Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
babasını ararken çıktığı yolculukta, özlemi, sevgiyi ve umut etmeyi yumuşacık bir dille anlatıyor. Her sayfasında hem merak hem de sıcacık bir duygu var.

En çok da şu etkiledi beni: Bu hikâyenin bir çocuğun hayal gücünden doğmuş olması… Çizimlerdeki sadelik ve samimiyet o kadar gerçek ki, okurken kalbine dokunuyor.

Minik okurlar için güven duygusunu, aile bağlarını ve sevgiyi anlatan çok naif bir kitap. Okurken hem gülümsedim hem de içim ısındı

Çocuklarla yapılacak huzurlu bir okuma saati için kesinlikle çok güzel bir seçim
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsan psikolojisini ele alan kitapları seviyorsanız kesinlikle kitaplığınızda bulunması gereken bir roman. Hesse’nin kendi yaşamından da izler görülen bu kitapta Harry’nin içsel çatışmaları, kendi kişiliğini oluşturan parçalarını keşfetmesi etkileyici bir anlatımla ele alınmış, öyle ki o bunalımlı ruh halini zaman zaman zirvede hissettim ve hatta huzursuz hissettim ki durup biraz bekleme ve sindirme ihtiyacı hissettim. Beni en son Dostoyevski’nin Öteki kitabı bu kadar etkilemişti, şimdi bir süre kitabın etkisinden çıkmayı bekleyeceğim ve yeni Herman Hesse kitapları ile kendimi ödüllendireceğim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İçerideki o dar hücreden, dışarıdaki o devasa infaz kalabalığına kadar her şey aslında tek bir saniyeye sığıyor. Mesele sadece bir adamın ölümü değil, adaletin o soğuk, paslı giyotin bıçağına dönüşmesi. Mahkumun işlediği suç ne kadar ağır, kurbanın acısı ne kadar derin olursa olsun, bir insanı saati saatine, planlı bir şekilde yok etmenin adına adalet demek bana ironik geliyor.
Eğer birini öldürdüğü için öldürüyorsak, devlet ile katil arasındaki fark sadece birinin elinde mühür, diğerinin elinde bıçak olması mı kalıyor? Victor Hugo, devletin kısasa kısas mantığıyla hareket ederek aslında katilin seviyesine indiğini savunuyor. Modern dünyada o giyotinler yok belki ama insan ruhunu ağır ağır asan sistemler hala yerli yerinde. Adalet, öç alma duygusundan arınmadığı sürece hep bir tarafı karanlık kalacaktır.

Mezar, ne pişmanlığı duyabilir ne de ıslahı görebilir.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okurken acı çektiğim halde elimden bırakamadığım bir eser oldu. Müslüman kardeşlerimizin çektiği sıkıntıları, gördüğü zulümleri okudukça kahroldum. Devlet olarak olaylara müdahil olmamamızı büyük bir eksiklik olarak görsem de Türkistan'da gavur eliyle yapılan uygulamaların ülkemde (kendi idarecilerimiz eliyle) nispeten vuku bulduğunu hatırlayınca dönem yöneticilerinden herhangi bir tepki beklenmesinin abesle iştigal olduğunu fark edip daha da kahroldum. Türkistan'ın yaşadığı, insanlığı utandıran zulüm dönemini kökenine inerek öğrenmek isteyen bu kitabı muhakkak okumalı. Halen bağımsızlığına kavuşamamış, garip kalmış bir bölge olması nedeniyle daha çok bilinçlenmemizi sağlayacağını düşündüğüm bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İki arkadaşın hayatlarından kesitler sunan çok sıradışı bir kitap. Açıkçası anlamakta çok zorlandım. Bir tarafta yaşam amacını kaybetmiş ve günlerinin önemli bir kısmını bir oyun makesinde oyun oynayarak ziyan eden insanlar… diğer tarafta yaşamaya devam eden, çalışan, yazan, konuşan, seven, sevilen başka insanlar…

Aslında hayatımızı nelerle neden doldurduğumuza odaklanan Murakami güzel bir mantıkla yola çıksa da, ilk dönem eserlerinden olan bu kitapta sıkıcı bir dil kullanmış. Kitap beni çok yordu. Yazarın dilini geliştirmesi ve tarzının oturması oldukça uzun bir zaman almış anlaşılan.

Bir dipnot eklemek gerekirse kitabın kahramanlarından biri olan Fare karakterini Murakami son kitaplarından bir kaçında da kullanıyor.

Murakami’nin yazınsal gelişimini görmek adına önemli fakat okunması çok zor bir kitaptı.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
aman Allahım nasıl güzel yazılmış diyaloglar...
“Bir adam dolanıyor Deniz Bulvarı’nda. Bir kadın bunu biliyor.”

Marguerite Duras’dan yine kağıt kesiği gibi bir minik kitap. Çok acayip bir kadın kendisi sahiden, ne vakit elime bir kitabını alsam içimde bir tuhaf ürperti duyuyorum, yine nasıl bir yerden bana nüfuz edip canımı acıtacak o kısa, kesik ama ritmik cümleleriyle diye.

Ritmik bu kitap için özellikle doğru bir sıfat bence, çünkü kitabın adı “Moderato Cantabile” bir müzik terimi; “hafif ve ezgili” anlamına geliyormuş. Duras edebiyatının sinemayla ilişkisi malum, bu kitap da çok tuhaf biçimde sinematografik, ki zaten filme de uyarlanmış.

Bir adam bir kafede karısını vurup öldürüyor. Öldürülen kadının çığlığını duyan bir başka kadın, bu olaya bir tür saplantı geliştiriyor ve her gün aynı kafeye gelip olaya şahit olan bir adamla konuşmaya başlıyor. Kitabın kahir ekseriyeti bu diyaloglardan oluşuyor. Kadın evli, adam değil. Aralarında beliren şeye aşk diyebilir miyiz, bence deriz; aşkın binbir biçiminden biri şüphesiz.

Diyaloglar dedim - aman Allahım nasıl güzel yazılmış diyaloglar. Bu kadar az kelimeyle bu kadar çok hissi nasıl aktarıyor, nasıl bu kadar sarsıcı yazabiliyor; her defasında bir kez daha vuruluyorum bu kadına. Doğru düzgün mekân betimlemeden insanın gözünün önünde böyle kalıcı imgeler / görüntüler bırakmak çok acayip bir iş; okuduğum her Duras kitabını düşündüğümde gözümün önüne resimler geliyor ve bu minicik (80 sayfa) kitabın da bana aynısını yaptığını, zamana direnen bir acayip tabloyu beynime nakşetmiş olduğunu şimdiden biliyorum.

Çok güzel, çok.

“Geceleri, evler uzaklaşıyor.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
bir dolu soru bırakıyor kucağımıza...
"Bilmiyorum mösyo, mutluluğa katlanmak mı zor yoksa insanlar mı onu yanlış anlıyor bilmiyorum. Belki de ne tür bir mutluluğa ihtiyaç duyduklarını ya da onunla ne yapacaklarını bilmiyorlar. Onu ellerinde tutmaya çalışmaktan bile yorgun düşüyor olabilirler, bilmiyorum. Bildiğim şu ki onun hakkında konuşuyoruz, böyle bir sözcük var ortada ve boş yere icat edilmiş olamaz."

Marguerite Duras'yı, onun kısa, kesik, insana nüfuz eden cümlelerini özlemişim. Kendisinin küçücük kitabı "Parkta", hacminden beklenmeyecek bir yoğunluk barındırıyor. Bir novella demek bile zor bu kitaba, bir evde hizmetçi olarak çalışan 20 yaşında bir genç kız ile ondan biraz büyük bir seyyar satıcının parkın birinde bir bankta denk gelmeleri üzerine başlayan diyaloglarından mütevellit bir kitap. Genç kız mutsuz ama başka bir hayata dair umutlu, adam ise umutsuz ama mutsuz da değil, kabullenmiş. Kafa kafaya verip hayatta bulundukları yere, sahip olmak istediklerine, beklentilerine, çaresizliklerine, dünyayı görme biçimlerine dair konuşuyorlar.

Birbirlerine sordukları sorularla diyalog yer yer epey felsefi bir hal alıyor. Duras o yalın diliyle üzerine düşünülecek bir dolu soru bırakıyor kucağımıza. Mutluluğa, umuda, arzulara, tahayüllere, şehirlere, istemeye, almaya, değiştirmeye, cesarete dair sorular. Belki de kendimize doğru sorular sormakla başlıyor her şey dedirten sorular bunlar.

Bana bu minik kitaptan kalan da bu oldu sanki: soru sormayı hatırlamak. Cevaplarını bilmesek bile.

"Hayatın henüz başlamadığını sanarız ama o aslında çoktan başlamıştır."

Seni epey seviyorum Duras.

Bitirmeden ekleyeyim; sevgili Şirin Etik'in çevirisi pırıl pırıl, pek leziz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
içinden damıtılacak epey bilgelik var bence bu kitabın...
"Bilinmeyen bir soyutlamadır, bilinense bir çöl. Ama şöyle böyle bilinen, hayal meyal görülen yer, arzuyu ve hayali fena halde kışkırtır."

Arjantinli yazar Juan José Saer ile tanışma kitabım oldu "Kimsesiz". (Ben ve Arjantinli yazarlar, biliyorsunuz.) 16. yüzyılda Hint adalarına giden bir gemiye miço olarak binen ve sonrasında 10 sene boyunca bir yerli kabilesinin yanında kalan (tutsağı olan demiyorum, zira başka bir ilişki var burada) anlatıcımızın, üzerinden 60 sene geçtikten sonra dönüp bu olay tarafından şekillendirilen hayat hikâyesini anlatışını okuyoruz kitapta. 150 sayfalık hacmi ve macera romanı gibi tınlayan konusu yanıltmasın, hiç kolay bir kitap değil bu, aksine. Çokça eğretilemeler, insan doğasına dair epey detaylı inceleme ve analizler barındıran, özellikle son bölümde basbayağı felsefik bir sorgulamaya girişen bir metin.

Sürekli lafı Proust'a getiriyorum bu ara ama kusura bakmayın, anlatıcının hatırlayış ve aktarış biçimini kesinlikle ziyadesiyle Proustyen buldum. Bu benzerliği bir defa kurunca da sanki egzotik bir adada geçen alternatif ve kolonyal bir Kayıp Zamanın İzinde okur gibi hissettim, epey enteresan bir deneyim oldu benim için.

Zaman zaman ayrıntıların fazlalığı biraz yorucu olsa da, içinden damıtılacak epey bilgelik var bence bu kitabın. Özellikle anlatıcının, yerlilerin dili ve birden fazla anlama gelen kelimelerinin dünyayı deneyimleme biçimlerine dair neler söylediğini keşfetmeye çalıştığı etimolojik analizlerin olduğu kısımlara bayıldım. Bu bölümlerde yazar adeta bir antropolog gibi derinlemesine inerek didikliyor meseleyi ve böylece incecik bir kitaptan beklemeyeceğiniz bir derinlik buluveriyorsunuz.

Yine de bazı bölümlerin durup yeniden okuma ihtiyacı duyuracak denli zorlayıcı ve teorik olduğunu da ekleyeyim. Hakkını vermek istiyorsanız şayet sakin, odaklanabileceğiniz bir zamanda ağır ağır okumanızı önereceğim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
çok sürükleyici ve oldukça iyi yazılmış bir roman...
"Bilinebilseydi kötülük olmazdı. Sen otur duanı et, kötünün sana değmeden geçip gitmesi için. Korkulacak şey kötülük değil. Zaman. Çünkü onu yenebilecek kimse yok."

Güney Koreli yazar Kim Young-Ha'nın çok okunan romanı Bir Katilin Güncesi, bildiğimiz polisiyelerin çok dışında bir kitap. Hatta bir polisiye mi, ondan bile emin değilim. 25 yıl önce cinayet işlemeyi bırakmış ve Alzheimer hastası olan bir seri katilin notlarını okuyoruz eser boyunca. Tabii bu muazzam konu; yazarın hafıza, hatıra, kimlik, kötülük, şiddet gibi büyük konulara dair akıl yürütmesine, sorular sormasına izin veriyor, hâliyle de ortaya epey tatmin edici bir metin çıkıyor.

Kötülük etmekten haz duyduğu için insan öldüren, fakat hafızasını yitirmeye başlamasıyla beraber kimliğini de kaybetmekte olan yaşlı bir adamı dinliyoruz. Hayatı boyunca sigara içmemiş, içkiyle arası olmayan, aslında dışarıdan bakınca kendi halinde ve hatta epeyce savunmasız gözüken biri o - alıştığımız seri katil profillerinden çok uzak. Yitirmekte olduğu hafızası, kafasında karışan olaylar, yeni türeyen bir katilin kendi kızına musallat olmasına dair duyduğu endişe ile beraber olayların kontrolünü iyice yitiriyor ve her şeyi sorgulamaya başlıyor, bu sorgulamalar onu daha da yanlış cevaplara götürüyor.

Hikâyenin "gizem" kısmı ve sonu biraz tahmin edilebilir olsa da çok sürükleyici ve oldukça iyi yazılmış bir roman bu. Kısacık ama çok akılda kalıcı.

Şu alıntıyla bitireyim:
"Defterimin her yerinde alakalı alakasız "gelecek hafızası" notu var. Acaba ne için yazmıştım ki? Benim yazım olduğu kesindi fakat ne anlama geldiğini ne kadar düşünsem de anlayamıyordum. Geçmiş olayları anımsamak değil midir ki hatırlamak? Ama"gelecek hafızası" yazmışım. İnternette "gelecek hafızası" dive aratınca ileride yapılacak şeyi hatırlamak anlamına geldiğini anladım. Bir demans hastasının en önce unuttuğu şey budur, diye yazıyordu. Geçmiş hafızasını kaybedince kim olduğunu unuturken geleceği hatırlamayınca kişi devamlı anda kalıyor. Geçmiş ve gelecek olmazsa şu anın ne anlamı olabilir ki?"
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
yazdığı önsözlerin bir derlemesi...
“Bildiğim kadarıyla bugüne dek önsözle ilgili bir teori ortaya koyan olmadı. Bu ihmalden ötürü kaygılanacak değiliz, ne de olsa hepimiz az çok onun ne olduğunu biliyoruz. Önsöz, üzücü çoğunlukta, sofra başı hitabetiyle kasvetli övgünameler arasında gidip gelir; içinde bolca, sorumsuzca boca edilmiş abartı bulunur, kuşkucu okuma bunları türün geleneği olarak kabul eder.”

Borges’in dilimize çevrilmiş eserleri içinde okumadığım tek kitabıydı Önsözler Kitabı, zaten de çok yeni yayımlandı. Borges semineri öncesi kendisiyle biraz daha hemhal olayım diyerek alıverdim elime. Hayatta sevdiğim önsöz çok azdır, hatta genelde sinir olurum önsözlere, zira kimisi kitabın tüm sırrını fâş eder, heveslendireceğine heves kaçırır filan, o nedenle önsözlerden müteşekkil bu kitaba karşı ne hissedeceğime dair endişelerim vardı, ama tabii ki Borgesciğim yine üzmedi. Yukarıdaki tatlı alıntı da kitabın önsözünden, Borges’in koyduğu ismiyle; “Önsözlerin Önsözü.”

Kitap, kendisinin kimi eserler için yazdığı önsözlerin bir derlemesi. Aralarında okuduğum kitaplar da (Kafka-Dönüşüm, Adolfo Bioy Casares-Morel’in Buluşu, Shakespeare-Macbeth vd.) vardı, tamamını okumadığım ama özellikle son dönemde Arjantin edebiyatı çalıştığım için ziyadesiyle haşır neşir olduğum metinler de (Arjantin edebiyatının iki büyük kurucu metni mesela: Jose Hernandez-Martin Fierro, Domingo Sarmiento-Facundo) vardı. Ve tabii hiç okumadıklarım, insan hiç okumadığı kitaplara yazılmış önsözlerden bile haz alabiliyormuş, onu anladım.

Her Borges okuyuşumda olduğu gibi yine bir sürü şey öğrendim, bir sürü başka kitaba açılan yollar keşfettim, bazen zorlandım, bazen gülümsedim. (Gülümsediğim yerlere bir örnek: Grünberg’in Yahudi Ozan’ına yazdığı ön sözü “Grünberg ve okurlarına tebriklerimle” diye bitirmesi, ne tatlı, ne incelikli bir cümle!)

Kendisinin, Macbeth için yazdığı önsözde eseri didiklemeye başlamadan önce söyledikleriyle bitireyim, zira nefis bence: “Art happens (Sanat oluverir) diye belirtiyor Whistler, fakat neticede eserin gizemli estetiğini asla çözemediğimizin farkında olmakla, bu estetiği imkanlı hale getiren etkenlerin incelenmesi çelişkili bir durum değil.”

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir