Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Otopsim
Valla daha çok okudukça daha az seviyorum Fournier’yi maalesef. Halbuki Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam ve Kuzeyli Annem’le başlayan yolculuğumuz ne kadar umut vaat ediyordu, yaklaşacağımıza uzaklaşır olduk. Kendisinden okuduğum altıncı kitap olan Otopsim; Dul ve Bekleyecek Vaktim Kalmadı Artık kadar sinirimi bozmadı ama sevdiğimi de söyleyemeyeceğim.

Kendi ölümünü hayal ediyor bu kitapta yazar ve otopsi masasında yatan cesedine ses veriyor. Bu nedenle kurmacası en baskın eserlerinden biri diyebiliriz aslında, kendisine otopsi yapan genç bir tıp öğrencisi kadın hayal ediyor ve onu da hikâyeye katıyor, kadın cesedini kurcalıyor, o da hem kadının kendisine yaptıklarını anlatıyor, hem de geçmişe gidip aklına gelenleri sıralıyor.

Sanırım Fournier’de sevmediğim şey durmadan ama durmadan kendinden bahsetmesi. İnsan bir yaşa gelince artık kendinden sıkılmaz mı ya? Sürekli bir ben, ben, ben. Açıkçası düpedüz narsist olduğunu düşünmeye başladım kendisinin (ki zaten “Sessizliğe Mahkûm” bölümünün girişi de bu açıdan bir itiraf gibi), başkalarını anlatıyor gibi yaparken bile sadece kendisini anlatıyor aslında ve mesela çok aşık olduğu Sylvie’yi ve ona ettiği kötülükleri anlatırken aktardığı üzüntüsüne de bir türlü ikna olamıyorum. Mesele mevzuya alaycı bir yerden yaklaşması değil, kara mizahla da şükür hiçbir derdim yok ama bana ziyadesiyle empati yoksunu geliyor Fournier, mizahla da bunu örtmeye çalışıyor gibi hissediyorum ve hoşlanmıyorum bu duygudan.

“Mizah benim için, kontrollü bir kaçış yolu, bir ağrı kesici, dayanılmaz olana meydan okuma, sol gösterip sağ vurma, iki tarafı keskin bir bıçak, bir deterjandı. Tıpkı termoliz gibi temizliyor, pislikleri yakıyor, lekeleri, önyargıları, kinleri ve buruklukları siliyor” diye yazıyor kendisi bu kitapta, bu söylediğini gayet iyi anlıyorum ama o “her şeyle alay eden edebiyatın cesur adamı” imajından da olması gerekenden daha fazla haz aldığını seziyorum ve bu da bana sorunlu geliyor.

Buna takılmayayım dersem de, kitapta bunun ötesinde bir şey yok maalesef. Birkaç küçük tatlı anekdot dışında ilginç bir tarafı da, derinliği de olmayan bir metin bence. Yine olmadı valla, üzgünüm.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Beyaz Kitap
Valla az bile övmüşsünüz Han Kang’ı, bayıldım. Her yerinden hüzün akan bir kitap, içinde orada olmaması gereken hiçbir kelime yok, çok az kelime, çok fazla his, büyük ve yalın bir güzellik. Bunu yapabilen yazarlara büyük hayranlık duyuyorum. Kitaba sinmiş bir kadınlık gücü var, bence onu es geçmemek lazım. Yani şöyle: bazı satırları “bunu yalnızca bir kadın böyle yazabilir” diyerek okudum, hissettim, duydum. İçindeki yas ve kayıp meseleleri de maalesef ve elbette bana ayrıca dokundu. Sonuçta böyle şiir gibi bir kitapmış bu. Bir tür minik poetika, geri dönüp dönüp tekrar okunulası türden. “Kışlıklarını dolaptan çıkarıp giyen erkeklerin ve kadınların gölgesinde, bir şeylere katlanmayı öğrenen insanlara özgü dilsiz önseziler vardır.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
En Uzağından Unutuşun
Valla ağzımdan burnumdan Paris hasreti akıyor, özelikle ilk bölümde öyle güçlü bir Paris anlatımı vardı ki; gözümün önünde Paris’in kış güneşinin, gri çatılardan süzülüp panjurlardan eşyasız, loş, yoksul odalara doluşu asılı kaldı. Kitap bu anlamda çok güçlü, tıpkı bir kartpostal gibi belki, ancak hikâye için aynısını düşünemedim. Sanırım “zamanda asılı kalmak”la yahut “hareketsizlik”le ilgili bir anlatı demek yanlış olmaz. İkinci Modiano deneyimimden anladığım, kendisi bir mekân yaratma ustası, lâkin hikâye tarafı bir türlü tam içine alamıyor beni. Yine de “Karanlık Dükkanlar Sokağı” bundan çok daha iyiydi. (Homurdanma: Kundera’nın Nobel almadığı bir dünyada bu yazarların Nobelli olmasına dair türlü serzenişlerim var ama neyse şimdi.)
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mephisto / Bir Kariyerin Romanı
Üzerine ne kadar okusam hala olağanüstü ilginç bulduğum "Almanya'da tüm bu kolektif delilik nasıl vuku buldu" sorusuna cevap arama çalışmalarım çerçevesinde yolum Thomas Mann'ın oğlu Klaus Mann'ın Mephisto'suna vardı.

Öncelikle, bu kitabın 1936'da yazılmış olması olacak iş değil. Sanki çok sonra, her şey olup bittikten, Naziler tüm o korkunç yıkımları gerçekleştirdikten sonra yazılmış gibi - öyle berrak, öyle net görmüş Klaus Mann olmakta olanları ve olacakları, çok acayip. Belki de başta sorduğum sorunun cevabı da burada gizlidir: çünkü aslında her ne olduysa insan zaafından ötürü oldu ve her an yeniden olabilir, bunu söylemek için de geleceği görmek gerekmiyor; kitap tam da bunu söylüyor işte.

Alt başlığı "Bir Kariyerin Romanı" olan Mephisto, 1936 yılında ilk yayınlandığında oyuncu Gustaf Gründgens’in kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle uzun yıllar yasaklı kalmış ve ancak 1981'de yeniden basılabilmiş. Bir insanın değil, bir kariyerin romanı bu sahiden, kariyer insanı yutmuş çünkü. Kariyeri için tüm değerleri çiğneyebilen, tüm sınırları yok sayabilen, hırsının, zaaflarının ucu bucağı olmayan bir karakterimiz var. Kitaptaki adıyla Hendrik Höfgen, Weimar döneminde solcu iken, Nazilerin yükselişiyle beraber çark edip Nazi döneminin kültür alanındaki en yüksek pozisyonlarından birine gelmeyi başarıyor, tabii bu bir başarıysa.

Önce sevdiği insanları, sonra ruhunu kaybeden bir adam Höfgen; ne kadar sevilse, tanınsa da tatmin edemediği egosu, kurtulamadığı aşağılık kompleksi ve hırsı onu korkunç yerlere sürüklüyor. "Hayatta kalmak için" kendine ihanet etmek yahut "daha fazlasını almak için" kendine ihanet etmek - kendimize hep ilkini yaptığımızı söyleriz ama öyle mi sahiden?

Höfgen sıradan biri, çünkü Höfgenlerden çok var. Nazilerin cürmünü onlar mümkün ve meşru kıldı. Dikkatli bakınca tüm otoriter rejimlerin farklı Höfgenlerin umarsız ve bencil omuzlarında yükseldiğini görmek zor değil - oportünizm insanın en büyük zaaflarından biri olmaya devam ettiği müddetçe de öyle olacak. Bu kitap da zaten tam da bu yüzden 90 sene sonra hala geçerli, hala sözü olan, hala okunulası bir roman işte. Maalesef ki öyle.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şato
Üzerine milyonlarca cümle edilmiş bu kitaba dair farklı ne söyleyebilirim bilmem ‑ leziz tabii, pek leziz. (İSKİ’de veya ne bileyim SGK’da asla gelmeyecek sıra numaranızı bekliyormuşsunuz hissi veren bir 10 saate hazırlanınız ama tabii ‑ ki bence bu deneyim de pek acayip.) Belki şu: tüm dünyanın otoriterleşmeyi tekrar düşündüğü ve dünyanın bir kısmının bunu ciddi biçimde deneyimlemekte olduğu bir dönemde, modern bürokratik tahakküm mekânizmalarına dair nefis bir anlatı ortaya koyan Şato’yu da yeniden düşünmek gerek, zira 100 sene önceden bugüne dair söyleyecek çok şeyi var Kafka’nın. Okurken pek çok insan gibi ben de sıklıkla Foucault’yu, onun iktidar tanımlamasını (özellikle iktidarın varlık sebebini bireylerin eylemleri üzerinde denetim kurmak olarak ortaya koyuşunu) andım. “Devlet aklı” diyebileceğimiz şeyin nasıl bir akılsızlıklar, saçmalıklar ve belirsizlikler silsilesinden mütevellit olduğunu ve devletin bu belirsizliği / öngörülemezliği oranında iktidar alanını genişlettiğini hatırlamak için bile olsa Şato’yu okumak şart zannediyorum. Bende vaziyet budur.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Benim İki Dünyam
Uyarı: zor kitap. Bana epeyce Mrs. Dalloway’i anımsattı, muhtemelen park yürüyüşü boyunca karakterin düşüncelerinde gezindiğimiz için. Bu da tipik bir bilinç akışı romanı. Oldukça durağan ilerliyor. Yazarın yapmaya çalıştığı işi anlıyor ve takdir ediyorum lakin düşüncelerinin akışı, takıldığı konular benim özellikle ilgimi çekmedi. Kim bilir belki bir başka zaman bir başka ruh halinde okusam içine daha çok girebilirim. Sorduğu bazı soruların yine de beni düşündürdüğünü belirtip, bir örnekle bu faslı tamamlayayım: “Bu, benim aslında yaşlanmadığıma, zamanın ilerleyişinin yaşanmış olayların birikmesinden çok yaşantıların tuhaf sündürülebilme özelliğinden kaynaklandığına dair daimi hissiyatımla mı ilişkiliydi?”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kedi Felsefesi & Kediler ve Hayatın Anlamı
Uyarı: Bu kitabı okurken elinizin altında bir kedi olduğumdan emin olun, zira sık sık bir kediye dokunmak, karnını öpmek, mırıldamasını duymak ihtiyacı hissedeceksiniz. Ben kitabı Lokmacığım geçirmekte olduğu idrar yolları enfeksiyonu nedeniyle yanımda uyuyup sürekli bana temas etmeye çalışırken okudum, muhtemelen de bu nedenle çok daha yoğun hissettim John Gray’in anlattıklarını.

“İnsanlar hayattaki amaçlarının mutlu olmak olduğunu söylediklerinde, aslında mutsuz olduklarını dile getirirler. Mutluluğu bir proje olarak görerek, memnuniyeti ileriki bir zamanda aramış olurlar. Şu an geçip gider ve yavaş yavaş endişe baş göstermeye başlar. Gelecek zamandaki bu ruh durumuna ilerleyişlerinin olaylar nedeniyle kesintiye uğramasından ödleri kopar. Böylece, onları endişelerinden kurtarmayı vadeden felsefeye -ve günümüzde psikoterapiye- yönelirler. (...) Mutluluk insanlar için yapay bir ruhsal durumken, kediler için onların doğal halidir. Doğalarına aykırı bir ortamın içinde sıkışıp kalmadıkları sürece, asla kedilerin canı sıkılmaz. Can sıkıntısı kişinin kendisiyle yalnız kalma korkusudur. Kediler kendileri olmaktan mutludurlar, insanlar ise kendilerinden kaçarak mutlu olmaya çalışırlar.”

Bu uzun alıntı, John Gray’in Kedi Felsefesi kitabında ne bulabileceğinize dair iyi bir özet. Kedilerin hayatla kurduğu ilişkiden öğrenebileceğimiz neler olabilir sorusu etrafında gezinen, epey lezzetli bir metin kendisi. Ancak uyarayım, felsefe kısmı kedi kısmından daha yoğun, yani biraz dikkat isteyen bir okuma bu, kısalığı yanıltmasın, çok kolay bir metin değil.

Ve fakat çok güzel. “Kediler insanları nasıl evcilleştirdi” sorusuyla başlayan ve kedilerle ilişkimize dair akıl yürüten, kimi ünlü yazar ve düşünürlerin kendi kedi öykülerine de uğrayan bir kitap. Şu bayıldığım pasajı da eklemeden edemeyeceğim, böyle bitireyim: “Kedi etiği, bir tür bencil olmayan egoizmdir. Kediler, sadece kendileriyle ve sevdikleriyle ilgilenmeleri bakımından egoisttirler. Kendilerine dair koruyup büyütmeye çabaladıkları bir imgeye sahip olmamalarıyla da bencillikten uzaktırlar. Kediler bencillik ederek değil, bencil olmaksızın kendileri olarak yaşarlar.”
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tepetaklak & Tersine Dünya Okulu
Uruguaylı yazar Eduardo Galeano her zaman yaptığı gibi sistemimizin berbatlığını ve soydaşlarımızın gaddarlığını ortalığa saçıyor. Kült kitabı “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” gibi burada da ağırlıklı olarak Latin Amerika’yı odağına alarak kapitalizm, iklim krizi, ırkçılık, cinsiyetçilik, sosyal adaletsizlik gibi başlıklar çerçevesinde yaşanmış öyküler anlatıyor. “Tepetaklak: Tersine Dünya Okulu” bir yandan oldukça sert bir kitap, bir yandan ise hiç değil çünkü zaten içinde var olmaya çalıştığımız dünyanın gerçeği bu. Yazarın kitabın sonunda dediği gibi: “Yazar bu kitabı yazmayı 1998 Ağustos’unda bitirdi. Devamını öğrenmek istiyorsanız her gün haberleri okuyun, dinleyin ya da seyredin.”

Baştan yanlış kurulmuş ve yanlış devam eden bir düzenin ipliğini pazara çıkarıyor Galeano. Arka arkaya kabus gibi olaylar anlattığı için okurken insan zaman zaman zorlanabiliyor ama bir yandan da belki tüm kabuslar böyle üzerine boca edilince daha iyi anlıyor insanın dünyanın çürümüşlüğünü. “Sosyal adaletsizlik ne düzeltilecek bir hata ne de aşılacak bir kusur: Sistemin temel ihtiyacı.” cümlesi anlatmaya çalıştığı şeyin özeti gibi.

Üniversitede siyaset bilimi okurken aldığımız dersleri hatırlattı bana kitaptaki pek çok bölüm, o nedenle bazı yerler çok tekrar geldi ama bu benim şahsi sorunum muhtemelen. Bir yandan da bilmediğim bir sürü tuhaf şey öğrendim – mesela Wall Street’in (Duvar Sokağı) adını, zamanında köleler kaçmasın diye tam olarak orada inşa edilen duvardan almış olması gibi. Ne ironi – yahut ne acayip bir tekerrür.

Biraz umutsuz, biraz dehşetengiz bir kitap bu ama kesinlikle tavsiye ediyorum. Galeano’nun aktardığı meçhul bir duvar yazısıyla da konuyu sonlandırıyorum: “Bütün yanıtları bulduğumuzda soruları değiştirdiler.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dolunay Kadınları
Ummanlı yazar Jokha Alharthi'ye 2019'da Uluslararası Booker Ödülü'nü getiren romanı Dolunay Kadınları incelikli, zarif, hüzünlü bir anlatı.

Umman'ın bir köyünden üç kız kardeşin hikâyesi bu aslında ama yazar zamanda ileri-geri giderek önceki ve sonraki kuşaklara da bakıyor; bir ailenin farklı kuşakları üzerinden bir kültürel ve toplumsal dönüşüm hikâyesi anlatıyor. Kız kardeşlerin anneleri ve anneanneleri ile kendi çocuklarına uzanıp genişleyen anlatı, bir yüzyılda hem ne çok şeyin değişebileceğini, hem de ne çok şeyin aynı kalabileceğini, kimi yaşamların kaderinin bir öncekilerin yolundan azade olamayacağını hatırlatıyor okura.

Zorla evlendirilen Meyye, görev bilinciyle yuva kuran Esma, her şeyi göze alıp sevdiği adamla evlenmeyi seçen Havle ana karakterlerimiz. Bu üç kadın ve ailelerinin hikâyeleri üzerinden dönüşen Umman’ı okuyoruz. Bir yanda da kölelik ve köleliğin kaldırılmasıyla yaşanan devasa toplumsal dönüşüme bakıyoruz.

Okumak, aşık olmak, yaşamak isteyen kadınlar, sınıf çatışmasının içinde eriyen hayatlar... Aslında bize hiç uzak olmayan, epey tanıdık hikâyeler anlatıyor yazar.

Bu arada her ne kadar 3 kadının hikâyesi olsa da, ben sanırım en çok bazı bölümlerde sazı eline alıp birinci tekil şahısla anlatan Meyye'nin kocası Abdullah'ı sevdim. Çok naif, çok incelikli yazılmıştı bu bölümler. Ezberlediğimiz Orta doğulu erkek profilinin epey dışında bir karakter yazmış Alharthi ve bence müthiş ikna edici anlatmış, Abdullah'ın öyküsü ve bir başınalığı çok içime işledi.

Ezcümle, ben sevdim bu romanı. Bu arada yazarın son romanı Turunç Ağacı da geçtiğimiz ay dilimize çevrildi ve yayınlandı, sevenlerinin bilgisine.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Su Kürü
Ülke yanarken ben kitap okuyorum akıl sağlığımı korumak için, ne yapayım? Bu kitabı sevdim ama oturmayan / havada kalmış bir tarafı var gibi de hissediyorum; sanırım şöyle: Sağda solda “feminist distopya” diye yazıldı hakkında, ben bu kitabın feminist bir tarafı olduğunu düşünmüyorum. Orasından tutmaya çalışmayınca; aile, büyümek, toplumsallık meselelerinden bakınca son derece ilginç ve tatmin edici buldum. (Dolayısıyla keşke eve gelen “hasarlı kadınlar” kısımları hiç olmasaymış.) İyi bir roman olduğu, fazlasıyla sürükleyici olduğu, yazarın kurmaya çalıştığı tekinsizliği kesik ve kısa cümleleriyle okura çok iyi geçirdiği kesin.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir