Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aşka Övgü
70 sayfalık bu minik kitapla ilgili 70 sayfa yazabilirim sanırım: öyle çok etkilendim. Bir kere bir Rimbaud alıntısıyla başlıyor bu nefis sohbet: “Aşkı yeniden icat etmeli, besbelli.” Sonra Proust’a, Mallarmé’e, Simone de Beauvoir’a uzanıyor, Pessoa’ya başvuruyor ve hayatta açık ara en çok sevdiğim aşk kitabı olan André Gorz’un Son Mektup’unu elbette ki es geçmiyor. (Gorz’u hatırlamak ve hatırlatmak isterim: “Yakında seksen iki yaşında olacaksın. Boyun altı santim kısaldı, olsa olsa kırk beş kilosun ve hâlâ güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum.”) Nicolas Truong soruyor, Alain Badiou enfes bir yalınlıkla anlatıyor: Günümüzdeki online dating pratiklerinin aşkı “risksiz” ve “garantili” hale getirme çabasındaki gülünçlüğü ve çelişkiyi, aşka “düşmeden / düşmekten kaçarak” aşkın mümkün olamayacağını, acı çekmekten duyduğumuz korkunun aşkın var oluşuna nasıl aykırı olduğunu, arzunun öznelliğini, “karşılaşma mucizesi”nin ötesinde uzanan, “süre” ile güçlenen ve ancak emekle mümkün olan “sürdürülebilir” aşktan kopmuşluğumuzu, aşkı nasıl bir “gerçekliği bulma yöntemi” olarak deneyimlemek gerektiğini, aşkın aslında “bir düşünce” olduğunu… Mucize gibi bir küçük kitap. Çok, çok, çok sevdim. “Aşk tam anlamıyla bir olasılık değil, daha çok olanaksız olarak görülebilecek bir şeyin aşılmasıdır. (…) Başlangıçta ilan edilen aşk aynı zamanda ‘yeniden ilan edilmeli’dir. Bu yüzden aşk, ayrıca şiddetli varoluş bunalımlarının kökenidir: her gerçekliği bulma yöntemi gibi.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Dostluk & Kafka - Max Brod Mektuplaşmaları
500 küsur sayfalık bu hacimli derleme, Kafka ile en iyi arkadaşı Max Brod’un 20 yılı aşkın sene içinde birbirlerine yazdıkları mektuplardan Brod tarafından düzenlenmiş bir seçkiyi içeriyor. Bence mesele Kafka’yı tanımaksa, bu seçki, çok daha popüler olan Milena’ya yazdığı mektuplardan epeyce daha fazla veri içeriyor – çünkü bir romantik ilişki çerçevesinde yazdığı o mektuplara kıyasla, burada dostuyla konuşan Kafka çok daha çıplak, süssüz ve gerçek.

Mektuplarda Kafka’nın korku, mutluluk, edebiyat, yazmak, ölüm, hastalık ve romantik ilişkilere dair pek çok konudaki düşüncelerini okumak mümkün. Bir yandan da arka planda savaşı, Avrupa’da yükselmekte olan antisemitizmi, Almanya’daki ekonomik krizi vb görebiliyoruz. (Ama ben bunların mektuplara daha çok konu edileceğini düşünürdüm, öyle olmamış, ya da Brod kişisel konuların ağırlıkta olduğu metinleri seçmiş, bilemiyorum.)

Epeyce detaylı metinler bunlar, dolayısıyla ancak Kafka’yla ilişkisini gerçekten derinleştirmek isteyenler okumalı. Kafka külliyatını tamamlamak gibi bir derdim olduğu için giriştim ben kendisine, bence iyi de yaptım. Bir de üzerine en çok fikir yürütülmüş yazarlardan biri olan Kafka’yla ilgili incelemeleri okumadan önce kendisinin kendisini nasıl anlattığını görmek istedim.

Bir de; büyük ölçüde Kafka’nın “ölümümden sonra yazdığım her şeyi yak” vasiyetine ihanet edip (neyse ki) kendisinden kalanları düzenleyip yayınlamasıyla tanıdığımız Max Brod’ü de yakından tanımak için iyi bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Brod’ün şu nefis cümlesi ile bitireyim madem: “Kendimi birbirine yazıklanan, birbirini gözeten ve birbirine iyilikle davranan üç ayrı kişiye böldüm.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
2666
4 günde 1200 sayfa okumuşum, olacak iş değil. Bu kitaba dair ne diyebilirim açıkçası bilmiyorum. Ama şunu demek mümkün: romanda biçim ve içerik olarak nelerin mümkün olabileceğini sonuna kadar gösteriyor 2666. Kurgu ile neler yapılabileceğini, sınırlarının nasıl zorlanabileceğini… Bolano gibi büyük bir yazarın bu kadar erken ölmüş olmasından ötürü duyduğum üzüntüyü sekize filan katladı, bir yandan da ölmeden birkaç ay önce bu eseri tamamlayıp gitmiş olmasının ne kadar ihtişamlı bir veda olduğunu düşündüm. Bazen çok dehşetengiz, bazen kahkaha attıracak denli komik. Bu kitabı oturup tarif etmeyeceğim; edebiyatı çok seven, kurgunun dehlizlerinde büyük şeyler söyleyen fısıltıları duymaya cesareti olanlara şiddetle tavsiye ediyorum. (Detaylardan, gereksiz görünen ayrıntılardan, onları anlatan kelimelerden haz alıyor olmalısınız, aksi halde “konuya gel” hissi yaratıp sıkabilir bu kitap sizi; demeye çalıştığım o.) Bir de artık tüm eserlerini okuduğuma göre sanırım şunu diyebilirim: tanıdığım en feminist erkeklerden biri Bolano; hep çok acayip kadınları yazıyor ve kadın cinayetlerinin nasıl politik olduğunu açıkça söylemeden insanın beynine nakşetmiş bu kitapta da. Bir son not: kitabın adındaki gizemli sayının nereden geldiğine dair tahminimin doğru olduğunu kitabın sonunda öğrendim, bir başka romanı olan Tılsım’ı okurken fark etmiştim; kendimce çok mutlu oldum. Bu kesinlikle tüm eserlerinden sonra okunması gereken bir kitap ama bunun detayını bir Nereden Başlamalı videosunda konuşuruz. :) Hatıranın önünde müteşekkir bir saygıyla eğiliyorum sevgili Bolano, bize edebiyatın ne olabileceğini gösterdiğin için çok şanslıyız. “İnsanlar, hayvanlar ve hatta eşyalar bazen şu ya da bu nedenle kaybolmak, yok olup gitmek ister. Bazen bir taş parçası ortadan kaybolmak ister. Ama Tanrı buna izin vermez. İzin vermez çünkü veremez.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Leonard Cohen & Teldeki Kuş
21 Eylül Leonard Cohen'in doğum günüydü, ben de o gün kendi kendime bir küçük kutlama yapmak için açtım bu kitabı okudum. Homurdanan yaşlı teyze gibi olmak istemem ama hakikaten hiç sevemedim, hiç. Üstelik de çıkar çıkmaz büyük bir heyecanla almış ve bekletmiştim.

Sevmememin birkaç öznel sebebi olabilir; birincisi ben pek çizgi romancı değilim, hiç olamadım. İkincisi benim gibi Cohen'e bayılan, hayatını didik didik ezberlemiş, hakkında yapılmış neredeyse tüm filmleri izlemeye, yazılmış kitapları okumaya çalışan insanlar olmayabilir bu kitabın hedef kitlesi. Bana fazlasıyla yavan ve sığ geldi.

Sığ demişken, Leonard Cohen bundan daha sığ anlatılabilir miydi bilmiyorum. Hiçbir şey bilmeden şu kitabı okuyunca en büyük mahareti kadınlara havalı yatağa atma cümleleri sayıp dökmek olan bir adam zannedersiniz kendisini. (Eminim o işi de iyi beceriyordu da, mevzu o değil.)

Bir kere zaten Cohen gibi birinin TÜM hayatını çizgi roman yapmak fikri baştan sorunlu bana sorarsanız, mümkün değil çünkü hakkını vermek. Belki hayatından bir kesiti seçmek daha doğru olurdu diye düşündüm okurken.

Bir sözüm de çeviriye, Mahir Ünsal Eriş çevirisi olduğu için bunu yazdığıma çok şaşkınım ama çeviriyi de çok sorunlu buldum. Bir örnek: Kitapta Judy Collins'e biri şöyle diyor: "Albümün için bu Beatles ve Donovan kapakları mükemmel ama senin kendi şarkılarına ihtiyacın var." Ne anladınız? Kapaklar? Anlaşılan orijinalinde geçen sözcük "cover" - bunu yorumları değil kapakları diye çevirmek nasıl bir dikkatsizliktir, kimse mi fark etmez, nasıl basılır bu cümle böyle? Sonraki baskılarda düzeltilir umarım.

Neyse evet. Olmadı. Bazen olmaz, ne yapalım, hayat.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tomás Nevinson
2022’de Javier Marias’ı kaybettiğimizde çok sarsılmıştım ama okunacak bir romanı daha olduğundan tam anlamıyla vedalaşmışız gibi hissetmiyordum. Fakat işte okudum, buraya kadar. Tomas Nevinson, bence çağımızın en büyük kalemlerinden biri olan Marias’tan okuduğum, okuyacağım son roman. Bitti - bu bir veda. Hayatta bir şeyi son kez yaptığımızı bilerek yapışımız pek azdır - son görüşme, son sevişme, son sarılma olduğunu bilmeden bakar, sevişir, sarılırız genelde. Bu kez biliyordum ve bunu bilmek tüm okuma deneyimimi baştan aşağı değiştirdi.

Berta Isla’nın devamı değil de, Marias’ın kendi tabiriyle “çifti” Tomas Nevinson. Berta’nın eşi Tomas’ı daha iyi tanıyoruz bu kitapta. Aynı hikâyeyi bir de onun gözünden okumuyoruz, Berta Isla’dan epey sonra, 90larda geçiyor anlatı. Gizli servisten ayrılmasından bir süre sonra yeni bir görevle geri dönüyor, vaktiyle ETA üyesi olan bir kadını bulması gerekiyor Tomas’ın. Bir kasabada yaşayan üç kadından bir tanesi o, çok sayıda insanın ölümüne sebebiyet vermiş bir kadın, onu tespit etmek üzere kasabaya yerleşiyor Tomas Nevinson.

Öncelikle - Marias okurken bana neler olduğunu unutmuşum, yine üç gün uykusuz gezdim. Asla ama asla bırakamadım kitabı, nasıl bu kadar kuşatıcı yazabiliyor, anlamak güç. Üstelik de en iyi romanlarından biri değil bu şüphesiz, hep yaptığı şeyi yine yapıyor, öyküsünü anlatırken insanın nüvesine dair akıl yürütüp duruyor ama diğer kitaplarındaki kadar iyi becerdiğini söyleyemem bu kez. Marias okurken bir anda durup yazdığı bir cümle üzerine uzun uzun düşündüğüm çok olurdu, bu kitapta çok az oldu. Suç ve adalet fikrine fazlaca odaklanıyor ve merceğini genişletmiyor. Tekrara düşüyor diyemem, Marias hep takıntılı şekilde tekrarcıdır ama odak genişlemediği için biraz kuru kalıyor bence.

Yine de, yine de... Marias’ın en iyi romanlarından olmasa da büyük bir roman bence Tomas Nevinson. Ve Saliha Nilüfer çevirisi elbette kusursuz. Böyle zor bir metin bundan daha iyi çevrilemezdi kanımca.

Ah, Marias. Kitabı bitirdiğin Yeats şiiriyle vedalaşalım o halde senle. Senin “değişen yüzündeki hüznü” çok sevdik. İyi ki bu dünyadan geçtin. Sana müteşekkiriz.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yeni Yaban
2020 Booker Ödülü kazananı Shuggie Bain’i okuyup epey zayıf bulunca o seneki diğer adaylardan kütüphanemde hangileri var bir bakayım dedim ve kısa listeye seçilen Diane Cook kitabı Yeni Yaban’ı gördüm. Yani Allah Allah, kısır bir sene miymiş, o seneki komitenin bir sıkıntısı mı varmış, sorun neymiş acaba? Bu soruları soruyorum zira Yeni Yaban da bence baya vasat bir kitap.

Son zamanlarda sayıları çokça artan “ekodistopya”lardan biri kendisi; iklim krizinin etkisiyle yaşanmaz hale gelmiş bir dünyada geçiyor. Şehirdeki hava kalitesinin düşmesiyle beraber özellikle çocukların sağlıklarını ciddi biçimde yitirmeye başladıkları bir evrendeyiz. Ülkenin endüstrileşmeden korunmuş tek bir eyaleti var, Yeni Yaban oranın adı. Bir grup insan orada yürütülecek bir araştırma için gönüllü olarak o eyalete gidiyor, içlerinde artık akciğerleri şehir havasını kaldıramaz hale gelen kızı Agnes’i kurtarmak derdinde olan Bea da var. Anlatı genelde Bea ve Agnes’e odaklanıyor. Yeni Yaban’ın katı kuralları var, arkada iz bırakmak yasak, doğaya zarar vermek yasak, bir yerde uzun süre kalmak dahi yasak - göçebe olmaya mecbursunuz.

Bence yazarın kurduğu dünya epeyce ilginç, bu göçebe topluluğu hakkıyla yazabilmek için yeryüzünde hala var olan ve doğanın içinde yaşayan türlü kabileyi incelemiş, anlaşılıyor da. Ancak maalesef bundan ibaret gibi. Distopyada okuru o dünyaya ikna etmek önemlidir malum, başta insan ikna oluyor ama sonrasında o kadar havada kalıyor ki bazı şeyler, öyle anlam veremeden okumaya devam ediyoruz. Karakterlerimiz neyi niye yapıyor, bu distopik evrenin kuralları tam nedir, motivasyonları ne, araştırma nedir, kafalarına göre şehre dönebiliyorlarsa mesele ne filan, anlamak güç.

Bu kitapta en sevdiğim şey Agnes ve annesi Bea arasındaki ilişki oldu. Bence Bea’yı çok daha iyi yazabilirmiş Diane Cook, o da epey tutarsız bir karakter olmuş ama kızıyla ilişkisini okumak epey ilginçti, özellikle “anneler böyle yapmaz - eh, bu anne yaptı” diye özetleyebileceğim büyük kavgaları çok iyi yazılmıştı.

Neyse, bir ekodistopya olarak kötü, bir anne-kız anlatısı olarak fena olmayan bir roman diyebiliriz özetle.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Suç ve Ceza
20 sene sonra yeniden Suç ve Ceza... Suç ve Ceza’yı ilk kez 16 yaşımdayken okumuş, ite kaka bitirmiştim, üstelik kendisini ne kadar anlayabildiğim de ziyadesiyle meçhuldü bence. Şimdi tüm Dostoyevski külliyatını en baştan, kronolojik olarak ve eksiksiz okuma projem kapsamında yollarımız tekrar kesişti; bu kez kitabı okumadım da içtim resmen. Vaktiyle zar zor bitirdiğim kitabı şimdi müthiş sürükleyici buldum - kitabı da insanın pratiklerinin ne biçim değişebildiğine ve beynin nasıl bambaşka bir hale gelebildiğine şaşırarak okudum.

Kim Raskolnikov, yahut kaç Raskolnikov var? Bu soruları yanıtlamaya çalıştım okurken ama kesin yanıtlar bulmak mümkün değil sanıyorum. Bu kitabın eskimeyen bağlamının, azalmayan kudretinin, köhneleşmeyen derdinin de sırrına vakıf olmaya çabaladım ama ne kadar başarabildim bilmiyorum.

Suç ve Ceza’nın büyük becerisi çelişkilerde gizli sanki, Dostoyevski’nin insana dair çelişkileri ortaya koyabilme becerisinde yahut. İnsan: en bencil arzularını, en vahşi itkilerini süsleyip meşrulaştırmakta onca yetkin, kendini kandırmakta onca deneyimli, kendi hikâyesini kendisine bambaşka anlatmakta onca mahir; kendi sıradanlığını, korkaklığını, önemsizliğini kabullenmekte onca âciz.

Bu kitabın sorgulamadığı, sorgulatmadığı temel bir konu var mı bilmiyorum. Bir romanı “eksiksiz” diye tanımlamak mümkün müdür emin değilim, bugüne dek hiçbir roman için bu sözcüğü kullanmak ihtiyacı duymadım, çünkü romanda “tamamlık” aramaz insan, aramamalıdır da, ama insan bunu okuyunca pekala bir romanın eksiksiz olabileceğini anlıyor. Vicdan, ahlak, toplum, hukuk, suç, adalet, iyilik, akıl, aşk, din... Hepsini, hepsini yeniden düşünmeye davet ediyor Dostoyevski bizi. Fantastik olmayıp da insanın gerçeklikle ilişkisini bu ölçüde dönüştüren; bizzat gerçekliği, rasyonel olanı sorgulatan, bunca zamansız bir roman yazabilmek... Ne diyeyim ki. “Beyaz Geceler” filan gibi romantik eserlerinle aramız bi açılır gibi olmuştu sevgili Dostoyevski ama Yeraltından Notlar ile yeniden alevlenen aşkımız sürecek gibi. Yazarlığının en sevdiğim dönemine geldim, bence bundan sonra önümüz açık.

Saygılar ve teşekkürler. Muhtemelen 20 sene sonra aynı sayfalarda bir kez daha buluşuruz zaten.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mumyanın Uyanışı: Antik Mısır Hikayeleri
1988 Nobel Edebiyat Ödüllü Necib Mahfuz ile tanışma kitabım oldu Mumyanın Uyanışı. Yazarları öyküleriyle tanımayı seviyorum ama beş kısa öyküden müteşekkil bu minik kitap pek bir fikir vermedi Mahfuz hakkında. Tamamı Antik Mısır'da geçen yahut Antik Mısır'la bir biçimde ilişkilenen beş öyküden oluşuyor kitap.

Kitaba ismini de veren Mumyanın Uyanışı sürükleyici ve ilginç bir metin ancak içlerinde en sevdiğim Kutsanan Kötülük adlı ilk öykü oldu. Dünyanın düzeninin düzensizlik oluşuna, kötülüğün ortadan kaybolmasının, işi kötülüğü kontrollü biçimde gütmek olan birilerinin (iktidar sahipleri tabii bu birileri) işsiz kalmasına sebebiyet vereceği gerçeğine dair yazılmış bu küçük öykü, kitaptaki en akılda kalıcı ve özgün metindi bence.

Öykülerin hiçbiri kötü değil ama hiçbiri de çok iyi değil, o kadar nötr ki kitaba duygum, açıkçası ne yazacağımı bile bilemiyorum. Bazı öykülerdeki kıssadan hisse tadındaki mesaj kaygısı beni biraz uzaklaştırdı, bazılarındaki masalsı dili, kutsal kitaplardaki ve kadim metinlerdeki anlatılara benzeyen üslubu ise sevdim.

Sonuçta ziyadesiyle ortada kaldım. Mahfuz'a dair bir şey söyleyebilecek durumda değilim ama henüz, erken. Daha çok romanlarıyla tanınıyor zaten kendisi, romanlarıyla da biraz haşır neşir olayım da, sonra bakalım anlaşabiliyor muyuz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mario ile Sihirbaz / Toplu Öyküler II
1929 Nobel Edebiyat Ödüllü Alman yazar Thomas Mann’ın toplu öykülerinin ikinci cildi olan Mario ile Sihirbaz’ı, ilk cilt olan Zor Saat’e kıyasla daha çok sevdim, özellikle derlemeye ismini de veren Mario ile Sihirbaz’ın çok iyi bir metin olduğunu söylemek isterim.

Mann’ın geç dönem öykülerini içeren derleme, 1919-1943 arasında yazdığı öykülerden oluşuyor. İlk ciltteki öykülerinden pek çok açıdan farklı bu metinler. Erken dönem öykülerinde, bazı romanlarında da (Venedik’te Ölüm ve Tonio Kröger ilk aklıma gelenler) akıl yürüttüğü sanat ve sanatçı sorunsalına odaklanırken, burada insanın nüvesine dair yazıyor ki ben bu biçimde yazdığı metinleri çok daha ilginç buluyorum. Mann müthiş bir gözlemci ve insanın örtülü, karanlık yanlarını bulup çıkarmayı çok iyi becerdiği muhakkak.

Kitaba adını veren Mario ile Sihirbaz’a bu çerçevede özellikle değinmek isterim. Tuhaf, grotesk bir metin bu. Bir tatil kasabasına gelen bir hipnozcuyu anlatıyor. Sürükleyici, kendini merakla okutan bu metnin 1930’da yazıldığını göz önüne alınca hikâye bambaşka bir boyut kazanıyor. Bu tuhaf adamın kendisini izlemeye gelen kitleye istediği her şeyi yaptırabilmesi, onların üzerinde kurmayı başardığı iktidar ve kitlenin koşulsuz teslimiyetinin bir Nazizm eleştirisi olduğunu anlamak güç değil, nitekim öykü yayınlandıktan sadece 3 sene sonra ülkesini terk edecekti yazar.

Yine aynı şekilde, 1943 tarihli Kanun öyküsü, kutsal kitaplarda anlatılan İsrailoğullarının öyküsünün Mann’ca yorumlanmış versiyonunu içeriyor. Yahudi soykırımının gelmekte olduğunu çoktan görmüş olan yazarın, bu tarihte bu metni yazmış olması da şüphesiz bir tür direnme ve ses verme çabasıydı.

Mann’ın şahane gözlemlerini, ironik üslubunu, yer yer epeyce modernist bir biçime bürünen dilini ve derinlikli kurgularını özlemişim. Bu külliyat bitecek ama bakalım ne zaman? Bir yanım da bitmesin istediği için, halimden memnunum aslında.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Koca Gringo
1914’te Meksika’da kaybolan ABD’li gazeteci / yazar Ambrose Bierce’ın biçimi bilinmeyen ölümünün Fuentes’in hayal gücünden çıkma versiyonu bu kitap. (Filme de uyarlanmış, fena da değil diyorlar.) Bierce’dan haberdar değildim, bu vesileyle tanıştım, araştırdım, pek nev‑i şahsına münhasır biriymiş anlaşılan, kendisiyle tanıştığım için memnunum. Kitap tipik bir Fuentes kitabı diyebiliriz, arkada tarih yazılmakta, dönüşmekte, akmakta (sıklıkla gördüğümüz gibi Meksika tarihi – üstelik bu kez devrim dönemi). Önde ise her zamanki gibi nefis mikro insan hikâyeleri. Harika karakterler, pek tutkulu sevişmeler (sevişme kısımlarında ve dışında – Fuentes’in vücut sıvılarına dair yazdığı şeyleri acayip büyüleyici buluyorum ya, adam zaman zaman Meksika tarihini vücut sıvıları metaforlarıyla anlatıyor ve o nasıl anlatmak!), aşklar, intikamlar, hırslar, kinler. Yine ziyadesiyle epik, nefis bir eser. Canım Fuentes, canım benim. “Generalin giyinikken bile çıplak olduğunu anlattı ay yüzlü kadın. Nasıl ki o konuşurken bile sessiz bir adamdı. (…) Dil bizim eşyayı görmemize izin verir. Söz yoksa hepimiz körüzdür.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir