır olduğu için çocuk sahibi olamayan bir kadındır. Orozkul evlat sahibi olamamanın hıncını bu zavallı ihtiyar ve onun çocuğu olmayan kızından çıkarmaktadır.
Çok geniş bir hayal dünyasına sahip olan çocuk, dürbünüyle her gün gölde yük ve yolcu taşıyan bir gemiyi izler. Gemilerde tayfalık yapan babasının da bu gemide çalıştığını düşünerek, balık olup bu gemiye ulaşmayı, babasına zavallı dedesini, zalim Orozkul’u, yaşadıklarını hayallerini anlatmayı düşler. Dedesinin yanından hiç ayrılmayan çocuk, onun anlattığı masaları dinlerken adeta yaşıyormuşçasına onlardan etkilenir. Bu masallardan biri Boynuzlu Maral Ana destanıdır.
Eski zamanlarda Yenisey ırmağı boyunca kabileler arasında savaşlar olur, zaferler ve yenilgiler yaşanırmış. Fakat kabilelerin büyüklerinden biri öldüğü zaman büyüklerine yas tutan kabileye saldırılmazmış. Bir gün Kırgızların lideri öldüğünde ona geleneklerine göre büyük bir cenaze töreni düzenlemişler. Herkes cenazeye layıkıyla bir tören yapılması için uğraşırken onları silahsız yakalayan bir düşman kabilesi, bir kişiyi bile sağ kalmayacak şekilde, kılıçtan geçirmiş. Yalnız bu mezalimden, o baskından biraz önce oynamak için ormana giden bir kız bir de oğlan çocuğu kurtulmuş. Çocuklar onların düşmanları olduğunu bilmeden, o sırada uzaklaşan toz bulutunun ardına düşmüşler. Çok uzaklarda bir dağın yamacında bir şölen verildiğini görüp oraya gitmişler, bu şölen yeni topraklar kazanan düşmanlarının zaferlerini kutladıkları bir şölenmiş. Oraya gidince kabilenin lideri, bu iki çocuğun Kırgız aşiretinden olduklarını anlayıp, onları bir uçurumdan atması için bir kadına vermiş. Böyle bir şeye kadının da gönlü razı olmuyormuş ama o yapmazsa bir başkası çocukları feci bir şekilde öldürebilirmiş. Onları uzaklarda bir uçurum kenarında aşağıya atacakken, büyük boynuzlu bir maral belirmiş. Kadına yavrularının insanlar tarafından öldürüldüğünü, o yüzden o çocukları istediğini, onları yavruları gibi büyüteceğini söylemiş. Çocukları alıp güneylere Isık-Gölü kıyılarına gelmiş. O iki çocuk büyümüş, Kırgızlar onların soyundan yeniden türemiş. Ve bu insanlar Boynuzlu Maral Ana’nın çocuklarına hep saygı duymuş, onları avlamamışlar. Ta ki, yıllar sonra dosta düşmana ne kadar zengin olduklarını göstermek için, ölen babalarına yaptıkları görkemli bir cenaze töreninde, oğulları onun öte dünyada Boynuzlu Maral Ana’nın soyundan olduğunun anlaşılması için, mezarının başına büyük bir maral boynuzu dikmeyi düşünene kadar... Bundan sonra ölenlerine saygı ifadesi olarak, mezar başlarına maral boynuzu dikmeye başlamışlar. Boynuzlu Maral Ana bu insanlara küsmüş, kalan yavrularını alıp oraya veda ederken, bir daha geri dönmeyeceğini söylemiş.
Bir gün dede sevinçle çocuğa maralların geldiklerini, onları ormanda gördüğünü söyler. Çocuğun sevincinin tarifi yoktur. Ancak maralların geldiğini bilen yalnız dede ve torunu değildir. Bir gün Orozkul bu marallardan birini avlayıp misafirlerine ikram etmek ister. Tüfek, Orozkul’a muhtaç olan Mümin dedenin eline verilir ve maral ona vurdurulur. Çocuk bütün bunlar olup biterken evde hasta yatmaktadır. Dışarı çıktığında insanların sevinçle et paylaştıklarını görür. O gün ilk defa dedesinin içki içtiğine şahit olur. Etrafa bakınırken öldürülen maralın boynuzunu görünce, üzüntüsünden ne yapacağını bilemez. Birden içinde bir balık olup babasına gitme isteği doğar. Yakınlardaki çaya koşan çocuk, kendini azgın sulara bırakır.
Çay boyunca yüzüp gittin çocuğum. Şimdi ben sana yalnız şunu söyleyebilirim: “ Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşmadığı her şeyi reddettin. İşte beni teselli eden de budur. Bir şimşek gibi yaşadın sen. Bir defa çaktın ve söndün. Şimşeği çaktıran göktür. Ve gök ebedidir. İşte budur beni teselli eden. Bir başka tesellim daha var: insandaki çocuk vicdanı tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerde beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve sorumluluk denen şey de var olacaktır... Sana senin sözlerini tekrarlayarak veda ediyorum: “Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim!” Romanın sonunda şöyle bir tespit yapabiliriz: Roman, yazarın daha önceki eserlerinde pek rastlanmayan bir konuyu, insanların; inanma ihtiyacını merkez almaktadır. Bu merkez konu etrafında üç nesli temsil eden insanlar vardır. Bunlardan Mümin dede, yaşlı ve pasif, zayıf, güçsüz ve tepkisiz, çaresiz yaşlı neslin temsilcisidir. Yine aynı nesle mensup olan nine ise etrafına karşı hırçın davranışları, isimsiz küçük çocuğa kötü davranan birisidir. Ara neslin temsilcileri, Mümin dedenin damadı Orozkul, karısı Bekey ve orman işçilerinden Seydahmet ve eşi Gülcemal. Genç veya küçük nesli ise ismi bile konulmamış sekiz yaşlarında ve okula yeni başlayan küçük çocuk temsil eder. Yazar kahramanlarını bu şekilde tasnif ederken nesillerin hayatı algılayış biçimini ve hayat felsefelerini ortaya koymaya çalışmıştır.
Romanın sonunda küçük çocuğun; ölümü ile kötülüğün galip gelmediğini, tam aksine; iyiliğin, ölümsüzleştiğini belirtmiştir. İşte asıl bu nokta hâlâ tartışmalara açıktır...
İşbaraalp
20.04.2005
Küçük bir çocuk, çocukca hayalleri, çocukca korkuları,çocukca mutlulukları, çocukca... kısacası her şeyi ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Aytmatov hüzün duygusunu kelimelere en iyi yansıtabilen yazardır kanımca, bu eserinde de hüzün en temel duygu olarak kendisini hissettiriyor. Kitabın ilk sayfalarında insanların mutlu oldukları şeylerlere hüzünle yaklaşıyorsunuz, bu ruh halinde başladığınız kitabı neredeyse ağlamaklı olarak bitiriyorsunuz... Ne diyebilirim ki? Okumadıysanız ziyanda sayılırsınız...
Serdar Alici
26.03.2004
Kırgız yazar Aytmatov'un bütün eseleri gibi bu eserini de bir solukta okudum. Kitaplarında insan yaşamıyla doğayı bu derecede etkili birleştiren nadir yazarlardan biri. Beyaz gemi eserinde eski Türk destanlarından ögeler var. Olayların geçtiği dönemdeki Sovyet Rusya'nın Türk asıllı insanlar üzerindeki baskısı derinden hissediliyor. İyi ile kötünün mücadelesi romanın ana konusu. Çocuğun hayalleri,Mümin dedenin ikilemi, orozkul'un dünya görüşü... mutlaka okunması gereken yapıtlardan.
Mevce Dikmen Sen
08.06.2003
"Onun iki masalı vardı..." bu güzel masalı, kurmaca olduğunu daha ilk satırından öğrenmemize rağmen elimizden bırakamadık; romanın sonunu sınıfta okurken öğrencilerimle gözyaşlarımıza hakim olamadık. <br />Bu romanı ister "çocuk"un masalı olarak okuyun, ister "maral ana"nın efsanesi, isterseniz Aytmatov'un sisteme yönelttiği bir eleştiri... Herkesi çekecek, bağlayacak bir yönü olduğunu göreceksiniz.