Beyaz Gemi
Beyaz Gemi

Kitapyurdu Fiyatı: 129,40TL

Ürüne Git
2448Yorum
Z.T.
Gelecegi temsil eden cocuk ve gecmisi temsil eden dede...cocugun hergun Isık-göle gidip beyaz gemiyi izlemesi...göle atlayıp balık olup beyaz gemide calıstıgı varsayılan babasına ulasma hayalleri...dede icin marallar kutsal..torunu ise kutsal kadar degerli onun icin..Cengiz Aytmatov hikayeyi öyle güzel baglamıski insanı kendisine hayran bırakıyor...Okudugum ilk Aytmatov kitabı...ve diger kitaplarınıda okuyacagım kesin...Saygılarımla...
Murat Günaydın
Kitapkurdu
Romanın kahramanı yedi sekiz yaşlarında Isık-Göl kıyısında dedesi, ninesi, teyzesi ve onun kocasıyla birlikte yaşayan bir çocuktur. Babası ve annesi tarafından terk edilen torununa sahip çıkan Mümin dede, sonradan evlendiği karısı ve torunuyla birlikte bu tenha göl kenarında, ormanın bakım işleri ile uğraşan ve partiden olan damadı Orozkul’a yardım etmektedir. Orozkul’un karısı, çocuğun teyzesi Bekey hala kısır olduğu için çocuk sahibi olamayan bir kadındır. Orozkul evlat sahibi olamamanın hıncını bu zavallı ihtiyar ve onun çocuğu olmayan kızından çıkarmaktadır.
Çok geniş bir hayal dünyasına sahip olan çocuk, dürbünüyle her gün gölde yük ve yolcu taşıyan bir gemiyi izler. Gemilerde tayfalık yapan babasının da bu gemide çalıştığını düşünerek, balık olup bu gemiye ulaşmayı, babasına zavallı dedesini, zalim Orozkul’u, yaşadıklarını hayallerini anlatmayı düşler. Dedesinin yanından hiç ayrılmayan çocuk, onun anlattığı masaları dinlerken adeta yaşıyormuşçasına onlardan etkilenir. Bu masallardan biri Boynuzlu Maral Ana destanıdır.
Eski zamanlarda Yenisey ırmağı boyunca kabileler arasında savaşlar olur, zaferler ve yenilgiler yaşanırmış. Fakat kabilelerin büyüklerinden biri öldüğü zaman büyüklerine yas tutan kabileye saldırılmazmış. Bir gün Kırgızların lideri öldüğünde ona geleneklerine göre büyük bir cenaze töreni düzenlemişler. Herkes cenazeye layıkıyla bir tören yapılması için uğraşırken onları silahsız yakalayan bir düşman kabilesi, bir kişiyi bile sağ kalmayacak şekilde, kılıçtan geçirmiş. Yalnız bu mezalimden, o baskından biraz önce oynamak için ormana giden bir kız bir de oğlan çocuğu kurtulmuş. Çocuklar onların düşmanları olduğunu bilmeden, o sırada uzaklaşan toz bulutunun ardına düşmüşler. Çok uzaklarda bir dağın yamacında bir şölen verildiğini görüp oraya gitmişler, bu şölen yeni topraklar kazanan düşmanlarının zaferlerini kutladıkları bir şölenmiş. Oraya gidince kabilenin lideri, bu iki çocuğun Kırgız aşiretinden olduklarını anlayıp, onları bir uçurumdan atması için bir kadına vermiş. Böyle bir şeye kadının da gönlü razı olmuyormuş ama o yapmazsa bir başkası çocukları feci bir şekilde öldürebilirmiş. Onları uzaklarda bir uçurum kenarında aşağıya atacakken, büyük boynuzlu bir maral belirmiş. Kadına yavrularının insanlar tarafından öldürüldüğünü, o yüzden o çocukları istediğini, onları yavruları gibi büyüteceğini söylemiş. Çocukları alıp güneylere Isık-Gölü kıyılarına gelmiş. O iki çocuk büyümüş, Kırgızlar onların soyundan yeniden türemiş. Ve bu insanlar Boynuzlu Maral Ana’nın çocuklarına hep saygı duymuş, onları avlamamışlar. Ta ki, yıllar sonra dosta düşmana ne kadar zengin olduklarını göstermek için, ölen babalarına yaptıkları görkemli bir cenaze töreninde, oğulları onun öte dünyada Boynuzlu Maral Ana’nın soyundan olduğunun anlaşılması için, mezarının başına büyük bir maral boynuzu dikmeyi düşünene kadar... Bundan sonra ölenlerine saygı ifadesi olarak, mezar başlarına maral boynuzu dikmeye başlamışlar. Boynuzlu Maral Ana bu insanlara küsmüş, kalan yavrularını alıp oraya veda ederken, bir daha geri dönmeyeceğini söylemiş.
Bir gün dede sevinçle çocuğa maralların geldiklerini, onları ormanda gördüğünü söyler. Çocuğun sevincinin tarifi yoktur. Ancak maralların geldiğini bilen yalnız dede ve torunu değildir. Bir gün Orozkul bu marallardan birini avlayıp misafirlerine ikram etmek ister. Tüfek, Orozkul’a muhtaç olan Mümin dedenin eline verilir ve maral ona vurdurulur. Çocuk bütün bunlar olup biterken evde hasta yatmaktadır. Dışarı çıktığında insanların sevinçle et paylaştıklarını görür. O gün ilk defa dedesinin içki içtiğine şahit olur. Etrafa bakınırken öldürülen maralın boynuzunu görünce, üzüntüsünden ne yapacağını bilemez. Birden içinde bir balık olup babasına gitme isteği doğar. Yakınlardaki çaya koşan çocuk, kendini azgın sulara bırakır.
Çay boyunca yüzüp gittin çocuğum. Şimdi ben sana yalnız şunu söyleyebilirim: “ Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşmadığı her şeyi reddettin. İşte beni teselli eden de budur. Bir şimşek gibi yaşadın sen. Bir defa çaktın ve söndün. Şimşeği çaktıran göktür. Ve gök ebedidir. İşte budur beni teselli eden. Bir başka tesellim daha var: insandaki çocuk vicdanı tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerde beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve sorumluluk denen şey de var olacaktır... Sana senin sözlerini tekrarlayarak veda ediyorum: “Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim!” Romanın sonunda şöyle bir tespit yapabiliriz: Roman, yazarın daha önceki eserlerinde pek rastlanmayan bir konuyu, insanların; inanma ihtiyacını merkez almaktadır. Bu merkez konu etrafında üç nesli temsil eden insanlar vardır. Bunlardan Mümin dede, yaşlı ve pasif, zayıf, güçsüz ve tepkisiz, çaresiz yaşlı neslin temsilcisidir. Yine aynı nesle mensup olan nine ise etrafına karşı hırçın davranışları, isimsiz küçük çocuğa kötü davranan birisidir. Ara neslin temsilcileri, Mümin dedenin damadı Orozkul, karısı Bekey ve orman işçilerinden Seydahmet ve eşi Gülcemal. Genç veya küçük nesli ise ismi bile konulmamış sekiz yaşlarında ve okula yeni başlayan küçük çocuk temsil eder. Yazar kahramanlarını bu şekilde tasnif ederken nesillerin hayatı algılayış biçimini ve hayat felsefelerini ortaya koymaya çalışmıştır.
Romanın sonunda küçük çocuğun; ölümü ile kötülüğün galip gelmediğini, tam aksine; iyiliğin, ölümsüzleştiğini belirtmiştir. İşte asıl bu nokta hâlâ tartışmalara açıktır...
İşbaraalp
Küçük bir çocuk, çocukca hayalleri, çocukca korkuları,çocukca mutlulukları, çocukca... kısacası her şeyi ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Aytmatov hüzün duygusunu kelimelere en iyi yansıtabilen yazardır kanımca, bu eserinde de hüzün en temel duygu olarak kendisini hissettiriyor. Kitabın ilk sayfalarında insanların mutlu oldukları şeylerlere hüzünle yaklaşıyorsunuz, bu ruh halinde başladığınız kitabı neredeyse ağlamaklı olarak bitiriyorsunuz... Ne diyebilirim ki? Okumadıysanız ziyanda sayılırsınız...
Serdar Alici
Kırgız yazar Aytmatov'un bütün eseleri gibi bu eserini de bir solukta okudum. Kitaplarında insan yaşamıyla doğayı bu derecede etkili birleştiren nadir yazarlardan biri. Beyaz gemi eserinde eski Türk destanlarından ögeler var. Olayların geçtiği dönemdeki Sovyet Rusya'nın Türk asıllı insanlar üzerindeki baskısı derinden hissediliyor. İyi ile kötünün mücadelesi romanın ana konusu. Çocuğun hayalleri,Mümin dedenin ikilemi, orozkul'un dünya görüşü... mutlaka okunması gereken yapıtlardan.
Mevce Dikmen Sen
"Onun iki masalı vardı..." bu güzel masalı, kurmaca olduğunu daha ilk satırından öğrenmemize rağmen elimizden bırakamadık; romanın sonunu sınıfta okurken öğrencilerimle gözyaşlarımıza hakim olamadık. <br />Bu romanı ister "çocuk"un masalı olarak okuyun, ister "maral ana"nın efsanesi, isterseniz Aytmatov'un sisteme yönelttiği bir eleştiri... Herkesi çekecek, bağlayacak bir yönü olduğunu göreceksiniz.
kulözkan
Kitapkurdu
Cengiz Aytmatov romanında doğayı öyle güzel betimlemiş ki okurken sanki ormanın kokusunu,taşların soğukluğunu hissediyorsun. Roman kahramanı çocuğun psikolojisini ve çocuğun diğer kişiler hakkındaki hislerinide yaşartırcasına anlatmış.Ayrıca maral ana efsaneside çok etkileyici.
KY-52091
KitapAytmatovun rejime bbaşka bir baş kaldırısı.Yazar aynı zamanda çevre sorunlarına dikkat çekmiş,insanların kaygısızlığından yakınmış.Bence yaşayan en büyük yazarın güzel bir eseri.
yesevihan
Kitapkurdu
20.asrın en büyük Türk romancısı olan Kırgız asıllı Cengiz Aytmatov'un bu lirik romanı sembolik anlatımın şaheserleri arasında yer alması gereken bir eser. Konu olarak Tanrı dağları eteğindeki Issık-Göl kenarında yaşayan bir çocuğun hayalleri fonunda Ergenekon destanını işliyor. Romanda anlatıcı rolündeki olumlu karakter Mümin Dede torununa tarihi yapan gerçekleri anlatıyor.
Kitabdaki kahramanların isimleri bile bu sembolizmin niteliğini ele veriyor. Ancak mütercimlerin bu sembolizmin anlaşılmasını kolaylaştıracak ipuçlarını okura vermemesi üzüntü verici.En azından dipnotlar ile , çevirenin notu şeklinde buna işaret edilebilirdi.
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için iki örnek vereyim:

Kitabın bilge dedesi olan "iyi"kahramanı"
MÜMİN DEDE -mütercim bunu Momun Dede diye almış,belki Rusca neşrinde de böyledir-.

Kitabın Kötü adamı: ORUSKUL(Rusun kölesi) -mütercim bunu da Orazkul diye almış.-

Yazarın bu kitabı Sovyet Rus imparatorluğunun en saldırgan döneminde yazdığı hatırlanırsa Ergenekon destanını anlattığı eserde neden sembolik bir anlatım yolunu seçtiği anlaşılabilir.

Türk tarihinin bilincine bir Kırgız soydaşının kalemiyle ermek isteyen her yaşdan Türk insanının özellikle de gençlerin tekrar tekrar okuması gereken bir eser.