Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yine Hüseyin Rahmi ve yine müthiş keyifli bir okuma. Dirilen İskelet hem güldürüyor hem de düşündürüyor çok keyifli bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Yazarın kendine özgü esprili anlatımı, ilk bakışta sadece eğlenceli gibi görünse de aslında toplumun derin sorunlarını ustalıkla ortaya koyuyor. Batıl inançların, insan zaaflarının ve sosyal çelişkilerin mizahın arkasına saklanarak aktarılması, romanı hem keyifli hem de anlamlı kılıyor. “İskeletin dirilişi” gibi fantastik bir olayın etrafında dönen hikâye, aslında insanın kendi içindeki korkularına ve toplumun yüzleşmekten kaçtığı gerçeklere ayna tutuyor. Gürpınar’ın dili öyle canlı ki, okurken sanki bir dostunuz size tatlı tatlı takılıyor ama aynı zamanda sizi düşündürüyor. Bu yönüyle Dirilen İskelet, hem eğlenceli bir okuma sunuyor hem de Hüseyin Rahmi’nin keskin gözlem gücünü bir kez daha hatırlatıyor. Türk edebiyatına sıkı sıkı sarılmalıyız, sahip çıkmalıyız çünkü biz harikayız:)
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarih Felsefesi Üzerine Referans Bir Çalışma...
Bu eser, tarih düşüncesinin uzun gelişim çizgisini hem felsefi hem de metodolojik yönleriyle ele alan kapsamlı bir incelemedir. Tarih felsefesinin yalnızca belirli dönemlerle sınırlı bir tartışma olmadığını; aksine, insanın geçmişi anlama, zamanı yorumlama ve toplumsal değişimi kavrama çabasının ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir. Altan Çetin Hoca antik çağlardan modern zamanlara değin uzanan geniş bir entelektüel haritayı titiz bir kaynak kullanımıyla kurgulayarak, tarihsel düşüncenin dönüşümünü bütünlüklü bir biçimde analiz eder.

Çetin, eserin giriş bölümünde tarih fikrinin kadim uygarlıklardaki kökenlerine yoğunlaşır. Mezopotamya ve Mısır gibi erken zamanın kültürlerinde tarihin kutsal zaman anlayışıyla bağlantılı olduğuna dikkat çeker. Tarihin ritüel döngüler ve tanrısal müdahaleler ile açıklanması, insanın geçmişi anlamlandırma biçiminin ilk aşaması olarak sunulur. Ardından Yunan düşüncesine geçilerek tarihin sekülerleşme süreci incelenir. Bu bağlamda Herodotos’un betimleyici ve kültürlerarası karşılaştırmaya dayanan tarihçiliği, Thukydides’in nedensellik, kanıt ve realizm temelli ilerleyen analitik yaklaşımı karşılaştırılır. Çetin, modern tarih biliminin temellerinin Thukydides çizgisinde atıldığına dikkat çeker; böylece Antik Yunan’ın tarih felsefesi yeniden yorumlanır.

Musevi geleneğinde tarihin tanrısal iradeye bağlı lineer bir süreç olarak kavranmasını Batı düşüncesinin ilerleme fikrine kaynaklık eden önemli bir unsur olarak değerlendirir. Bu noktada zamanın doğrusal bir akışa yerleştirilmesi ve tarihin teleolojik bir süreç olarak yorumlanması, modern tarih bilincinin dini temellerini anlamak açısından kritik bir rol oynar. Aynı bölümde İslam düşünce dünyasına geçilerek tarih felsefesinin bu kültür çevresindeki yansımaları incelenir. Çetin, İbn Haldun’a geniş bir alan açarak onun toplumsal yapıları açıklama konusundaki sistematik yaklaşımını modern tarih bilimi açısından özgün bir konuma yerleştirir. İbn Haldun’un devlet döngüsü, asabiyet kavramı ve sosyolojik çözümlemeleri üzerinden tarihe getirdiği yeni perspektif ayrıntılı bir biçimde değerlendirilir. “İbn Haldun, değişimin bir imkân olduğunu ve zaman ve mekân içinde genel şartların yenilenebilir olduğunu gösterir.” (s. 73)

Çetin, modern döneme geçişte tarihsel materyalizm ve Marksist tarih anlayışını ele alarak ekonomik ilişkilerin tarihsel süreçteki belirleyiciliğini tartışır. Altyapı–üstyapı ilişkisi, üretim tarzları ve zorunluluk yasaları çerçevesinde geliştirilen tarihsel materyalist model hem güçlü hem de sorunlu yönleriyle analiz edilir. Ardından Frankfurt Okulu’nun eleştirel yaklaşımı üzerinden tarihin toplumsal rasyonalite, iktidar ilişkileri ve kültürel dönüşümler bağlamında nasıl okunabileceği değerlendirilir. Hermeneutik düşünürlerin tarihsel anlamayı yorumlama, anlama süreçleri ve tarihsel bilinç oluşumu üzerinden yaklaşımları ise tarihin epistemolojik yönüne katkı sağlayan bir çerçeve olarak sunulur.

Kitabın birinci bölümü büyük ölçüde İbn Haldun’un modern tarih anlayışındaki yeri üzerine odaklanır. Çetin, İbn Haldun’un gerçekten modern tarihçiliğin öncüsü sayılıp sayılamayacağı sorusunu çok yönlü bir tartışma ile ele alır. Onun tarihsel bilgiyi sistematize etme biçimi, toplumsal değişimi izah etme çabası ve nedensel analiz kullanımı modern sosyal bilimin erken bir formu olarak değerlendirilir.

“Hülasa İbn Haldun bir tabu ve mutlak bir değişmez değil, belirli zaman ve mekânda medeniyetlerin tecrübelerini okuyup açıklayan büyük bir düşünürdür. Fikirlerinin ideolojik yaftalarla, demagojik riskler, safdillik zemini oluşturma tehlikesi vardır.” (s. 78) Her ne kadar İbn Haldun, modern tarih biliminin doğrudan bir kurucusu olarak nitelendirilemeyecek olsa da, Çetin’e göre modern düşüncenin kavramsal altyapısını önceden sezmiş bir figür olarak özgün bir epistemik konuma sahiptir. (s. 93–94)

İkinci bölümde, Alman idealizminin tarih felsefesine yaptığı katkılar ayrıntılı olarak ele alınır. Mesela Kant’ın tarihte ahlaki ilerleme fikri, Herder’in kültürel çoğulluk ve ulus ruhu temelli tarih anlayışı, Schopenhauer'in doğa ve ruh bütünlüğü üzerine kurduğu süreç anlayışı ve Hegel’in tarihsel materyali diyalektik açılım olarak yorumlayan bu kapsamlı sistemi detaylarıyla tartışılır. Çetin, adını zikredilen düşünürlerin tarihe kattıkları teleolojik ve bütüncül perspektiflerin hem modern tarihçilik hem de sosyal bilimin doğuşunu derinden etkilediğini ortaya koyar. Ancak bu yaklaşımların aşırı genelleştirici ve aynı zamanda idealist yönlerine karşı eleştirel, mesafeli bir tutum sergiler. Pozitivizmin nesnellik, belgeye dayalı araştırma ve nedensellik ilkeleri üzerinden geliştirdiği tarih yazımı metodunun önemine dikkat çeker. Ayrıca Annales Okulu’nun uzun süreli toplumsal yapıları merkeze alan yaklaşımı, yapısalcı tarih okumaları ve postmodern dönemin tarihsel anlatıya yönelik radikal eleştirileri ele alınır. Çetin, bilhassa postmodern göreceliğin tarihsel gerçekliği tamamen çözen tutumuna karşı dengeli bir eleştiri geliştirir. Stepanova’nın tarih felsefesine yönelik sorgulamaları ise tarihsel bilginin sınırlarına dair önemli bir tartışma alanı açar.

Bu eser, genel itibariyle tarih felsefesinin farklı dönemlerde aldığı biçimleri, metodolojik dönüşümleri ve tarihsel düşünceye yön veren temel kavramları ve kişileri bütünlüklü bir biçimde bir araya getirmiş bulunmaktadır. Kavramları tanımlama ve bağlama yerleştirme konusundaki özeni, eserin yalnızca bilgi aktaran değil, aynı zamanda düşünmeye yönlendiren bir karakter kazanmasını sağlar. Kapsamlı kaynak taraması, titiz sınıflandırma metodu ve düşünsel süreklilik–kopuş ilişkisini dikkatle seyreden yapısı ile hem tarih hem de felsefe alanında “başvuru eseri” niteliğinde tarihsel düşüncenin kökenlerini ve dönüşümünü kavramak adına kapsamlı bir referans sağlar. İncelemeyi bahane ile bu şahane eser sayesinde düşünsel açıdan kaleminden istifade ettiğim saygıdeğer Altan Çetin Hoca'ya teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na...
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kur’an Çocuklarla Konuşuyor, çocukların Kur’an-ı Kerim’i sevgiyle tanımasına yardımcı olan çok kıymetli bir eser. Anlatımı sade, dili sıcak ve çocukların dünyasına son derece uygun. Soyut kavramları somut örneklerle açıklaması, çocukların hem anlamasını hem de düşünmesini kolaylaştırıyor.
Resimleri ve hikâyeleştirilmiş anlatımı sayesinde çocukların ilgisini canlı tutuyor. Ailelerin çocuklarıyla birlikte okuyup üzerine konuşabileceği, değer eğitimi açısından da çok faydalı bir kitap. Kur’an’ı çocuklara korkutmadan, sevdirerek anlatmak isteyen herkes için gönül rahatlığıyla tavsiye edilir.
Yanıtla
18
5
Destekliyorum  27
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kalemine aşık olduğum yazarın 3. kitabını da bitirdim. Öncelikle yazar tasvir konusunda çok başarılı. Adayı öyle bir anlatmış ki sanki gitsem kaybolmadan her yerini bulurum. Adanın atmosferini öyle bir vermiş ki resmen adanın havasını soluyorsunuz. Başlayınca bırakmanın mümkün olmadığı kitaplardan. Konusu ise diğer iki kitabında olduğu gibi evlilik, sadakat ve en önemli soru üzerine kurulu. Eşimizi ne kadar tanıyoruz. Uzun süre evli olmak, iyi günde kötü günde birlikte olmak eşlerimizi tanımak için yeterli mi? Yazar Grady Green eşinin kaybolmasından sonra tekrar yazabilmek için İskoç adasına gider ama her yerde eşini görmektedir. Gerçekte ne olmuştur eşinin başına ne gelmiştir. Merakla ve heyecanla kendini okutan muhteşem bir kitap.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yurtsuzlukta Türk kalmanın bedeli...Emine Işınsu’nun kalemini ilk kez Azap Toprakları ile tanıdım…
Ve açıkçası bu kadar geç kaldığım için biraz üzgünüm.
Bu kitapta Batı Trakya’daki Türklerin yaşadığı acıyı, yalnızlığı ve yurtsuzluğu sayfalarda değil, resmen insanın kalbinde hissediyorsunuz. Okurken sadece bir hikâye okumuyorsunuz; Türk olmanın gururunu, ama aynı zamanda Türklüğe sahip çıkmanın ne kadar zor ve bedel isteyen bir şey olduğunu da iliklerinize kadar yaşıyorsunuz.
Zor zamanların, sürgünün ve yurtsuzluğun bu kadar sahici anlatıldığı bir kitabın herkes tarafından okunması gerektiğini düşünüyorum.
Hatta “herkes okumasın” değil; herkes mutlaka okusun dediğim kitaplardan oldu.
Benim için Azap Toprakları, hem çok can yakan hem de insanın içini dimdik tutan bir kitap.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  13
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sınır konusu okulöncesi kademe psikolojik danışman olarak en çok çalıştığım konu diyebilirim. Çocukların sınıra ihtiyacı var, aile sınırları sert, katı tutum ile karıştırabiliyor. Bu kitapta kendi yaşantınızda her an karşılaşabileceğiniz bir diyalog kitapta örnek olarak yer alması muhtemel. Bu yüzden kitaptaki uygulamaları kendi hayatımıza uyarlamak kolaylaşmış. Kitapta akademik bilgiler anlaşılır bir dille anlatılmış, bilimsel temelli bir çocuk gelişim kitabı okumaktan ziyade samimi bir çocuk gelişim alanı uzmanıyla sohbet eder gibisiniz kitap boyunca. Sınır, sınır koyma, koyulan sınırı sürdürebilme gibi alanlarda işlevsel ve hap bilgiler sunuyor diyebilirim. Gönül rahatlığıyla önerilir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tanpınar’a Huzur Yok, Murat Menteş’in edebiyat belleğini kendi kaotik ve ironik evrenine davet ettiği, yüksek tempolu bir polisiye. Melankoliyle özdeşleşen Tanpınar, bu romanda ağırbaşlı bir profesörden baş şüpheliye dönüşüyor. Koleksiyoner Bahtiyar Kont’la başlayan dostluğu; cinayet ve kovalamacaya evrilirken, Soğuk Savaş atmosferi ve ruh çağırma seanslarıyla romanın temposu hiç düşmüyor.

​Menteş, Tanpınar’ı bir vitrin figürü yapmadan aksiyonun tam merkezine yerleştirmiş. Biz, Murat Menteş okurlarının aşina olduğu çevik, oyunbaz dil yine başrolde. Tarihsel arka plan absürtlükle, gerilim ise mizahla ustaca dengeleniyor.

​Bu eser akademik bir anlatı ya da nostaljik bir saygı duruşu değil; Tanpınar’ı simge olmaktan çıkarıp canlı bir kurmaca figüre dönüştüren sürükleyici bir macera.

​Yazarın başta uyardığı gibi: "Bu romanda anlatılanlar gerçek olabilirdi. Hepimizi Allah korudu."

Yine de böylesi bir macerada Tanpınar’a eşlik etmek çok keyifliydi.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Uzun zamandır üzerine düşündüğüm fikrin vücut bulmuş hali gibiydi kitap; Biri, Hiçbiri, Binlercesi… Kimlik arayışının, varoluş krizinin böylesine mükemmel anlatıldığı felsefi roman tadında hiç kitap okumamıştım daha önce. Belki Kafka, belki Dostoyevski örneği verilebilir ancak bu bambaşka bir eser. Ana karakterin karısından duyduğu burnunun yamukluğu yorumu ile başlayan serüven aslında kimliklerin çokluğu, rollerin çeşitliliği ve kişilerin başkalarının gözünde nasıl göründüğü ile oluşan değişkenlik fikirlerinin çatışması ve tüm bunların reddiyle “deliliğe“ uzanır. Kişinin kendini sandığı şey “biri”, başkalarının zihninde oluşan imgeleri “binlercesi”, bu imgelerin silinmesi ile oluşan boşluk “hiçbiri”… İnsan tek, biricik, sabit bir karakter değil her bakışta farklı algılanan ve her an değişen bir varlıktır fikri tüm kitaba yayılmış. Ana karakterin başkalarının gözünde deliliğe giden yolculuğu esasen tam bir özgürlük.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bazen insan sevdiği yiyeceği sona bırakır da daha az sevdiklerini önden bitirir ya benim için bu kitap da öyle bir sıralamadaydı. Kitap çoğunlukla monolog şeklinde ilerliyor. Başkarakter generalin çocukluk arkadaşıyla 41 yıl sonra buluşmasının ardından geçmişe gidip içsel yolculuğuna okuru da davet ediyor. Kitap geçmişte kalan üç karakter etrafında dönüyor; 24 yıllık iki arkadaş ve tam ortalarında kalan bir kadın. Dolu dolu psikolojik öğeleri barındırmasına rağmen, derin bir içsel çatışma kitaba hakim olmasına rağmen, çokça metafor kullanılıp art arda edebi cümleler yığıntısına rağmen okuması bir hayli kolay ve akıcı bir kitap. Bana bir roman öner derseniz sanıyorum ki ilk beşime girecektir. Tema genel olarak aşk, sadakat, hesaplaşma etrafında dönüyor gibi görünse de yarıdan sonra yazarın tam olarak ne yapmak istediğini anlıyorsunuz. 41 yıl sonra arkadaşıyla buluşup ona sormak istediği iki soruyu asla tahmin edemeyeceksiniz! Edebi bir ters köşe ve muhteşem bir içsel yolculuk, serüven.
Yanıtla
3
1
Destekliyorum  16
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kafası karışık yetişkinler için harika bir ilk gençlik romanı. Geçmiş ve gelecek arasında sıkışmış Nawoo'nun pişmanlıkları, geri dönüşleri ve yetişkinliğin aslında ne olduğu üzerine harika bir roman. Yas süreci, aslında karmaşık olmayan ama ağırlığıyla bizi olduğumuz kişiye dönüştüren insan ilişkilerini derin ve gerçekten doğru metaforlarla anlatmış yazar. Açık konuşmam gerekirse ilk 80 sayfa epey sıkıldım, ana karakter isimler konusunda ufak çaplı bir karmaşa yaşadım. Ama sabrettiğimde çok anlamlı, derli toplu bir romana dönüştü. Sonuç itibariyle iyileştirici etkisi gerçekten yüksek kitaplardan diyebilirim. Bitirilmemiş işleri bitirme, kaybettiklerimizle vedalaşma üzerine tam bir 30 yaş üstü kitabı.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir