Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
sakin, yalın, sade ama incelikli
"'Nasıl böyle neşeli kalabiliyorsun?' dedim, 'Hayatta olmanın mahzuru yok' dedi."

Kaplumbağa Günlüğü, birbirini tanımayan iki insanın, Londra Hayvanat Bahçesi Akvaryumu’ndaki üç deniz kaplumbağasını özgür bırakma fikrini takıntı haline getirmesiyle yollarının kesişmesini anlatıyor. Bu iki kişinin günlükleri üzerinden hem bu ortak hayallerini hayata geçirme girişimlerini hem de bu amaç ve idealin onlarda nasıl bir karşılığı olduğunu okuyoruz.

Benim çok sevdiğim bir edebiyat türü bu; sakin, yalın, sade ama incelikli. Bu küçük öykü üzerinden bir sürü başka şey anlatıyor Russel Hoban; doğayla kurduğumuz (ya da kuramadığımız mı demeli?) ilişki, yalıtılmış hayatlarımızdaki yalnızlığımız, birine ya da bir amaca ait olmaya duyduğumuz büyük ihtiyaç; bitmek bilmeyen anlam arayışımız.

Günlüklerini okuduğumuz iki anlatıcının düşünme biçimlerinin birbirine ne kadar benzediğini vurguluyor yazar sık sık, dolayısıyla ikisinin günlüklerindeki dilin bu kadar aynı olması muhtemelen bilinçli bir tercih ama bana biraz fazla geldi; kitaba dair bir eleştirim bu olabilir. Öyle ki zaman zaman bölümün başına dönüp kimi okuduğumu kontrol etmem gerekti, iki anlatıcının seslerinin azıcık da olsa ayrışmasını isterdim.

Karakterlerin yolda gördükleri ya da gazetede okudukları küçük şeylerden yola çıkıp yaptıkları büyük sorgulamaları okumak nefisti; benim kafam da böyle çalıştığı, küçük şeyleri kafamda biriktirip içlerinden anlam bulmaya bayıldığım için çok sevdim. (Bir de anlatıcıların zaman zaman çok komik olduğunu eklemeliyim, özellikle bir "Özgün Terapi" bölümü var ki kahkahalarla okudum.)

Okuduğum bir incelemede birisi "bu kitabın bir müziği olsa The Beatles'ın Eleanor Rigby'si olurdu" yazmıştı, ne kadar yerinde bir tespit. O nedenle bu gönderiye bu şarkı eşlik ediyor ve ben de şarkının meşhur sorusuyla bitiriyorum: "All the lonely people / Where do they all belong?"
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
sen nasıl güzel bir kitap çıktın
"'Love is blind.' Bu kelimeler sıcak bir ses gibi, ben açık pencere önüne geçerken dökülüveriyor. Aşkın bütün güzelliği burada. Kör olmak, karşınızdakine artık parça parça değil bütün halde bakmanızı sağlayan erdemdir çünkü aşkı olanaksız kılan, ona parçalayarak bakmaktır."

Yahu sen nasıl güzel bir kitap çıktın Almodovar Teoremi ya? Bir Almodovar filmi gibisin ve hatta daha güzelisin, çünkü içinde Almodovar'ın bizzat kendisi de var. Bayıldım sana, bayıldım!

Katalan yazar Antoni Casas Ros'un ilk romanı Almodovar Teoremi, benim de kendisiyle tanışma kitabım oldu ve bu işin tek buluşmada bitmeyeceğini, kendisiyle kesinlikle bir geleceğimiz olduğunu şimdiden söyleyebilirim. "Affetmek bazen affettiğine yakın olmayı kaldıramaz" cümlesini aldım kalbime yerleştirdim, mesela.

Yazarın gerçek yaşam öyküsünü anlatmasıyla başlıyor kitap ve sonra üstüne kurmaca ve fantezi katmanı ekleniyor. Yazar, 20 yaşındayken kız arkadaşının ölmesi ve kendisinin yüzünü tamamen yitirmesiyle sonuçlanmış bir kaza geçirmiş. Bu kısım gerçek, anlatıyı otobiyografik yapan da bu. Kitapta öyküsünü anlattıktan sonra bir gün Almodovar ile tanışması ve yönetmenin onun hayatını filme çekmeye karar vermesi ile gelişen olayları okuyoruz. Buralar kurmaca ama keşke olmasalar - keşke çeksen sahiden Almodovar!

Yüzünü yitirmiş olan Antoni, senelerce insanlardan kaçtıktan sonra Almodovar'ın kendisiyle tanıştırdığı trans kadın Lisa ile bir aşk yaşamaya başlıyor. Bu aşk hikâyesi muazzam güzel anlatılmış. Aşklarının narinliği, coşkusu, tutkusu, şiddeti... Öyle güzel ki. Bir Almodovar filmi kadar rüyamsı ve aynı anda gerçekçi, acımasız ve komik, karanlık ve rengarenk, güzel ve çirkin bir kitap bu. İşte tam da bundan ötürü bayıldım.

Güzellik / çirkinlik demişken; anlatıcımız yüzünü ve "güzelliğini" yitirdiği için bu konuda uzun uzun yazıyor ve bu bölümler kusursuz. Çok düşünürüm, ilk bakışta "güzel" diye nitelemediğimiz biri sonra bize nasıl düpedüz "güzel" gözükmeye başlar diye - buralarda çok güzel geziniyor yazar. Daha söylenecek çok şey var ama söylemeyeyim, alın okuyun, lütfen.

Şununla bitsin: "Korkunç bir şeyi güzelliğe çevirmek için ona yeterince uzun süre bakmak yeter."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
biz yetişkinler daha sık çocuk kitabı okumalıyız
"'Başarı ne sence?' diye sordu çocuk. 'Sevmek' dedi köstebek."

Ah. Ne tatlı, ne tatlı bir kitapmışsın sen sevgili "Çocuk, Köstebek, Tilki ve At" ya. Bu kitabı 2022'ye girerken canım Tuğçe Arslan hediye etmişti bana, daha doğrusu Dünya'nın hediyesiydi, onun ağzından yazdığı aşırı tatlı bir not ile vermişti. Vakti gelmemişti ki bekledim de bekledim, geçen gün elim gitti kendisine, okudum, kitabı kucaklamak istedim.

Hep diyorum, biz yetişkinler daha sık çocuk kitabı okumalıyız diye ve her çocuk kitabı okuduğumda hayıflanıyorum çocuk kitaplarına yeterince vakit ayırmadığım için. Çok naif, çok gerçek bir bilgelik gizli bazı çocuk kitaplarında çünkü.

Bilgelik demişken, kitabı okur ve yumuşacık olurken yer yer kafamın karıştığı da oldu. Bu kitaptakine benzer bazı cümleleri "ilham verici alıntılar" filan türü instagram hesaplarında görünce tüylerim diken diken oluyor, sinirleniyorum da bu kitapta neden ikna oldum diye düşündüm. Neden oralardakiler “cheesy” zırvalıklar, buradaki bilgelik gibi geliyor acaba? Sanırım buradakinde bir gerçeklik sezinlediğim için. Çocuğun doğayla ve yol arkadaşı hayvanlarla ilişkisi çok gerçek geldi; o cümleler, o bağlamın içinde çok yalın, çok kendiliğinden söylenmişti, o sayede bana nüfuz etti.

Yani bağlam önemli hakikaten. Bir de tabii çizimler. Onlar ne güzel çizimlerdir ya.

Çok sevdim neticede. Arada açıp içinde kaybolup yumuşacık olmalık bir kitap kendisi. Kendisinden uyarlanmış bir minik kısa film de var.

Şununla bitsin: "Sahip olduğumuz en büyük özgürlüklerden biri, olaylara nasıl tepki verdiğimizdir."
Yanıtla
6
1
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok Zarif Bir Saygı Duruşu
“’Hayat bir yolculuk yahut bir savaş olduğuna göre’ diyordu Raymond Queaneau, ‘her hikâye ya İlyada ya da Odysseia olacaktır.’”

Nasıl güzel bir kitaptır bu ya! Bir alıntı daha yapayım başlamadan; Montaigne şöyle demiş Homeros için: “İnsanoğlunun dudaklarında, onun eserleri ve adı kadar uzun hiçbir şey kalmamıştır. Troya gibi, Helen gibi ve belki de hiç yaşanmamış savaşları gibi bilinen ve kabullenilen başka hiçbir şey yoktur.
Çocuklarımıza hala onun yarattığı isimleri veriyoruz. Sadece bireysel soyağaçları değil, birçok ulus da kökenini Homeros’un eserlerinde arar. Türklerin imparatoru II. Mehmet, Papa II. Pius’a şu mektubu yollamıştır: ‘İtalyanların bana karşı toplanmasına şaşırıyorum çünkü her ikimiz de ortak Troya kökenine sahibiz ve tıpkı İtalyanlar gibi ben de Yunanlardan, her nasılsa bana karşı sarıldıkları Hektor’un öcünü almak istiyorum.’”

Alberto Manguel’in İlyada ve Odysseia’sı, Homeros’a ve iki dev destanına çok, çok zarif bir saygı duruşu. Manguel bu iki metnin kökeninden başlıyor anlatmaya, Homeros’un kim (yahut kimler?) olduğuna dair savları da sıralıyor elbette (savlar demişken, Homeros’un bir kadın olması gerektiğini çünkü metindeki türlü mantık hatalarını ancak bir kadının yapabileceğini iddia eden bir ‘araştırmacı’ da var, ay yazarken sinirim bozuldu bakın, daha önce Manguel’in başka bir kitabında da okumuştum bunu, burada detayına vâkıf oldum, ah erkekler, ah amcacım ya), tarih boyunca metinle ilişkimizin nasıl evrildiğini, Homeros’un bir dönem ne tür kutuplaşmalara sebep olduğunu ancak sonuçta dinler, ideolojiler, üretim biçimleri, tanımlayıcılar - her şey ama her şey değişirken nasıl dev bir sabit olarak kalmayı başardığını anlatıyor. Homeros’tan başlayan yolculuk elbette Vergilius’a, Dante’ye, Milton’a, Joyce’a, Kavafis’e; hatta Ingmar Bergman’a, Federico Fellini’ye uzanıyor.

Ezcümle, nefis bir metin sahiden. Gözlerim dolarak bitirdim kitabı. Anlatıdan heyecan duyan, hatta anlatmaktan bıkmayan hepimiz bu kör ozanın çocukları, torunlarıyız çünkü - iyi ki öyleyiz. 2025’te İlyada’yı bu kez Erman Gören çevirisinden okumayı planlıyorum, öncesinde bu kitabı okumak şahane oldu!
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yabancı bir Ülkeden Gelen Haber..
"- Suda boğulan insanların ölmediği, geri geldikleri doğru mu?

- Asıl huzur bulamayanlar boğarak öldürenlerdir."

Arjantinli yazar Alberto Manguel'den okuduğum ikinci kurgu oldu "Yabancı Bir Ülkeden Haber Geldi"; ilk okuduğum "Bütün İnsanlar Yalancıdır"dan çok daha fazla sevdim bunu. Kanada'da başlayıp geriye; Cezayir'e, Fransa'ya ve Buenos Aires'e uzanan bir öykü okuyoruz. İç savaş, sömürgecilik ve diktatörlük dönemlerinde geçen bir anlatı olduğundan, şiddeti ve işkenceyi içeriyor konu.

Bu kitabın gücünü aldığı yeri spoiler vermeden anlatmak çok zor ve vermek de istemiyorum, elimden geldiğince deneyeceğim.

Öncelikle Manguel sahiden çok "güzel" yazıyor. Çok şiirli, çok müzikli dili. Kitabın "Burası" adlı ilk bölümü karakter enflasyonundan ötürü insanı zorlasa da, ne vakit ki "Orası" başlıyor ve kendini suskunluğa mahkûm etmiş Marianne anlatmaya başlıyor, işte o zaman bambaşka bir biçim alıyor roman. Ne kadın Marianne. Cezayir'de doğmuş bir Fransız kadın o, kendini ve evini arıyor bence ve bunun için sınırları zorlamaya son derece gönüllü. Günahları, yüzleşmeleri, korkuları, cesareti... Bu bölüm boyunca Marianne'i dinlemek olağanüstü güzeldi.

Ama Marianne'in günahları kendisine yönelik. Asıl başka, bambaşka bir günah gizli öyküde. Buradan sonrası spoiler, kitabı okumadıysanız okumamanızı rica ederim. Kitabı çok tavsiye ettiğimi de ekleyeyim.

Metnin belirli bir kısmından sonra insan o korkunç gerçeği öğreneceğini biliyor ama tuhaf bir "belki yanılıyorumdur" itkisiyle okumaya devam ediyor. Belki, belki, keşke, keşke. Kötülüğün sıradanlığı yahut sıradan insanların kötüleşebilmesi meselesine dair kafa yormamız gerektiğini bininci kez hatırlatan bir öykü bu. Seneler önce maalesef kimin yazdığını hatırlamadığım bir yazıda şu hikâyeyi okumuştum: 12 Eylül sonrası gördüğü işkenceleri anlatıyordu yazar. Saatlerce süren işkencenin ardından ara veriliyor ve işkenceci polis odadan çıkarken ayağı çarpıyor adama, gayriihtiyari "pardon" diyor. Saatlerdir elektrik verdiği adama diyor bunu. İnsana dair ne çok şey söylüyor bu hikâye diye düşünmüştüm, hiç unutmadım. Bu kitap bu öyküyü anımsattı bana, benzer şekilde iz bırakacak sanırım bende.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
müthiş bir kitap tarihe tanıklık ediyor, harika bir karakteri ve bir kadının nasıl merhameti, dürüstlüğü, adaleti ömrünün sonuna kadar asla terk etmediğini görmek her insan keşke böyle olsa dedirtiyor, her ne kadar çocuklarını nasıl yetiştirdiğine dair bir ayrıntı anlatsa da İlber Ortaylı’nın o müthiş hafıza ve zekayı annesinden aldığını ve bu karakterdeki kişinin yetiştirme izlerini yazarda da görüyoruz. Öncelikle Kırım kökenliler olmak üzere her Türk’ün ve de her insanın oluması gereken bir kitap. Teşekkürler Nuriye Ortaylı...
Yanıtla
12
0
Destekliyorum  8
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir kitap düşünün; içinde Zygmunt Bauman, Amartya Sen, Max Weber, Karl Marx, Guy Standing, Simon Kuznets, James Coleman, Jean Baudrillard, Dünya Bankası yetkilileri ve ülkemizden Ayşe Buğra ile Çağlar Keyder gibi sosyolog, iktisatçı ve düşünürlerin yer aldığı bir yuvarlak masa toplantısı var. Bu toplantıda fikirler tartışılıyor, kelimeler ve kavramların ardındaki gerçekler aktarılmaya çalışılıyor.

Böylesi bir toplantıya fiziksel olarak katılmanız imkansız gibi görünse de Ali Bey sizi davet ediyor. Adeta canlı bir şekilde aktarılan düşüncelerin günümüzde ne anlama geldiğini öğreniyor, ortaya konan fikirlerin günümüzle ilişkilerini somut örnekler, veriler ve metaforlar eşliğinde keşfediyorsunuz.

Peki bu yuvarlak masada neler konuşuluyor? Aslında bu kadar yetkin isim bir araya geldiğinde konuşulamayacak şeylerden bahsetmek daha zor olurdu. Konu yelpazesi oldukça geniş. Mesut Varlık hocamızın Edebiyatın Taşradan Manifestosu gibi, bu kitap da taşranın sosyolojik bir manifesto.



Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Nobel komitesinin 1951'den beri Nobel ödüllü yaşlı bilim insanlarıyla gelecek vadeden genç bilimcileri buluşturduğunu biliyor muydunuz? Bu Lindau toplantılarının 64.süne katılanlardan biri yazar Stefano Sandrone - bir sinirbilimci. Nobel komitesinin işbirliği ve ayarlamalarıyla Lindau'da 24 Nobel ödüllü bilim insanıyla kısa söyleşiler gerçekleştirmiş. Özellikle geçmişten, Kimya, Fizik, Tıp ve ekonomi ödülü sahibi kişilerle biraraya gelip tecrübelerini aktarmalarını, gençlere yol yordam gösterecek tüyolar vernelerini sağlamış. Örneğin herkese sorduğu "Nobelden aradığında ne yapıyordunuz?" sorusu, sanırım bilime tutkulu her gencin hayali. Alanları ve kişilikleri değiştikçe röportajların tadı değişmiş. Ki bu bence okuma dinamizmi sağlamış. Bilim ve araştırma dünyasının atmosferini solumuş gibi oluyorsunuz. Ben çok severek okudum. Özellikle temel bilim okuyan gençlere ve akademisyenlere tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Normalde önce kitap okunur, sonra dizisi/filmi izlenir ama ben bu kez kitap kütüphanemde olmasına rağmen dayanamayıp önce dizisini izledim.

İçeriğe sadık kalındığını ve kitabın kasvetli atmosferinin ne kadar iyi yansıtıldığını görmek güzel bir deneyimdi. Sonunu biliyor olmam gerilimi bir miktar azaltsa da Feeney’nin yarattığı o karanlık labirentte heyecanla kaybolabildim.

Ayrıca ilk defa bir gerilim romanında bu kadar çok cümlenin altını çizdim. Feeney sadece bir olay örgüsü değil; aynı zamanda ego, güven ve insanın kendi kendine söylediği yalanlar üzerine tokat gibi çarpan gözlemler sunmuş.

Eğer hikayeyi ekranda izleyip "Acaba kitabına değer mi?" diye kararsız kalanlar varsa, o düşündüren satırlar için kesinlikle şans vermelisiniz!

"Bazen en olmayacak insanlara sımsıkı tutunuruz, ta ki acıya daha fazla katlanamayıp bırakana kadar."
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gotik atmosferleri seven biri olarak bu dergiye ayrı bir bağ kurmam kaçınılmazdı İçindeki o hafif karanlık ama bir o kadar da eğlenceli dünya hem beni hem de oğlumu içine çekti. Canavarlar, gizemli karakterler ve hayal gücünü besleyen detaylar öyle güzel kurgulanmış ki çocuklar için korkutucu değil, aksine merak uyandırıcı ve eğlenceli bir hale gelmiş. Birlikte okurken hem eğlendik hem de keşfettik. En sevdiğim şey ise sadece bir okuma deneyimi sunmaması; aynı zamanda çocukların hayal kurmasına, sorgulamasına ve farklı dünyalara açılmasına kapı aralaması. Oğlumun ilgisi ve heyecanı her sayfada daha da arttı. Bizim için artık sadece bir dergi değil, birlikte vakit geçirdiğimiz özel bir ritüel haline geldi. Tüm sayılarını biriktirip arşivlemek istememizin sebebi de tam olarak bu Emeği geçen herkese kocaman bir teşekkür.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir