Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Acı Çikolata
Bu kitabı sevenlerden (yani sanırım herkes) özür diliyorum ama kendisinden hakikaten nefret ettim; hayatımda bir kitapla ilgili “nefret” sözcüğünü ilk kez kullanıyor olabilirim, o derece. Bunun neresi edebiyat Allah aşkına, 7 yaşında bir çocuğun kuracağı basitlikte cümleler, tek yönlü karakterler, saçma sapan, ikna edicilikten aşırı uzak bir aşk hikâyesi. “Masalsı”lık böyle bir şey değil ‑ gerçeklikle hiçbir ilişkisi olmayan, süper irrasyonel bir şey yazınca o şey masal filan olmuyor, yapmayın. Sonra garip, dozu tutturulamamış bir erotizm. Seks soslu oryantalist bir Cinderella hikâyesi resmen. (Ay ben neler diyorum ama gerçekten kendimi kontrol edemiyorum.) Basbayağı tecavüzün, aşkın tutkusunun patlaması olarak yedirilmesi? Dünyanın en inisiyatifsiz, en şımarık erkeğinin büyük aşık baş karakter olması, yaptığı her saçmalığın aşkla meşrulaştırılması filan? Takılmayacak mıyız bunlara? Büyülü gerçekçilik de bu değil; güya arkada Meksika devriminin izleri varmış filan, hiçbir şey yok, şu kitabı okuyup devrimin toplumsal etkisine, dinamiklerine dair bir fikir edinmek söz konusu olamaz. Yemek tariflerini öyküye yedirme fikri çok iyi olsa da, uygulamada hikâyenin akışını bozmaktan başka bir işe yaramamışlar. Uzun zamandır okuduğum en sığ, en yavan şeydi. Beyaz dizi kıvamındaki bu kitabı kitaplığımın Meksika edebiyatı rafına; Fuentes’in, Rulfo’nun, Bellatin’in, Monge’nin, Herrera’nın filan yanına kaldırırken bile utanç duyuyorum. Buyrun bu da hayatımda yazdığım en sert kitap eleştirisi herhalde. Ama gerçekten resmen öfkelendim valla. Son not: Bunun yerine açıp “Selvi Boylum Al Yazmalım”ı izleyebilirsiniz. Aynısının bin kat daha güzeli.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım
Bu kitabı sevemedim ben, olmadı. Ama “kötü kitap” demiyorum, “ben sevemedim” diyorum açıkçası. Hiçbir şekilde içine giremedim, zihnimde bir imge bırakmadı, anlatıcıyla bağ kuramadım. Öncelikle bu kadar depresif edebiyata yokum sanırım. Büyük bir iç sıkıntısı duydum okurken, fazla acımasız, fazla soğuk. Anlatıcının duyguları (neydi ki onlar?) bir türlü geçemedi bana. Aralarda güçlü cümleler, sarsıcı tespitler filan var ama genel olarak fazlasıyla karanlık; mutsuz insanlar geçidi gibi bir kitap. Dili çok yalın ama rahatsız edici bir yalınlık. Çavuşesku dönemi Romanya’sının mutsuzluğu ve zulümlerine şahit oluyoruz, bu açıdan ilginç olmakla beraber genel olarak yavan, kuru ve yorucu buldum. Maalesef.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap Yiyici
Bu kitabı okurken nedense çok eğleneceğimi düşünüyordum, vallahi hiç eğlenmedim.

1488'in Lizbon'undayız, Adar Cardoso ve Faustino da Silva adlı iki arkadaşın öyküsünü okuyoruz. Bu çok yaramaz ikili günlerden bir gün Gonçalves adında bir papazın eline düşüyorlar. Papaz iki çocuğu kilisesinin mahzenine kapatıp okuma öğretmek istiyor, bunu da süper bir insan olduğu için değil okursa başına bir iş geleceğinden korktuğu ama içeriğini merak ettiği bir kitabı çocuklar ona okusun diye yapmak derdinde. Fakat olaylar farklı gelişiyor, kitabın anlatıcısı da olan Adar isimli çocuk, mevzubahis sihirli kitabı yiyor açlıktan ve kitap onu kitap yemeden duramayan, şehrin kütüphanelerini altüst edecek Kitap Yiyici’ye dönüşüyor.

Adar gitgide ineğe benzemeye başlıyor, geviş getiriyor, devleşiyor, ağzı büyüyor vs vs. Şehir halkı da bunu öldürmeye niyet ediyor tabii falan filan. Aslında eğlenceli olabilecek bir öykü, üstelik Orta Çağ'ın tekinsiz Lizbon'unu da çok güzel anlatmış ama bir türlü içine giremedim. Uzun uzun geviş getirme, çiğneme, yutma sahnelerini anlatmak veya rahiple çocuklar arasındaki fiziksel şiddete bu kadar yer ayırmak yerine şu büyülü kitap meselesini daha iyi kurgulasaymış, oturtsaymış keşke diye düşündüm. Grotesk olacağım diye midemizi bulandırmasaymış bir de, yine bir keşke.

Rabelais'ın karşıma çok çıkan ama okumadığım ünlü fantastik güldürüsü Gargantua ile Pantagruel'e selam duran, benzer bir eser olduğu söyleniyor, Rabelais gibi Malandrin de hem güldürüyü hem ürkütücü olayları kullanarak bir hiciv koyuyor ortaya, kiliseyi ve dogmatizmini eleştiriyor ama bunu 1537'de yapmakla 2019'da yapmak arasında fark var sanki biraz. Hatta epey!

Bir küçük hoşluk: yakın zamanda sevgili Talat Kırış hocadan öğrendiğim ve çok merak ettiğim Jules Michelet bu kitapta bi dipnotta karşıma çıktı, "ay, tanıyorum!" diye sevindim. Sanırım okurken keyif aldığım nadir anlardan biri de oydu zaten. Hayyam çevirilerini okuduğumdan beri büyük hayranı olduğum Kenan Sarıalioğlu'nun kusursuz çevirisine rağmen hiç olmadı, olamadı bu metin benim için.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sanat ve Siyaset Konuşmaları
Bu kitabı ilk duyduğumda çok heyecanlanmıştım, beklentimin büyük ölçüde karşılandığını söyleyebilirim. İki farklı milletten, iki farklı kuşaktan iki sanatçının üretimlerinin ortak temaları üzerine derinlikli sohbetlerine ortak olmak ne güzel. Büyük İngiliz sinemacı Ken Loach ile, Fransız genç yazar Edouard Louis'in karşılıklı konuşmalarının kitaplaştırılmış hali bu.

Louis, malum, Avrupalı genç yazarlar arasında en dikkat çekenlerden biri - ki kendisine gösterilen teveccüh boşa değil. Özkurmaca eserleriyle tanıdığımız yazar, eserlerinde sosyal adaletsizlikten ayrımcılığa, aileye içkin şiddetten kadın ve lgbti meselesine; kangren olmuş bir sürü mevzuyu çok ustalıklı biçimde didikliyor. Ken Loach'u anlatmaya gerek var mı bilmiyorum, yaşayan en büyük yönetmenlerden biri şüphesiz. Geçtiğimiz sene izlediğimiz The Old Oak filmi ile sinemaya veda ettiğini açıkladı maalesef, ama sinema tarihine bıraktığı izler kolay kolay silinmeyecek. Şunu yazarken bile duygulanıyorum ya; canım Ken Loach, 50 senedir vicdanın sesi olarak dimdik duruyor orada.

Neyse, bu ikilinin sanat ve siyaset üzerine konuşmalarını okuyoruz ama siyaset kısmı sanattan daha ağır basıyor metinde, eh, sonuçta her şey politiktir, değil mi? Birbirlerinin kitaplarına ve filmlerine referans vererek ve kendi ailelerinin öykülerinden yola çıkarak (Louis'nin fabrika işçisi babası, Loach'un içinde büyüdüğü madenci topluluk) neoliberalizmle beraber gitgide küçülen devletin insanların hayatına nasıl etkileri olduğunu; solun, sistemin ürettiği korkunç adaletsizlik karşısında neden ve nasıl bu kadar etkisiz kaldığını, sinemanın ve edebiyatın bu gidişata karşı neler yapabileceğini tartışıyorlar.

Tartışma güzel, ufuk açıcı, ancak doyurucu mu emin değilim. Orijinali bir sohbet olduğu için haliyle bazı konulara yüzeyden yaklaşıyor ve fazla derinine inemiyorlar, ama epeyce düşünce malzemesi sundukları muhakkak. Her durumda, bambaşka geçmişlere sahip, bambaşka alanlarda üretim yapan ancak benzer meseleleri dert edinmiş iki sanatçının sohbetini okumak pek güzeldi.

Bir son not da Tellekt'e: kendileri iyi ki varlar. Bu tür metinleri bulup çıkarmalarını, basmalarını, bizimle buluşturmalarını çok seviyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Pascual Duarte ve Ailesi
Bu kitabı epey sevdim ama niye sevdiğimi bilmiyorum, tam tanımlayamıyorum. Fakat bazı kitapları neden sevdiğimi bilmeden sevmeyi sevdiğimi biliyorum. (Bilmece gibi oldu, af buyurun.) Kitabın türü “tremendismo” diye geçiyor, zaten terimin mucidi de yanılmıyorsam Cela’nın ta kendisi. Tremendismo; şiddeti ve grotesk imgelemi vurgulayan bir yazın türü, özellikle savaş sonrası üretilen edebi eserlerde sıklıkla bu tarzı görmek mümkün. (Aklıma Malaparte’ın Can Pazarı geliyor tremendismo deyince ama o başka bir şey… Bambaşka, şimdi burada anlatılamayacak denli başka ve ben yine konuyu dağıtıyorum.) Neyse, epey gerçek buldum bu kitabı, sanırım biraz onun etkisi var. Bile bile hata yapmayı seçen, içindeki şiddete durmaksızın yenilen Pascal Duarte’nin kendiyle hesaplaşması ve çaresizliği etkileyiciydi. “Erkeklik” meselesine dair de ilginç noktalara dikkat çekiyor yazar, erkekliğin sadece başkalarını değil, bizzat o erkeklikten muzdarip erkekleri de öldürdüğünü anlatıyor. Velhasıl, iyi kitap bence. Bir minik alıntıyla susuyorum: “Hey gidi bize en gerekli oldukları anda yok olup giden sevgilerin gizemi!”
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gidiyor, Gitti, Gitmiş
Bu kitabı çok, çok, çok sevdim. Okuduğum ikince Jenny Erpenbeck kitabıydı ve kendisinin olağanüstü bir yazar olduğuna kesinlikle ikna olmuş durumdayım. (Gerçi çağdaş Alman edebiyatı genel olarak çok heyecan verici değil mi? Monika Maron, Wilhelm Genazino, Daniel Kehlmann falan…) Memlekette sığınmacılara karşı gitgide tırmandırılan bir kampanya yürütülürken bu kitabı okumak çok acayip oldu. 2012-2014 arasında Afrikalı sığınmacıların Berlin’deki Oranien Meydanı’nda yaptıkları işgal eylemine odaklanan bir roman “Gidiyor, Gitti, Gitmiş”. Emekli olmuş bir profesörün bu mültecilerle tanışıp onları anlayarak hayatındaki boşluğu doldurmaya çalışmasının öyküsü bir yerde. Birkaç kuşak önce büyük bir savaş yaşamış, kayıplar vermiş ve bizzat kendileri sığınmacı olmak zorunda kalmış bir halkın dahi mültecilere karşı nasıl korkunç bir tutum alabileceğini, bu konularda düzenleme yapma iddiasındaki “yasa”ların aslında tek işlevinin bu insanların bürokratik çözümsüzlük içinde kaybolmasını sağlamak olduğunu ve görkemli medeniyetimizin o devasa çelişkilerini öyle incelikli bir şekilde yüzümüze vurmuş ki yazar. Nasıl tarif edebileceğimi bilemiyorum ama ancak büyük bir yazarın yazabileceği bir kitap bence bu. Daha çok insanın okumasını çok arzu ederim. “Bir sığınmacının, sefil yaşam koşulları içinde ağır ağır yok olması değil de kendini çatıdan atması bir ülkenin itibarını niçin daha fazla zedeler? Böyle bir anda mutlaka yakınlarda deklanşöre basacak bir fotoğrafçı bulunduğu için muhtemelen. Yoksa asıl skandal, bu adamların olanaksızlaşmış olan yaşamlarını onları istemeyen bir ülkenin yönetmesine izin vermeye devam etmek yerine kendi ölümlerini kendilerinin belirlemek istemeleri mi? Yoksa insanın kendi hayatı üzerinde iktidar sahibi olma meselesi öncelikle bir iktidar meselesi mi?”
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Seni Sevmiyorum
Bu kitabı büyük bir merak ve hevesle okudum, çok da güzel aktı gitti ama sonra 5 üstünden 3 verdim, neden? İki sebepten: 1. Üç anlatıcının üçüne de ısınamadım. Hele en çok konuşan kişi olan Oliver’dan hiç hoşlanmadım. 2. Aynı kadına aşık iki adam var, dolayısıyla olayların en ortasında kadın, yani Gillian duruyor ve fakat en az o konuşuyor. Onun ne hissettiğini, ne istediğini, hangi adama tam ne hissettiğini bence yeterince derinlikli işleyememiş Barnes. Bir de biraz kendini tekrarlamıyor mu sanki? Metroland’de de çok benzer bir konu ve hikâye vardı. Eski lise arkadaşlarının büyüme ve aşık olma hikâyeleri vb. Bilemedim. Bazı cümlelerini ve tespitlerini her zamanki gibi çok sevdim ama şu ana dek okuduklarım içinde en az sevdiğim Barnes kitabı oldu bu. Yine de devam, elbette. Çünkü neden? Çünkü kendisi benim için bir nevi yan sanayi Javiar Marias (çüş), Marias’ın yokluğunda kendisiyle idare ediyorum. “Evlendikten altı hafta sonra bir gönül ilişkisine giren bir kadın arkadaşım var. Bir bakıma evliliğin başlangıç yılları en tehlikeli dönemdir çünkü -nasıl diyeyim?- kalp hassaslaşmıştır. L'appétit vient en mangeant (yedikçe iştahımız açılır). Aşık olmak insanı aşka yatkınlaştırır.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler
Bu kitabı bu kadar sevmeyi beklemiyordum ne yalan söyleyeyim ‑ lakin çok sevdim. Masal gibi, şiir gibi; pek gerçek, aynı anda pek sihirli, çok acımasız ve bir yandan ninni gibi yumuşacık. Muhtemelen tam da bu yüzden kitap bana Yüzyıllık Yalnızlık’ı, Misia da Marquez’in Ursula’sını anımsattı. Kadimzamanlar’a gitmiş, o evde o aileyle yaşamış, tuhaf bilgeliklerini tatmış, dünyanın kendisi ve onların dünyayla ilişkileri dönüşürken bir köşede oturmuş “kahve değirmenini çevirerek” eşlik etmiş gibi hissediyorum. Olga Hanım, Nobel’i sonuna kadar hak etmişsiniz gerçekten. Bize bu nazik kelimeleri armağan ettiğiniz için kendi adıma müteşekkirim. Bir cümlecik iliştirerek bitireyim: “Gökyüzü, Tanrı’nın insanları içine kapattığı teneke bir kutunun kapağı gibiydi.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Hakikat, en çok hoşumuza giden yalanın ta kendisidir! "
Eric-Emmanuel Schmitt’ten hakikatin acımasızlığı, hayallerin çılgınlığı üzerine şiirsel bir roman… diye tanıtımı yapılıyor arka kapak da...
Kendisini Mösyö İbrahim ve Kuranın Çiçekleri kitabı ile tanıyıp tarzını çok sevmiştim. Birdünya Kitap vasıtasıyla online söyleşisi ile sempatik samimi tavırlarını da sevdim.
Bu kitabıyla gerçeklerin acımasızlığından hayallere sığınan bir annenin hayatla başa çıkabilme mücadelesini, devletlerin saçma politikalarının insan psikolojisi üzerine etkilerini görüyoruz. Bir seri halinde yazılmış kısa ama etkileyici kitaplarına bir şans verilmesini tavsiye ederim
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cehennem Sıcakları İçin Talimatlar
Bu kitabı bu kadar çok sevmeyi beklemiyordum - vuruldum resmen. İrlandalı yazar Maggie O’Farrell’in Cehennem Sıcakları için Talimatlar’ı daha konvansiyonel ve doğrusal akan romanları seven okurlar için belki biraz zorlayıcı olabilir ama tam benim kalemim bir kitap çıktı açıkçası. Bir ters bir düz örgü gibi örmüş kitabı yazar; zamanda ileri-geri gidişlerine, ayrıntılardan vardığı incelikli iç görülere, hakikati yavaş yavaş kazıyıp adeta okura damla damla sunmasına, her zamanki gibi muazzam biçimde derinleştirdiği karakterlerine... Her şeyine bayıldım.

Öyle tuhaf ki - bu kitabı okurken insanlara başka türlü baktığımı fark ettim. Etrafımdaki insanları daha çok gözlemledim; Maggie O’Farrell’ın öğrettiği biçimde bakmaya, küçük mimiklerdeki anlamları yakalamaya çalışırken, hiç tanımadığım; yoldan geçen, vapurda göz göze geldiğim, karşıdan karşıya geçerken yan yana beklediğim insanlarla bir tür duygudaşlık hissederken buldum kendimi. Ve bir kitabın insana bunu yapabilmesi ne büyük bir kudrettir!

Kitabı bitirdiğinizde tüm soruların cevaplanmasından hoşlanan bir okursanız, bu kitaba bulaşmayın. Ama soruların yeni sorular doğurmasından hoşlanıyorsanız ve hayatın aslında bir tür cevapsız sorular bütünü olduğu gerçeğiyle barışıksanız, siz de bayılırsınız bu kitaba.

1976 yazındayız. İngiltere’nin tarihindeki en büyük kuraklıklardan biri yaşanıyor. İnsanı bezdiren, bitiren bir sıcak. Kuraklık kanunu çıkarılmış, su kullanımına çok ciddi kısıtlar getirilmiş. Yaşlı ve emekli bir adam ve evine bağlı bir koca ve baba olan Robert bir gün evden çıkıp gidiyor. Kimseye bir şey demeden, bankadaki tüm parasını çekip kayboluyor. Bu gizemi çözmek için annelerinin yanına gelen üç kardeşin aralarındaki kırılgan bağlar, öfkeler, affedilememiş suçlar, anılar bir bir ortalığa saçılıyor.

Ama belki de bunların önemi yok - Maggie O’Farrell, artık “ne yazdığından çok nasıl yazdığını” önemsediğim o müstesna yazarlardan biri benim için. Dolayısıyla bu öyküde de anlatma biçimine duyduğum hayranlık her şeyin önüne geçti. Katman katman açılan, derinleşen, nazik kelimelerle insan ruhunun her yerine nüfuz eden bir kitap.

Ve... Yine baskısı yok. Umarım tez zamanda basılır diyerek bitireyim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir