Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok katmanlı, çok güzel, çok zarif bir metin...
“Anne babanın bir zamanlar anne baban olmadığını bilmek güzeldir herhalde. Bana şu an rahatlatıcı geliyor.”

Amerikalı yazar Richard Ford’un Kanada’sının dilimize çevrildiğini öğrenince epeydir beklettiğim Vahşi Hayat’ını artık okuyayım da kendisiyle bir tanışayım dedim - ve ne kadar iyi ettim yahu. Nasıl da nazik, dokunaklı bir metinmiş bu. Bir kere müthiş başlıyor: “1960 sonbaharında, ben on altı yaşında ve babam da bir süredir işsizken, annem Warren Miller adında bir adamla tanıştı ve ona âşık oldu.” 16 yaşındaki anlatıcımız Joe, annesinin başka birine aşık olmasıyla hayatlarının tepetaklak oluşunu anlatıyor. Dinlediğimiz süreç sadece 3 gün. Ama ne çok şey oluyor o 3 günde ve genç anlatıcımız nasıl soğukkanlı ama bir o kadar da kalpten anlatıyor olanları. Yetişkinleri tamamen anlayamayacağının bilincinde, bununla barışık, dolayısıyla yargılamadan ama kendi duygularını da yok saymadan...

Şu cümleyi unutmayacağım, çünkü bence hepimizin ebeveynlerimizle ilişkimizde bunu fark ettiğimiz, dünyanın merkezi olmadığımızı öğrendiğimiz bir somut an vardır. Kimimiz spesifik olarak hatırlarız, kimimiz o anda sezmiş sonra unutmuşuzdur. Bunu annesinin ağzından işitiyor Joe: “İnsanlar senin istemediğin şeyleri yaptıklarında onların deli olduğuna inanmak istemezsin. Çünkü çoğunlukla öyle değildirler. Sadece sen onların yaptıklarının bir parçası değilsindir. Hepsi bu. Ve belki de olmak istersin.”

Her şeyin bizimle ilgili olmayabileceğini anladığımız o ilk an, ah. Kitapta buna benzer türlü büyük anlar, olanca küçük biçimde, öyle hoş anlatılmış ki. Annenin annelikten istifa etmek istediği anlar, okurken kimi zaman insanı öfkelendiren bocalaması, Joe’nun yine de onu anlaması ve haliyle biz okurların da anlamamızı sağlaması, baba Jerry’nin zayıflığı. Aslında herkesin zaman zaman sorumlulukları olmayan birer çocuk gibi davranmaya duyduğu ihtiyaç...

Çok katmanlı, çok güzel, çok zarif bir metinmiş Vahşi Hayat. İsmi de ayrıca güzel - çünkü içinde bildiğimiz anlamda vahşi bir şey yok, hayata içkin vahşetten başka.

İçinde bir tane lüzumsuz sözcük olmayan bu duru romanı çok sevdim. Şöyle bitireyim: “Sözcükleri bilebilirsiniz ama onları hayatla eşleştiremezsiniz, bunu biliyordum.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
sembollerle bezeli dili o kadar şiirli ve yoğun ki...
"Ama şimdi, artık öldüğüm için, muhtemelen bütün erkeklerin hayatlarında bir kere olsun büyük bir fedakarlıkta bulunma, hayati önemdeki bir şeyden esef duyarak feragat etme, bir kelebeği paramparça etme isteği duyduklarını anlıyorum, kendi kaderlerinin efendisi olduklarını hissedebilmek için yapıyorlar bunu."

Latin Amerika edebiyatının klasiklerinden kabul edilen Kefenli Kadın'ın nihayet dilimize çevrildiğini öğrenince çok heyecanlanmıştım, bekletmeden okudum kitabı ve Şilili María Luisa Bombal ile tanışmış oldum.

