Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Mart 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İyilik Timi kitabı başından sonuna kadar heyecanla okunuyor ve aslında küçük iyiliklerin ne kadar büyük değişimler yaratabileceğini gösteriyor.

Kitap, iyilik yapmayı seven ve bunu bir görev gibi benimseyen bir grup çocuğun maceralarını anlatıyor. Çocuklar, çevrelerindeki insanlara yardım etmek için yaratıcı çözümler üretiyor, bazen komik bazen de düşündürücü olaylarla karşılaşıyorlar. Ancak en güzeli, iyiliğin bulaşıcı olduğunu ve her yaştan insanı etkileyebileceğini gösteriyor olması. Okurken bir ders verme havası yerine, gerçekten o çocuklarla birlikte iyilik yapıyormuş gibi hissediliyor. Yazarın dilinin samimi olması da bunda etkili tabii. Özellikle çocuklara empati kazandırmak, arkadaşlık duygusunu pekiştirmek ve topluma duyarlı bireyler yetiştirmek isteyen ebeveynler ve öğretmenler için harika bir kitap.

İyilik Timi kesinlikle listenizde olmalı. Hem eğlendirici hem de güzel değerler kazandıracağından eminim. İyilikle kalın!
Yanıtla
10
0
Destekliyorum  5
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Mart 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eser, telepatinin ne olduğu, nasıl çalıştığı ve nasıl uygulanabileceği üzerinde uzun uzun duran ve bütün yöntemleri açıklayan bir rehber olarak hazırlanmış. Teorik bilgilerin yanında pratik bilgilerini, aynı zamanda gerçek hayatta işe yarayan teknikleri de içeriyor. Telepati, kavram olarak hayatın içerisindedir ve bilimin de spiritüalizmin de ilgisini çekmiştir. Aynı anda aynı şeyi düşündüğünüz veya söylediğiniz anlar muhakkak olmuştur. Fiziksel herhangi bir temas olmadan zihinler arası iletişimi sağlamaktır. Genelde, günümüzde popüler olarak ilişkiler ve maddi kazançlar için yapılan telepatinin bu kitapta genelde ilişki kısmı üzerinde durulmuş. Sizi hiç tanımayan, habersiz birine mesaj vermek için telepati ile şansınız olabilirmiş. Ben bu kitaptan bunu çıkardım. Okurken denediğim yöntemler olmadı değil. Yıllardır içten içe birinin zihnine mesaj göndermeyi, sevdiğiniz kişinin sizi hissetmesini ya da telepati yoluyla mesaj attırmayı merak ettiyseniz doğru yerdesiniz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Mart 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sultan 2. Abdülhamid'in Selanik'e sürgün edilmesinden başlıyor ve Beylerbeyi Sarayına nakledildiğinde bitiyor, içerik olarak karşı fikirlerin konması güzel olmuş, Abdülhamid'i tedaviye gelen ittihatçı doktorun ve karşısında duran Sultanın fikirlerinin zıt olması ancak doktorun devamlı sultanı dinlemesi sebebiyle , sultana olan kininde biraz da olsa yumuşama olması, sürgün bir padişahın psikolojisi, hürriyet meraklısı doktor ve diğerlerinin fikirleri yani kitabın alt başlığında dediği gibi 'istibdat ve hürriyet' başlığını karşılıyor, kitap bölüm bölüm ve farklı bilgiler sunuyor, tavsiye ederim.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum  1
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Mart 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Siyaset, Din ve Ticaret Ekseninde Moğollar, İslam ve Batı Avrupa
Moğolların 13. yüzyılda giriştikleri büyük kapsamlı istila ve işgal hareketleri doğudan batıya doğru tüm dünyada geniş çaplı kaotik bir durum yaratmıştır. Moğollardan önce namları duyulmuş, ortaya çıkan psikolojik savaş unsurları sansasyonel bir etkiyle halkların ve yöneticilerin kâbusu olmuştur. Ardı ardına ele geçirilen topraklarda dünyanın o güne dek görmediği bir vahşet, duyanları yeni çareler bulmaya itmiştir. Özellikle Batı Avrupa, Moğol ordularının Doğu Avrupa’da görülmesinden sonra ülkelerin başına gelecek meşum akıbetin önüne geçmek istemiştir. Moğol duyumlarının efsaneye dönüşmesi sonrası nerdeyse o günlerde bilinen dünyanın bir ucundan diğer ucuna diplomatik ilişki ağı oluşmaya başlamıştır.

Moğol, İslam ve Avrupa tarihi hakkında kapsamlı çalışmaları bulunan Adil Hilal de Moğol intişarını izleyen süreç içinde Moğol- Batı Avrupa ilişkilerini İslam dünyasına etkileri kapsamında incelemiştir. Aslında coğrafyaya bakıldığında Çin’in yamacında zuhur etmiş bir imparatorlukla Batı Avrupa arasında devasa bir mesafenin olduğu dikkat çeker. Fakat Moğolların Asya’da sağladıkları Pax Mongolica (Moğol Barışı) dönemi, Haçlı Seferlerinin sağladığı Doğu ile Batı’nın temas hali, artan ticari münasebetler sayesinde ilk ilişkiler başlar.

Cengiz Han dönemi ve onun vefatını izleyen dönem arasında belirgin farkların olduğu malumdur. Büyük cihangirin ölümü sonrası Moğol topraklarının Cengiz’in dört çocuğu arasında pay edildiği devirde dünyanın istikrarında da dalgalanmalar görülür. Adil Hilal de işte bu dönemde 1237-1255 yılları arasındaki ilişkileri kaleme alarak eserine başlar (Birinci Bölüm). İlk temasların vuku bulduğu bu dönemlerin belirgin özelliği Moğolların şartsız biat istemeleridir. İlk giden heyetler hakkında bahseden Hilal toplumların birbirlerini tanımalarının aşamalarını detaylı bir şekilde satırlara döker.

Türk akademik literatüründe de karşılığı bulunan Carpini, Lombard, Rubruck gibi diplomat seyyahların yapmış olduğu seyahatleri iyi bir şekilde özetleyen Hilal ilk ilişkilere kadar olan siyasi tarihe güçlü göndermeler yapar. Aslında güç dengesinin bu kadar iyi gösterilmesi, Avrupa cephesinin durumunu da aşikar kılar. İlk olarak Moğol fırtınasına karşı aranan çareler ve yürütülen projeler; silaha dokunmadan kalemle Moğolların Hristiyan olması hedefine binaen hareket eder. Bu nedenle Batı’nın muktedir imparatorları kolay olana yönelerek, dini bir misyonun tahakkuku için çaba sarf eder.

Eserin ikinci bölümünde; Hilal, tarihçi perspektifinden olaya bakmaya ve çoklu uluslararası ilişkiler kapsamında ele aldığı olayları detaylandırmaya başlar. Aslında burada Cengiz’in ölümünden sonra dörde bölünen Moğol imparatorluğunun İlhanlılar cephesi anlatılır. Emsali olan özel konulara yoğunlaşmış eserlerin aksine İlhanlıların siyasi tarihi ilgi çekici şekilde detaylandırılır. Böylelikle Ortadoğu- Türkistan- Kafkaslar arasında zuhur eden siyasi tablo ana hatlarıyla okurun önünde arzı endam eder. Bölgede büyük bir güç olarak sivrilen Memluklara mağlup olan Moğolların artık gardı düşer ve Latinlerle anlaşmaya yaklaşırlar.

Eser sadece siyasi tarihi detaylandırmakla kalmaz. Bu dönemde diplomatik ilişkiler ve özel önemi haiz birçok elçilik heyetinin diplomatik çabaları da satırlara yansır. Misal İlhanlı Hanı Argun dönemindeki Moğollar tarafından yollanan dört elçilik heyeti hakkına bilgi verilir. İlişkilerin İlhanlı hanlarının dönemlerine müstakil başlıklarla sunulması, eserin aslında Moğol-Latin ilişkilerinden ziyade İlhanlı-Batı Avrupa ilişkilerine yoğunlaştığının kanıtı gibidir. İlk bölümü sonuç kısmıyla bitiren müellif ikinci bölümü de ilişkilerin beklentilerin aksine sonuçlanmasının nedenleri üzerinde durarak bitirir. Bu şekildeki metodolojik tercihten anlaşıldığı üzere, müellifin kitabını farklı makalelerin birleşiminden oluşturduğu fikri okurda hasıl olur.

Eserin üçüncü bölümü; din ilişkilerine ayrılır. Avrupa ve Moğolların din siyasetinin tam manasıyla anlaşılması için iki tarafın dine karşı tutumlarının deşifre edilmesi gerekliliğinden hareket eden Hilal gerek Avrupa’nın gerekse de İlhanlılar üzerinden Moğolların dini siyasetleri doğrultusunda nasıl hareket ettiklerini tüm yönleriyle ortaya koyar. Mesele esasında basittir. Batı Avrupa Moğolları Hristiyanlaştırarak onların sayesinde Asya’nın bütününü dinen fethetmek istemektedir. İlhanlılar ise Memluklara karşı bir müttefik bulmak istemektedir. Ama iki tarafında beklentisinin dışına çıkan bir sonuç iki tarafı tatmin etmezken, yaşananların din siyasetinin çetrefilli yönlerini aşikar etmesi bakımından okuru memnun eder.

Dördüncü bölümde ise; ilişkilerin ticari yönü üzerinde durulur. Her ne kadar ilişkiler kapsamında Moğollar adı altında İlhanlılar ön plana çıkıyorsa, ticaret bağlamında da Venedik ve Cenevizliler baş rol mevkiine yükselirler. Akdeniz ticaretinin nabzının nasıl attığı, İtalyan şehir devletlerinin dinden bigane şekilde Asya’ya uzanma çabaları, verilen imtiyazlar, ambargolar, kutsal savaşların gölgesinde filizlenen pazarlar, büyük ticaret yollarının seyri vs. gibi birçok malumat bu kısımda çok rafine biçimde dile getirilir.

Siyaset, din ve ticaret merkezli takip edilen ilişkiler izah edilirken hem Batılı kaynaklar hem de yazarın mensubu olduğu millete ait Arapça kaynaklar çok iyi takip edilir. Yer yer karşılıklı şekilde değerlendirilen kaynakların birbirlerini doğruladıkları yerler üzerinde özellikle durulur. Yazarın anlatısında Arap mensubiyeti bağlamında taraflı yorum yapması beklenirken salt durumu ortaya koyan yorumları yaparak objektiflik koruduğu fark edilir.

Eserin iyi bir çevirisi olmasına karşın, imla açısından tekrar elden geçirilmesi gerekmektedir. Bu arada dilimize onlarca eser kazandıran Merhum Ahsen Batur’un notlandırmalarla esere diğer çevirilerine nazaran daha az müdahale ettiği görülmektedir. Bu nedenle yazarın bazen bozkır kültürüne ilişkin değerlendirmelerde sathi yorumlar yaptığı gözden kaçmamaktadır. Örnek verilirse Asya kültüründe “gök” figürü fazlasıyla önemlidir. İlhanlı hanlarının mektuplarındaki “gök” merkezli yeminlerinin inanç gizleme çabası olarak nitelendirilmesi ve Şamanizm’in bir din olarak kabul edilmesi yazarın direkt kabulünden ziyade tartışmaya açıktır. Bununla birlikte elçiler vasıtasıyla ulaştırılan mektupların detaylı tahlil ve tenkit edildiği söylenebilir. Hatta mektuplardaki ifadelerden yola çıkılarak yapılan fikir jimnastiklerinin ufuk açıcı olduğunu belirtmekte fayda vardır.

Sonuçta, milletler arası ilişkilerin günümüzdeki gibi olmadığı bir dönemi anlatmanın kendi içinde zorlukları mevcuttur. Özellikle tarafları birbirlerinin gözünden anlatmak insanlar arası ilişkilerden daha karmaşık olan devletlerarası bir tabloyu layıkıyla çözümlemeyi zaruri kılar. Moğol- Avrupa arasında ikbal dönemlerini yaşayan İslam’ın durumunu izah etmek, bölgeye damgasını vuran Müslümanların tarihi için önemlidir. Yine bir Türk devleti olan Memlukların bölge siyasetindeki üstünlükleri daha fazla incelemeyi hak etmektedir. Zira Türklerin Mısır merkezli tarihleri İran merkezli tarihlerinden geri kalmaz. Her ne kadar İslam ilintisi gereğince İlhanlılar merkeze alınsa da Altınorda, Çağatay ve Kubilay hanlıkları uluslararası ilişkiler bağlamında incelenmeyi hak ederler. Dileriz ki Moğol mirası ve Türklere etkileri, yazılacak yeni eserler nispetince kütüphane raflarını zenginleştirir.

Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Mart 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Rachel L. Carson, doğa yazarı. Doğaya, biyolojiye ve yazmaya tutkusunu birleştirerek detaylı bir bilim anlayışıyla bize sunmuştur.
Bu kitabından; denizde hiçbir şeyin israf olmadığını, okyanusları, yosunları, planktonları, balinaları, denizin hayalet tabanını, çıtçıt karidesleri, mürekkepbalıklarını, kıta sahanlığını, kıta yamaçlarını, deniz çukurlarını, deniz dağlarını, derin deniz akıntılarını, yankı sondajını, ölü suyu, grunion balığını (çok ilginç bir balık, ama burada yazmayacağım, merak eden kitabı okusun) okyanustaki mineral zenginliğini öğreniyoruz. Okurken “vay be” dediğiniz yerler çokça mevcut. Yaşadığımız dünyayı tanımamıza yardımcı olacak muhteşem bir kitap.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Mart 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Veba gerçekten de çok etkileyici ve düşündürücü bir kitap. Corona günlerinde yaşadıklarımızı anımsatması kaçınılmaz. Salgın hastalıklar karşısında bireyin ve toplumun tepkilerini, çaresizlik duygusunu, alışkanlıkların nasıl değiştiğini ve insanların zamanla bu korkuyu nasıl kanıksadığını gözler önüne seriyor.Salgınlar sadece bedenleri değil, hayatlarımızı da alıp götürüyor. Camus, Veba’yı 1947’de yazdı. Roman, 1849’da Cezayir'in Oran kentinde yaşanan kolera salgınından esinlenilmiş gibi görünse de aslında İkinci Dünya Savaşı’na, Nazi işgaline ve faşizme bir alegori olarak da okunur. Fakat bugün, özellikle COVID-19 sonrası, romanın gerçek anlamıyla bir salgın anlatısı olarak da ne kadar güçlü olduğu ortaya çıktı. Camus'nün bireyin trajedisini ve toplumun tepkilerini böylesine zamanüstü bir şekilde betimleyebilmesi, onun derin gözlem yeteneği ve insan doğasını kavrayışındaki ustalıktan kaynaklanıyor.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Mart 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Başarısızlığı koca bir felaket gibi gören, “Başarısız oldum, bittim, mahvoldum!” diyen bizlere aslında başarısızlığın ne kadar doğal, hatta bazen ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Hayatta kimse hep kazanmıyor. Hatta büyük başarılara imza atmış insanların çoğu, defalarca dibe batıp geri çıkmıştır hepimiz biliriz. Ama biz nedense sadece başarı hikâyelerini görüyoruz, o başarısızlıkları görmezden geliyoruz. Bu kitap işte bu farkındalığı kazandırıyor bize. “Hata yaptım, denedim ve olmadı, peki şimdi ne yapacağım?” sorusunun cevabını buluyoruz. Anlatım dili çok samimi. Hani biriyle oturup dertleşirken, onun sana “Boş ver, hayat devam ediyor!” demesi gibi bir his veriyor kitap bize. Öğrencilerimle birlikte çok sevdik, sizlere de tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar..
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Mart 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabımız sürekli mükemmel olmaya çalışmanın bizi nasıl tükettiğini, toplumsal baskıların bizi nasıl şekillendirdiğini ve aslında mükemmelliğin bir yanılsamadan ibaret olduğunu anlatıyor. “En iyisi olmalısın, hata yapmamalısın, zirveye çıkmalısın!” gibi şeyler öğretiyoruz farkında olmadan öğrencilere ya da çocuklara. Ama hiç kimse “Mutlu musun?” diye sormuyor. İşte bu kitap, tam da bu soruyu soruyor.

Hayatta her şeyin yolunda gitmesi gerektiğine inanan, hata yapmaktan korkan, başkalarının onayını almadan kendini değerli hissedemeyen insanlar… Belki de farkında olmadan siz de bu insanlardan, bu kulüpten birisiniz. Kitap, bazen insanı sarsan, bazen de gülümseten bir dille bu farkındalığı bize kazandırıyor.

Öğrencilerim severek okudular. Sizlere de tavsiye ediyorum.

“Mükemmel olmayan bir dünyada her şeyin mükemmel olmasını sağlayamayız.”
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Mart 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İktisat fakültesi mezunuyum, antropoloji, ekoloji, arkeoloji, perma kültür konularına çok meraklıyım, şu aralar "Tarım Teknolojileri" bölümünde öğrenciyim. Tüm bunlardan dolayı kitabın konusuyla ilgili, yerli ve yabancı yazarlardan birçok kitap okudum ve okuyorum. Yazılanlar, anlatılanlar hep aynı buna şaşırmamak lazım, bu kitapta da aynı, zaten yazar kitabın ilk sayfalarında " bu proje, bilinçli biçimde, türev niteliğindedir. Kendi içinde yeni bir bilgi üretmemektedir ve en iddialı haliyle amacı, aydınlatıcı veya akıl çekici bir şekilde mevcut bilgi noktalarını birleştirmektir " diyor. 

Bilgiler aynı olmasına rağmen, çok beğenerek okudum. Tarihe bir de James C.Scott gözüyle bakmış oldum. Benim için verimli bir okuma oldu, çeviri de oldukça başarılı. Bu değerli kitabı dilimize kazandıran Sayın Akın Emre Pilgir'in emeklerine sağlık .

İktisat tarihi, antropoloji, tarih, tarım, arkeoloji meraklılarına, hatta bu konular üzerine yeni yeni ilgi duymaya başlayanlara tavsiye ederim . 
Yanıtla
4
1
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Mart 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İtalo Calvino'nun kurgu şaheseri. Okuma sürecim çok hızlı ve akıcı olmasa da, doluluğuyla, sıradışı kurgusuyla en'lerimin toplandığı bir kitap oldu: Okuduğum en ilginç, en müthiş zeka ürünü, ve okumak eğer zekayı geliştiriyorsa beynimin sınırlarını zorlamasıyla zekamı en çok geliştirdiğini düşündürdü bu kitap. Okur ve yazarlık, okuma ve yazma eylemleri üzerine geniş ufuklar kazandırdı. Ayrıca hakkında onca şey okuyup da ne olduğunu tam olarak çözemediğim postmodernizmin ne olduğunu da tane tane anlatmış. Hatta bu kitap postmodernizmin sadece kağıda ve mürekkebe dökülmüş değil, adeta ete kemiğe bürünmüş, can bulmuş hali demek mümkün. İyi bir okur iddiasına olanların ve belki bir gün yazar olma umudu taşıyanların başucu kitabı olmalı.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir