Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cemil Meriç kitaplarını okumaya başlamadan önce belki de okunması gerekendir. Cemil Meriç'in düşünce yapısının ve hayatının kısa özetidir. Neden Cemil Meriç sorusunun cevabıdır... Cemil Meriç'in kitaplarını okurken yazdığı yıllara bağlı olarak düşünce yapısının da farklı olduğunu anlayacağınız bir kitaptır. Hüsamettin Arslan'ın kitapla ve Cemil Meriç'le ilgili en belirleyici sözü belki de şudur: "Cemil Meriç yazılarında çekiç kullanıyordu. Ben çekici tercih ettim, çünkü Türkiye'de çekiçleyecek çok şey vardı"
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ağaç ve Yolculuk isimli bu kitap bir ustalık eseri. Bu bir yolculuk kitabı... Bu yolculuğun her durağında farklı bir ağaç ile karşılaşıyorsunuz!.

Yol(culuk) "yalnız bir ağacın" duygusal, içten ve samimi seslenişi ile başlıyor, daha sonra Kur'an'da ve tarihte kendilerine gerçek veya metaforik anlamlarıyla yer verilen çeşitli ağaçlarla yolculuk devam ediyor...

Yasak ağaçtan, secde eden ağaçlara, dalları gökte olan ağaçlardan köksüz ağaçlara, yanan ağaçtan yeşil ağaca, zakkum ağacından gövdesi olmayan ağaca ve daha fazlasına bu kitapta ulaşmak mümkün...

Sembolik/alegorik mesajları/ayetleri farklı bir perspektiften açıklayan bu eser irfânî/işarî yaklaşımları ve ufuk açıcı izahları ile çok değerli bir başucu kitabı. Yazarını; Necmettin Bey'i tebrik ederim...
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Batman: Kazandıran Kart, Batman ile Joker'in ilk karşılaşmasına yeni bir soluk getirmiş; daha karanlık bir karşılaşma.
Daha önce bu konuyu işleyen Gülen Adam'ı okumuştum ve güzeldi ama bunu daha çok sevdim çünkü karşımızda çok daha psikopat bir Joker var. Batman'in ilk yıllarında geçen bu hikayede, Joker hedef aldığı insanları belirli saatlerde suikast kurarak öldürüyor, Batman ve Gotham emniyeti çaresiz; Batman dedektif yeteneklerini sergiliyor ancak ona pek güvenmeyen bir Gotham yönetimi var.
Çizimlerini de çok beğendim, böyle sert ve karanlık bir hikayeye böyle melankolik çizimler yakışırdı.
Batman'i seven herkese tavsiye ederim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İyi yazar daha ilk kitabından belli olur, sözünün kanıtıdır bu roman. Benim için nefis bir okuma deneyimiydi. Geçmişle geleceğin aynı metin içerisinde buluşması, dozunda mizahı, yer yer duygulu anlatımı, evrensel mesajları, real maravilloso'ya (harikulade gerçeklik) göz kırpan anlatımı, yapboza benzer kurmaca yapısının harikulade bir araya gelişi ve zekice finali üzerine söylenebilecek pek çok sözün olduğu bir ilk roman Beşerbazın Marifeti. Elbette kusursuz olduğunu iddia etmiyorum. Betül Onaran - Edward Said diyaloğu / iç monoloğu örneğinde olduğu gibi anlatma iştahının fazla olduğu yerler de mevcut romanda. Yine de muhteşem bir eser. Bu kitabı çok zevk alarak okudum ve ödüllü yazar Arlin Çiçekçi'nin romancı zihnini alabildiğine kıskandım.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Son yıllarda okuduğum yeni nesil Türk polisiye romanlarından en kalitelilerinden biri diyebilirim. Bunu söylememdeki nedenlere gelince; yazar gerçekten bu kitap için epey Emek sarf etmiş. Yazar konu olarak Türkiye'nin en güncel konusunu son derece gerçekçi bir şekilde okuyucuya anlatıyor ve okuyucunun kendisini sorgulamasına yol açıyor. Bu bir polisiye kitapta nadir görülen sosyopolitik bir özellik. Ayrıca kitap son sayfasına kadar merak içinde okunuyor, olayların İstanbul'un semtlerinde geçmesi genel olarak İstanbul'un sosyokültürel yapısını anlatması İstanbul'u bilen biri için romana daha bir anlam katıyor. Sonuç olarak yazarın konu hakkında epey bir araştırma yaptığı anlaşılıyor. Yazarı böyle güzel ve kaliteli bir kitap yazdığı için tebrik ederim. Serinin devamını sabırsızlıkla bekliyorum. Bence Türk polisiye sevenler gönül rahatlığı içinde kitabı alabilirler.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  4
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kalp Lambası, Güney Hindistan’ın mahrem avlularından yükselen, hem çok tanıdık hem de sarsıcı bir kadın öyküleri seçkisi. Yazar, ataerkilliğin sadece erkekler tarafından dayatılan bir iktidar değil, kadınlarca da sessizce taşınan ve aktarılan bir yük olduğunu "Dakhni" kültürünün çok katmanlı yapısıyla işler. Öykülerde ev içi hiyerarşi ve dinî ritüellerin ardına gizlenen ikiyüzlülükler ustaca sergilenir. "Kefen" öyküsünde, zengin Shaziya’nın yerine getiremediği bir söz yüzünden yaşadığı manevi çöküş, "Topuklu Ayakkabı"da bir kocanın estetik fantezisinin, hamile bir kadının bedensel gerçekliğiyle çarpışması ve kadının o topukları parçalayarak direnişi, aslında bir özgürleşme ânı sunar. Kitabın zirvesi ise "Ya Rabbi, Bir Kerecik de Kadın Ol!" adını taşıyan öykü. Bu bir yakarıştan öte, bir başkaldırıdır. Eser, Doğu'nun kaderciliğini değil, o kaderin içinde filizlenen direnişi hiç sönmeyen bir "kalp lambası" metaforuyla aydınlatır. Tam not aldı benden.
Yanıtla
4
2
Destekliyorum  4
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Seçkide bir tanesi hariç (La Bella Lingua) hepsi Amerikan banliyösünde geçen 19 öykü var. Orjinali 1978’de basılmış, hikayeler de sanırım 1942 ile 1959 yılları arasında çoğunlukla New Yorker dergisinde yayınlanmış. O zamanların tipik Amerikan dünyası; bolca içki içiliyor, sadakatsizlik diz boyu. Adından da anlaşılacağı gibi evlilik ve boşanma (boşanamama demek daha doğru) öykülerin bazen merkezinde bazen de etrafında yer alıyor. En sevdiğim öyküler;
Umutsuz Aşk Şarkısı
Cinin Kederleri
Kırmızı Eşya Kamyonu
Müzik Öğretmeni
Sonuç olarak 50lerin Amerikan banliyösünden kesitler veren kurgusu güzel, dili yalın, çevirisi mükemmel (Roza Hakmen) bu öyküleri tavsiye ederim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öncelikle muazzam bir kitaptı. İçeriği çok zengin, okudukça şaşırtan, temposu yüksek, çok öğretici bir kitaptı. Tarihi konu olarak zaman aralığı çok geniş bir kitap. Nuh peygamberin gemisinin nerede durduğu,Hz. Elyasa ve Zülkif as.mın mezarlarının nerede olduğu, ashabı kehf, Hz İsa döneminden kalan mendilin hikayesi ve daha birçok konu... kitapta anlatılan her bir konu zamanındaki devletlerin, milletlerin coğrafi konumları ve inançlarıyla öyle güzel bütünleşmiş bir şekilde anlatılıyor ki hiçbir boşluk bırakmadan aktarılıyor. Kitaptaki anlatılan her bir değerli şehri gezmek gerekiyor. Şırnak, Şanlıurfa, Kahramanmaraş daha birçok şehrimizde çok önemli yaşanmışlıklar anlatılıyor. Bu kitabı okuduktan sonra oraları gezmekten ayrı bir lezzet alacağımı düşünüyorum. Bilerek hissederek o şehirlerin havasını solumak herkese iyi gelecektir.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  14
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Coşkun Aral’ın 70lerin sonlarından 90ların ortalarına dek bir savaş foto muhabiri olarak mesleğini icra ederken, dünyanın birbirinden farklı sorunlu köşelerinde başından geçen çarpıcı olayları ve insanları anlattığı anıları. Çarpıcı kısmının altını özellikle çiziyorum. Çok akıcı bir dille ve adeta bir sohbet havasında yazılmış, sanki Coşkun Aral anlatıyor ve siz de yanı başında dinliyorsunuz. Bahsi geçen kişi ve yerlerin fotoğraflarının olması da okuyucuyu anında o diyarlara götürüyor. Okudukça, savaş muhabirliğinin çok zor ve riskli bir meslek olduğunu da fark ettiriyor. Umarım yazmayı sürdürür.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  6
Bildir
Yanıtları Göster
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Aralık 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hindistan'da Türk Reformu: Din-i İlahi
On altıncı asır dünya tarihinde kolaylıkla Türk asrı olarak nitelendirilebilir. Zira batıdan doğuya dünyanın kalbi denilebilecek geniş bir sahada Türk devletleri hakimiyet kurarlar. En batıda Osmanlı Devleti saadet asırlarını yaşarken daha doğusunda Şah İsmail Türk Devleti İran’dan Türkistan’a doğru yayılır. En doğuda ise Babürler isimli Türk devleti Hindistan’ı kendisine mesken tutar. Üstelik Babürler kültür ve medeniyette çığır açan hamleler yapar. Hatta Babürlerin bu hamleleri dünya mirasının en kıymetli eserlerinden biri olarak sayılabilecek Taç Mahal ile günümüzden bile kolaylıkla gözlemlenebilir.

Fakat Babür Devleti dünya tarihindeki bu müstesna yerlerine rağmen Türk okuru ve akademisinin ilgisine mazhardır denilemez. Bu eksikliği gözden kaçırmayan H. Hilal Şahin Babürlere özellikle de en parlak dönemleri olan Ekber Şah dönemine dair “Hindistan’da Türk Rönesansı Ekber Şah ve Din-i İlahi’si” isimli kıymetli bir çalışmaya imza atarak alanda önemli bir eksikliği giderme çabasıyla hareket eder. Zira yazarın da ön söz kısmında vurguladığı gibi bu çalışma Türkiye’de ilk olma iddiasını taşır.

Kitap okunduğunda insanın aklına hemen bu döneme kadar Hindistan’a Türk araştırmacıların neden mesafeli olduğu fikri gelir. Zira bugün nüfus ve coğrafya olarak neredeyse dünyanın beşte birini kaplayan bir sahadaki Türk etkisinin üzerinde neden yeterince durulmadığı düşündürücüdür. Üstelik bunun çeşitli handikapları da yok değildir. Çünkü bölgeyi araştıran yabancı araştırmacıların yoğunluğu hakim anlatının da değişmesine sebep olur. Örneğin birçok Batılı kaynakta özbeöz Türk olan Babürler Moğol olarak isimlendirilir. Bilim sahasında Türk araştırmacılarının hakimiyet kuramamasına bağlı olarak Babürler üzerinde kalem oynatan bilim insanlarının kendi bildiklerince davranmalarının önü açılır. Oysaki Babür soyunun Türk Hakanı Timur ile akrabalığı kesin bir gerçek olup bu bilgiye ters biçimde isimlendirmeler yapmak yersizdir. Türk araştırmacısının bölgeye ilgisini yeterince vermemesinin sıkıntılarını müellif de yaşar. Misal bölge ile ilgili kaynaklarının çoğunun Türkçe olmaması araştırmacının çalışmasını zorlaştırır.

Eserde atıfta bulunulan kaynaklara dikkat edildiğinde yazarın çok büyük bir işin üstesinden geldiği gayet iyi anlaşılır. Zira farklı dil ve kültür sahasında kaleme alınmış bugün Türkçeye çevrilmemiş birçok kaynağa eserde başvurulur. Kaynak kullanımıyla beraber müellif olaylara bütüncül bir çerçeveden bakar. Her ne kadar eserin merkezi Babür Devleti’nin zirvesi Ekber Şah dönemiyse de Babürlere hatta Hindistan’a geniş açıdan bakmanın önemli olduğu yazarın metodolojisinden kolayca anlaşılır. Bu açıdan yazar beş bölümden oluşan eserinin ilk bölümünde ilk çağlardan Türk hakimiyeti dönemine kadar bölgeyi (Hindistan’ı) siyasi ve sosyo-kültürel olarak inceler.

Sonrasında ise Hindistan’da Türk asırlarına geçilir. Hindistan’da Türklerin hakimiyetinin Babürlerle başladığını düşünenleri yanıltacak şekilde bölgede Türklerin ilk görülmeleri Kuşanların Hindistan’da zuhur ettiği döneme (MS 1. yüzyıla) kadar götürülür. Bu bir gerçeği daha ortaya çıkarır ki Kuşanlar, Ak Hunlar, Gazneliler, Gurlar, Delhi Sultanlığı, Kalaçlar, Tuğluklar, Seyyidler, Ludiler son olarak Timurlar derken aslında Hindistan’ın Türk devletleri için kadim bir coğrafya olduğu ortaya çıkar. Eserin ikinci bölümündeki bu anlatım ile Türk devlet sözlüğünün güzel bir cüzü de okura sunulur.

Üçüncü bölümde ise; Ekber Şah’ın meşhur dedesi Babür Şah ve ondan geri kalmayan babası Hümayun Şah’ın dönemleri ele alınır. Bir devletin doğuşuna şahit olunan bu bölüm sayesinde Ekber Şah’ın nasıl bir dünyaya gözlerini açtığı daha belirgin kılınır. Aslında Hindistan kültür medeniyetinde Türk tohumunun filizlendiği bu dönemde Türk medeniyetinin dallanıp budaklanmasında devlet adamının rolü daha iyi anlaşılır. Zira Babür Şah’ın eli kalem ve kılıç tutmasını iyi bilir. Türk devlet geleneğinde bilge kelimesinin altını layıkla dolduran Babür Devleti’nin kurucusunu anlamak dolaylı olarak torunu Ekber Şah’ı anlamak olacağından bu bölümde bani üzerinde durulması müspettir.

Dördüncü bölümde ise; esas konu olan Ekber Şah dönemine geçilir. Dönemin tüm yönleriyle derinlemesine ele alınması, satırlar arasında birçok bilginin zuhur etmesini sağlar. Ekber Şah döneminin siyasi, sosyal, idari, kültürel tahlili sayesinde Ekber Şah’ın dini devriminden önceki mevcut tablo daha iyi anlaşılır. Ayrıca bu bölüm sayesinde Hint toplumunu ve Hintlilere ait kadim kültürel ritüelleri de tanımak mümkündür. Hint kültürünün kadim geleneklerinin Ekber Şah reformlarının hedefine alınmasının hikayesi de ilgi çekicidir. Misal dul kalan eşin kocasıyla beraber öldürülmesi uygulaması olan Sathi geleneğinin Ekber Şah tarafından kaldırılması kadim gelenekselliğin akılla sınanması anlamına gelir ki bahsedilen çağ için bir devrimdir.

Eserin son bölümü olan beşinci bölümde ise; Ekber Şah’ın görülmemiş dini reformu mercek altına alınır. Entelektüel birikimini yönetim mekanizmasında uygulamak isteyen Ekber Şah Hindistan gibi dil, din ve kültür yönünden zengin bir coğrafyayı tek din altında uzlaştırmaya çalışır. Yeni icat ettiği Din-i İlahi ile ilgili bütün bilgiler bu kısımda verilir. İşin açıkçası Din-i İlahi’den çok bu sıra dışı fikrin oluştuğu zemin daha çok ilgi çeker. Bu dini reformu oluşturan zihin üzerine yapılan farklı tasavvurlar ise dini sorgulamaların ulaşabileceği yeri gösterir. Kadim Hint medeniyetini dönüştürmekle başlayıp dini yapıyı reformist hamlelerle pragmatik değer sisteminin raylarına oturtarak dünya medeniyetine şekil verme düşüncesi akıllara ziyan bir hedeftir. Bu açıdan düşünülürse eserin Din-i İlahi’yi içeren kısmı başlı başına bir kitap olarak telakki edilebilir. Hatta eserin ismine her ne kadar da bir nevi yeniden doğma anlamına gelen Rönesans kelimesi layık görülse de aslında Hindistan’da yapılan bir Türk Reformudur. Zira aynı yüzyılda Avrupa’da Hristiyanlığa verilen şekillendirmeler reform olarak isimlendirilmektedir. Türk reformunu Avrupa’dan ayıran ise şartlar gereği akim kalmasıdır.

Eserin birinci el kaynakların, Oryantalistlerin ilk çalışmalarının ve günümüz bilim insanlarının araştırmalarının senteziyle ve örnek bir kaynak kullanımıyla tecessüm ettiği aşikardır. Bir nebze de olsa Hint coğrafyası üzerine çalışacakların Türkçe kaynak ihtiyacının eserle giderildiği de söylenebilir. Ek olarak eser Türk araştırmacıların kadim Hint coğrafyasına yönlenmelerini sağlayacak güdüleyici içeriğe sahiptir. Bu motivasyondan ilham alarak, bölge üzerinde ne kadar çok çalışılırsa bölgedeki Türk izi o kadar çok belirgin olacaktır. İlk aşamada bu hedefin gerçekleştirilmesi bile önemlidir.

Yazarın duru ve açık anlatımının yalnızca Türk akademik camiasını değil, sıradan meraklı Türk okurunu da Hindistan coğrafyasına yönlendireceğini düşünmek olasıdır. Eserde anlatılan olayların, savaşların, siyasi manevraların, sosyal hayata dair nadir bulunan anekdotların yeni bir okuma macerasını tetikleyeceği savunulabilir. Batı’da bu alanda araştırma enstitülerinin kurulduğunu, birinci el kaynakların hızla tercüme edildiği düşünülürse en azından okuma ödevini yerine getirme konusunda üstümüze düşenin yapılması beklenti dahilindedir. Taç Mahal’e bir turist gözüyle değil, onu vücuda getiren neslin bir ferdi olarak bakmak isteniyorsa en azından Hilal Şahin’in yaptığı yapılmalıdır. Dünya üzerindeki her coğrafyada Türk izlerinin silinmek istediği malumdur. Ama Hindistan’daki Türk izleri silinmeyecek, silinmeye kıyılamayacak kadar güçlüdür. Bu gücün bilincine Türk okurunun varabilmesi dileğiyle…


Yanıtla
6
0
Destekliyorum  5
Bildir