Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Proust ve Göstergeler
Şöyle sorunlarım var: edebiyatı bu ölçüde yapısöküme uğratmayı vallahi sevmiyorum ya ben. Şimdi burada Deleuze’e laf etmek elbette haddime değil, üstelik çok ilginç noktalar yakalamış ve Proust’u semiyotik üzerinden okumak ilginç olmakla beraber, ben sevmiyorum vallahi. Edebiyatın lezzeti kaçıyor gibi hissediyorum böyle olunca. Katmanlara ayıralım, derinleşelim, anlayalım ama her şeyin de neyi sembolize ettiğini bilmeyelim sanki. Böyle işte. Göstergebilim camiasından özür diliyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Zavallılar
Şöyle başlayayım: bu kitabın filmle hiçbir alakası yok. Açıkçası kitabı, filmi görmeden okumayı tercih ederdim, zira çok daha derinlikli bir anlatı sunuyor Alasdair Gray’in kitabı ancak mümkün olamadı. Artık herkes az çok biliyor, bir nedenle (filmde size tek bir sebep sunuluyor nedenine dair, kitapta ise 2 farklı öykü var, hangisine inanacağınızı yazar size bırakmış) çocuksu bir beyine sahip olan Bella Baxter’ın bedenini ve dünyayı keşfinin öyküsünü anlatıyor Zavallılar.

Elimde olmadan filmi kitapla kıyaslıyorum ve Yorgos Lanthimos’un bu kitabı yorumlama biçimine öfkelenmeden edemiyorum. Bella Baxter’ın keşif ve özgürleşme yolculuğunu tamamen cinsellik odaklı anlatmayı seçmiş Lanthimos, yahu neden? Oysaki Gray’in kitabında cinsellik, Bella’nın kendiyle ilişkilenme ve dünyadaki derdi görme yolculuğunun olağan bir parçası sadece. Filmin bakış açısını pek feminist bulanlar buyursunlar kitabı okusunlar, zira bence kitap anlatısını çok daha feminist bir yerden ve çok daha ikna edici biçimde kuruyor.

Öncelikle kitap müthiş yaratıcı, yaratmanın ne olduğunu didikleyen bir metnin tam da böyle olması gerekir, buna bayıldım. Kurgu içinde kurgu içinde kurgu - hakikat ne, yalan ne, hepsini müthiş şekilde iç içe geçirmiş yazar. Viktoryen dönemin ahlakıyla, erken kapitalizmin iştahla beslemeye giriştiği sosyal adaletsizlikle, gelmekte olan savaşlarla epey müstehzi biçimde alay ediyor. Bir yanıyla dönemin gotik romanlarının tadını verirken, bir yanıyla da son derece modernist bir kurguyla anlatıyor derdini. Kadın/erkek, asker/sivil, zengin/yoksul - her türden eşitsizliği sıkı biçimde sorguluyor kitap, bunları anlatmak için yetişkin bedenine ham & saf bir beyni yerleştirmek ve onun şaşkınlığını kullanmak bence müthiş zekice.

Yazarın üslubu son derece akıcı, kitap bir edebî şaheser değil belki ama çok iyi yazılmış ve o kadar iyi kurgulanmış ki, aşırı bir lezzet olmasa da olur diyor insan. Filmde neyi sevmediğimi kitabı okuyunca daha iyi anlayacağımı düşünüyordum, öyle de oldu. Film, kitabın onca ekseninden sadece birinin yansıması, tek boyutlu bir maketi gibi, tam da bu yüzden sorunlu ve tartışmalı zaten. Ezcümle, filmi boşverin, kitabı okuyun diyorum ben, arz ediyorum.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Merak
Şöyle başlamak istiyorum: Alberto Manguel’in bir dönem Arjantin Ulusal Kütüphanesi’nin müdürlüğünü yapmış olmasına bayılıyorum çünkü bu pozisyonda daha önce Jorge Luis Borges oturmuştu ve bu müşterek unvanları sanki Manguel’e kafamda atfettiğim “Borges’in mirasçısı” pozisyonunu tescilliyor gibi.
Bana ne oluyor bilmem ama, bu beni pek mutlu ediyor nedense. “Borges’in mirasçısı” büyük bir laf farkındayım, Borges kurmaca ve şiir açısından müstesna bir yerde duruyor şüphesiz ama Manguel’in denemelerini, dünyaya duyduğu sonsuz merakı, tüm beynini kitapların işgal etmesine izin vermiş oluşunu ve uçsuz bucaksız bilgi birikimini Borges’e çok benzetiyorum ben, her okuduğum kitabıyla iyice kuvvetleniyor bu duygum.

Bu kitabı okumaya, Pandora’nın Merakı’nın adını koyduktan sonra başladım ve nitekim kitabın hemen başlarında beni Pandora’nın öyküsüyle karşıladı kitap. Adı Merak olan bir kitapta Pandora’yla karşılaşmasam şaşırırdım, ama bir yanıyla da Manguel sanki bana “doğru isim seçtin” diyor gibi hissettim, hoşuma gitti.

Sırf bu nedenle bile bende yeri ayrı olacak bu kitabın, fakat elbette sadece bu nedenle değil. Her şeye, ama sahiden her şeye dair bir kitap bu. Nasıl ki Dante İlahi Komedya’da Vergilius’un rehberliğinde geziyorsa, Manguel de bizzat Dante’nin rehberliğinde geziyor. İlahi Komedya’yı eline alıp, onun işaret ettiği büyük konulara dair akıl yürütüyor Manguel. Bu kitabı okumak için İlahi Komedya’yı okumak şart mı, bence değil, çünkü onu hep çıkış noktası olarak kullanıp oradaki temanın üzerine bambaşka şeyler inşa ediyor yazar ama Komedya’yı okumuş olmanın kitaptan alınacak hazzı katlayacağı muhakkak.

Sorular çok büyük: biz kimiz, neyi bilmek isteriz, hakikat nedir, şeyleri nasıl düzene koyabiliriz, nasıl akıl yürütürüz? Her bir soruyu Manguel’e sorduran; Dante’nin ölümsüz ve zamansız dizeleri. Yanıtlarken ise hem kendi hatıralarına, hem bambaşka yazarların yazdıklarına başvuruyor yazar, sonunda ortaya içinde binlerce kitap barındıran bir başka kitap çıkıyor.

Çok sevdim Merak’ı, çok. Bana kendimi acayip cahil hissettirmeni çok seviyorum Alberto Manguel - ki bu da Borges’le benzeştiğiniz bir diğer mesele muhakkak. Her zamanki gibi; çok teşekkürler!
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sırbistan Üzerinde Beyaz Kartallar
Sonunda! Sonunda gözümden kalpler fışkırmasına sebep olmayan bir Durrell okudum. Bu objektif değerlendirmeyi yapabildiğime göre demek ki aşkın gözü kör değilmiş ve ben de kafayı yememişim; bence şahsım adına müspet bir gelişme.

Sırbistan Üzerinde Beyaz Kartallar, şu ana dek okuduğum Durrell kitapları arasında en zayıfıydı, diğerlerinden aldığım müthiş lezzeti bundan alamadım. Ama zaten öyle bir derdi de yok gibi bu kitabın; diğer eserlerinin aksine burada insan ilişkilerine dair gözlemler yapmak, müthiş atmosferik bir kent tasvir edip sizi alıp olduğunuzdan bambaşka bir şehre götürmek yerine sürükleyici bir casusluk hikâyesi anlatmayı seçmiş yazar. Soğuk savaş dönemi Yugoslavya'sında, Tito diktatörlüğü döneminde Sırbistan'da geçen bir hikâye bu, bir İngiliz casusun ölümünü araştırmak üzere gizli görevle ülkeye giden bir diğer casus olan Methuen'in epey heyecan verici macerasını okuyoruz.

Bir Pazar sabahı başlayıp aynı gün bitirdim, oldukça rahat okunan, sürükleyici, merak uyandırıcı bir öykü kendisi ama dediğim gibi, dili bir Durrell kitabı olamayacak kadar zayıftı. (Yahut şöyle diyeyim: Durrell standartlarında zayıftı zira seviye gökyüzünde malum, yoksa asla kötü değil.) Casusluk romanları özellikle bilgi sahibi olduğum bir alan olmadığı için bu iyi bir casusluk romanı mıdır bilemeyeceğim ama okuması keyifliydi diyebilirim.

Bir not: şayet Can Yayınları İskenderiye Dörtlüsü'nün arından diğer Durrell eserlerini de yayınlamayı planlıyorsa bunun çevirisini bir gözden geçirse çok hayırlı olur. Özellikle sonlara doğru çok fazla tashih vardı (satır sonunda yanlış bölünmüş kelimeler, de/da hataları vs.). Vaziyet böyle.

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mezbaha Beş
Sonunda, sonunda! Her kitabını alıp bekletmeme rağmen bir türlü başlayamadığım Kurt Vonnegut ile nihayet tanıştım. Bu kitabın tanıtımı için zamanında Can Yayınları nefis bir set hazırlamıştı, ilaç kutusu gibi paketlenmiş, içinde Vonnegut'un absürtlüğüne yakışır şekilde çok iyi yazılmış bir prospektüsle filan göndermişlerdi bana. İyi ki saklamışım zira prospektüs de neredeyse kitap kadar iyiydi.

Vonnegut, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki vahşi Dresden bombardımanına şahit olmuş ve bu deneyimi yazmaktan hep kaçmış. En sonunda da bu kitap, Mezbaha Beş çıkmış ortaya. Savaşın ve o berbat bombardımanın travmasını bu biçimde anlatmak müthiş gerçekten. Billy Pilgrim adlı bir eski asker üzerinden anlatıyor yazar hikâyeyi. Pilgrim zamanı bizim gibi lineer deneyimlemeyen, uzaylılar tarafından kaçırılmış biri. Hem geçmişte, hem gelecekte yaşıyor, zamanın akışından kopmuş durumda. İstediği zaman hayatının istediği anına gidebiliyor. İlk bakışta bir meziyet gibi gözüken bu özellik, aslında Pilgrim'in kişiliğinin o korkunç deneyimden sonra nasıl parçalandığının ispatı. O bombardımanla bilincinde, hafızasında açılan yarık hiçbir zaman kapanmıyor. Bir simülasyonun içinde yaşıyor gibi hissetmeye mahkûm biri o artık.

Bu kadar ciddi bir trajediyi, böyle "ciddiyetsiz" gözüken bir dille anlatmak ama bunu yaparken travmanın acısını hafifletmek yerine olanca sertliğiyle ortaya koyabilmek bambaşka bir maharet. Bazı sarsıntılar belki de ancak bu şekilde anlatılabilir, dramın kendisi öyle şiddetlidir ki dramatize etmek tam tersine onun kendisinin bir parodisine dönüşmesine sebebiyet verebilir. Çok ince bir çizgide çok büyük beceriyle yürüyor Vonnegut. Her sayfada birinin öldüğü bir öykü anlatıyorsanız, bu ölümlerin ne kadar acıklı olduğunu her seferinde söylemenize gerek kalmayabilir, Vonnegut tam da bunu beceriyor işte.

Çok komik ve çok komik olabildiği için çok dokunaklı bir metin bu. Özgür iradeye, "meşru" şiddete, savaşın fonksiyonlarına dair de şahane soruları satır aralarında sorup insanı afallatıyor. Bundan 8 sene önce Dresden'e gittiğimde gördüğüm bir sürü şeyi hafızamdan geri çağırdı, yerli yerine oturttu. Ezcümle, çok sevdim. İyi ki geç de olsa tanıştık sevgili Vonnegut.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Büyük bir merakla aldığım, okurken hayretler içinde kaldığım ters köşe bir kitap.
Yazar hayvanlardan bulaşan bir hastalık sonrası et ihtiyacını gidermek için insan çiftliklerinin kurulduğu bir dünya düzenini anlatıyor. Bunu anlatırken de sağ olsun hiçbir çekince göstermiyor.
Okurken ara ara kitabı kapatma ihtiyacı duydum. Başlangıçta kahramanımız sistemin içinde mecburen dönen bir çark. Ancak kitap ilerlerken o da sisteme uyuyor.
İnsanoğlunun istekleri söz konusu olduğunda ne kadar ileri gidebileceğini merak edenler için ilginç bir deneyim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ortancalar
Sonunda Felisberto Hernandez ile tanışabildim, acayip mutluyum! Maalesef memleketimizde yeterince tanınmayan bir Uruguaylı yazar kendisi - Julio Cortazar'ın en sevdiği yazar diyeyim, siz oradan pay biçin. Ortancalar, dilimize çevrilmiş tek eseri ve senelerdir de baskısı yapılmıyor, çok yazık. (Bu arada Galeano dışında maalesef Uruguaylı yazarları çok az tanıyoruz, birkaç Juan Carlos Onetti ve Mario Benedetti var gibi elimizde, üzücü.)

Hakikaten tam deli işi bir kitap bu. Hepsi birbirinden acayip 10 öykü barındırıyor içinde. Nasıl tarif etmeli bu öyküleri bilmiyorum, kesinlikle Cortazar'ın öykülerine benziyorlar ama daha tekinsiz, daha manyakça, daha huzursuz. "Halüsinatif" demek doğru olacaktır sanıyorum. Hele kitaba ismini veren ve karısına benzeyen bir taş bebek yaptırıp sonra ona saplantılı bir aşk geliştiren bir adamın hikâyesini anlatan "Ortancalar" öyküsü, epeydir okuduğum en iyi öykülerden biriydi; müthiş rahatsız edici, ürkütücü, gizemli ve çok kuvvetli.

Gabriel García Márquez, Italo Calvino ve yukarıda dediğim gibi Julio Cortázar'ın edebiyatlarını etkilemiş, şekillendirmiş bir yazar Hernandez, anladım ki boşa değilmiş. Hayatını bir tür "kiralık piyanist" olarak geçiren ve kendi öyküsünü bir başarısızlık öyküsü olarak gören Herhandez'in bu kırılganlığını da kitapta bolca sezmek mümkün, bu tuhaf öykülerin epey otobiyografik ve kişisel bir tarafı da var yani.

Ezcümle ben çok sevdim. Keşke bir mucize olsa da birileri Hernandez yayınlamaya başlasa, ne güzel olurdu.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam
Sonunda bir Jean-Louis Fournier okumayı başardım, sonunda. "Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam", yazarın 15 yaşındayken kaybettiği babasına dair hatıralarının fragmanlarından oluşan minik bir kitap. Kısa, kesik cümlelerden müteşekkil, süssüz ve alabildiğine gerçek bir anlatı. Dışarıda pek sevilen ancak yakınlarına sevgisini göstermeyi beceremeyen bir adam; döneminin pek çok açıdan tipik bir erkeği aslında Fournier'in babası. Kasabanın doktoru olduğu için saygın biri, gelin görün ki alkolik ve ne eşini, ne çocuklarını kıymetli hissetirmeyi becerebilmiş.

Fournier tam da ergenliğe adım atıp yetişkinliğe doğru ilerleyecek ve babasıyla belki gerçek bir yüzleşme yaşayacakken kaybetmiş onu. Dolayısıyla o ilişki hiçbir zaman iki yetişkinin denk ilişkisine dönüşememiş, yarım kalmış. Sevgisi de, kırgınlığı da yarım. Babasına dair hatıralarının tamamı çocukluğundan olduğu için belki, bir çocuk naifliği ve doğrudanlığıyla anlatıyor onu. Bugün bulunduğu yerden bakmaya, analiz etmeye çalışmıyor, o çocuk neyi nasıl deneyimlediyse, canı nelere nasıl yandıysa, neler onda iz bıraktıysa onları, bizzat o çocuk olarak anlatıyor. Belki de tam da bu yüzden bu kadar kuvvetli bu metin.

İz bırakanlar dedim, ne çok küçük şeyin iz bıraktığını da hatırlatıyor kitap. Bir küçük araba yolculuğu, bir sıradan hediye, bir bakış, bir kelime. Geri dönüp hatırladıklarımız her zaman büyük şeyler olmuyor işte. Hatta aksine, Proust'un tariflediği gibi istemsiz belleğimizi çalıştırıp bizi geçmişe götürenler genelde çok sıradan şeyler oluyor. Ve onlar pekala çok can yakıcı da olabiliyorlar.

Hep diyorum, anne-kız ve baba-oğul ilişkileri üzerine ne kadar düşünsek, analiz etsek, yazsak az kalıyor. Belki doğası gereği anlaşılmaz kalmaya mecbur dinamikler bunlar ve fakat bizi biçimlendiren temel unsurlardan oldukları için de yok sayamıyor, anlayamayışımızla barışamıyoruz.

Neyse, güzel bir tanışma oldu. Üstelik de bu en övülen kitaplarından biri değil Fournier'in, diğerlerini daha çok seveceğimi tahmin ediyorum. Göreceğiz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ben, Kirke
Sonunda alnımdaki kara lekeyi sildim ve “Ben, Kirke”yi okuduklarım rafına törenle kaldırıyorum. Kitabı sevdim. Ama içinde iddia edildiği gibi büyük bir feminist duruş görmedim, kadının gücüne dair destansı bir hikâye olduğunu düşünmüyorum; edebi açıdan kuvvetli bir eser olduğu görüşünde de değilim. Mitoloji, özellikle Yunan mitolojisi benim zayıf karnım (ya da Aşil topuğum diyeyim daha anlamlı olsun), daha önce de söylemiştim, annem bana çocukken masallar yerine Azra Erhat’ın Mitoloji Sözlüğü’nden öyküler okurdu, o nedenle mitolojik destanlar beni çocukluğuma götürüyorlar, iyi geliyorlar. Bu kitabı da 2 gece boyunca heyecanlanarak, hayallere dalarak, üzülerek, duygulanarak okudum. Kirke’nin hikâyesini hep etkileyici bulmuştum, bu şekilde geniş haliyle ve kendi ağzından okumak mutluluk vericiydi. AMA: bu kitabın olduğu iddia edilen ama -bence- olmadığı şey aslında gerçekten var: o da bu ay dergiye de yazdığım Ursula K. Le Guin’in Lavinia’sı. Hep erkeklerin ağzından dinlediğimiz mitolojik destanları bir kadının ağzından anlatan ve bunu bu kitaptan çok daha derinlikli ve edebi biçimde yapmayı başaran bir kitap o; bir kitaba bu payeyi vereceksek bence Lavinia’ya vermeliyiz. Neyse, sonuçta hoş, rahat okunan, sürükleyici bir kitaptı. Okuduğum için mutluyum, Kirke’yle seneler sonra karşılaşmak ve onu dinlemek çok güzeldi.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sonsuzluk ve Bir Günlük
Sonsuzluk ve Bir Günlük, Angelopoulos'un muazzam filmi Sonsuzluk ve Bir Gün'ün senaryo yazım sürecine odaklanan; senaryo sürecinde beraber çalıştığı arkadaşı yazar Petros Markaris tarafından kayda geçirilmiş bir döküm. Ben daha önce hiç Markaris okumadım ama kendisinin polisiyelerinin seveni çok, biliyorum. Kendisiyle bu günce vasıtasıyla tanışmış oldum, edebiyatına dair fikir edinemedim elbette ama dünya tatlısı bir insan olduğuna dair bir duygum oluştu, muhtemelen de yanılmıyorum.

Şayet bu filmi benim kadar çok seviyorsanız bu kitabı da seversiniz. Hayranlıkla izlediğim sahnelerin arkasında nasıl bir deli işi emek olduğunu anladım; o senaryonun bin kere baştan yazılışını, sahnelerin sırasının yüzlerce kez değiştirilmesini, her bir kelimenin, her bir anın üzerinde ne kadar uzun çalışıldığını gördüm, filme duyduğum hayranlık katlandı resmen. Markaris'in dediği gibi, "sanatın kahve eşliğinde sohbet olduğunu" sanmayalım sahiden; "köpek gibi çalışmak"mış sanat gerçekten.

Bir filmin, bir hikâyenin oluşma sürecine dair hiç bilmediğim şeyler öğrendim. Zaman zaman insan okurken bile yoruluyor, yaptıkları iş, işlettikleri düşünsel süreç ziyadesiyle tüketici zira. Ama Markaris'in yumuşacık dili sayesinde metin okutuyor kendini. Bir de tabii bu iki adamın 40 senelik dostluklarına ve ilişkilerine dair çok şey öğreniyor insan okurken - beraber büyümüş, beraber yaşlanmış, birbirlerinin nerede ne tepki vereceğini ezbere bilen bu iki insanın arkadaşlığı öyle hoş ki. Nitekim Markaris'in, Angelopoulos'un ziyadesiyle erken ölümünden sonra yapılan Türkçe baskı için yazdığı önsözün son cümlesi gözlerimi doldurdu: "Okur, bu önsözdeki ziyadesiyle şahsi üslubumu bağışlayacaktır diye umuyorum. Arkadaşımı çok özlüyorum."

Herkese önermeyeceğim bu kitabı ama filmi sevenler muhakkak göz atsınlar derim, zira filme bir sürü yeni katman ekliyor bu günce. Bu film daha müthiş olamaz diyordum, olabilirmiş, bunları okuyunca gözümde iyice büyüdü. İşte böyle.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir