Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Nisan 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bazı okurlar Doğan Cüceloğlu'nun hep benzer şeyler anlattığını, kendini tekrar ettiğini söylerler. Bense buna aynı toprağı yeniden çapalamak diyorum. Bir çiçeği bir kere sulayıp kenara çekilmiyoruz. Yaşaması için o suyu, o besini düzenli periyotlarda vermemiz gerekiyor. Ruhumuzun da öğrenmek kadar hatırlamaya ve sürekli beslenmeye ihtiyacı var. İletişim Donanımları'nı okurken, aslında bildiğim ama günlük hayatta unuttuğum o kökleri tekrar suladım. Kendi karanlığımda aydınlanmaya çalışırken, can cana dokunmanın sadece mekanik bir olaydan ibaret olmadığını yeniden hatırladım. Artık biliyorum ki dinlemek, karşıdakinin dünyasına yargısızca misafir olabilmekmiş. Kitap bitti ama asıl sohbet şimdi başlıyor. Sahiciliğin hafifliğini keşfettiğim bu yolculukta, artık kelimelerim daha çıplak, niyetim daha berrak. Tekrarın gücüyle zihnime ektiğim bu tohumları her gün yeniden sulamaya niyetliyim.

Ruhun açlığı, duyulmadığı an başlar.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Nisan 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Klasik tarihi aşk klişeleriyle başlayıp “yine mi aynı şey” dedirten ama karakterleri sayesinde kendini okutan bir kitap. Diyaloglar zekice ve çoğu yerde kitabı resmen sırtlıyor. Ama sakın hafif romantik diye başlamayın—yer yer karanlık, rahatsız edici ve düşündüğünüzden daha sert. Klişe mi? Evet. İyi cilalanmış mı? Kesinlikle.

Feagan’ın çocuk çetesinin tamamı için kalbim kırıldı. Her birinin ileride kendi kitabında açılacak acı dolu geçmişi şimdiden hissediliyor; bildiklerimiz bile fazlasıyla yürek burkucu. Ve evet, hepsini merakla bekliyorum.

Başyapıt mı? Hayır. Ama historical özlemini giderir; beklentiyi abartmazsan keyifli bir okuma sunar.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Nisan 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Son zamanlarda okuduğum en sürükleyici yerli bilimkurgu romanlarından biri oldu. Işıktan Sonra Kıyamet Kayıtları, büyük fikirleri olan ama bunu kuru bir teknoloji gösterisine çevirmeyen bir kitap. Güneş patlaması, Mars ve Ay kolonileri, yaklaşan istila derken hikâye sürekli büyüyor ama odağını hiç kaybetmiyor.

En etkileyici tarafı Mert karakteri. Kusurlu, karanlık, çelişkili ve bu yüzden gerçek. Sadece dünyayı değil, kendini de kurtarmaya çalışan birini okuyoruz.

Anlatım akıcı, sahneler çok canlı ve sinematik. Bazı bölümler gözümde film sahnesi gibi canlandı. Türkçede bu ölçekte ve bu tempoda bilimkurgu az çıkıyor. Yazarın yeni kitaplarını heyecanla bekliyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Nisan 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tufan Hocamıza teşekkür etmek istiyorum. Çünkü kitabı okuduğunuzda ne kadar değerli bilgiler olduğunu görünce, teşekkürümü ilk andan sunmamı anlıyacaksınız. Konusu itibari ile ilk; Yörük, Türkmen ve Türk tabirlerini açıklıyor. Türkmen ve Yörük nüfusunun nerelerde olduğunu ve Osmanlı hakimiyetinde nasıl yaşadıkları hakkında bilgiler veriyor. Daha sonra Safevilere giriş yapılıyor. Kızılbaşlılık Türkmenlik ve Şiilik gibi konularda doyurucu bilgiler sunuyor hocamız. Anadoluda hangi Türkmen boylarının Safevi kuruluşunda yer aldığını açıkça belirtmiş. Ayrıca tartışmalara sebeb olan 40.000 kişinin katliamı (Alevi-Türkmen) gibi konuların aslında bir söylentiden ibaret olduğunu, eğer gerçek olsaydı Safeviler bu durumda daha da taraftar kazanabilirdi ve Safevilerin de kendi tarihinde böyle bir olaydan bahsedilmediğini kayıtlarla açıklıyor. Dolayısı ile katliam konusu tamamıyla asılsız. Kitap kurtları bu kitabı muhakkak alınız. Hatta başucu kitaplarınıza dahil ediniz.Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Nisan 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Üç kuşağın hikâyesinin anlatıldığı, duygu yüklü bir kitap…
Malma İstasyonu’na giden üç yolcu, geçmişlerini sırtlarında taşıyarak bir yolculuğa çıkıyor. Geçmiş ve şimdiki zaman arasında gidip gelen; her karaktere ayrı ayrı bölümler verilerek ustaca harmanlanmış bir kurguya sahip.

