3182Yorum
Genel itibariyle güzel kitap lakin biraz iç içe geçmiş hikayelerin bağlantı noktalarının cok iyi kurulamaması, biraz da eski Türkçe sözcüklerin yoğunluğundan 1 puan kırdım. Onun dışında zevkli okunabilir bir roman.
İhsan Oktay Anar kalemine hayran biri olarak söyleyebilirim ki mutlaka okuyun.
hayatımda okuduğum ennnn güzel kitaplarda ilk 3’e girdi kendimce. okurken bitsin istemediğim, bitince eksik hissettiğim bir hikayeydi
güzel ilgi çekici, okudukça dahada merak uyandiran bir eser çok satılanlarda olmasi tesadüf değil
kurgusunun çok iyi olduğunu ve yazarın kurduğu bağlantılara hayran olarak ilerlediğiniz bir eser. bununla birlikte kitabı bitirdiğinizde aklınızdaki sorular, muaammalar her birisi cevaplanmış oluyor gönül rahatlığı ve hoşluğu ile kitabı tamamlıyorsunuz. okuduğum bazı kısımlar gözümde öyle net bir şekilde canlandı ki film tadında akıyor metin. yazarı tebrik edilmeli, Allah vergisi bir yetenek gerçekten
Bu romanı ve yazarını ilk kez Fatih Altaylı'nın videosundan öğrendim ve hemen alıp okudum. O' nun videoda anlattığı lezzeti pek bulamadım. Yazarın bir başka kitabını da okuduktan sonra kesin bir yargıya varacağımı umuyorum.
dil konusunda biraz zorlansam da çok keyif alarak okudum
Puslu Kıtalar Atlası benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Daha ilk sayfalardan itibaren gerçek ile düş arasındaki sınırın silindiği, her köşesinde başka bir sır saklayan bambaşka bir dünyanın içine giriyorsunuz. Uzun İhsan Efendi’nin düşleriyle başlayan hikâye, oğlunun eline geçen kitapla birlikte öyle bir hâl alıyor ki, bir noktadan sonra okuduğunuz şeyin mi hayatı yazdığı, yoksa hayatın mı kitabı yazdığı konusunda şüpheye düşüyorsunuz. Atmosferi, dili, karakterleri ve hayal gücüyle sıradan bir macera romanından çok daha fazlası. Tarihin, felsefenin, düşlerin ve maceranın birbirine karıştığı, üzerinde düşündükçe yeni kapılar açan bir eser. “Dünya bir düştür.” Belki de kitabı bitirdiğinizde asıl soru şu oluyor: Ya bizim gerçek sandığımız şey de bir düşse? Puslu Kıtalar Atlası, merak eden, sorgulayan ve farklı dünyaların kapısını aralamayı seven herkesin mutlaka okuması gereken bir roman.
Hayatımda sanırım ilk kez bir kitabı elimde kalemle, satırların altını çize çize ve sayfa kenarlarına eski kelimelerin ne anlama geldiğini yaza yaza okudum. Kitaba yazı yazmayı karalama olarak görenlerdenim, görenlerden-dim. Bana sözlük açtırdı, her öğrendiğim yeni kelime kitaba verdiğim emeği ve değeri arttırdı. İlk okumam da bitirdim çoğu kişi 2. 3. .. 5. kez başına oturup yine bitirememiş, bence bunun sebebi günümüzde her şeyin hazırına kolayına çok çabuk ulaşmamızdan kaynaklanıyor. Sözlük açıp bir kelimenin ne anlama geldiğini öğrenmek insanları uğraştırdığı için kitabı yarım bırakıyor bence. Yazarın kelimeleri kullanışına, hikayeyi bu kadar büyülü anlatışına hayran kaldım. Yaptığı göndermeler, hicivler, kelime oyunları, kurduğu dünya, yazarın hikayeye inip kahramanlarla birlikte dolaşması çok başarılı çok.. Rendekâr(Descartes); düşünüyorum öyleyse varım. Uzun İhsan Efendi; düşlüyorum öyleyse siz varsınız. ️
Bilinmezliklerle dolu olan ve kitap kulübümüzde üzerinde çok konuştuğumuz bir kitaptı.
Hani bazen bazı kitapları çok duyarız, herkesin elinde dolaşır da neyle karşılaşacağımızı bilememenin verdiği tedirginlikten okumayız ya. Hani 'Elbet yolum düşer bu kitaba, o zaman okurum nasıl olsa!' dediğimiz kitaplar... Böyle bir sürü bilmeceler açar ruhunuzda, labirentlerde aklınızdaki düşünceleri kovalarsınız. Anlamak için üzerine daha bir sürü kitap okumanız gerekir; kitabın kendisini bir daha, bir daha okumanız gerekir. İşte İhsan Oktay Anar benim için böyle tılsımlı bir yazar. Gelgelelim esere. Kitabı kelime kelime içtim, ama hızlı bitirmemek için bir yandan da çok direndim. Sayfalar adeta gözlerimin önünde aktı gitti, kitabı trende, kafede, evimde koltuğumda okurken o dünyanın içine fırlatılmakta hiç zorlanmadım :) Ama anlamadım :) Okuduğumu anladım, üst kurmacayı da anladım, ama yine de her şeyi anlamadım :) İşte bu adam bunu yapıyor insana. Eser okuduktan sonra kafanızın içinde hala yaşamaya devam ediyor.
Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar'ın 1995 yılında yayımlanan felsefi ve postmodern türdeki ilk romanıdır; gerçeğin, düşün ve hayalin birbirine karıştığı bir İstanbul hikayesini anlatır.
Zaman zaman sıkıldığım yerler oldu.
Yer yer sıkıldıģım ama yer yerde elimden birakamadigim bir kitap oldu.
gerçek ve hayal bir arada. her sayfa yeni bir gizem. her okumada farklı hisler
Yazara alışık olmayanlar için anlaması ve takip etmesi oldukça zor... Benim okuduğum ilk kitabıydı. Ancak içinde barındırdığı mitolojik ve tarihi öğeler muazzam, sonrasından bazı videolar seyrederek okuduğumu oturtabildim...
Beş yıldızdan daha fazla yıldız olsaydı onları da işaretlerdim. Bir kitap nasıl bu kadar güzel olabilir. Kitabı hâlâ anımsıyor olmak beni çok mutlu ediyor.
türk edebiyatının en başarılı fantastik romanlarındandır. alın okuyun pişman olmayacaksınız lafı uzatmaya gerek yok.
Olay içinde olay hikaye içinde hikaye kendinizi o yıllarda olayın içinde hissediyorsunuz gerçekten akıcılık muazzam.
okuması zor ancak anlaşılınca keyifli olan bir roman