Öncelikle; bu kitabın 1930'larda yazılmış olması olacak bir iş değil - hala o kadar yeni, o kadar modern ki! (Bana benzer bir şeyi düşündüren 1881 tarihli Machado de Assis romanı Mezarımdan Yazıyorum geldi aklıma, konusu da kısmen benziyor, merak ediyorum, acaba Bombal da o kitabı okumuş ve benim gibi vurulmuş muydu? Bu metnin ilhamı biraz da oradan geliyor olabilir mi? Asla cevabını bilemeyeceğimiz eğlenceli bulmacalar. Ama Juan Rulfo'nun Pedro Paramo'sunun ilhamını bu kitaptan aldığı söyleniyor mesela.)

Ölümünün ardından tabutta bekleyen bir kadının iç sesini dinliyoruz roman boyunca - her yönüyle müthiş, çok güçlü bir kadın sesi bu, o yıllarda pek de alışık olmadığımız türden. Kadın (Ana Maria) kapağı açık tabut içinde yatarken hayatında iz bırakmış türlü insanlar gelip onu ziyaret ediyor, herkesle hesabını kapamadan öte tarafa geçemeyeceği için sabırla bekliyor; gelenlerle vedalaşıyor ve hesaplaşıyor.

Bombal'ın yer yer Proust'u, yer yer Woolf'u anımsatan, sürrealist unsurlarla zenginleşen, sembollerle bezeli dili o kadar şiirli ve yoğun ki, insan sahiden kendini o tabutun içinde, kadının gözünden geçmişe bakıyor gibi hissediyor okurken. Metnin bunca lezzetli olmasında Seda Çıngay Mellor'un çevirisinin de payı büyük şüphesiz. Bu arada metni İngilizce çevirisinden okuyoruz ama kitabı İngilizceye bizzat Bombal'in kendisi çevirmiş, bu da enteresan bir detay olarak burada dursun.

Çok etkilendim. Şu cümleyle bitireyim: "Kafamda aşkın tatbik edilmesi zor bir erdem olduğuna dair rahatsız edici bir fikir belirmeye başlıyordu, insan istediği gibi sevemiyordu, yapabildiği kadarıyla sevmeye mahkûmdu."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Velhasıl sevdim, çok sevdim...
“Ama burada ‘söze gelmeyeni yazmak için’ hiçbir haritada, hiçbir bellekte çizilmemiş bir yol bulmayı denediğim bu sayfalarda…” Kitaptaki bir öyküden aldığım bu cümle, bu çok acayip kitabın özü gibi. Nasıl tanımlamalı – sanki Proust ve Fuentes’in buluşması gibi diye düşündüm okurken sıklıkla. Proust’un bellek dehlizlerine Fuentes’in ihtişamıyla dalmış gibi bir şey Cartarescu. Yazar her ne kadar bir roman olarak tanımlasa da, 3 novella ve 2 öyküden oluşuyor gibi geldi bana bu kitap, bölümler arasındaki bağlantılar epey soyut zira. Sanırım kitabın en iddialı kısmının REM novellası olduğu düşünülüyor ama ben İkizler kısmını çok daha fazla sevdim. Bu novella sanki insanı yerine mıhlayan bir senfoni gibi kusursuz yazılmış; iniyor, çıkıyor, alçalıyor, yükseliyor ve sonlara doğru tempoyu artırıp müthiş bir final yapıyor. Velhasıl sevdim, çok sevdim. Fuentes tadı derken ne kast ettiğimi anlatmak için de şu alıntıyı ekleyip susuyorum: “Ve orada, ortada ipek koza gibi geceye bürünmüş SEN varsın, hiç kimsenin şimdiye kadar tanımadığı sen; kıvrık, yamuk, saldırı dişleriyle dolu çeneli sen, kabarmış burun deliklerinden ateş püsküren sen, yakıcı yeşim pullu, şeytan kanatlı ve anakonda kuyruklu sen. Pis kokulu kükürtatarlar içinde sen, sen kadın suskunluğunun, iletişimsizliğinin içinde, şiddet ve korku içinde.”
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
insanın içine içine işliyor...
"Aklını böyle yitirmenin ne olduğunu bilmeyenler atsın bana ilk taşı. Aşktan başka yurdum yoktu artık benim."

Ne metin ama ya, ne metin. Canım Marguerite Duras'ın çok seveceğimden emin olduğum için hazzı biraz daha erteleyeyim diye bekletip durduğum kitabı Hiroşima Sevgilim'i okudum sonunda. Çok seneler önce izlediğim filmini de bunun üzerine tez zamanda yeniden izlemek istiyorum.

Normalde senaryo yahut oyun okumayı çok sevmem ama bu resmen şiir gibi yazılmış bir metin. Diyaloglar, onların arasında Duras'ın aldığı notlar, hepsi öyle lezzetli ki. Senaryonun ardına ilave edilmiş "ekler" kısmı da bir o kadar iyi.

İkinci Dünya Savaşı bitiminde Fransa'da, Nevers'te bir Alman askeri olan ilk aşkının ölümüne tanıklık etmiş olan bir kadın (adamın tabiriyle: "bir kadında bin kadınsın sanki...) ile Hiroşima'yı yaşamış bir Japon adamın birkaç günlük aşk hikâyesini okuyoruz. Kadın aktris, Hiroşima'da geçen barışa dair bir filmde (ki soruyor yazar - Hiroşima'da barış filminden başka ne çekilebilir ki, diye) rol almak üzere kente gelmiş. İşte orada tanışıyor adamla ve daha önce hiç anlatmadığı bu hikâyeyi anlatıyor. İkisi de evli, aşkları süremez ancak bu, tutkuyla sevişmelerine engel değil.

"Yılgının izlerini yılgıyla silmek" diyor yazar bir yerde - bu kitap tam da bunun hikâyesi. Herkesin belleğindeki kendi Hiroşima'ları, delirmeye en yaklaştığımız o anlar, unutmanın ne olduğunu öğrenmek, aşktan ölünmediğini bilmek, toplumsal bellekten bireysel belleğe akıttıklarımız... Küçücük bir metin ancak bu kadar kudretli olabilir. Duras'ın kısa, kesik cümleleri her zamanki gibi insanın içine içine işliyor.

Valla ne diyeyim ya. Böyle yazmak, yazabilmek... Hayranlıktan kelimelerim tükendi.

"Öldürüyorsun beni - öyle iyi geliyorsun ki bana."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
duru bir dil...
“Aileyi tam olarak ne yıkar, bunu hiçbir zaman anlamadım. İki yabancının nasıl olup da birbirini seven iki insana ve birbirini seven iki insanın da nasıl olup bir süre sonra iki yabancıya dönüştüğünü; ortak çocukları olmasına rağmen bir zaman sonra tek amaçlarının neden birbirlerini yaralamak olduğunu da anlayamadım hiç.”

Bence Türkiye’de henüz yeterince üzerine konuşmadığımız bir mesele var: gurbetçilerin, özellikle Almanya’ya giden Türklerin ürettiği edebiyat. 1960’larda göç eden Türklerin orada doğan, her iki kültürü de tanıyarak büyüyen çocukları o özgün ve zor deneyimlerinden süzdükleriyle epey eşsiz bir edebiyat üretmeye başladı; Almanya meselenin farkında, özellikle son yıllarda epeyce konuşuluyor bu mesele. İlk kuşağın yazdığı ve daha çok “göçmen edebiyatı” olarak nitelenen metinlerden farklı olarak, yeni kuşağın metinleri artık sadece göç hikâyelerini anlatmıyor; Almanya edebiyatını dönüştüren, yeni bir dil, yeni ritimler ve yeni bakışlar getiren bir alan olarak kabul ediliyor. “Post-migrantische Literatur” diye anılan bu yeni janra dair filoloji bölümlerinde çalışmalar da yapılmakta.

Neyse evet, 1988 doğumlu Necati Öziri’nin Almanya’da epey konuşulan Vatermal’inin de Türkçeye (Baba İzi adıyla) çevrilmesi de bu nedenle büyük heyecan ve mutluluk uyandırdı bende. Bu kuşağın özgün deneyiminin tüm unsurlarını taşıyan, müthiş duru bir dille yazılmış bir roman bu. Öziri’nin kimlik parçalanması ve aradalık (Almanya’da “yabancı”, Türkiye’de “Almancı” olma hâli ve hem kültürel, hem sınıfsal, hem duygusal aradalık aslında), dil meselesinin yarattığı bariyerler, ırkçılık ve dışlanma deneyimi, bu kuşağın aidiyetlerini tanımlamada çektiği güçlükler, erkekliğin kırılganlığı, şiddet, öfke gibi izleklerin etrafında ördüğü romana bayıldım.

Siyasi nedenlerle Almanya’ya kaçan, orada iki çocuk sahibi olan ama sonra onları da terk edip ülkeye geri dönen hiç hatırlamadığı babası Metin’le konuşan, hasta yatağındaki anlatıcımızdan koca bir kuşağın darmadağın oluşunun öyküsünü dinliyoruz. Çok hüzünlü, çok sahici, çok incelikli bir roman bu.

Çok çok sevdim. Çok tavsiye ediyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
karakterlerin gözünden bakılan dünya
"Ah, trajediyle başa çıkabilirim ama komediyi hiç kaldıramıyorum."

Vallahi bilemedim; bende mi bir sorun var acaba? Herkesin pek övdüğü, üstelik 2021'de Uluslararası Booker Ödülü'nü kazanmış olan "Vaat", beklentimin çok çok altında kaldı.

Güney Afrikalı yazar Damon Galgut'un kitabı, bir ailenin dört üyesinin ölümleri üzerinden ilerleyen bir anlatı. Yaklaşık 30 yıla yayılmış bir hikâye bu, her bölümde bir cenaze var ve bir yandan da değişen toplumsal ve siyasi dinamikleri görüyoruz. Adı hiç geçmese de Apartheid döneminden başlıyor hikâye, sonra Mandela dönemi, sonra Mbeki iktidarı ve yolsuzluklar, yozlaşma. Kitap adını, mevzubahis Güney Afrikalı beyaz ailenin, hayatı boyunca yanlarında çalışan siyah hizmetli Salome'ye verdikleri ve tutmadıkları bir vaatten alıyor.

Kitaptaki tüm karakterlerin gözünden bakıyoruz dünyaya, Salome hariç. Bunun bilinçli bir tercih olduğu apaçık, haksızlığa uğrayan, mağdur edilen o karakteri konuşturmayarak bunu bizim yapmamızı talep ediyor yazar.

Kitabın anlatıcısı sık sık üslup ve pozisyon değiştiriyor - kimi zaman bir tanrı anlatıcı, kimi zaman ben diye konuşup fikirlerini söylüyor, kimi zaman okura sesleniyor. Kitapla ilgili en övülen şeylerin başında bu devingen anlatım dilinin olduğunu görmüştüm okuduğum incelemelerde - şöyle demek istiyorum: "hiç
Carlos Fuentes okumamış kadar kötüsünüz" :) Yazarın yaptığı işte bu anlamda bir orijinallik olduğunu düşünmüyorum, açıkçası bunu çok iyi becerebildiği görüşünde de değilim. Fuentes bunun şahını Terra Nostra'da ve Doğmamış Kristof'da yapar, açıkçası onların üzerine beni pek heyecanlandırmadı Galgut'un yazım tekniği.

Karakterlerin hiçbiriyle gerçek bir ilişki kuramadım bir de. Tüm öykünün üzerine kurulduğu Amor'a dair bile gerçek, derinlikli bir fikir oluşmadı bende. Bunun ötesinde, çerçevelemek istediği temel toplumsal konularda da (ataerki, şiddet, cinsiyetçilik, ırkçılık, siyaset) sözünü ve fikrini yeterince derinleştiremediğini düşünüyorum yazarın. Yani sonuçta ne kaldı bu durumda elimizde? Pek bir şey değil sanki.

Kötü diyemem ama sıradan bir eser olduğunu düşünüyorum Vaat'in. Okunuyor, akıyor, gidiyor ama iz bırakıyor mu, bence hayır.

Üzgünüm. Arz ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gerçekçi aynı zamanda absürt. Hayatın içinden ama metafiziğe uzanan bir akıcı anlatım. On dokuz öykü; hep bir şeyler denenmiş ve bence başarılı da okunmuş. Karakterlerin özlem duyduğu (baba, oğul) hissettiği ağır özlem, ölümün acımasız yüzü çok iyi anlatılmış. Hatta bir yerinde dedim ki Gospodinov eğer böyle devam ederse ciğerimizi alıp gidecek.

Gospodinov ‘un lirik şiirsel bir üslubu var ki o duygunun okura geçmesinde ve yakın hissetmesinde büyük rol oynuyor. Öyküler kafamızda dönüp duruyor ( ki benim de en sevdiğim tarz).

Oyuna katılmayı sahne değişirken rol değiştirmeyi becerebilirsen ; bazen hikayeyi anlamak yerine hissedersen on dokuz öyküden aldığın farklı lezzetten başın dönebilir.

Okunmalı.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu Hikâye Senden Uzun Osman, ilk bakışta sade ama derinliği zamanla hissedilen bir kitap. Hikâye Osman üzerinden ilerlese de aslında hepimizin içinde sakladığı duygulara, yarım kalmışlıklara ve söylenemeyenlere dokunuyor. İnsan ilişkileri, geçmişle yüzleşme ve içsel sorgulamalar kitabın merkezinde yer alıyor.

Yazarın dili yalın ama etkisi güçlü. Okurken bazı cümlelerde durup düşünmek, hatta kendi hayatına dönüp bakmak istiyorsunuz. Olaylar sakin bir akışta ilerlese de duygusu oldukça yoğun. Abartıdan uzak, gerçek ve samimi bir anlatımı var.

Ben bu kitabı okurken şunu hissettim: Bazı hikâyeler gerçekten bir insandan daha büyük oluyor. Bu yüzden kitap bitse de etkisi devam ediyor. Sessiz ama derin bir okuma deneyimi arayanlara kesinlikle tavsiye ederim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitabı bitirdiğinizde elinizde sadece bir başarı hikâyesi değil, bir sorumluluk listesi tutuyorsunuz. Petrov, Johan Vilhelm Snellman önderliğinde Finlandiya halkının cehalete karşı verdiği savaşı öyle etkileyici anlatıyor ki; kendinizi 'Ben ülkem ve toplumum için ne yapıyorum?' diye sorgularken buluyorsunuz.

Atatürk’ün askeri okullarda okutulmasını neden zorunlu kıldığını anlamak zor değil. Kalkınmanın sadece ekonomik değil, ahlaki ve kültürel bir mesele olduğunu hatırlatan muazzam bir eser. Her öğretmenin, her askerin ve her gencin mutlaka altını çizerek okuması gereken bir yol haritası.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir günde bitirdiğim akıcı, hüzünlü, bir o kadar da etkileyici bir kitaptı.

Halim'in mutlu ve umutlu olan dünyası nasıl oldu da birdenbire tersine döndü?
Komşularının ölümüyle Halim 'in dünyası neden alt üst oldu?
Halim'in çok sevdiği çocukluk arkadaşı ona yalan mı söylüyordu?
Ya canından çok sevdiği kız kardeşi Seda ne saklıyordu abisinden?
Örnek aldığı anne, babası yanlış yaparlar mıydı acaba?

Bu soruların cevabını merak ediyorsanız bir an önce okumalısınız bu kitabı. Çünkü kitapta Halim'in sıradan hayatının nasıl değiştiğine, sırların nasıl açığa çıktığına ve bir ailenin çöküşüne tanık oluyoruz.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir