Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Günlükler II (Savaş Günlükleri)
Orwell’in günlükleri, yazarla ilişkisini epeyce derinleştirmek isteyenler için ideal. Ben tüm kurgu eserlerini ve İspanya İç Savaşı’ndaki günlerini anlattığı Katalonya’ya Selam’ı okuduktan sonra okudum, sanırım doğru da yaptım. Kitaplarını oluşturma sürecinde etkilendiği insanları ve öyküleri daha iyi tespit edebildim böylece. 1. Kitap; Savaş Günlükleri çok çok iyi, II. Dünya Savaşı’nı bireylerin nasıl deneyimlediği konusunu zaten ilgimi çektiğinden büyük zevkle okudum. 2. kitap olan Savaş Öncesi Günlükleri’nin ilk kısmı çok iyiydi, Wigan İskelesi Yolu’nu yazmadan önce gittiği maden kasabası ve orada yaşayan işçilerle ilgili gözlemleri müthişti. Sonrasında Ev Günlükleri başlıyor, ki 3. kitap sadece bunlardan ibaret, buralar biraz sıkıcı geldi. Küpeçiçeği nasıl budanır, tavuklar günde kaç yumurta verir, tavşan derisi nasıl tabaklanır filan gibi şeyleri Orwell’den öğrenmek gibi bir acayip hevesiniz varsa okuyabilirsiniz tabii. Benim yok şahsen. Ama genel olarak bu günlükleri Türkçe’de okuyabildiğim ve Orwell’in müthiş hayatının içine biraz olsun dalabildiğim için mutluyum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aspidistra
Orwell’in en iyilerinden diyemem ama iyi bir kitap bu. Özellikle 1984’e giden yolun taşlarını görebiliyoruz sanki ufak ufak. Sevdiği konularda dolaşıyor yine; sınıf meselesi, yozlaşma, kapitalizm. Baş karakter Gordon bir protagonist değil, basbayağı antagonist bence, bu da biraz zorlaştırıyor kitabı. Kendi kendini imha etmeye odaklanmış bir karakter, sistem eleştirileri çok yerinde olmakla beraber “kendini batırarak sistemi değiştirmek” diye özetleyebileceğimiz hedefine giden yolda kendisini izlemek asap bozucu. Yazarın bir diğer eseri Wigan İskelesi Yolu ile beraber okunmalı diye düşünüyorum, anlattığı dönemki tabloyu daha doğru anlamak için. Bir de sevgili beyaz yakalılar – bu kitabı en çok siz okumalısınız sanki. Neredeyse 100 sene sonra içinde hala kendinizden bir şeyler bulacaksınız zannediyorum. Bu da içinde yaşadığımız dünyaya dair ne çok şey söylüyor. “Peki, öyleyse ne istiyoruz? Tanrı bilir. Bildiğimiz tek şey neyi istemediğimiz. İşte çağımızda bizim yanlışımız bu. Hepimiz kararsızız.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Papazın Kızı
Orwell sevdiği konular etrafında dolaşıyor, toplumun ve özellikle toplumsal kurumların (din, okul, güvenlik güçleri vd.) ikiyüzlülüğünü ifşa etmeye soyunuyor yine. Kitap bazı ilginç tespitler barındırsa da dilini Orwell'in ortalamasının altında ve biraz yavan buldum açıkçası. Esprili ve alaycı biçimde yazdığı şeyleri kesinlikle daha çok seviyorum ben. Şu sevdiğim alıntıyla bitireyim: "Sevgili evladım, bana hedonist olmayan bir yaşam felsefesi gösterebilir misin? Senin asalak Hristiyan azizler hedonistlerin önde gideni. Ebedi mutluluğun peşindeler, oysa biz biçare günahkarlar birkaç yıla razıyız. Neredeyse hepimiz azıcık eğlenmeye çalışıyoruz."
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
George Orwell
Orwell maceram sürüyor ama keşke tadında bıraksaydım dediğim bir noktaya geldim galiba. İskoç yazar Norman Bissell’in Orwell’in hayatının son dönemini romanlaştırarak anlattığı kitabı o kadar olmamış bir kitap ki... Of yani. Yıldım azıcık.

Bu arada kitap mı kötü yoksa çeviri mi kötü tam emin değilim ama sanırım ikisi de. Çeviri; çevirmenin tercih ettiği “bilirsin”, “pekala” gibi çeviri kokan ifadeler nedeniyle bana 1994’teymişim de dublajlı film izliyormuşum duygusu verdiğinden zaten metnin içine tam giremedim. Üstüne “Erkekler pisliğin tekidir” gibi dilbilgisi kurallarını alaşağı eden cümlelere ve İngiliz İç İstihbarat Teşkilatı meşhur MI5’in metin boyunca M15 (evet, on beş!) diye yazılmasına da maruz kalınca tadım iyice kaçtı.

Çeviriden bağımsız kitabı değerlendirmek mümkünse şayet, sezebildiğim kadarıyla kitabın kendisi de kötü gibi. Orwell’in hayatının ağırlıkla Jura Adası’nda geçen son yıllarını kurmacalaştırarak anlatmış Bissell. Ana karakterlerin tümü gerçek, bazı yan karakterleri de hikâyeyi zenginleştirmek için kendi yaratmış. Bence fikir baya güzel, ben böyle yazarların hayat öykülerinden roman devşirilmesini çok severim ama yani... Roman 101 gibi bir metin. Dümdüz akan, hiçbir özelliği, oyuncağı, zekice sürprizi olmayan, kuru bir metin bu. Orwell gibi bir dâhiyi odağına alırken insan azıcık daha cesur olmaz mı ya? Diyalogları, karakterleri, mekân tasvirleri filan o denli basit ki insan bunalıyor, ilkokulda okuduğum şeyler gibi resmen. (Bu duygum çeviriden kaynaklanıyor olabilir mi diye hala endişe ediyorum ama değil sanki.)

Ayrıca Orwell’in kız kardeşi Avril’i de, ölümünden üç ay önce evlendiği Sonia Brownell’i de epey kötücül anlatmış bence yazar, hiç hoşlanmadım. Özellikle Avril’in Orwell tarafından epeyce hor görüldüğünü biliyoruz, hayatı boyunca evlenmeyip ailenin tüm yükünü sırtlamak zorunda kalmış bir kadın kendisi, böyle şeytan gibi anlatılmasından epeyce rahatsız oldum.

Maalesef hiç sevmedim sonuçta. Olmadı, olamadı.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Don Isidro Parodi'ye Altı Bilmece
Öncelikle; ortaya çıkan şeyin niteliğinden bağımsız -oraya geleceğim aşağıda- Borges ve Casares'in bir araya gelip bu absürt şeyi yazarken ne kadar eğlendiklerini düşünmek çok güzel. Arjantin edebiyatının iki büyük isminin beraberce ve Honorio Bustos Domecq mahlasıyla yazdıkları kitapların ilki Don Isidro Parodi’ye Altı Bilmece. Bu oyuncaklı kitabı yazarken de, Domecq'i yaratırken de çok eğlenmişler besbelli. Üşenmeyip Domecq için bir hayat öyküsü ve külliyat da yaratmışlar (Fernando Pessoa bunu beğendi), hatta kitap epeyce inandırıcı gözüken bir uydurma takdim yazısı ile başlıyor.

Kitabın adındaki Don Isidro Parodi eski bir berber, haksız yere yirmi sene hapse mahkûm edilmiş ve hapishaneden dedektiflik yapıyor. Kitaptaki 6 bölümün her birinde birinin kendisini hücresinde ziyaret edip gizemli bir olay anlatışını ve Parodi'nin sırf dinlediği hikâyelerdeki detayları yakalayarak bu gizemli cinayet, intihar ve hırsızlıkları açıklığa kavuşturmasını okuyoruz. Bir tür polisiye diyebiliriz romana ama tabii alıştığımız polisiyelerden epey farklı.

Ayrı ayrı çok sevdiğim Borges ve Casares bir araya gelince ortaya çıkan şey, tuhaf ki ikisinin ayrı ayrı yazdıkları kadar güçlü değil maalesef, bir voltran oluşmamış yani. Borges'in öykülerindeki akışkanlık yahut Casares'in kusursuz romanı Morel'in Buluşu'ndaki dahiyane numaraları arıyor insan ancak o kudrette bir metin değil bu. Belki üzerinde fazla mı çalışmışlar diye düşünüyor insan? Sanki bilmeceler çok iyi, cevaplar çok şaşırtıcı olsun diye fazla uğraşmışlar ve ortaya çıkan şey biraz zorlama olmuş gibi geldi bana.

Ben Borges külliyatını tamamlama yoluna baş koyduğum için okudum elbette ama şart mıdır, bence değildir.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yalan Dolan
Öncelikle, aramıza hoş geldin Medusa Yayınları; sadece kadın yazarların eserlerini basacak bir yayın evi kurulduğu için çok mutluyum. Üstelik seçtikleri ilk kitap da basıldıktan çok kısa süre sonra Booker Ödülü'nün uzun listesine seçildi, ne şahane bir başlangıç!

İtalyan yazar Veronica Raimo'nun Yalan Dolan'ı, günümüz edebiyatında sevdiğim her şeyi temsil ediyor sanırım. Büyük laflar etmek derdi olmayan, biraz müstehzi biraz hüzünlü bir iç diyalog gibi bir anlatı... Bir özkurmaca metni bu, Raimo kronolojik bir sıra izlemeksizin kendini, çocukluğunu, arızalarını, yaralarını, kazanımlarını, hayatını anlatıyor. Kitabın ilk cümlesi olan "bir aileden bir yazar çıkarsa, o aile bitmiş demektir"; bu metni en iyi anlatan cümlelerden biri olsa gerek. (Ki bu aileden iki tane çıkmış - abisi de yazar.) Ailesini son derece cesur şekilde fâş ediyor ama bunu öfkeyle veya intikam arzusuyla değil; bir tür iç dökme gibi yapıyor. "Söylemeye ihtiyacım vardı" hatta "söylesem iyi gelir gibi geldi, söyledim" gibi bir yerden. Dolayısıyla çok içten, çok gerçek bir kitap çıkmış ortaya.

Biraz İdeal Defter tadı aldım ki malum, o kitaba bayılırım. Bu ondan biraz daha ağır, biraz daha kasvetli bir metin tabii. Özellikle annesiyle ilgili bölümlerde yer yer insan büyük bir iç sıkıntısı duyabiliyor. Örneğin şu kısım: "Yıllar önce annem benim bütün şahsi yazışmalarımı konularına göre sınıflandırarak düzenlemeye kalkıştı. Üstelik 'neşeli aşk mektupları', 'hüzünlü aşk mektupları' ve 'pornografik aşk mektupları' olarak alt başlık da atmıştı. Ortaokulda bir erkek arkadaşımın yazdığı 'tebessümmün sık sık aklıma düşüyor' cümlesindeki fazla 'm' harfini kırmızı kalemle çember içine almayı atlamamıştı."

Raimo bu korkunç işgalciliğin kendisine nasıl hissettirdiği söylemiyor ama okurken ben nasıl bir bunaltı hissettiğimi biliyorum. Annesiyle ilgili kurduğu şu cümleyi de muhtemelen hiç unutmayacağım: "bildiği tek ahlâki ilke, kendi endişesi." Of. Ne çok şey anlatıyor, ne çok.

Daha söyleyecek çok sözüm var ama yetsin. Çok sevdim. Yaşasın küçük, bireysel, biricik hikâyeler ve onları anlatanlar.

PS: Eren Cendey çevirisi müthiş dememe gerek var mı? Yok bence. Her zamanki gibi zira.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cam Arılar
Öncelikle Jaguar Kitap’a sahip olduğumuz için ne kadar şanslı olduğumuzu yinelemek isterim. Kendilerinin ütopya, distopya, fantastik ve bilimkurgu edebiyatın nefis örneklerini topladıkları Prospero Kitaplığı’ndan okuduğum üçüncü kitaptı Cam Arılar ve bu seriyi akıl eden (ve bu olağanüstü ismi seçen) herkesin önünde saygıyla eğilmek istiyorum. Cam Arılar oldukça asap bozucu bir kitap. Mükemmel teknolojiyi aramanın bizi mükemmel insandan nasıl uzaklaştırdığını epey huzursuz edici biçimde ortaya koymuş yazar. Kitabı ta 1957’de yazdığını düşününce, insanın günümüzü böyle öngörebilmiş olan Jünger’e duyduğu hayranlık da artıyor. (Bir de o nasıl bir entelektüel birikimdir, teknoloji anlatırken mitoloji öyküye nasıl böyle nefis yedirilir!) Sonuç olarak epey sevdiğimi söyleyebilirim. Sarsıcı, rahatsız edici, tuhaf ama işte çok güçlü; edebiyatın güzel tarafı da zaten insana bunu yapabilmesi bence. “Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, yalnızlığımızı hayatın içinde sık sık duyumsuyor, ama yine de onu bir türlü tam anlamıyla tasvir edemiyoruz.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Başıboş Bir Yolculuktan Notlar
Öncelikle Işık Ergüden’in Pessoa bilgisi karşısındaki saygımı ifade edeyim, sonra da üzülerek bu kitabı sevemediğimi söyleyeyim. Ergüden’in “Pessoa, Pessoa’yı Anlatıyor” kitabı olağanüstüydü, Pessoa’ya dair okuduğum en iyi derlemelerdendi. Ancak bu kitapta bence temel bir teknkik sorun var o da şu; Pessoa’nın cümleleri bağlamlarından çıkıp tek başına küçük aforizmalar olarak ortaya konunca bence biraz içleri boşalıyor. Çok ayıp bir laf edeceğim şimdi ama bazıları neredeyse kamyon arkası yazıları gibi geliyor kulağa ki öyle olmadıklarını çok iyi biliyoruz. Ben bu cümleleri kendisinin hacimli metinlerinin içinden süzmeyi, oralara nasıl vardığını izlemeyi seviyorum. Bu şekliyle böyle “fotoğraf altına yapıştırmalık 250 alıntı” gibi bir şey olmuş bence. Bir de cümleler çok depresifler. Pessoa’yı depresyondan bağımsız düşünemeyiz elbette ama yaratıcı ve bu anlamda oksimoron bir depresyon onunkisi, sadece vardığı yerleri bırakınca depresyonunun o besleyici tarafını yok etmiş oluyoruz gibi. Bilmiyorum anlatabildim mi ama Pessoa’ya dair okuduğum ilk şey bu olsa sevmezdim sanırım. Sonuçta diyeceğim şu ki: Pessoa’yı tanımak istiyorsanız kolaycılık yapmayın, Huzursuzluğun Kitabı’nı okuyun. Üzgünüm, olduramadım.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Üç Novella & Ev Sahibesi - Amcanın Rüyası - Ebedi Koca
Önce bir genel not: İletişim Yayınları’nın klasik baskılarına ekledikleri kronolojileri, önsöz ve sonsözleri, fotoğrafları vs çok seviyorum – ve fakat bu kadar özenli hazırlanmış baskılarda bunca yazım hatası görmeyi de kabul edemiyorum, acayip tadım kaçıyor. Önce Kafka’da başıma gelmişti; çok şaşırmıştım, şimdi de Dostoyevski’de. (Borges’lerde hiç karşılaşmadım mesela.) Basbayağı de/da hataları bile var, çok üzücü. Bu serinin çevirilerinin bir elden geçmesi şart gibi. Kitaba gelecek olursak, zayıf bir Dostoyevski eseri kendisi. Dostoyevski külliyatında ve Rus edebiyatı tarihinde (Çernişevski-Dostoyevski atışmasının başlangıcı kabul edebilirmişiz içindeki “Amcamın Rüyası” adlı uzun öyküyü) bir anlamı var muhakkak ve kendisinin görece erken dönem eserlerini içerdiği için zayıf olması anlaşılır ancak okurken çok da keyif almadığımı söylemem lazım. (Nitekim kendisi de “Amcamın Rüyası”nı yazmış olmaktan pişmanlık duyduğunu söylemiş sonrasında.) İçindeki eserler arasında en iyisi Ebedi Koca idi, zaten öğrendim ki o diğerlerinin aksine çok daha sonradan yayınlanmış. Sevdiğim yazarların erken dönem eserlerine dair hep söylediğim şeyi yineleyeyim: her şeye rağmen içlerinde bir büyük yazarın doğmakta olduğunu sezdiren detaylar bulundurdukları için kendilerini seviyor ve kucaklıyorum. Dostoyevski’yi kronolojik olarak okumaktayım, dolayısıyla bu yolun sonunda beni harika şeyler bekliyor, onu da biliyorum. İşte böyle.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aşksız İlişkiler
Olmadı, içine giremedim, sevemedim, lütfen beni vurmayın. Beckett’in ilk kitabı, dolayısıyla ondan olması muhtemel, fakat hikâyeler fazlasıyla yorucu (ki zor okumalarla genel olarak sorunu olan biri olmadığım kanaatindeyim), varoluş kaygısı bence fazla baskın, tasvirler sıradan ve üstelik çok uzunlar. Kim olduğunu hatırlamıyorum, bir oyun yönetmeni şuna benzer bir şey söylemişti; “Pek çok insan Beckett’i sevdiğini söylüyor ama bence sevmiyorlar. Kendisinin savaş sonrasının ıssızlığında ürettiği eserlerin şu an pek çoğumuz için kavranılamaz olmasını anlaşılır buluyorum.” Bence de öyle. (Bu arada orijinal adı “More Pricks Than Kicks” olan kitabı “Aşksız İlişkiler” diye çevirmek nedendir yahu? Neyse.)
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir