Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Issız Ev
Vay, beklentimin çok ötesinde beğendim bu kitabı. Son dönemde gitgide daha fazla örneğini görmeye başladığımız “ekodistopya” türündeki romanlardan biri kendisi, benim de türden okuduğum ilk örnek. İklim aktivisti bir bilim kadınının dünyanın gittiği yeri görüp çocuklarının hayatta kalması için inşa ettiği bir evin öyküsünü ve bildiğimiz anlamda dünya ortadan kaybolurken çocukların orada kurmaya çabaladığı yaşamlarını okuyoruz. Bu kitapta dünyamızın aslında muhtemelen hiç uzak olmayan ve yüzleşmemizin yakın olduğu geleceğine dair sert uyarılarla beraber sevmeye, kaybetmeye, tutunmaya dair de çok şey var. Merakla okuyacağımı, sürükleneceğimi tahmin ediyordum ama sanırım bu kadar incelikli bir dille yazılmış bu derinlikte bir anlatı beklemiyordum. Herkesin kolaylıkla okuyabileceği bir kitap ve fakat bir yandan da çok güçlü. Greengrass’ın Women's Fiction Prize adayı olan diğer eseri “Bakış”ı da muhakkak okuyacağım. “Oysa bozulmuş, kırılmış bir şeyi sevmek, sağlam bir şeyi sevmekten daha kolay olabilirdi işte. (…) Birinin bize ihtiyacı olduğunu söylediğimizde çoğunlukla kastettiğimiz, aslında bizim onlara ihtiyaç duyduğumuzdur; veya onların bize ihtiyaç duymasına gereksinimimiz olduğu. Bu durum, bize bir konum sağlar, sınırlarımızın nereye uzandığını gösterir.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Maali Almeida'nın Yedi Ay Dönümü
Vay canına, ne kitap, ne kitap!

Livera Yayınları, Sri Lankalı yazar Shehan Karunatilaka'nın, kendisine 2022'de Uluslararası Booker Ödülü'nü getiren kitabı "Maali Almeida'nın Yedi Ay Dönümü"nü yayınlayacağını duyurduğundan beri bekliyordum, nihayet kavuştuk. İlk 50 sayfada biraz kafanız karışabilir ve olanı biteni anlamakta güçlük çekebilirsiniz, yılmayın. Sonrası soluksuz bir yolculuk.

90lı yılların Sri Lanka'sındayız. Anlatıcımız, fotoğrafçı Maali Almeida ölüp kendini öte dünyada buluyor. Araftan bir sonraki aşamaya geçene dek yedi günü var ve bu süre içinde hatırlamadığı katilini ve ölüm sebebini bulmak için hayaleti yer yüzünde, rüzgarların peşi sıra salınıyor, biz de onun ardından gidiyoruz.

Gittiğimiz yerler korkunç. Sri Lanka'nın kanlı iç savaşının içinde sürükleniyoruz. Özellikle 1983'te resmi rakamlara göre 5 günde 6000'e yakın insanın hayatını kaybettiği Kara Temmuz olaylarından başlayarak, devletin, polisin, ordunun kontrgerillanın ve çetelerin 100.000'e yakın insanı öldürmesiyle ancak 2009'da sona erecek olan o büyük kıyımın en kanlı yıllarında Maali Almeida'nın bir muhalif ve eşcinsel olarak yaptığı tanıklığa tanıklık ediyoruz.

Almeida müthiş çizilmiş bir karakter. Kendisini sevmek de, sevmemek de çok zor. Bu kitapta ölüsünü dinliyoruz ama bir karakter ancak bu kadar kanlı canlı olabilir; tüm zaafları, zayıflıkları, tasası, hırsı ve derdiyle beraber, yer yer bir anti-kahraman, yer yer gerçek bir kahraman. Karunatilaka'nın dili çok lezzetli, kitabın kurgusu muazzam, yarattığı dünya müthiş, karanlığı çok cezbedici - içine girince çıkmak imkansız. Modern zamanların Usta ile Margarita'sı gibi bir metin bu. Bayıldım.

Şöyle bitsin: "Tüm hikâyeler tekrar tekrar anlatılır ve hepsi de adaletsizdir. Çoğu insanın şansı yaver gider, çoğu acı çeker. Çoğu insan kitaplarla dolu evlerde doğar, çoğu savaş bataklığında büyür. Sonunda hepsi toza dönüşür. Tüm hikâyelerin sonunda görüntü kararır."

Önemli not: çeviride ciddi sıkıntılar var. Özellikle sonlara doğru neredeyse her sayfada yazım hataları ve düşük cümlelerle karşılaşıyor insan, okuma ritmini bozacak ölçüde sık. İkinci baskıda muhakkak gözden geçirilmesi şart, beni epeyce yordu maalesef.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gecelerin Kitabı
Vay be - "Avrupa'dan doğru düzgün büyülü gerçekçilik çıkmaz" iddiamı nasıl güzel yedirdin bana Sylvie Germain, vallahi aşkolsun. Daha da dillendirmem bu savımı, ya da seni tenzih ederim her defasında.

Çıkıyormuş işte, çıkabiliyormuş. EN-FES bir kitap Gecelerin Kitabı. Uzun, çok uzun zaman sonra bir Yüzyıllık Yalnızlık tadı aldım, onun daha karanlık, daha puslu, daha tekinsiz olanı muhakkak ama lezzeti benzer.

Péniel ailesinin bol doğumlu, bol ölümlü birkaç kuşaklık öyküsünü anlatıyor Germain. Suların üstünde, kuytu ormanlarda, sisler içinde geçen, arkada Avrupa'nın en dönüştürücü yüzyılı yaşanır, savaşlar sürer, gökten bombalar yağarken akan bir acayip masal bu. Onca şey olurken dünyanın kadim döngüleri aileyi yere bağlıyor gibi: toprak yeniden yeşeriyor, nehirler akmaya devam ediyor, birbirini izleyen gecelerin ardından güneş yine doğuyor.

Yazarın dili öyle efsunlu, öyle epik ki, kitabı anlatırken benzer kuvvette sözcükler seçmem lazım gibi geliyor ama yapabileceğimi de zannetmiyorum bir yandan. Fakat işte arada "kuru, yavan, donuk" homurtularıyla eleştirdiğim kitaplar neyse, bu da onun tam tersi. Olağanüstü akışkan bir metin, müthiş güzel seçilmiş sözcükler, tam olması gereken yere konmuş nefis betimlemeler, bir an bile aksamayan, sanki tek nefeste, hiç duraksamadan ağızdan çıkmış bir şiir.

Üslup böyle kusursuz olunca ben kendimi bırakıveriyorum. Şöyle tarifleyeyim: sanki usta bir masözün ellerinde birkaç saat geçirmiş gibiyim. Kendimi teslim ettim, gevşedim, bir sonraki dokunuşunun da eksiksiz olacağını bilmenin güveniyle uyuştum gibi bir his.

Güzellik - güzellik tam da bu. Hem de çok ihtişamlı bir güzellik. Bu biçimde anlatılınca her hikâye okunur işte. Bunca haz almamda Mükerrem Akdeniz'in kusursuz çevirisinin de payı çok büyük şüphesiz, kendisine müteşekkirim.

Bu kitabın içinden bir şeyler seçmek çok zor ama çok aşık olduğu kocası savaşa gidince içine kapanan ve ağlayamayan Noémie'ye dair şu cümleyi bırakacağım sadece, bundan daha şiirli çok az tasvir okumuşumdur: "Gece gündüz ağladığı duyuluyor ama gözünden hiç yaş gelmiyordu; yakınından geçildiğinde, hafif ve sürekli bir su uğultusu duyuluyordu içinde."

Ah.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Justine / İskenderiye Dörtlüsü 1
Vay anasını, vay anasını. En baştan söyleyeyim: hayatta en sevdiğim kitapların arasına ihtişamlı bir girişle dalıverdin Justine, hoş geldin. Ne diyeceğimi pek de bilemiyorum – biraz çarpılmış gibiyim. Bu bir kitap değil, bir şarkı resmen: Uzun zamandır okuduğum en müzikli şey. Dantel gibi işlenmiş, satırlarından melankolik bir şiirsellik akan, tariflemesi çok zor bir eser. Her kelimesini, her cümlesini aklıma kazımak istiyorum. Bir kent (Durrell’in sözcükleriyle; “İskenderiye – Belleğin Başkenti”) ancak bu kadar atmosferik tasvir edilebilirdi, gerçek olan nerede bitiyor, edebiyat nerede başlıyor, ayırması öyle güç, öyle güzel. Justine kolay bir kitap sayılmaz, zira yazar zamanda atlıyor, gidiyor geliyor. Sanırım bu kitabı en iyi, kitapta geçen bir başka kitap için yazarın bir karaktere söylettiği şu cümleler tarif edebilir: “Anlatının ileriye doğru olan hızı zamansal geriye gönderimlerle frenlenir, böylece a noktasından b noktasına doğru ilerleyen değil, bütünü kavramak amacıyla zamanın dışında, zamana yukarıdan bakan ve kendi ekseni çevresinde ağır ağır dönen bir kitap izlenimi yaratılır. Her şey bizi ilerideki şeylere götürmez; bazıları da geriye, geçmiş şeylere götürür.” Aslında söylemek istediğim çok fazla şey var ama kendimi dörtlünün ikinci kitabı olan Balthazar’ın kollarına bırakmak istiyorum izninizle. Şununla bitireyim: “İnsan aşık olduğu kişinin aşık olmayı seçtiği kişiye de aşık olur.”

Yanıtla
2
0
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Işıklar Ülkesi
Vay anasını ya, vay anasını. Bu nasıl kitap? Şayet Notos bir futbol kulübü olsaydı dünyanın her yerinden kimsenin keşfetmediği genç yetenekleri bulup çıkarmasıyla ünlü olurdu bence, yine nokta atışı bir seçim yapmışlar. Bu kitabın bu sene okuduğum en iyi kitaplar arasında olacağına şimdiden eminim ‑ inanılmaz etkilendim. Tekniğindeki dozunda modernistlik, dilindeki ustalıklı yalınlık, kurgusundaki nefes kesicilik, hikâyesindeki dert, insana dokunduğu yerler, kötülüğe dair yarattığı kafa karışıklığı... Her şeyiyle kusursuz; büyük bir hayranlıkla okudum. Üzerine çok kafa yorduğum çocuk olmanın doğasına, çocukların şiddet ve kötülükle ilişkisine, biz yetişkinlerin (ve toplumun) buna karşı gösterdiği tavra dair yüzlerce soru ve sorgulamayı kucağıma bıraktı. Gözüm kapalı herkese öneriyorum bu kitabı. “Çocuklar kurgudan daha güçlüdür” diyor Barba, kitap da bunun ispatı gibi. Bu olağanüstü kitabın son cümlesiyle tamamlıyorum bu faslı: “Ölüler terk ederek bize ihanet ediyor olabilir ama biz de yaşayarak onlara ihanet ediyoruz.”

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Anın Anatomisi
Vay anasını - bir başyapıt okudum bence. Javier Cercas'ın büyük bir yazar olduğuna sonunda ikna olduğum kitap bu oldu: kusursuz çünkü. İlmek ilmek örülmüş, muazzam bir eser Bir Anın Anatomisi.

23 Şubat 1981'de, Franco'nun ölümünden 6 yıl sonra İspanyol demokrasisi henüz emeklerken ve TV kameraları kayıttayken askerlerin meclisi basıp darbe girişiminde bulunması meselesini didikliyor Cercas. O anın 35 dakikalık görüntüsünü yüzlerce kez izlemiş kendisi ve eli silahlı askerler meclisi basmışken yere yatmayı reddeden, darbeye direnen 3 figür üzerinden kurmuş anlatısını. Dönemin Başbakanı Adolfo Suarez, Komünist Parti Genel Sekreteri Santiago Carrillo ve Başbakan yardımcısı eski asker Manuel Gutiérrez Mellado.

3 kişinin askerlere karşı ayakta durmayı seçerek tarihin akışını değiştirdiği bir anın anatomisi olduğu kadar, elbette bir darbenin de anatomisi bu kitap. "Darbenin plasentası" dediği şeyin nasıl oluştuğunu ve hangi kuvvetlerin o geceye varan sürecin taşlarını döşediğini; yaptığı birebir görüşmeler, dönemin gazete kupürleri, mahkeme ifadeleri vd. üzerinden çerçeveliyor Cercas. Müthiş bir çalışkanlık eseri bir kitap bu her şeyden önce. Ama sadece o değil.

Zira bir roman bu. Tamamen gerçeği anlatan, yahut gerçeği bulmayan çalışan bir roman ama bir kurgusu var: pek çok bilinmezi bir araya getirip anlamaya çalışırken ortaya çıkan bir kurgu. Ve dili, ah, öyle kuvvetli ki. Cercas'ın dilini severim ama bu kadar güçlü yazdığına hiç şahit olmamıştım. Özellikle o direnişi gösteren o 3 kişiyi anlamaya çalışırken seçtiği kelimeler, cümleler... Muhteşemdi. "O duruş bir cesaret, bir zarafet, bir itaatsizlik duruşudur, teatral bir duruştur; eksiksiz özgürlüğün duruşudur, ölümden sonraki duruştur, siyaseti serüven gibi gören, ıstırap içinde kendisini meşru kılmaya çalışan, bir an için demokrasiyi cisimleştirmiş gibi görünen tükenmiş bir insanın duruşudur. Kısacası, şiddetin duruşudur, katıksız bir siyasetçi duruşudur."

Bizimki gibi tarihi darbelerle şekillenmiş bir ülkede yaşayan herkesin okumasını çok arzu ederim bu kitabı. İçinde alınacak çok dersler var. Ve onun da ötesinde, dediğim gibi, muazzam bir okuma lezzeti sunuyor.

Hayran kaldım.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yeryüzünde Bir An İçin Muhteşemiz
Vallahi olmadı ya. Olur sanıyordum, kesin olacak diyordum hatta ama olamadı: sevmedim. Kitabın ilk 50 sayfasında gücü gibi gelen şey ilerledikçe zayıflığına dönüşüverdi; o da şu: bu kitap fazla şiirli. Böyle eleştiri mi olur diyeceksiniz, demeyin lütfen; gerçekten çok fazla. O kadar fazla ki, bir süre sonra her cümlede bir performans kaygısı sezmeye başlıyor insan. Hani sanki çok abartılı oynayan bir oyuncuyu sahnede izlemek gibi. Kendi performansına aşık olup hikâyeden kopar ya oyuncu, her mimiğine, her jestine anlam yüklemeye çalışır; öyle ki siz bir süre sonra yabancılaştığınızı sezersiniz. Tam bu oluyor işte. Neredeyse arabeske varan bir hassasiyet içinde hatırlıyor yazar, HER ŞEYİ hatırlıyor ve her şey çok büyük, çok anlamlı, çok yapısal, çok iz bırakmış. (Claire Louise-Bennett’in Gölet’i de benzer bir yerden rahatsız etmişti beni.) Yazarın yazdıkça öykünün büyüsüne ve hüznüne fazla kapıldığını düşünüyorum. Savaştan kaçmış bir göçmen ve homofobik bir toplumda bir eşcinsel olmak elbette ki anlayamayacağım şeyler, o nedenle tuzukuru bir yerden ahkam kesiyor olmak asla istemem, söylediklerimin Ocean Vuong’un zorlu deneyimine değil, yazdıklarına ve edebi bir eser olarak kitabına dair olduğunun altını çizmek istiyorum. Ancak maalesef inandırıcı ve ikna edici bulamadım, dozu kaçmış gibi biraz meselenin. Aralarda çok iyi yakalanmış şeyler vardı ama onlar da yazarın üzerimize boca ettiği aforizmaların arasında kaybolup gitmiş gibi. Birilerinin seveceği şekilde süslenmiş, püslenmiş, giydirilmiş bence öykü ve nüvesini yitirmiş, gerçeklikten kopmuş. Edebiyat bu kadar performatif olmamalı bana sorarsanız. Üzgünüm.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Edebiyata Övgü
Vallahi Barnes'a hayran olmamak mümkün değil. Pek çok şeyine hayranlık duyuyorum ama burada beni en çok büyüleyen şey çalışkanlığı oldu. 2019 tarihli bu kitap yayımlandığında kendisi 73 yaşındaydı; 73 yaşında bir yazar nasıl bu kadar zengin, bu kadar yoğun arşiv araştırması ve kaynak taraması gerektiren, bu kadar kapsamlı bir kitap yazar, hakikaten inanılmaz. Önünde saygıyla eğiliyorum sevgili Barnes.

Şöyle bir şey demek istiyorum: bu kitabı Kayıp Zamanın İzinde'den hemen önce ya da hemen sonra okumalı, enfes bir Belle Epoque panoraması zira. Temel odağı dönemin ünlü cerrahı jinekolog Samuel Pozzi'nin yaşam öyküsü olsa da, kendisinin çevresindeki pek çok insanın da hayatına dalıyoruz. En başta, Proust'un meşhur Baron de Charlus karakterine ilham veren Kont Robert de Montesquiou ve Prens Edmond de Polignac olmak üzere Oscar Wilde'dan Sarah Bernhardt'a dönemin pek çok büyük şahsiyeti de kitapta uzun uzun anlatılıyor.

Kurmaca olmayan ama kurmaca lezzeti veren bir kitap Kırmızı Giysili Adam. Yer yer aşırı bilgi yüklemesi nedeniyle insanın odaklanması güçleşse de, Barnes gerçek bir hayatı lezzetli bir sohbet tadında sunuyor okura ki bayıldım. Bu ünlü şahısların o dönem yapılmış portrelerini ve çekilmiş fotoğraflarını da işin içine katıyor, onların zihnimizde vücut bulmasını sağlıyor. Barnes tabii ki Barnes, ara ara kendini tutamayıp dönemin sevip saymadığı karakterlerine lafını da sokmadan edemiyor.

Mesela bu kitaptan şöyle bir hikâye öğrendim: Oscar Wilde, eşcinselliği nedeniye hüküm giyip Reading Zindanı'nda yatıp tahliye olduktan sonra intiharı düşünmeye başlamış ve bunun için Seine Nehri'nin kenarına gidip duruyormuş. Bir gün orada Pont Neuf'de gözünü suya dikip bakan bir adam görmüş ve onun da kendisi gibi umutsuz olduğunu düşünerek "Siz de bir intihar adayı mısınız?" diye sormuş, adam da "Hayır, ben kuaförüm!" demiş; adamın yanıtındaki bu mantıksal ilişkisizlik Wilde'ı hayatın hala yaşanılacak kadar komik olduğuna inandırıp intihardan vazgeçirmiş.

Çok enteresan ve lezzetli bir kitap bence bu; biyografi yazmanın aykırı bir biçimi. (Nitekim yazar zaman zaman biyografi yazmaya dair de kafa yoruyor kitapta.) Okuduğum için acayip mesudum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kırmızı Giysili Adam
Vallahi Barnes'a hayran olmamak mümkün değil. Pek çok şeyine hayranlık duyuyorum ama burada beni en çok büyüleyen şey çalışkanlığı oldu. 2019 tarihli bu kitap yayımlandığında kendisi 73 yaşındaydı; 73 yaşında bir yazar nasıl bu kadar zengin, bu kadar yoğun arşiv araştırması ve kaynak taraması gerektiren, bu kadar kapsamlı bir kitap yazar, hakikaten inanılmaz. Önünde saygıyla eğiliyorum sevgili Barnes.

Şöyle bir şey demek istiyorum: bu kitabı Kayıp Zamanın İzinde'den hemen önce ya da hemen sonra okumalı, enfes bir Belle Epoque panoraması zira. Temel odağı dönemin ünlü cerrahı jinekolog Samuel Pozzi'nin yaşam öyküsü olsa da, kendisinin çevresindeki pek çok insanın da hayatına dalıyoruz. En başta, Proust'un meşhur Baron de Charlus karakterine ilham veren Kont Robert de Montesquiou ve Prens Edmond de Polignac olmak üzere Oscar Wilde'dan Sarah Bernhardt'a dönemin pek çok büyük şahsiyeti de kitapta uzun uzun anlatılıyor.

Kurmaca olmayan ama kurmaca lezzeti veren bir kitap Kırmızı Giysili Adam. Yer yer aşırı bilgi yüklemesi nedeniyle insanın odaklanması güçleşse de, Barnes gerçek bir hayatı lezzetli bir sohbet tadında sunuyor okura ki bayıldım. Bu ünlü şahısların o dönem yapılmış portrelerini ve çekilmiş fotoğraflarını da işin içine katıyor, onların zihnimizde vücut bulmasını sağlıyor. Barnes tabii ki Barnes, ara ara kendini tutamayıp dönemin sevip saymadığı karakterlerine lafını da sokmadan edemiyor.

Mesela bu kitaptan şöyle bir hikâye öğrendim: Oscar Wilde, eşcinselliği nedeniye hüküm giyip Reading Zindanı'nda yatıp tahliye olduktan sonra intiharı düşünmeye başlamış ve bunun için Seine Nehri'nin kenarına gidip duruyormuş. Bir gün orada Pont Neuf'de gözünü suya dikip bakan bir adam görmüş ve onun da kendisi gibi umutsuz olduğunu düşünerek "Siz de bir intihar adayı mısınız?" diye sormuş, adam da "Hayır, ben kuaförüm!" demiş; adamın yanıtındaki bu mantıksal ilişkisizlik Wilde'ı hayatın hala yaşanılacak kadar komik olduğuna inandırıp intihardan vazgeçirmiş.

Çok enteresan ve lezzetli bir kitap bence bu; biyografi yazmanın aykırı bir biçimi. (Nitekim yazar zaman zaman biyografi yazmaya dair de kafa yoruyor kitapta.) Okuduğum için acayip mesudum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yürümek - Evet
Valla zor kitap. Ben Bernhard’ın hikâyesi daha zengin, felsefik tarafı daha geriden sezilen metinlerini daha çok seviyorum sanırım. Bu kitap kendisinin varoluşçuluğunun oldukça belirgin olduğu eserlerinden biri. Kendisi okuru her zamanki gibi tekrarlarıyla zorluyor (bunu yapmasına bayılıyorum gerçi). “Evet” öyküsü özellikle anlattığı kadın öyküsü bakımından oldukça ilginçti. Kitabı tavsiye ediyorum ama Bernhard’a yeni başlayacaksanız daha kolay bir eseriyle başlamanızı öneririm naçizane.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir