Cümle Kapısı
Cümle Kapısı

Kitapyurdu Fiyatı: 245,20TL

Ürüne Git
252Yorum
Süleyman Özçelik
Kitapkurdu
13.11.2004
kitaptaki gemilerin geçtigi umman bölümü çok güzel ama ardından gelen zindan risalesi için aynı şeyi söyleyemiyeceğim yani kitap umduğumdan çok farklı olduğunu gördüm beni hayal kırıklığına uğrattı
Necmi Çoban
01.09.2004
Akademisyen yazar Nazan BEKİROĞLU'nun denemelerinden oluşan Cümle Kapısı tarz olarak bana Nihat DAĞLI'yı çağrıştırdı. İlk olarak Mevlana ve Şems-i Tebrizi'yi konu olan bir yazı kaleme alınmış. İkinci yazı ise Hz. İsa'nın öyküsünü önce İncil, Tevrat rivayetleri daha sonra da Kur'an-ı Kerim ve islamiyet kaynakları ile ele almış. Daha sonra kitabı da ithaf ettiği hocası Orhan OKAY ile ilgili çok güzel bir yazı yer alıyor. Bu yazı ile birlikte ilk bölüm sona eriyor ve kitabın çoğunluğunu oluşturan ikinci bölüm başlıyor : Zindan Risalesi. Adından da anlaşılabileceği gibi zindanlar ve buralardan geçenler ile ilgili kuş bakışı bir geçit resmi yapan yazar bu bölüm ile birlikte ne kadar entellektüel bir insan olduğunu da ortaya koyuyor. Batı'dan ve Doğu'dan verilen zindan ve mahpusların kesitlerine daha sonra Cumhuriyet dönemi eklenmiş. Bu uzun bölümü Sevgilim İhanet adlı yine güzel bir bölüm izliyor. Bu bölümde de özellikle baba-oğul münasebetlerini düşünce imbiğinden geçiren yazar ilginç noktalara parmak basıyor. Son söz olarak şunu da ekleyeyeim : Çevremde bu kitabı okuyup da olumsuz eleştiride bulunanı görmediğim.
ifade-i_meram
07.07.2004
Hiçbir şey bir zamanlar o küçücük kafesten seyrettiğin gibi değilmiş gönül. Hani o küçük kafesten seyrederdin ya dünyayı koca bir dağ vardı önünde yamaçlarında papatyaların serpildiği zirvesinin karlarla örtüldüğü. Hep zirvelerde pervaz eden kartallara özenirdin yamaçlarda papatyadan papatyaya konan kelebeklerden ziyade. Pır pır çırpardın kanatlarını sende sıhamazdın kafesine özgür kalacağın günü sabırsızlıkla beklerdin. Ve bir gün açılınca kafesin kapıları işte gün bu gündür uç bakalım uçabildiğin yere kadar denildiğinde alaycı bir tavırla anlayamamıştın bile bu alayın altında yatan acı gerçekleri. Ardına bile bakmadan gözünü zirveye dikmiş başlamıştın kanat çırpmaya gözünde hep o başı dumanlı zirve uçarken sadece süzülen kanat bile çırpmaya ihtiyaç hissetmeyen kartalların asaleti
Ve işte gönül hiçbir şey bir zamanlar o küçük kafesten seyrettiğin gibi değilmiş meğer. Zirve uzak mı uzak zorlumu zorlu. Boyna kanat çırpmak zorundaymışın ve bu çırpınış senin küçük kanatlarının kaldırabileceğinden çok daha fazlaymış. Boranlar esermiş zirveye giden yollarda fırtınalara yenik düşmemek gerekliymiş. Sarp ve kayalık yamaçlar çıkarmış önüne tam tırmanıyorum derken en ufak bir yanlış harekette ayağının kayıp başladığın yere dönme risklerin varmış. Tam rahata kavuştuğunu zannettiğin zamanlarda uçurumlar çıkarmış önüne. Ama gönül sen bütün bunlara rağmen tuturmuştun başı dumanlı zirve diye. Yamaçlardaki kelebekleri basite almıştın. Oysa kafesindeyken zirvelerin hayaliyle yaşamak ne kadar da güzeldi. Ah hayaller. hayaller değimliydi seni bu hale getiren. Ne olurdu seninde hayallerin sadece bir papatyadan ibaret olsa idi. O zaman belki hayaline kavuşmuş olurdun ve bu kadar yorulmuş olmazdın.Bu yorulmalar seni o kadar incitiyordu ki yollarda kırılmamak için taşla örmüştün çevreni. Taşlaşmış bir gönül daha güçlüdür zannetmiştin. Oysa şimdide her inci tanesi değişinde kırılacağın yerde yıkılı veriyordun öylece bir enkaza dönüşüyordun. Ve şimdi gönül kanatların ıslanmış ağırlaşmış olarak yolun ortasında kaldığın şu anda ne yeniden toparlanıp zirvelere doğru hareket etmeye dermanın var nede bir zamanlar basite aldığın kelebekler arasına dönmeye yüzün……
Keşke o küçük kafesten hiç çıkmamış olsaydın. Keşke oracıkta öylece hayallerle yaşasaydın. Yada keşke hiç hayal kurmasaydın. Keşke hiç zirveleri görmemiş olsa idin hiç kartalların uçuşuna şahit olmasa idin. Keşke hiç taşlaşmamış olsa idin. Keşke hiç keşke demek zorunda kalmasa idin.
Yeter gönül sus artık sesini dinlemeyeceğim. Sen ıslanmış yıkılmış olarak kal yolun ortasında. Seni enkazdan kurtarmak için uğraşmayacağım bu sefer. Sıkıldım…… yoruldum…. Pes ediyorum….Ben geri dönüyorum. Nereye onu da bilmiyorum ya. Belki terkedilmiş bir papatyadan kelebeği olmam için müsaade isterim. Kelebek olmayı kabulleniş zoruma gitse de kelebekçilik oynayacağım. Kartal mizaçlı değilim bunu anladım.
Elveda gönül. Hayatın acı melodisi çın çın ötüyor dört yanımda. Sadece bu melodiyi duyuyorum. Kulaklarımı kapadım. Ardımdan seslenme sakın sesini duymayacağım.

keşke bütün bu kitaplarınızı okumamış olsaydım nazan hocam.Keşke beni bu kadar güzel yazmasaydınız. Onlardı gönlümü bu denli azgınlaştıran....:( Hani cümle kapısıydı. Hani cümlesini içine alırdı.Artık kapıların tokmağına da vurmayacağım.
Necdet Öz
15.03.2004
OKUMAK BİR İHTİYAÇ, LAKİN YAZMAK AYRICALIKTIR…




Kapıların ilki ilkin ilk kapısı cümle kapısıdır.İsmiyle müsemma mükemmel bir denemedir cümle kapısı.
Şemsi tanımak,İsa (a.s)la çarmıha gerilmeden,hocası Orhan Okay ’la Erzurum'dan İstanbul'a uzanmak için açılan ilk kapıdır O.
Aynı şeyin farklı rüşeymlerde ne hale geldiğini;”Nisan yağmuru,yılanın ağzında zehre dönüşüyor da , istiridyenin karnında sedef oluyor.”şeklinde ifade edebilmek için girilen ilk kapıdır CÜMLE KAPISI.
Aslında o zindanların ilk kapısıdır ve oradan girenlerin nasıl başkalaşarak çıktıklarını anlatan ilk kapıdır.Ve o zindanlar ki ortaçağdan başlayıp günümüze gelene kadar isim değişikliği ve muhteva farklılıklarına rağmen gelip geçenlerin kesiştiği noktanın aynı oluşudur bu kapı.Ve kapıdan her içeri girenin Mevlana’nın ”Denizin kenarına kadar ayak izleri kalır da denize girdikten sonra ne iz kalır ne nişan” dizelerinde kayboluşudur.Ve o kapıdan girmeyenlerin de Orhan hocanın “Bizans’tan sonra beş asırlık Osmanlı medeniyetinin mahsulü değil bu.Peki kim bunlar bilmiyorum“ dediği yığınlardır ki sahi kim bunlar….
İnsanın yaşama direnç ve azmindendir, her şeye alışması her halde cümle kapısından girdiğinde.yoksa kavramak ne mümkün,sapla samanın birbirine karıştığı,suçlu ile masumun aynı kaderi paylaştığı,kuru ile yaşın birlikte yandığı kaza meydanında, bütün bunların bir hesabının tutulduğunu ve mahkemelerinde üstündeki mahkemenin gün geldiğinde şaşmaz mizanını kuracağını bilmek kalbe eşsiz ferah veriyor.bu kadar incecik detayların sağlıklı bir hesabının tutuluyor olabileceği hususunda tek inanç dayanağımızın kurulmuş olan nizamın dengesindeki azamet olduğunu.
Aşkın,ihanetin,ızdırabın hep ilkidir o , tam 22 kitabın cümle kapısından girip bir tek cümle kapısı oluşturmak harika bir zanaatkarlık olsa gerek..
Bir son ilk cümlede aşka manasız mana yüklemek Piraye’nin şahsında şaibeli ama çekici çocuğu Nazım'a düşmüştür.
İhanetler bize uğrasa da intiharlar nadir geçmiştir semtimizden cümle kapısından girildiğinde çünkü şuurundayız son asırda şuurumuza ışınlanan “Mümin zindanda da olsa saraydadır,kafir sarayda da olsa zindandadır ”ışınların vesselam… cümle kapınız açık olsun
…… bir cümle kapısı açık olarak NT bekliyor sizi /Atatürk bulvarı no:66 Sakarya-2784734

OKU MAKTAN MAKSAT ANLAMAKTIR,ANLAMAKTAN GAYE YAŞAMAKTIR

güzellikler
09.03.2004
Yine bir Nazan Bekiroğlu klasiğiyle karşı karşıyayız:CÜMLE KAPISI...
Cümle Kapısı:KALBİN KAPISIDIR diyor Nazan Hanım.
Evet cümledir insanları birbirine yaklaştıran ve de uzaklaştıran.
Nazan Hanım,geçmiş ve gelecek arasında adeta bir med-cezir çizerek,ufku ve ufuk ötesini aydınlatıyor.
Tam bir gönül kadını...Gönlüyle konuşuyor ve gönlüyle söyleşiyor.
Kitapta ele alınan konular belki darmadağınık ama harika üslubuyla,sizi,tıpkı bir mıknatıs gibi kendine çekmesini biliyor Nazan Hanım...
Evet,şimdiye kadar "deneme"türünde eser veren pekçok yazarımız vardı.Ama iddia ediyorum:HİÇBİRİ NAZAN HANIM'IN ÇİZGİSİNİ YAKALAYAMADI.ÇÜNKÜ O,"ŞİİRSEL DENEME"TÜRÜNÜN BAŞLATICISI VE BAŞTACI OLDU.
Kısacası;düşünmem,öğrenmem,anlamam ve bilmem gerekiyor diyorsanız."Cümle Kapısı"nı elinize alın ve elinizden hiç düşürmeyin.
ÖMER ÖNER
YörükoğluSerkan
08.03.2004
Cümle kapısına damgasını vuran bölüm 'Zindan Risalesi'. İncillerin dilinden İsa Mesih i bir kez daha bu kitapta bulma imkanına da sahipsiniz. Doğu ve Batı da zindanlara düşmüş edip ve ideologların hayatından kuş bakışı geçebilirsiniz. Biraz 'Büyük Mazlumları'(N.F.K) akla getirse de bu kitap onun kadar lirik değil daha çok bilgi yüklü daha rasyonel.Mevlana,Şems,Mesih,Nazım,Necip Fazıl,Atsız ve niceleri önünüzden film şeridi gibi akıp tarihteki yerlerine rücu ediyorlar.İhanet ve intiharın ele alındığı bölümlerde çok lirik bir anlatım söz konusu.Kitap deneme türünde olduğu için Postmodern bir yaklaşıma sahip, bu doğal.Hasılı güzel bir eser.
KY-60719
02.03.2004
gerçekten kapı kapı dolaşıp bizleri cümle kapısına sürüklemeyi başardı.denemeleri inanılmaz bir şekilde biraraya toplayıp bizlere,cümle kapımızın eşiğine bıraktığı için sonsuz şükranlar.gerekçesiz aşk piraye'de piraye'nin herşeyi göze alarak sevmesi gerçekten harikulade.fakat nazım'ın yaptığı ise vicdana sığmıyor.Nazım her ne kadar hatasını anlayıp dönmek istemişse de piraye gerçek aşkı kendinde bulmuş ve nazım'a dönmemiş.hayranlıkla okunması gereken bir kitap.
temel
23.02.2004
Bu kitap sayesinde hem birçok konu hakkında bilgi edindim hemde okumaktan büyük zevk aldım.Kitabın dünya klasiklerinden sonra okunması daha da zevkli.Yazarı bu başarısından dolayı kutluyorum.Devamı dileğiyle...
msoydogan
23.01.2004
Cümle kapısının arkasında bir tarih anlatılıyor. Hapishanelere içerden ve dışardan nasıl bakıldığı anlatılıyor. Din adına yapılan işler sonucunda içeri girenler için bir okul, medrese-i Yusufiye olarak adlandırılırken, eleşetiri neticesinde mağdur olanlar için bir yazma odası gibi görünüyor. Kitabın başlangıcında Mevlananın anlatılması benim için hoş bir olgu oldu. Sadece dört duvarın değil de insan için diğer zamanlarda da içerisinde hapsolabileceği yerler olduğu anlatılıyor. Tarihi bir akış içerisinde süregelen anlatımda en dikkat çeken noktanın, islamiyette hapishanenin en son nokta olarak ve yakın tarihe kadar pek yer almaması. Diğer dinlerde ise daha fazla gündeme gelen ve isimleri ile meşhur olan yerlerden bahsedilmekte. Bence kimsenin düşmesini istemediğimiz ama gereksinim duyulanda bir yerlerdir.
amorphous
16.01.2004
yazar bütün siyasi sosyal görüşleri ve bu görüşlerin sahiplerini anlatırken bizlere onları bakılabilecek en müşfik gözlerle izlemiş.yalnız kitabın ilk başında hocasına atfettiği yazı çok özen göstermesinden,doğru cümlelerin daha iyisini bukabilmek arzusundan olsa gerek biraz sıkıcı olmuş.mutlaka okuyun
kitapaşkı
Kitapkurdu
15.01.2004
Kapıların görünen yüzüyle yetinmeyip görünmeyen yüzününde mutlaka keşfedilmesi ve de alternatif düşüncelerle hayatı renklendirmenin gerektiğini yazarımızın açtığı cümle kapısından girerek daha iyi anlıyoruz..Nice güzel eserler vermeniz dileğiyle tebrikler Nazan Hanım..
Idris Yıldırım
14.01.2004
isimle ateş arasında ve ardından cümle kapısı.. kitabın başında tasavvufa kısa bir dokundurma yapılıyor ve ardından birbirinden çok farklı konular... neden bir kitaba birden çok kitaıp olabilecek şeyleri toladığına anlam veremedim. belki de bunları kendi deyimiyle bir cümle kapısında topladı. ama yoğun olarak nazan bekiroğlu vegönül edebiyatı kokusu insanı kitaba bağlıyor...