Gerçekten geçmişi mi taşıyoruz, yoksa ona yüklediğimiz anlamı mı?
Tam olarak “hadi değiş” demeden değişimin mümkün olduğunu anlatan bir metin. Kitabın merkezinde şu soru var: “Gerçekten geçmişi mi taşıyoruz, yoksa ona yüklediğimiz anlamı mı?”
Yazarımız Dilek Cesur, geçmişi inkâr etmeyi değil; onun üzerimizdeki ağırlığını dönüştürmeyi öneriyor. Travmaları, kırgınlıkları, pişmanlıkları romantize etmeden ve küçümsemeden ele alıyor. Geçmişin hayatımızdaki yerini kabul ediyor; fakat direksiyon başına geçmesine izin vermememiz gerektiğini hatırlatıyor. Klasik bir kişisel gelişim reçetesi sunmadan, maddeler halinde “şunu yap, bunu bırak” demeden, bir iç konuşma gibi ilerliyor. En güçlü tarafı da burada: samimi olması.
Kitabın ikinci yarısı umut üzerine kurulu. Ancak bu, pembe bir umut değil. “Her şey güzel olacak” saflığında değil; “Ben değişirsem bir şeyler değişir” gerçekliğinde bir umut. Geçmişle vedalaşmak bir unutma eylemi değil, bir yeniden konumlandırma süreci. En dikkat çekici yaklaşımı şu: Gelecek bir gün gelmeyecek, zaten her gün kuruluyor. Yani “bir gün başlayacağım” cümlesi, aslında başlamamak için kurulan bir erteleme biçimi. Yazar, büyük adımlar yerine küçük ama istikrarlı değişimlerin altını çiziyor. Bir sınır koymak, bir hayır demek, bir alışkanlığı bırakmak…
Dili sade, akıcı ve gündelik. Şunu söylüyor: Geçmiş seni tanımlar ama seni belirlemek zorunda değildir. Okura sert bir yüzleşme yaşatmıyor; daha çok şu soruyu sorduruyor: “Bu yükü taşımaya devam etmek bana ne kazandırıyor?”
"Geçmişe Bay Bay Geleceğe Hay Hay", insanın düşüncelerini sorgulamasına ve hayata daha pozitif bir bakış açısıyla yaklaşmasına yardımcı oluyor. Kendini yeniden motive etmek isteyen, geçmişte takılı kaldığını hisseden ya da hayata daha umutlu bakmak isteyen herkesin okuyabileceği bir kitap olduğunu ifade etmek isterim. Kısa ama düşündüren bölümleriyle özellikle kişisel gelişim okumayı sevenlere tavsiye ederim.