İstenmeyen bir çocuk olarak büyüyen Harriet’in çocukluğu, anne babasıyla olan ilişkisi ve kendi çocuğuna aktardığı travmalar oldukça sarsıcıydı. Bana göre insan, alamadığı sevgiyi başkasına da veremiyor. Harriet’in kızına yaşattıkları da tam olarak buydu sanırım.

Beni en çok etkileyen iki cümle ise:

“Çocuğunuzu ne zaman kaybedersiniz?”

ve

“Sıcak bir yaz günüydü. Altı yedi yaşlarındaydım.
Annem işteydi ve ben bütün gün güneşin altında yatıp tüm vücudumun güneş yanığı olmasını istedim.”

* “Neden?”
-“Çünkü annemin eve geldiğinde bana krem sürmesini istiyordum. Eğer güneş yanığı olursam, onun dokunuşunu hissedebilecektim.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Nisan 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsanı soytarılaştıran acıları mıdır? Terk edilmişliği, ötelenmişiliği,bir köşeye bırakılıp görmezden gelinmişliği mi?

İrfan Yalçın anlatıdaki duygu atmosferini öyle kuruyor ki, içinizin şişiyor ve kendinizi kızarken buluyorsunuz? Ama kim haklı, bunu bilmemiz imkansıza yakın. Belki de umudun yaşattığı bir adamın çaresizce yazdığı; cevapsız kalan mektupları ve yakaran durumu fazlasıyla can acıtıcı…

Bi olay var mı anlatıda; yok .. Böylesi bir anlatımı kurgulamak da çok zor bu yüzden yazarın hakkını vermek lazım.

Umudun hastalık haline geldiği,çaresizliğin soytarılık (belki de maske) ardına saklandığı ve kimsesiz kalan adamın tutunduğu tek dal mektupları… Kızı bir mektup yazsa adam belki ölüverecek,hayatla ilgili başka bir amacı kalmayacak.

Soytarı olmak çok güç…

Hele saklanacak bir yürek bile yoksa…
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Nisan 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sevgisiz ve ilgisiz büyüyen kişilerin hayat hikâyelerini okuyoruz. Hak ettiği değeri görmeyen insanların hayata bakış açısını yakından deneyimliyoruz. Öykülerde,kırılan ve üzülen insanlar konuşuyor. İçinde bulunduğu duygu durumunu ortaya koyuyor. Anlaşılmak istiyorlar ama bu pek de mümkün olmuyor.İlk önce sözcükler anlamını yitiriyor. Sonra da konuşmak yitiriyor anlamını. Tüm bu yitip gidenler arasında devam ediyor öyküler.Eserin ismi biraz da buradan geliyor. Hissedilmeyen ve anlaşılmayan duygular, uzaklığı meydana getiriyor. Anlaşılmak için çırpınanlar, anlaşılmadığını fark ediyor. Bu da aradaki uzaklığı artıyor.
Uzaklaşmak; mesafe anlamı taşıyor ama anlaşılmama anlamı da taşıyor. Pek belli olmuyor ama eser isminde bir umut barındırıyor. Fazla Uzaklaşmış Olamaz, uzaklaşsa da yakalayabiliriz ve yetişebiliriz anlamı taşıyor. Umudu kesmiyor hem de bu kadar olumsuzluğa rağmen küçük bir umut hâlâ var.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Nisan 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayatın akışı devam ediyor ama farkında olmadan birçok detayı kaçırıyoruz. Fark etsek bile bir şey olmaz, herhalde.Hayatın koşuşturması, telaşı ve dertleri, maalesef, detayları perdeliyor.Belki bir daha aynı şeyi yaşama veya görme ihtimalimiz yok. İhtimalleri,bu yüzden göz ardı etmemek ya da küçümsememek gerekiyor. Yazar da öyküleri bu çizgide yazıyor. Küçük bir detay, öykünün temasını oluşturuyor. Hayatın küçük bir detayı, öykü için çok büyük bir anlam ifade ediyor.
Öykülerdeki durum bu kadarla da sınırlı değil.Olağanüstü olaylara şahit oluyoruz.Şaşırmamak mümkün değil.Eserlerdeki kurmaca durumu göz ardı etmiyoruz ama yine de olağanüstü olaylar şaşırtmayı başarıyor. Masalı hatırlatan olağanüstülüklerle karşılaşıyoruz. Bu kadarı masallar da olur, diyoruz ama yanılıyoruz. Öykülerde böyle durumlarla karşılaşıyoruz. İhtimalleri göz ardı etmek istemeyenlerin ve olağanüstü olayları, sadece,masalarda görmek istemiyorum diyorsanız. Bu öyküler, tam sizin için diyebilirim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Nisan 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Seul’den Önce, akıcı dili sayesinde kısa sürede bitirdiğim bir kitap oldu. Özellikle başlangıç kısmı oldukça çarpıcı ve etkileyiciydi. Elfin’in yaşadıkları, karşılaştığı zorluklar ve verilen mücadele ilk sayfalarda beni gerçekten hikâyenin içine çekti. Bu güçlü giriş, kitap boyunca daha derin bir anlatım beklememe sebep oldu.

İlerleyen bölümlerde hikâyenin farklı bir yöne evrilerek şehirler, kültürler ve efsanelerle zenginleşmesi dikkat çekiciydi. Kapadokya’dan Mardin’e, anlatılan yerlerin hikâyeleri ve efsaneleri kitaba farklı bir atmosfer katmış. Bu yönüyle sadece bir aşk hikâyesi değil, aynı zamanda yer yer bir keşif yolculuğu hissi de veriyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Nisan 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Seray Şahiner’in okuru sarsarak içine alan romanlarından biri. Kitabı okurken sanki karşımda biri oturmuş da başına gelenleri hiç filtresiz anlatıyormuş hissine kapıldım. Ülker Abla; şiddet görmüş, kaçacak yeri kalmamış ama yine de ayakta kalmaya çalışan bir kadın. Hastanede refakatçilik yaparak hayata tutunma çabası, hem trajik hem de yer yer kara mizahla anlatılıyor.
En çok etkilendiğim yönü, dilinin samimiyeti oldu. Argo, sert ama sahici; karakterin yaşadıklarını yumuşatmadan aktarıyor. Ülker Abla’nın iç sesi, çoğu zaman güldürürken bir sonraki satırda boğaz düğümletebiliyor. Bu zıtlık kitabı güçlü kılıyor.
Roman, kadına yönelik şiddeti ajite etmeden ama açıkça göstererek anlatıyor. Okurken “bu sadece bir hikâye değil” duygusu hiç kaybolmuyor; çünkü Ülker Abla her yerde karşımıza çıkabilecek bir karakter. Kısa, akıcı ve çarpıcı bir roman; bitince insanın içini uzun süre kurcalıyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir