Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kısacık ama sıcacık hikayeler...
Ülkemizin örf ve adetlerinde genç kızlığa adım atmış bireyler için anneleri "çeyiz" oluşturmaya başlar. Evlilik günü geldiğinde ise o çeyiz tastamam olur ve evlenen kızla yeni evine yollanır. Fakat yazar Hatice Kübra Tongar'ın kitaba adını veren çeyiz ifadesi ise "Anneler bazen kederlerini koyar kızlarının çeyizine... Bazen de kaderlerini" cümleleriyle anlam kazanır. Yazarın vurguladığı çeyiz anneden kızına kalan fikirler, davranışlar ve psikolojik yaşantılardır...

Psikoloji, Sosyoloji, Aile Eğitimi ve Çocuk Gelişimi alanlarında yazdıklarıyla ün kazanan Tongar, bu kitabında da aile bağlarının önemine dem vuruyor. Kitabın merkezine "anne ile kızlarını" alıyor almasına ancak yine de baba ve evin diğer bireylerini de olayların figürasyonu olarak kullanmayı ihmal etmiyor...

Kitabın içerisinde birbirinden bağımsız 12 farklı hikaye var. Her biri kısacık ama sıcacık.. Hikayelerin her birinde ana unsur "annesinden kalanları sırtına yüklemiş kızlar"... Bazen Rize'de bazen Siirt'te bazen de Almanya'da oluyoruz. Kimi zaman Azeri, kimi zaman Laz, kimi zaman da gurbetçi bir kadına kulak kesiliyoruz. Dertler farklı olsa da aslolan aynı. Yaşanmış travmalar ve bu travmaların gelecek nesillere olan etkileri...

Sade bir dille yazılan kitap bazen hüzünlü bazen neşeli bazen de öğretici formda ilerliyor. "Kırık Cam" hikayesi mesela, o kadar içi dolu bir anlatım ki hayata dair edinimler sağlıyor okuruna. Toplumsal farkındalığa çaktırmadan selam veriyor. "Soğan" hikayesi çağın serzenişi olan `panik atak' ile ilgili okuru müthiş bilgilendirip, doyuruyor. "Tanık" hikayesi öyle güçlü bir anlatı ki insanoğlunun yalnızlığına son veriyor. "İsmini vermek istemeyen izleyici" hikayesi ise aşırı iyi yazılmış ve çok güzel bir sonuca bağlanarak görevini tamamlıyor... Küçük küçük ama anlam dolu hikayelerin her biri çok güzel aslında. Su gibi akıp gidiyor zaman...

Toplumun kanayan ve kabuk tutmuş yaralarına değinen yazarımız Hatice Kübra Tongar'ı bu güzel eserinden ötürü tebrik ediyor ve kendisine teşekkür ediyorum...
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  12
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Odanın Gizemini Harry ile Keşfetmek
Büyük küçük herkesin favorisi olan bu serinin ilk kitabında ana karakterimiz Harry ile okulu kazandıktan sonra uyum sağlama sürecini paylaşıyoruz. İkinci kitap olan Sırlar Odası’nda ise bir gizeme ortak oluyoruz ve Harry’nin bu gizemi nasıl çözeceğini, ne zorluklardan geçeceğini merakla bekliyoruz. Başına gelen kötü olaylarda Harry ile birlikte endişelenip, gerektiğinde üzülerek gerektiğinde mutlu olarak duygularını paylaşıyoruz. Bu bakımdan akıcı bir dil kullanılmış olduğu için serinin uzunluğu gözünüzü korkutmasın çünkü zaten kapılıp gidiyorsunuz. Bir yandan da ilk kitabın ardından karakterleri daha ayrıntılarıyla, içlerini görerek daha şeffaf biçimde tanımaya başladığımız bu kitapla artık bağ kurmamak elde değil. Bu eserde bağ kurduğumuz bir karakter daha var ki, kendisi kesinlikle okurun kalbini ortaya çıktığı ilk andan kazanıyor; Malfoy ailesinin talihsiz ev cini Dobby.
Film serisini muhtemelen hemen hemen herkesin hayatında en az bir kere de olsa izlemiş olduğunu tahmin ediyorum çünkü bu her yaşa hitap eden ünlü seri filmlerle milyonların kalbini kazanmış durumda fakat bence her zaman kitapları okumak çok daha ayrı bir keyif. Gönül isterdi ki izlemeden önce okumuş olalım. Filmde yer almayan birçok ayrıntının içinde hayal gücünüzün büyüsüyle kaybolacaksınız ve kitapların değerini daha çok anlayacaksınız.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  5
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Genel Türk Tarihi Araştırmaları ve Günümüzdeki Durumu
Naçizane yorumuma geçmeden önce siz değerli okurlar için, her zaman yaptığım gibi, genel birkaç hatırlatma da bulunmanın gerekli olduğu kanaatindeyim. Öncelikle elimizdeki metin geniş kapsamlı, akademik ve makalelerden oluşan bir kitaptır. Dolayısıyla her bir makaleyi ayrı ayrı incelemek çok mümkün olamayacağı gibi anlamlı da olmayacaktır. Zira makaleler birbirinden farklı uzmanlık alanlarını kapsamaktadır. Bu nedenle kitap hakkında genel bir yorum yapmayı daha faydalı bulduğumu ifade etmem gerek.

Yukarıda da bahsetmiş olduğum üzere kitabın içerisinde “Genel Türk Tarihi” bağlamında birbirinden farklı konular hakkında birçok makale bulunmaktadır. Dolayısıyla alana ilgi duyan herkesin içerisinde ilgi çekici bilgiler bulabileceğine eminim. Öte yandan yine ilgili alanın önemli hocaları hakkında biyografik makaleler (ilk bölüm) bulunmaktadır. Dolayısıyla alana giriş yapmak isteyen genç arkadaşların bilim camiamızın yetiştirmiş olduğu kıymetli hocalar hakkında yine hocalarımız tarafından kaleme alınmış olan bu makaleleri okumalarını faydalı buluyorum.

Kitabın içerisindeki metinlerin birçoğu akademik çalışmalardır. Dolayısıyla alanda çalışanlar için literatür ve ikincil kaynak noktasında da (atıf yapılabilecek, kaynakçalı) bir eser olduğunu söyleyebilirim. Diğer taraftan kitabın (daha da doğrusu makalelerin) kronolojik anlamda çok uzun bir dönemi kapsadığını ifade edelim. Söz gelimi Türk tarihinin erken safhalarından Sovyet dönemine kadar uzanan bir zaman dilimi ile karşı karşıya olunacağını ekleyelim. Bu durumda kitabın çok geniş bir okuyucu kitlesine hitap edebilme potansiyeli barındırmasına neden olmuştur. En başta bahsetmiş olduğum üzere makaleler oldukça geniş ve farklı konularda bilgiler içermektedir. Bahsi geçen bu makaleler yalnızca siyasi tarihi anlatısı ile sınırlı kalmamış tarihsel taksimlendirmeden kavramlara ve tarihyazımına kadar uzanan geniş bir spektrumda yer alır.

Sonuç olarak Türk akademisinin “Genel Türk Tarihi” alanı hakkındaki görüşlerini ve son gelişmeleri okumak için iyi bir çalışma olduğunu ifade edelim. Makalelerin içeriği oldukça akıcı ve iyi görünüyor. Çeviri bir eser olmadığı için anlaşılabilirliği de yüksektir. Kitabın mizanpajı, kapağı ve diğer fiziki özellikleri gayet iyidir. Her makalenin sonunda (akademik olanlar) araştırmacının kullandığı kaynaklar “kaynakça” kısmında listelenmiştir. Bu durum ileri okuma yapmak isteyenler içinde rehber niteliği taşımaktadır.

Herkese bol kitaplı sağlıklı günler!
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Önemli Bir Çalışma: Türk Beklentisi
Beklenti, gelecekte gerçekleşebilecek olumlu ya da öngörülen bir meseleye dair umutları temsil eder. Avrupa ve Hristiyan dünyasının Türk beklentisinin tarihteki seyri sayfalarca karalanması gereken bir konudur. Hristiyanların nazarında oluşan bir Türk Beklentisi, zaman zaman korku ve savaşlarla dolu bir kabus gibi görünürken, zaman zaman ise hoşgörü ve uyum içinde bir yaşamı resmediyordu. Tarih şeridi takip edildiği zaman Haçlı Seferleri’nin yankıları, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselişi ve düşüşü gibi bazı önemli hadiseler göz önüne geliyor. İncelemeye tabi tuttuğum bu eser de, bu hadiselerin gölgesinde Avrupa ve Hristiyan dünyasında nasıl bir Türk beklentisi olduğuna ışık tutuyor.

Kıymetli okurlara, kitap değerlendirmesini sunmadan önce, kitabın yazarını tanıtmayı her zaman öncelikli olarak faydalı buluyorum. 1950 yılında doğan Giovanni Ricci, Rönesans dönemi sosyal ve kültürel tarihi ve Hristiyan Avrupa ile Türkler arasındaki ilişkiler üzerine çalışmalar yapmaktadır. Ricci, Ferrera Üniversitesi’nin Yakınçağ Tarihi kürsüsünde erken dönem Yakınçağ tarihi dersleri verdi.

Tarihin tanıklığı referans alındığında, Hristiyan ve Müslümanlar arasında zaman zaman gerginlikler yaşandığı malumdur. Yazar, taraflar arasında gerginliklerin olduğu kadar, kurulan ilişkiler boyunca belirgin bir “geçirgenlik” olduğunu da vurguluyor. Yazarın bakış açısından baktığımız zaman, geçirgenlik kavramının taraflar arasında kurulan ilişkilerin bütün müesseselerinden açığa çıkan bir dışavurum olarak tanımlandığını anlıyoruz. Nitekim filmin biraz gerisinde, yani 1453’te Constantinopolis’in düşmesi ve burada Osmanlı hakimiyetinin güçlenmesi, Avrupa’da güçlü bir panik rüzgarının esmesine neden oldu. Buradan sonra Türkler, “Hristiyanlara özellikle de antipati duymaktan kaçınmayan şizmatiklere (ayrılıkçılara) ve günahkar kavgacı Roma Katoliklerine karşı ilahi bir cezanın celladı olarak göründü.” (s.16). Bu gibi ifadeler ve hatta pek çoğuyla birlikte, Hristiyan dünyası uzun yıllar boyunca pompaladıkları Türk korkusunun esiri haline gelecekti. Bu belki de ilk değildi, ancak bu zamana kadar duyulan Türk korkusunun en şiddetlisiydi.

Giovanni Ricci, eserinde bu meselede bir milat olan 1453’ten sonraki süreçte Hristiyan dünyasında Türkler için duydukları korku ve nefret gibi duygularını çok yönlü olarak inceliyor. Zaten bu süreç, Avrupa nazarında Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi manada yükselişte olduğu bir döneme denk geliyor. Constantinopolis’in düşüşüyle başlayan Yeni Çağ, çağ boyunca Hristiyan dünyasının Türklerle olan münasebetlerinde karşılıklı savaş ve mücadelenin yoğunluğuna şahitlik ediyor. Ancak Ricci bu süreci, eserinde kaynakların yanıltıcı yönlerine kapılmadan, yaptığı analizleriyle Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında bulunan ayrım çizgisinin aslında ne kadar saydam olduğunu göstermeyi de hedefliyor. Çok da uzun olmayan, ancak meselelerin ana hatlarıyla ele alındığı 23 bölümden oluşan bu eserde, bölümlerin kendi içerisinde de ayrı ayrı yoğunlukta olduğu anlaşılıyor. Bu yoğunluk, yazarın hadiseleri bütüncül bir yaklaşım ile ele alarak, zaten var olan bir algının aksi bir ispat için uğraş vermesinden de kaynaklanıyor. Bunu yaparken de değerlendirmelerine ve sorgulamalarına yer vermeyi de ihmal etmeden, hadiseleri genel bir çerçeveye oturttuğu okurlar tarafından fark edilecektir.

Ricci, taraflar arasındaki ilişkileri ele alırken takındığı objektif tutumu, eserinin bütün bölümlerinde okuyucularına hissettiriyor. Aynı zamanda kullanmış olduğu tarihi verileri de olduğu gibi yerli yerine koyuyor. İlişkiler ağını ilmek ilmek işlerken, bilhassa İtalya’ya da dikkat çekiyor. Zira bu süreçte Avrupa’nın monarşi otoriteleri için İtalya başka bir mücadele cephesiydi. Bu mücadele esnasında İtalya, Türklerle olan bağlarını sıklaştırmaya eğildi. Elbette sıklaşan bağlar, Türklerin ve aynı zamanda Müslüman camianın Rönesans kavramıyla olan etkileşimi de arttı ve hatta çeşitlilik kazanmaya başladı. İtalyanlarla olan ilişkileri irdelediği esnada Ricci’nin yorumlamalarını da yoğun bir şekilde işlediği görülüyor. Nitekim bununla birlikte yazarın İtalyan şehir devletlerinin kayıtlarının takibini iyi bir şekilde yaptığı, hatta parçadan bütüne bakıldığında eserin zengin bir kaynakçadan vücuda getirdiği anlaşılıyor.

Eserin ilk bölümünden son bölümüne değin her bölümünde birbirinden önemli tespit ve vurgular bulunduğunu ifade etmek mümkündür. Hatta eserin sonlarına doğru yaklaşıldığında, tersine bir üslup kullanarak, Hristiyanların Türklere yapmış olduğu çağrılar kadar, Türklerin de Hristiyanlara çağrılarda bulunduğunu ifade ediyor. Buradan sonra bakış açısını genişleterek her iki açıyı da birleştirici bir kalem kullanıyor. Yani ne inancın, ne de görülen diğer farklılıkların taraflar nazarında bir ayrışma yaratması için yeterli bir unsur olarak görülmemesi gerektiğini aktarıyor: “Akdeniz’de bölünmüş bir durumda olan bütün aktörlerin kendi dindaşlarına karşı kafirlere yönelebileceğini anlamış bulunuyoruz.” (s.170). Esasen son bölümlere doğru İtalya’yı bilhassa odak noktası olarak kullanması da Akdeniz’in her iki taraf için de aynı canlılığa ve aynı öneme sahip olmasıyla ilgili olduğunu açıkça ifade ediyor. Yazarın değerlendirmeleri de okuma boyunca yazarla tartışmamızı sağlıyor. Elbette bu da adeta zihnimizin raflarına daha yeni fikirler yerleştirirken, daha etraflı bir perspektiften bakmamıza imkan veriyor.

İncelemeyi bahane ile, bu kitabın çevirisini üstlenen Serhat Pir Tosun’a teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na diyerek daha nicelerini diliyorum…
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mezopotamya tarihinde var olmuş medeniyetlerin geniş özeti...
Kitapta Mezopotamya olarak adlandırılan, Fırat ve Dicle Nehirleri arasında kalan büyük bir bölgede, MÖ 4binli yıllardan başlayıp MS 100lü yıllara kadar uzanan bir dönemde yaşamış olan medeniyetler anlatılıyor.

Kitabın ilk bölümünde Mezopotamya adının kaynakları açıklanıyor ve bölgenin genel sınırları belirtiliyor.

MÖ 4binli yıllarda, önce ticari ve idari amaçlarla daha sonra da genel kullanım amacıyla kilden yapılmış tabletler üzerine kamışlarla işaretler koyularak oluşturulan çivi yazısının bulunması, o dönemle ilgili yazılı kaynakların bulunmasını sağlamıştır.

Kitapta çok uzun yıllar süren ve halen devam eden araştırmalarda bulunup çözümlenen kil tabletlere göre Mezopotamya'da var olmuş önemli medeniyetler anlatılmış.

Kitapta bölgenin bilinen en eski şehri Uruk'tan başlayıp Sümerler, Akadlar, Babil Krallığı, Asurlar gibi medeniyetlerden detaylı bir şekilde bahsedilmiş.

Bu devletlerin var olduğu bölgeler bugünkü adları da verilerek anlatılmış, genel olarak bu devletlerin kuruluşundan yıkılışına kadar olan süreçlerden ve önemli olaylardan bahsedilmiş.

Kitabın sonundaki harita kitapta anlatılan bölgeleri anlamayı oldukça kolaylaştırmış.

Mezopotamya ve bu bölgede geçmişte var olmuş medeniyetler hakkında genel bilgi edinmek ve daha detaylı yapılacak araştırmalar için özet bilgi edinmek için okunabilecek faydalı bir eser.

"Sümerce, bugün bilinen hiçbir dille akraba olmamasına rağmen, yapısal olarak, gramer işlevlerini ifade etmek için kelimenin köküne ön ve son eklerin eklendiği Fince, Macarca ya da Türkçeye benzerlik göstermektedir." s.11
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
35 Yıllık Öğrenci Ürünleri Bir Arada...
İbrahim Köse'nin "Öğrenci Yazıları Arşivi-Küçük Kuş" adlı eseri, 35 yıllık bir süreçte toplanan örnek öğrenci yazılarını içeren bir antolojidir. Bu yazılar, hikâye, biyografi, şiir ve gezi yazıları gibi çeşitli türleri kapsamaktadır.

Yazar, öğrencilerine yazılarının ileride değerlendirileceğini ve kitap olarak yayınlanabileceğini söyleyerek onları teşvik etmiş, öğrencilerin rızasıyla, bu yazılar bilgisayara geçirilmiş ve kitaplaştırılmış.

Eser, öğrencilerin edebî yeteneklerini sergilemekte ve Türk millî eğitim tarihinde, öğrenci yazılarının değerlendirilmesine yönelik önemli bir katkı sunmakta.

Kitap, öğrencilere yazma konusunda ilham vermeyi ve onları edebiyat alanında ilerlemeye teşvik etmeyi amaçlamış. Ayrıca, Türk eğitim sisteminde, öğrenci yazılarının önemine dikkat çekmiş ve bu yazılara gereken değerin verilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gizemlerle dolu bir geçmiş…
Tarihlerle dolu polisiye bir hikâye yazmak zordur. Başarabilmek sabır ve çok büyük bir istek gerektirir. Yazar bunu başarmış olmalı ki kitabı bir solukta bitiriyorsunuz.

Yazar, dili sade ve anlaşılır kullanmış. Bu da kitabı akıcı hâle getirmiş. Kitap, bir polis karakteri üzerinden gitmiş fakat diğer karakterler de geri planda bırakılmamış. Gizemlerle dolu bu kitap insanı içine çekiyor ve normal bir polisiye hikâyesine göre daha kısa sürede bitirmenizi sağlıyor.

Kitap, ‘‘Hayat, hiç beklemediğiniz bir anda sizi çok farklı yerlere çekebiliyor.’’ farkındalığı oluşturuyor okuyucuda. Tabii hayatın gerçeklerini de fark etmeye başlıyorsunuz.

Okurken tarihin derinliklerine yolculuk yapacağınız bu kitabı şiddetle öneriyor ve keyifli okumalar diliyorum.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dedektif Ömer’in zorlu ve heyecanlı yolculuğu…
Yine bir çocuk kitabı yine heyecan dolu sayfalar… Çocuk kitaplarında bulduğum heyecanı bazı yetişkin kitaplarında bile bulamıyorum açıkçası. Okurken çocukluğuma dönüyorum ve aynı masumluk aynı merakla okumaya başlıyorum.

Yazar, bir çocuk üzerinden hırsızlığın, kötülüğün masum insanları nasıl etkileyebileceğini aktarmaya çalışmış bizlere. Ders verecek nitelikte yazılmış bir kitap. Yazar, dili sade ve anlaşılır şekilde kullanmış. Bu da kitabı daha akıcı hâle getirmiş. Okudukça merak uyandıran ‘‘Bir sayfa daha okuyup bırakacağım.’’ dediğimiz ama o bir sayfaların hiç bitmediği bir kitap olmuş. Biz yetişkinlerin bile okurken bu kadar zevk aldığı kitap kim bilir çocuklarda ne gibi tepkilere neden olur diye düşünmeden edemiyorum.

Okudukça öğreten, öğrettikçe düşündüren bu kitabı hem bir şeyler öğrenebilmesi adına hem de kitap okuma alışkanlığı kazanabilmesi adına her çocuk okumalıdır. Şimdiden yetişkin, çocuk okuyacak herkese keyifli okumalar diliyorum.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gizem Ve Yüzleşme...
Eser, bir adamın kimlik arayışı ve travmatik deneyimleriyle yüzleşme yolculuğunu konu alıyor. Hikâye, rüyalar, anılar ve gerçeklik arasındaki çizgilerin bulanıklaştığı bir atmosferde geçiyor.

Kahramanımız, kardeşiyle ilgili gizemli bir olayı araştırırken, kendi geçmişiyle ve bastırılmış duygularıyla yüzleşmek zorunda kalıyor.

Yazar, karakterin iç dünyasını canlı bir şekilde tasvir ediyor ve okuyucuları onun korkuları, şüpheleri ve özlemleriyle empati kurmaya davet ediyor. Hikâye, travmanın doğası, kimlik arayışı ve insan ilişkilerinin karmaşıklığı hakkında düşündürücü sorular ortaya atıyor. Rüya ve gerçeklik arasındaki geçişleri ustaca kullanarak, kahramanın içsel çatışmalarını ve dış dünyayla olan etkileşimlerini etkili bir şekilde aktarıyor. Şiirsel dili ve sembolik anlatımı, hikâyeye derinlik ve çok yönlülük katıyor.

Genel olarak, "Nâzım'ın Hikmet'i", kimlik, travma ve insan deneyiminin doğası hakkında düşündürücü ve sürükleyici bir okuma sunduğundan dolayı okunmasını tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gördüklerimiz Mi Yoksa Bize Gösterilenler Midir Gerçek?
Görmek kitabı Nobel ödüllü yazarımızın alegorik bir distopya eseridir. İlk kez okuyorsanız, diyaloglarda kullanılan düz yazı tarzı üsluba uyum sağlaması biraz zor fakat alıştıktan sonra eser daha akıcı geliyor ve kolayca kavrayabiliyorsunuz. Körlük kitabı ile bir noktada bağlantı kursa da okumadıysanız bile anlayabilirsiniz diye düşünüyorum. Yine de tamamlayıcı olması için ikisinin de okunması daha uygun.

Körlük ile aynı yerde geçen eserde, o dönemden yıllar sonra yapılan bir seçim ele alınıyor bu kez. Yağmurun sağanak şeklinde yağdığı seçim günü; seçmenler ortalıkta görünmeyince endişelenen ama bir yandan da seçmenlerine olan güvenlerinden emin bir şekilde bekleyen parti üyeleri, yağmur durduğu andan itibaren akın akın oy vermeye gelen seçmenler ve sandıklar açılıp oylar sayıldığında şok yaratan sonuçlar… Seçimlerin tekrar etmesi gerektiğini düşünen devlet büyükleri, ikinci kez aynı sonuçlarla karşılaşınca ne yapacağını bilemez. Bu durumda aslında yasalara uymayan hiçbir şey olmasa da kabullenemezler, çünkü onlara göre bu bir başkaldırıdır ve yazılı hakların hak olması için kazanılması gerekmektedir.

Çoğu distopik eser gibi gerçek hayattan vuruşlar bulabileceğimiz bir eser olmasının yanı sıra yazar bizden sorgulamaya başlamamızı ve gerçekleri görmemizi istiyor. Eserde hiçbir özel isme yer verilmemesi, hepimizin toplumun bir parçası olarak var olduğumuza gönderme niteliğinde. Toplumdaki yerimiz ve sıfatımız neyse o şekilde varız başkalarına göre. Kimse aslında birey olarak var olmuyor ve bütünün küçücük bir parçasıyız. Yer yer güldüren, aynı zamanda da derin konuları düşünmeye sevk eden harika bir zekanın eseri.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir