Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gidiyor, Gitti, Gitmiş
Bu kitabı çok, çok, çok sevdim. Okuduğum ikince Jenny Erpenbeck kitabıydı ve kendisinin olağanüstü bir yazar olduğuna kesinlikle ikna olmuş durumdayım. (Gerçi çağdaş Alman edebiyatı genel olarak çok heyecan verici değil mi? Monika Maron, Wilhelm Genazino, Daniel Kehlmann falan…) Memlekette sığınmacılara karşı gitgide tırmandırılan bir kampanya yürütülürken bu kitabı okumak çok acayip oldu. 2012-2014 arasında Afrikalı sığınmacıların Berlin’deki Oranien Meydanı’nda yaptıkları işgal eylemine odaklanan bir roman “Gidiyor, Gitti, Gitmiş”. Emekli olmuş bir profesörün bu mültecilerle tanışıp onları anlayarak hayatındaki boşluğu doldurmaya çalışmasının öyküsü bir yerde. Birkaç kuşak önce büyük bir savaş yaşamış, kayıplar vermiş ve bizzat kendileri sığınmacı olmak zorunda kalmış bir halkın dahi mültecilere karşı nasıl korkunç bir tutum alabileceğini, bu konularda düzenleme yapma iddiasındaki “yasa”ların aslında tek işlevinin bu insanların bürokratik çözümsüzlük içinde kaybolmasını sağlamak olduğunu ve görkemli medeniyetimizin o devasa çelişkilerini öyle incelikli bir şekilde yüzümüze vurmuş ki yazar. Nasıl tarif edebileceğimi bilemiyorum ama ancak büyük bir yazarın yazabileceği bir kitap bence bu. Daha çok insanın okumasını çok arzu ederim. “Bir sığınmacının, sefil yaşam koşulları içinde ağır ağır yok olması değil de kendini çatıdan atması bir ülkenin itibarını niçin daha fazla zedeler? Böyle bir anda mutlaka yakınlarda deklanşöre basacak bir fotoğrafçı bulunduğu için muhtemelen. Yoksa asıl skandal, bu adamların olanaksızlaşmış olan yaşamlarını onları istemeyen bir ülkenin yönetmesine izin vermeye devam etmek yerine kendi ölümlerini kendilerinin belirlemek istemeleri mi? Yoksa insanın kendi hayatı üzerinde iktidar sahibi olma meselesi öncelikle bir iktidar meselesi mi?”
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Seni Sevmiyorum
Bu kitabı büyük bir merak ve hevesle okudum, çok da güzel aktı gitti ama sonra 5 üstünden 3 verdim, neden? İki sebepten: 1. Üç anlatıcının üçüne de ısınamadım. Hele en çok konuşan kişi olan Oliver’dan hiç hoşlanmadım. 2. Aynı kadına aşık iki adam var, dolayısıyla olayların en ortasında kadın, yani Gillian duruyor ve fakat en az o konuşuyor. Onun ne hissettiğini, ne istediğini, hangi adama tam ne hissettiğini bence yeterince derinlikli işleyememiş Barnes. Bir de biraz kendini tekrarlamıyor mu sanki? Metroland’de de çok benzer bir konu ve hikâye vardı. Eski lise arkadaşlarının büyüme ve aşık olma hikâyeleri vb. Bilemedim. Bazı cümlelerini ve tespitlerini her zamanki gibi çok sevdim ama şu ana dek okuduklarım içinde en az sevdiğim Barnes kitabı oldu bu. Yine de devam, elbette. Çünkü neden? Çünkü kendisi benim için bir nevi yan sanayi Javiar Marias (çüş), Marias’ın yokluğunda kendisiyle idare ediyorum. “Evlendikten altı hafta sonra bir gönül ilişkisine giren bir kadın arkadaşım var. Bir bakıma evliliğin başlangıç yılları en tehlikeli dönemdir çünkü -nasıl diyeyim?- kalp hassaslaşmıştır. L'appétit vient en mangeant (yedikçe iştahımız açılır). Aşık olmak insanı aşka yatkınlaştırır.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler
Bu kitabı bu kadar sevmeyi beklemiyordum ne yalan söyleyeyim ‑ lakin çok sevdim. Masal gibi, şiir gibi; pek gerçek, aynı anda pek sihirli, çok acımasız ve bir yandan ninni gibi yumuşacık. Muhtemelen tam da bu yüzden kitap bana Yüzyıllık Yalnızlık’ı, Misia da Marquez’in Ursula’sını anımsattı. Kadimzamanlar’a gitmiş, o evde o aileyle yaşamış, tuhaf bilgeliklerini tatmış, dünyanın kendisi ve onların dünyayla ilişkileri dönüşürken bir köşede oturmuş “kahve değirmenini çevirerek” eşlik etmiş gibi hissediyorum. Olga Hanım, Nobel’i sonuna kadar hak etmişsiniz gerçekten. Bize bu nazik kelimeleri armağan ettiğiniz için kendi adıma müteşekkirim. Bir cümlecik iliştirerek bitireyim: “Gökyüzü, Tanrı’nın insanları içine kapattığı teneke bir kutunun kapağı gibiydi.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Hakikat, en çok hoşumuza giden yalanın ta kendisidir! "
Eric-Emmanuel Schmitt’ten hakikatin acımasızlığı, hayallerin çılgınlığı üzerine şiirsel bir roman… diye tanıtımı yapılıyor arka kapak da...
Kendisini Mösyö İbrahim ve Kuranın Çiçekleri kitabı ile tanıyıp tarzını çok sevmiştim. Birdünya Kitap vasıtasıyla online söyleşisi ile sempatik samimi tavırlarını da sevdim.
Bu kitabıyla gerçeklerin acımasızlığından hayallere sığınan bir annenin hayatla başa çıkabilme mücadelesini, devletlerin saçma politikalarının insan psikolojisi üzerine etkilerini görüyoruz. Bir seri halinde yazılmış kısa ama etkileyici kitaplarına bir şans verilmesini tavsiye ederim
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cehennem Sıcakları İçin Talimatlar
Bu kitabı bu kadar çok sevmeyi beklemiyordum - vuruldum resmen. İrlandalı yazar Maggie O’Farrell’in Cehennem Sıcakları için Talimatlar’ı daha konvansiyonel ve doğrusal akan romanları seven okurlar için belki biraz zorlayıcı olabilir ama tam benim kalemim bir kitap çıktı açıkçası. Bir ters bir düz örgü gibi örmüş kitabı yazar; zamanda ileri-geri gidişlerine, ayrıntılardan vardığı incelikli iç görülere, hakikati yavaş yavaş kazıyıp adeta okura damla damla sunmasına, her zamanki gibi muazzam biçimde derinleştirdiği karakterlerine... Her şeyine bayıldım.

Öyle tuhaf ki - bu kitabı okurken insanlara başka türlü baktığımı fark ettim. Etrafımdaki insanları daha çok gözlemledim; Maggie O’Farrell’ın öğrettiği biçimde bakmaya, küçük mimiklerdeki anlamları yakalamaya çalışırken, hiç tanımadığım; yoldan geçen, vapurda göz göze geldiğim, karşıdan karşıya geçerken yan yana beklediğim insanlarla bir tür duygudaşlık hissederken buldum kendimi. Ve bir kitabın insana bunu yapabilmesi ne büyük bir kudrettir!

Kitabı bitirdiğinizde tüm soruların cevaplanmasından hoşlanan bir okursanız, bu kitaba bulaşmayın. Ama soruların yeni sorular doğurmasından hoşlanıyorsanız ve hayatın aslında bir tür cevapsız sorular bütünü olduğu gerçeğiyle barışıksanız, siz de bayılırsınız bu kitaba.

1976 yazındayız. İngiltere’nin tarihindeki en büyük kuraklıklardan biri yaşanıyor. İnsanı bezdiren, bitiren bir sıcak. Kuraklık kanunu çıkarılmış, su kullanımına çok ciddi kısıtlar getirilmiş. Yaşlı ve emekli bir adam ve evine bağlı bir koca ve baba olan Robert bir gün evden çıkıp gidiyor. Kimseye bir şey demeden, bankadaki tüm parasını çekip kayboluyor. Bu gizemi çözmek için annelerinin yanına gelen üç kardeşin aralarındaki kırılgan bağlar, öfkeler, affedilememiş suçlar, anılar bir bir ortalığa saçılıyor.

Ama belki de bunların önemi yok - Maggie O’Farrell, artık “ne yazdığından çok nasıl yazdığını” önemsediğim o müstesna yazarlardan biri benim için. Dolayısıyla bu öyküde de anlatma biçimine duyduğum hayranlık her şeyin önüne geçti. Katman katman açılan, derinleşen, nazik kelimelerle insan ruhunun her yerine nüfuz eden bir kitap.

Ve... Yine baskısı yok. Umarım tez zamanda basılır diyerek bitireyim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yuri Herrera Krallığın İşleri
Bu kitaba özellikle bayılmadım ama Herrera’da zamanla daha çok seveceğim şeyler bulacağımı hissediyorum. Yazar kitabı yazmaya başlarken “uyuşturucu” ve “sınır” gibi çok kullanılan kelimeleri (kendisi Meksikalı, dolayısıyla kelimeler böyle) kullanma yasağı getirmiş kendisine. Hâl böyle olunca ortaya epey değişik bir anlatı çıkmış. “Sanatçı sesini iktidara teslim ederse kendisinden geriye ne kalır?” gibi memleket gündemimizle de ilintili bir sorunun peşine düşüyor Herrera. Aslında günümüzde geçen hikâyede bir kral ve bir saray var, bu açıdan zamansız/zamansallığı muğlak bir metin, işin bu tarafı oldukça lezizdi. (Hikâyenin biraz destansı anlatılış biçiminin bana Carlos Fuentes’in Terra Nostra’sını anımsattığını söyleyeyim, Kral da Fuentes’in Senyor’u belki ama tabii Terra Nostra’nın epikliği Krallığın İşleri’nde mevcut değil.) Neyse evet, fena bir kitap değildi ancak başka kitaplarında seni daha çok seveceğimi seziyorum sevgili Yuri Herrera diyerek satırlarımı sonlandırıyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dava Kapandı
Bu kitaba ne demeli bilemiyorum ya. Asıl "Europeana: Yirminci Yüzyılın Kısa Tarihi" kitabıyla tanınan Çek yazar Patrik Ouředník'le ilk tanışmam oldu ve sanırım çok doğru bir tanışma olmadı, zira fazla deneysel buldum kitabı ve yazarın neyi denediğini de tam anlayamadım açıkçası; sadece bir şeyin denenmekte olduğunu anlayabildim. Ahah saçmalıyorum şu an ama yani, kitap da biraz saçma açıkçası.

Ouředník'i sevebilme potansiyelimi sezdim bu kitapla - en azından onu söyleyebilirim. Çünkü epey iyi yazılmış bir metin ve çokça da komik; Kundera'dan, Hrabal'dan aşina olduğum Çek mizahının izleri var. Ama fazla dağınık, bir yere bağlanmayan, tuhaf bir anlatı bir yandan da. Bir parkta banka oturmuş yaşlıların konuşmalarıyla başlayan roman dallanıp budaklanıyor ve 5'ten fazla ayrı hikâye okuyoruz. Bir cinayet var, tecavüz öyküsü var, şüpheli intiharlar, gayrımeşru ilişkiler, post-Sovyet dönemde sıkça karşılaştığımız yasadışı anti-kapitalist eylemler var. Haliyle de bolca karakter var.

Bir noktadan sonra kafam fena halde karıştı ve üstelik kitabın sonunda bu okuduğum tuhaf suç hikâyelerinin 1'i hariç hiçbirinin gizeminin çözülmemesi (çözüldüyse de ben anlamadım açıkçası) canımı sıktı, tadımı kaçırdı. Yani yazar ne yapıyor, niye yapıyor, amacı nedir kesinlike içinden çıkamadım.

Ama tuhaftır ki yine de keyif aldım okumaktan; çünkü dediğim gibi, çok iyi yazılmış bir metin. Tabii olayı anlamayı ve okuduğum 150 sayfanın sonunda bir yere varabilmiş olmayı tercih ederdim.

Okuyup anlayan olursa beni de bilgilendirsin lütfen. Teşekkürler.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bayan Caliban
Bu kitaba kızdım. Çok iyi başladı lakin devamını getiremedi. Yazarlara bazen “yahu elini korkak alıştırma” demek istiyorum. Harika bir konu var ve fakat ne kadar üstünkörü işlenmiş. Evine gelen bir “canavar”a (Larry) aşık olan bir kadının öyküsünü okuyoruz ama Larry mesela çok sığ ele alınmış, kendisini daha iyi tanımayı çok isterdim. 120 sayfa değil 300 sayfa olsa olurmuş bu kitap, kadının market alışverişlerinin detaylarını okumak yerine karakterlerin derinleştirilmesini tercih ederdim. Böyle güzel hikâyeler harcanınca ben biraz sinirleniyorum. Ayrıca da yani sonu ne klişe ya? Üzdünüz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Katlanılmaz Sığırtmaç
Bu kitaba Goodreads’te 5 yıldız verdim, açıkçası yazan Bolano değil başkası olsaydı muhtemelen 4 verirdim ama o kadar da olsun ya, olmasın mı? “Katlanılmaz Sığırtmaç” (asıl kelime Gaucho – sığırtmaç tam karşılığı değil sanki ama tam karşılığı da yok tabii) yazarın kısa öyküler ve birkaç denemeden oluşan son eseri; ölümüne çok az kala teslim etmiş yayıncısına. İçindeki kimi öyküler olağanüstüydü, Bolano’nun zekası olanca parlaklığıyla görülüyordu (“Farelerin Polisi” ve “Alvaro Rousseolt’un Seyahati” mesela). Kitabın sonunda yer alan iki deneme ise tam olarak büyük bir yazarın biraz öfkeli, biraz üzgün veda mektupları gibi. Yapmak istediklerini yapamamış, söyleyecek sözü bitmeden gitmek zorunda kalmış birinin öfkesi var o metinlerde. Latin Amerika edebiyatı ve Fransız şiirine dair söyledikleri (Marquez’in yerin dibine soksa da!) ne kadar düşündürücü, ufuk açıcıydı. Bolano’yu ve huzursuz edici, karanlık ama komik edebiyatını bu kadar erken yitirdiğimiz için bir kez daha üzüldüm. İşte böyle.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Herkes Başka Biriyken Kim Kimdir
Bu kitaba Goodreads’te 5 üstünden 3 verdim, aslında açıkçası 4’ü hak ediyordu ama yazarın şahane bir fikri biraz harcadığını düşünüp kızdığımdan böyle kendime yakıştıramadığım bir acımasızlık etmiş oldum (ne yapayım). Bir kere kesinlikle güzel kitap. Çok sürükleyici, oldukça ilginç. Calvino’nun, Borges’in, tabii ki Vila‑Matas’ın ve hatta belki biraz da Marias’ın izleri var. Kaybolan kitaplarla ilgili bir konferans dizisi için bir şehre giden anlatıcının kendi kayboluş öyküsünü okuyoruz aslında. Kayıp metinler üzerine çalışır, kayıp bir yazarın izini sürerken anlatıcının karşısına çıkan tuhaflıkların pek çoğu da son derece komik, dolayısıyla çok eğlenerek okudum kitabı. Ve fakat bence bu harika fikir çok daha iyi işlenebilirmiş – bazı şeyler fazla belirsiz bırakılmış, yan karakterlerin hikâyeleri sanki “bunlar bu romanın zekice fikrinin içinde açıklanmadan da bırakılabilir, bi şey olmaz” denilerek yeterince derinleştirilmemiş gibi. Oysaki bence büyük potansiyeli olan bir şey yakalamış Rose, keşke elini korkak alıştırmayıp 230 değil 530 sayfa yazsaymış, daha detaylandırsaymış, hiç sıkılmadan okurduk. Neyse, sonuçta kolay okunan ve hoş bir kitap bu, tam bir yaz kitabı olabilir bu açıdan. Arz ederim. “Hakikat nerede sona erer, kurmaca nerede başlar? Kurmacanın hakikate karşı nasıl bir ahlaki sorumluluğu vardır?”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir