Harbiye Nazırı Nazım Paşa
Yirminci yüzyılın başında Osmanlı’nın son dönemlerine giriş yapılır. Bu devrin en önemli özelliği ömrüne çok zaman biçilmeyen hasta adamın nasıl şifa bulacağına kafa yoran devlet adamlarının tarih sahnesine hızlı giriş çıkış yapmalarıdır. Yönetim erkinin monarşiden meşrutiyete evirilmesiyle -eskilerin deyimiyle- kul taifesi hiç olmadığı kadar önem kazanır. Son dönem askeri okullarında okumuş Avrupa’da mürekkep yalamış Osmanlı entelijansiyası artık yönetimde söz sahibidir. Yönetimde söz sahibi olanlar çok olmakla birlikte idaredeki kaotik durum askerleri de mesuliyet noktasında tarih sahnesine taşır.
Harbiye Nazırı Nazım Paşa da devleti için sorumluluk alan Osmanlı’nın önemli devlet adamı ve askerlerinden birisidir. Devletin en zorlu zamanlarında gücü elinde tutan Nazım Paşa bazı emsallerinin aksine akademik ve popüler tarih yazınında fazla yer almaz. Bunu fark eden Ender Korkmaz ismi çok geçen fakat pek tanınmayan Nazım Paşa üzerine yetkin ve kapsamlı bir çalışma yaparak, Osmanlı’nın çöküş döneminde görev alan bir asker ve devlet adamı profilini netleştirmeyi amaç edinir. Zira bu konuda farklılık arz eden ve birbiriyle alakasız anlatılar tarih literatüründe kendisini gösterir.
Değişken siyasi zemin üzerinde birden fazla tarihi olayda rol oynayan bazı şahsiyetlerin sadece devrinin belirli bir dilimi hedef alınarak üretilen kısmi çalışmaların tarih okurunu yanlış yönlendirdiği muhakkaktır. Bu yüzden her devlet adamı ya da askerin bütüncül bir bakış açısıyla doğumundan ölümüne kadar farklı siyasi tablolarda verdiği çeşitli renklere göre değerlendirmek zaruridir. Osmanlı’nın son döneminde hain ve kahraman lafzının bir şahsiyete birden fazla kez sıfat olduğu düşünülürse demek istenilen daha rahat anlaşılır.
Nazım Paşa da Osmanlı’nın son dönem olaylarında -özellikle 31 Mart Vakası ve 1. Balkan Savaşı olmak üzere önemli roller oynar. Ama Paşa’ya verilen mühim görevlere karşın hakkında tarafsız bir tarih anlatısı oluşturulmaz. Ya peşin hükümle suçlanır ya da hakkı verilmek adına tarih tahrif edilir. Bu tarz yanlış algıların yıkılması tarihçinin görevidir. Her tarihi şahsiyet katıksız tarihi duruşu itibarıyla bütün yargılamalardan bağımsız bir biçimde karakterize edilmelidir. Böylelikle yapılacak çalışmalarda son yorumlar okura bırakılır. Tarihi referans noktaları ve eldeki malumat zaten karaktere nihai şeklini layıkıyla verir.
Düşünüldüğünde Nazım Paşa hakkında ince elenip sık dokunarak bir araya getirilen veriler onun hayatının değişken grafiğini tüm netliğiyle ele verir. Bu hassas biyografik sunumun tali olarak ikinci bir faydası da vardır ki kimlik deşifre edildiğinde oynanan kilit role binaen önemli tarihi olaylar da afişe edilir. Bu açıdan Paşa’nın yaşam hikayesi Korkmaz’ın titiz çalışması mucibince 31 Mart Vakası, Balkan Savaşı ve Bab-ı Ali Baskını gibi olayların geri planını da aşikar kılar.
Osmanlı tarihine ilişkin eserler incelendiğinde, yapılan bazı araştırmaların olay merkezli olduğu görülür. Fakat olay anlatımı ne kadar detaylı olursa olsun, olayların merkezindeki kişinin bakış açısı yüksek önem arz eder. Bu nedenle bazı biyografiler şahsın olaydaki rolünü göstermekle hedeflerine ulaşırlar. Hatıratlar ve anılar otobiyografik olarak iyi bir rehber olmakla beraber her zaman bu şahsi yorumlara ulaşmaya imkan yoktur. Nazım Paşa da araştırmacıya deyim yerindeyse kendi diliyle fazla tüyo vermez. Bu yüzden daha fazla çalışarak çerçeveyi özelden genele doğru iyi çizme zarureti vardır. Böylece elde edilen ayrıntılar vasıtasıyla üzerine yoğunlaşılan şahsiyetin olaydaki rolü belirgin hale getirilir. Korkmaz, Nazım Paşa’nın çevresindeki dünyayı o kadar güzel inşa eder ki Paşa’ya söz verilmeksizin sunulan bilgilerden olayların iç yüzü anlaşılır.
Ayrıca Paşa’nın hayatı detaylandırıldığı zaman hiç hesapta olmayan bilgiler ve tarihi görünümler de ortaya çıkar. Misal Paşa’nın Bağdat valiliği ve 6. Ordu komutanlığı anlatılırken Osmanlı bürokrasisinin son dönemlerdeki ahvaline değinilir. Bu anlatımın kitabın üçüncü bölümünü kapsayacak şekilde detaylandırılması Osmanlı’nın başta yönetim sorunları olmak üzere birçok problemini de ayyuka çıkarır. Böylelikle devletin bir bölümündeki imar-iskan çalışmaları, iktisadi teşekkülleri, uygulamaları, askeri teamülleri ortaya çıkar ki atılan yanlış adımların devleti nasıl etkilediği ders verir tarzda gözlemlenir.
Ayrıca siyasi ilişkiler doğası gereği değişkendir. Paşa’nın yaşamı boyunca hesaplı hesapsız politik tavırları kayda alındığında bazı siyasi teşekküllerle bağlantıları olduğu bilinir. Bu bağlantılara bakıldığında bazı grupların ya da güç odaklarının anlatılması zaruridir. Çünkü bir şahsiyetin siyasi faaliyetlerinin bütünü gösterilmek isteniyorsa, detaylı bir anlatımın benimsenmesi okura resmin tamamını görme olanağı sağlar. Böylelikle hiç tahmin edilmese de siyasi ya da askeri bir grubun faaliyetleri anlatının göbeğine oturur. İşte bu açıdan bakılırsa döneminde İttihat ve Terakki’ye karşı kurulmuş Hürriyet ve İtilaf’a bağlı Halaskar-ı Zabitan grubunun oluşumu ve etkinlikleri ortaya çıkar ki eserin biyografi kalıplarını kıran yönü de bu tarz bilgi sunumlarıyla zuhur eder. Ayrıca Halaskar-ı Zabitan’la ilgili dişe dokunur bir çalışma literatürde azsa ya da yoksa, bu durum eserin hanesine artı olarak yazılır.
Nazım Paşa’nın ülkenin yönetiminde söz sahibi olan etkin bir şahsiyet şeklinde ön plana çıkmasından mütevellit resmi evraklar ve basın yayın organlarında sıkça ismi anılmaktadır. Bundan dolayı Paşa hakkında yapılacak olan araştırmaların yüksek titizlikle ve mümkün mertebe kaynakların tamamını kapsayacak şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Bu açıdan eserin doygun bir potansiyel ortaya koyduğu söylenebilir. Zira Paşa’nın hayatındaki bütün adımlar yazılı kaynaklarla takip edilmektedir. Kaynakların karşılıklı kullanımı birbirlerini teyit etmelerinin önünü açarken, Paşa’nın hayatının gizil kalmış yönlerindeki sır perdesi de yer yer aralanmaktadır. Fakat yine de buna rağmen sürgün yılları gençlik dönemleri ile ilgili doğal olarak fazla bir bilgi yoktur.
Paşa’dan yola çıkılarak anlatılan son dönem Osmanlı tarihinin önemli olayları benzer eserlerdeki gibi kısa geçilmez. Olaylar bütün teferruatıyla verilmekle birlikte özgün ve muadil çalışmalarda rastlanmayan ezber bozan bilgileri içerir. Örneğin, 31 Mart Vakası sadece siyasi bir hizipleşmenin çatışmaya dönüşmesinden ziyade, bütün sosyal tabakalarda derin akisleri olan çok yönlü toplumsal bir olay şeklinde sunulur. Olayın öncesi, oluşumu ve sonrası ayrı başlıklarla kırılma anlarıyla izah edilir. Böylelikle sadece Paşa değil, Osmanlı tarihinin de bir bölümü detaylandırılır.
Sonuçta; Nazım Paşa, Osmanlı’nın son dönemlerinin kayda değer figürlerinden birisidir. Misal Balkan Savaşı gibi dünya ve Avrupa tarihine etki eden önemli bir olayda Paşa Osmanlı ordusunun başındadır. Fakat buna karşın Nazım Paşa’nın oynadığı etkin role nazaran hayatını kapsamlı içeren bir akademik çalışma yapılmamış olup, Korkmaz’ın eseri literatürde önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Devlet adamı veya asker olsun tarihi şahsiyetlerin mercek altına alınan hayatlarından önemli dersler çıkarmak mümkündür. Tarihi zemin ve zaman değişmekle beraber insanın doğası pek değişmemektedir. İnsani zaafların etkisiyle düşülen hataların geçmişten geleceğe uzanan silsilesine bakıldığında ortaya çıkan benzerlikler ders almanın zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır ki; Nazım Paşa bunun için iyi bir örnektir.