Sibirya'nın Türkleri
Bugünkü Rusya sınırlarının büyük bir kısmını kaplayan, batıda Ural Dağlarından doğuda büyük okyanusa kadar uzanan Sibirya, genelde suçların infazı için sürgün sahası olarak bilinir. Oysaki dünyanın bu iklimi soğuk kesimi her anlamda Türklerin damgasını taşır. Öyle ki ismi bile büyük bir Türk grubu Sabirlerin adını taşır. En eski çağlardan beri Türklerin yerleştiği Sibirya milyonlarca kilometre karelik bir sahaya yerleşir. Ama zorlu coğrafi şartlarından dolayı bu devasa alana yerleşmeyi göze alan insan sayısı dünyanın diğer bölgelerine nazaran çok değildir. Buna rağmen Türkler zorlu coğrafi şartlara olan dirençlerinden dolayı Sibirya’yı mesken tutmasını bilirler.
Rus topraklarının kuzeyini kaplayan Sibirya Çarlık döneminden beri Rusya’nın ilgisini çekmekle beraber Sovyet döneminde Rus araştırmacıların akınına uğrar. Rus bilim adamı N. A. Tomilov da Sibirya üzerine uzun süre dirsek çürüten bilim adamlarından birisidir. Tomilov “Batı Sibirya Türkleri” isimli eseriyle bölgenin kapsamlı bir şekilde etnik gelişiminin röntgenini çekmeyi hedefler. Eserin amacı kolay gibi gözükse de ayrıntılara inildikçe hedeflenen iş çetrefilli bir hal alır. Zira Tomilov halkların genel kimliği üzerinde durmaktan ziyade her bir topluluk ya da insan grubunu yerleşim, demografi, etnogenez ve etnik ilişkileri kapsamında ele alarak konuyu bütün detaylarıyla sayfalarına taşır.
Eserin ilk temas ettiği nokta bölgedeki Türklerin göç hareketleridir. Bölge hakkında her ne kadar söylenecek çok şey varsa da demografik hareketlilik bölgenin tarihine başlamak için iyi bir noktadır. Ama eserin çevirmeni merhum Ahsen Batur’un da dikkat çektiği gibi Türkler Sibirya’nın bazı bölgelerinde otokton olarak bulunurlar. Hangi Türk boyunun yerli hangisinin göçmen olduğu sorunu eserin başlangıcında okurun dikkatini çeker. Çünkü eski devirlerdeki nüfus hareketliliği biraz karanlıkta kalır. İlk zamanlardaki karanlık unsurlar üzerinde fazla durulmamakla birlikte Tomilov araştırmasını zaman olarak 16 ve 20. yüzyıllar arasına odaklar. Tabii böyle bir zaman sınırlaması yapmak, önceki yüzyıllarda atılmış düğümleri çözmekle başlayacaktır. Bu amaçla Tomilov eserin giriş kısmında maddeler halinde çözülmesi zaruri etno-genetik ve etno-tarihi olayları sıralar.
Müellifin çözüm iddiasında bulunduğu meseleler her ne kadar ilk aşamada çözümlenmesi güç mevzular olarak gözlemlense de “Batı Sibirya Ovalarındaki Türk Dilli Ahalinin Etnik Yapısı ve Bu Yapının Oluşum Meseleleri” ismini taşıyan eserin ilk kısmında Tomilov konuya etkili bir giriş yapar. Coğrafya üzerine yerleşen neredeyse bütün insani unsurlar tek tek mercek altına alınır. Yerleşiminin günümüzdeki gibi olmadığı, dağınık ve zorlu coğrafyanın uygun her alanının mesken tutulduğu bir saha düşünüldüğünde Tomilov’un yaşadığı güçlükleri anlamak mümkündür. Ama eserdeki Türk boylarının (Tümen-Tura, Tobol, Yaskolba, Kurdak, Tara, Baraba, Tom, Ob Tatarları- Çulım Türkleri- Kalmaklar, Kazaklar, Buharalılar, Karakalpaklar vs.) izleri çok iyi sürülür.
Bölgenin iyi bir şekilde yazıya dökülmesi Tomilov’un üstün kaynak kullanımı ile ilgilidir. Bölge ile alakalı döneminde ve öncesinde yazılmış her eseri çok iyi takip eden ve bunu da eserine referans olarak yansıtmasını layıkıyla bilen Tomilov arşiv kayıtları ve resmi belgeleri de fevkalade iyi kullanır. İlk aşamada Sibirya’yla ilgili kalem oynatmış her bir araştırmacının elde ettiği veriler kusursuz bir biçimde sentez edilir. Konu bu şekilde kaba taslak çizildikten sonra resmi kayıtlarla her bir veri teyit edilir. Son aşamada yazarın bölgeyi ziyaret ederek elde ettiği bilgilere ve gözlemlere yer verilerek konuya son nokta koyulur.
Tabii yazarın bu yaklaşımının kendine has bir ağırlığı vardır. Zira bölgeye yabancı okurların konuya vakıf olmasını güçleştiren bir anlatım ilk aşamada göze çarpsa da aslında olması gereken metodolojik bir tarz söz konusudur. Türkler tarih boyunca boylar şeklinde yapılanmalarına rağmen benzer yerli çalışmaların fazla detaydan uzak halleri göze batmaktadır. Yani çoğu eserde boyun coğrafya üzerindeki hareketi, yapılanması, diğer boylarla ilişkileri, etnografik durumu, demografik yayılımı vs. gibi özellikleri üzerinde yeterince durulmaz. Oysaki bir boyun tam teşekkül tarihinin çizilmesi bir milletin küçük unsurlarının parçalar halinde anlamlı birliktelikler oluşturarak genel tarihinin bilinmesini kolaylaştırır. Misal Orhun Kitabelerinde bahsedilen bir boyun Batı Sibirya Ovası’nda bir nehrin kıyısındaki hali binlerce yıl öncesiyle günümüzü birbirine bağlayan verileri araştırmacıya verir. Bu açıdan Tomilov boy isimleriyle adeta okuruna bir Sibirya Türk Boyları sözlüğünü verir.
Bunlarla birlikte Tomilov bir boyu ele alırken, sistematik bir yöntemle ilgili Türk grubu hakkında alt başlıkları okura sunmaz. Boyun ismi ve hakkındaki bilgiler tek başlıkla sunulur. Bu da ilgili boy hakkındaki bilgilerin araştırmacının not defterindeki haliyle sunulduğu izlenimini uyandırır. Yani her bir Türk boyunun özellikleri alt başlıklar (demografi, kültür, sosyal yapı, arşiv kayıtları vs. gibi) ile ele alınsaydı daha derli toplu bir yapılanma eserde gözlemlenebilirdi. Buradaki dağınıklığın da bir dereceye kadar kabul edilebilir olduğunu söylemek gerekir. Zira yazarın bölgeyle ilgili birçok çalışmasının olduğu ve oradaki bilgilerin bir derleme şekilde bu eseriyle sunulduğu aşikardır.
Eserinin birinci bölümünde Türk boyları hakkındaki genel bilgileri sunan yazar ikinci bölümde etnogenez safhasına geçer. Aslında bu safhanın izahı çok zordur. Etnik bir unsurun tarihi içindeki gelişim basamaklarını çizmek kendi içinde bazı güçlükleri içerir. Hele hele genel değil, özel bir anlatım izlendiyse iş daha çetrefillidir. Misal bir bölgedeki Türklerden ziyade Türklerin alt boy ve aşiret yapılarını ele almak gerekir. Ama yazar üstün arşiv kullanımıyla özelin en ücra kılcallarına girer. Hatta bazen aileler arası ilişkileri bile aşikar kılar. Nüfus ve iskana dair derin bilgilendirmeler sonrası Sibirya Türklerinin sosyal, iktisadi, kültürel yapılarına dair veriler tahlil edilir.
Nüfus yer yer öyle derinlemesine ele alınır ki eserde verilen nüfus tabloları etnik demografik görünümü daha somut hale getirir. Şüphesiz ki bunun Rusların etnisiteyi ayıran kayıtlar tutması ile ilgisi vardır. Zira eldeki detaylı verilere Osmanlı tahrir kayıtlarında rastlamak mümkün değildir. Emperyal bir hedefin nelere kadir olduğu böylelikle daha iyi anlaşılır. Üstelik etnik gelişimin ne tür bir kaynaşma üzerinden ilerlediğini belirtmek için yazar evlilik ilişkilerini bile ortaya koyar. Yani bir boyun insanlarının hangi boydan insanlarla evlilik yaptığı bu birleşimin zaman içindeki gelişiminin nüfusa nasıl yansıdığı sayfalarda görülür ki bu metotla çizilmiş eser sayısı azdır.
Eserin ne şekilde üstün bir çalışmanın ürünü olduğu, kaynakça kısmından kolaylıkla anlaşılabilir. Çünkü yaklaşık 60 sayfayı bulan bir bibliyografik sunum söz konusudur. Yazarın konu ile ilgili makaleleri bile bu altmış sayfalık sunumun yaklaşık sekiz sayfasını içerir. Her coğrafya üzerinde bu şekilde çalışan araştırmacıların olduğu düşünülürse dünyanın daha bilinir bir yer olacağına şüphe yoktur. Yine böyle bir eserde dizinin olması şüphesiz büyük bir kazanımdır. Bu tarz eserlerde dizinin olmaması, araştırmacılar için kabustur. Bununla beraber eserde hiç harita kullanılmaması anlatılanların bağlamına oturmasını güçleştirir. Coğrafyayla bu kadar haşır neşir olunan bir yazında muhakkak haritaların olması gerekirdi. Ayrıca Tomilov’un biyografisinin eserde yer alması, onun ne derece büyük bir alim olduğunu kanıtladığı gibi alan üzerinde çalışacaklarda örnek bir yaşam hikayesi kabilinden yönlendirici bir etki yaratabilirdi.
Ülkemizde Sibirya Türkleri konusundaki çalışmaların azlığı düşünüldüğünde eserin alanda büyük bir boşluğu doldurduğu muhakkaktır. Türk tarihinin tekamül safhalarındaki bütünlük düşünülürse anlatılan boyların bir ailenin uzaklara düşmüş az bilinen çocuklarını tarif ettiği anlaşılır. Yine çeviri hakkında bir şeyler söylemek gerekir. Bu tarz eserlerin çevirisinin zorluğu malumdur. Ama merhum Ahsen Batur ustalığını göstererek metni en sade ve yalın haline getirmesini bilir. Öyle ki yer ve boy isimleriyle ilgili sorunlar minimize edilir. Ayrıca yazarın anlatısındaki büyük bilgi birikimine karşın şerh düşülecek yerler yok değildir. Batur, buralarda devreye girerek müellifin bazı söylemlerine yorum getirir.
Sonuçta, geniş bir coğrafyaya yayılan Türk milletinin küçük araştırmalarla izah edilmesi güçtür. Yapılan çalışmalar ne kadar ayrıntılı olurlarsa olsunlar yine bazı şeyler verilmediğini tahmin etmek güç değildir. Tarih disiplini bir insan topluluğunu tüm yönleriyle, özellikle mikro seviyede, yansıtmaktan acizdir. Ama bazı araştırmacılar bir bilim disiplinin kendilerine sağladığı avantajların bile ötesine geçecek şekilde çalışırlar. Tomilov’un ömrünü verdiği Sibirya bölgesi artık onun sayesinde bizim için daha az bilinmezdir. Bilinmezleri bilinir kılmak ise bilimin amacıdır. Tarihe olan sorumluluğun yerine getirilmesi ve mensup olunan millete ait borcun ödenmesi ancak çok çalışmakla mümkündür. Çok çalışarak bir evin odaları içinde yer değiştiren aile fertlerinin hareketini onların kimliğini, kültürünü, dilini, ilişkilerini vs. anlatır gibi Sibirya’yı sayfalarına taşıyan Tomilov bu nedenle örnek araştırmacı hükmündedir. Bu açıdan bakıldığında müellif ve eseri dikkate alınmalıdır.