Prensin Ölümü & Şeytanın Saati
Tam bir "meraklısına" kitabı bu; benim gibi "Pessoa, daha çok Pessoa, biraz daha Pessoa, yetmez bu kadar Pessoa" diyorsanız göz atabilirsiniz ama tabii tüm bunlar Huzursuzluğun Kitabı'nı hatmettikten sonra yapılmalı.
Kitabın çevirmeni Işık Ergüden'in Pessoa'ya hakimiyetine büyük hayranlık duyuyorum, daha önce de dile getirdim. Özellikle kendisinin "Pessoa, Pessoa'yı Anlatıyor" derlemesi bence muazzamdır. Prensin Ölümü & Şeytanın Saati adlı bu kitap da, yazarın pek çok eseri gibi ölümünün ardından keşfedilmiş iki diyalog-metnini bir araya getiriyor.
Epey enteresanlar, özellikle Presin Ölümü metnindeki kişiler sürekli kimlik değiştiriyor, epey felsefik bir konuşma okuyoruz ve fakat bir yandan da o kadar dinamik akıyor ki, açıkçası daha önce okuduğum pek bir şeye benzemiyordu. Tahakküm, günah, kötülük, kudret, aşk, arzu ve deliliğe dair epeyce zengin ve bir yandan da insanın elinden kayıverecekmiş gibi gözüken metinler bunlar. Ve tabii Pessoa'nın muazzam bilgeliği kitabın her satırına sinmiş durumda. Şu pasajı şuraya bırakıp bitireyim, bence epeyce fikir verecektir.
"Her gördüğümüz biziz, her sevdiğimiz biziz. Annen de baban da sensin, eşin sensin, öz evlatların yine sensin. Arzuladığın ve sevdiğin şey senin arzunun bedeninden başkası değil, bu beden topraktan değil, toprağın ruhundan çekilip çıkarıldı; zamanın kilinden degil, sevgilerin mütevazı killi kumundan çıkarıldı. Sadece sevmediğimizi terk ediyor olsaydık, korktukları şeyden kaçan ve istemedikleri şeyi bırakan kırlardaki hayvanlardan daha fazla ne isterdik Görünmezin karşısında? Öldürün arzuyu, çarmıha gerin aşkı; gerin ki dünyadan feragat edişinin üçüncü gününde göğe yükselsin ve Görünmezin ilk dirilişinde sağına geçip otursun. Her bağ bir hapishane, her ev bir zindan. Havari, dar yola gir! Kendini yitirmeye çalış ki kendini bulasın, kendin olabilmek için feragat et kendinden; aydınlığa kavuşabilmek için dal karanlığa. Her şey birbirinin zıddı. Gölge kuşatıyor bizi. Yat uyu, dünya yanılsaması üzerine."