26Yorum
Mehmet onur Babanoğlu
Kitapkurdu
Ben henüz bu kitabı okumadım ama "Ses ve Öfke"yi Rasih Güran çevirisinden "Ayı" ve "Döşeğimde Ölürken"i Murat Belge'nin çevirisinden okudum ve söyleyebileceğim tek şey bu iki çevirmenin çok iyi çeviri yapmış oldukları ama yazarın zor olduğudur. İki kere çok dikkatli okumadan kitaplar anlaşılmıyor ama tamamen anlayınca bu yazarın büyüklüğü çoğu çağdaşını geride bıraktı benim gözümde. Buna dikkat edin derim ben. Kutsal sığınak hariç diğer eserlerini kaçırmayın.
ozbay
Kitapkurdu
02.11.2010
kısaca iyi kitap, kötü çeviri...
safer
21.09.2010
berbat bir çeviri. yazılan yorumları okudum genellikle çeviri eleştirilmemiş. oysa nobel ödüllü bir yazarın dili bu kadar anlaşılmaz değildir. sayın çevirmen bu işi ne için yaptığını sorgulamalı bence. bu kitap bu çeviriyle okunmaz sakın almayın
Zafer Ketizmen
30.04.2009
Zor bir metin. Okuması, anlaması ve sindirmesi oldukça zor. Karmaşık bir dil yapısı var. Eksiltili cümleler, farklı öznelerin aynı cümlede kastedilmesi gibi bulanık ve sıçramalı anlatımı var. Yazar “şu oldu bu oldu”’dan çok bunların tanık olan zihinler tarafından betimlenmesine odaklanmış. Her zaman bir bilincin içinden konuşuyor. Anlatıyı o bilincin gözünden kuruyor. Zaman kullanımı lineer değil. Olaylar kronolojik değil psikolojik önemine göre sıralanıyor. Hiçbir şey anlaşılamayan cümlelere paragraflara rastlamak zor değil. Yine de kuşatıcı bir roman. Alıp götürüyor. Emek verildiği zaman kendine özgü bir tını yaratan roman kendini açıyor. Kurgu çok iyi, parçalar kronolojik sıraya uymaksızın beliriyor ve bütünü tamamlıyor. Bir şeyin sebebini o şeyden sonra öğreniyoruz sıkça. Romanda doruk nokta denebilecek bir nokta yok gibi. Joe Christmas’ın silahla vurularak ölmesi bile doruk noktaymış gibi verilmemiş. Joe Christmas’ın Mrs.Burden’in öldürüp öldürmediğini ve evi yakanın o olup olmadığını tam olarak anlayamıyoruz. Her şey öldürdüğünü göstermesine karşın bir kesinliğe vardıracak veri söz konusu değil. Din ve zenci sorunu temaları ağırlıkta. Lena’nın (hamile) yürüyüşü ile başlıyor roman. Mrs.Hines’in (Joe’nin büyükannesi) Joe yakalandıktan sonra bir günlüğüne olsa bile onu görebilmek konuşabilmek için Hightower’dan yardım istediği sahne çok duygulu. Yine Mrs.Hines’in Lena’nın yeni doğan erkek çocuğuna Joey diye hitap etmesi öyle. 20.bölümde Hightower’ın evinin penceresinden dışarıya bakarak aklından geçirdiği hayatını okuyoruz. Bu kısım, en zor kısımlardan biri. Higtower burada kendi hayatını ele alıyor ve benliğini sorguluyor. Byron Bunch’ın Lena’nın bebeğini doğurtması, onunla evlenmek istemesi ama sonra Brown hapisten çıkınca vazgeçip Jefferson’u terk etmesi etkileyici. Derli toplu bir şölen havası, ders verici, vurgulayıcı bir içerik değil de karmaşaları öylece bırakılmış bir atmosfer kalıyor geriye.
berlineraussie
13.10.2004
bu kitabı okumama mehmed uzunun bir kitabında yazan tavsiye ile başladım. kitap başta bana biraz sıkıcı geldi ama anahatlarıyla okunulması insana muhteşem gelen bir kitap. sebebi ise toplumdaki azınlıklar veya resmi olarak öyle olmasa da halkın kafasında azınlık olarak nitelenmiş olan insanların dramını en iyi şekilde yansıtabilmesi. <br />bu romanın her ülkede başarılı olmasını ise her ülkede çile çeken azınlık bir toplumun olmasına bağlıyorum.<br />iyi okumalar
saitemre
04.12.2001
bir ses ve öfkeye nazaran daha zor okunan bir roman...hayatı olduğu gibi aktaran, adeta bir balzac titizliği ve kurgusallığı ( roman kahramanlarını kendi isteğine bırakmayan bir meslek anlayışı ile) göze çarpıyor. konuyu tam bütünleyemeyebilirsiniz. ama bir çok tadlar alacağınız da kesin. roman da bu olsa gerek.
1 2