Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sosyo-psikolojik polisiye
İngiliz kadın yazar Paula Hawkins'in "Trendeki Kız" kitabı oldukça popüler ve sansasyoneldi. Hatta öyle ki Emily Blunt'un başrolünde olduğu oldukça başarılı bir filmi de vizyona girmişti. O kitabın hemen ardından "Karanlık Sular" ile kaldığı yerden devam eden Hawkins'in 2022 yılında yayımlanan yeni kitabı "İçin İçin Yanan Ateş" her ne kadar polisiye-gerilim formunda görünse de içerik bakımından biraz sosyo-psikolojik temalı.

Hawkins, bu kitabında klasik teknikten biraz uzaklaşmış. Katil kim? tasasından ziyade işlenen cinayetin perde arkasındaki sosyo-psikolojik travmaları ele almış. Ve kurguyu da ağırlıklı olarak "kadın" karakterleri üzerinden inşaa etmiş.

Kitabın açılışında, isminin Daniel olduğunu öğrendiğimiz genç delikanlı bıçaklanarak öldürülmüş vaziyette bulunuyor. Durumu gören ve ihbarı yapan kişi Miriam adında 50 lilerinde bir kadın. Daniel ölmeden evvel onunla vakit geçiren son kişiyse günlük ilişki yaşadığı genç kadın Laura.
Daniel'in annesi Angelina ve teyzesi Carla ile karşı komşuları olan 80 lerindeki Irene ise konuya dahil diğer kadın karakterler. Carla'nın yazar olan eşi Theo'ysa kitabın dinamik tek erkek karakteri. İşlenen cinayet 4 kadın, 1 adam arasında düğümleniyor. Hawkins bu noktada işin çözüm noktasını bırakıp karakterlerin içsel yaşantılarına odaklanıyor. Karakterlerin içsel çatışmaları, birbirleriyle olan bağlantıları hakkında yazıyor. Her bir karakterin ayrı bir psikolojik derinliği var. Yaşadıkları hayat ve karşılaştıkları sorunlar her birinde farklı. Sisli perdelerin ardındaki gerçekler ortaya çıkıp halka misali uç uca eklenince roman gevşiyor ve hedefine varıyor...

Okurların polisiye tadı araması bir nebze şevklerini kırıyor sanki ancak bu kitap polisiye gerilimi bünyesinde barındıran, psikolojik hacime sahip bir eser. Günlük hayatın gerçekleri diyebilirim...

Herkese iyi okumalar.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kendini Aşkta Bulmak...
Sabahattin Ali, 1907 yılında dünyaya gelmiş ve 1948 yılında aramızdan ayrılmıştır. Kısa yaşamına sığdırdığı romanlarıyla edebiyat dünyasında kendisine kalıcı bir yer edinmiş ve kendisinden sonra gelen romancıları da etkilemeyi başarmıştır.

Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna kitabı bir dönem fazlasıyla ünlü olan bir kitap. Sosyal medya ve televizyon programlarında dahi paylaşılan bu kitap kısa zamanda pek çok insan tarafından okundu. Sayfa sayısına baktığımızda oldukça kısa bir roman olarak karşımıza çıkıyor Kürk Mantolu Madonna. Kitabın içerisinde Sabahattin Ali’nin kendisine dair izler de bulunuyor. Ayrıca yazarın yalın yazım dili ve akıcı anlatımı bu kitapta da kendini göstermiş.

Romanın içerisinde karakterlerin ağızlarından okuduğumuz metinlerde insanın anlam arayışına dair ifadeler yer alıyor. Ayrıca insanın kendi içine yönelmesi ve sorgulamalara da sıklıkla yer verilmiş. Toplumsal kabul gören bazı tutum ve davranışların ise kitabın bazı bölümlerinde karakterler vasıtasıyla eleştirildiği görülüyor. Bu yönüyle kitabın satır aralarında oldukça etkileyici psikolojik çözümlemeler gözlemlemek mümkün. Bu yönüyle de oldukça dikkat çekici bir kitap.

Kürk Mantolu Madonna, her ne kadar bazı çevrelerce basit bir aşk romanı olarak görülse de kitabı okuduğunuz zaman hak vereceğiniz üzere aslında salt bir aşk romanı değil. Zira kitaptaki karakter tahlilleri aslında romanın kahramanının âşık olma sürecine nasıl geldiğini, onun karakterinin nasıl oluştuğunu oldukça akıcı bir şekilde anlatıyor.

Keyifle okunması dileğiyle…

Yanıtla
21
3
Destekliyorum  4
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çocuklarınızın kitaplığında mutlaka olmalı…
Hayatımızdaki bir gerçekliğin bu kadar güzel anlatılması, verdiği mesajı da hem ebeveyn hem de çocuklar için önemli. Gözü kapalı öneririm. Hayatta her an karşılaşılabilecek bir durumun sevimli bir oğlak üzerinden anlatılması ve anlatının hem çocuklara hem de anne-babalara hitap etmesi kitabın ve öyküsünün anlamını bir kat daha arttırıyor. Yazarın kitabının resimlemelerini de yapan bir sanatçı olması ayrıca güzel.

“Simsiyah kulaklı çok sevimli bir oğlaktı bu.
Ama sürüdeki diğer yavrulardan biraz farklı doğmuştu.
Çoban, bacaklarındaki güçsüzlüğü hemen fark etti.
Onu kucağına aldı. Ön bacakları tutmuyordu,
bu haliyle yürümesi imkânsızdı.”

Bir farkındalık kitabı. Çobanın sürüsündeki engelli olan bir oğlakın yaşama sevincine ortak olması, sürüden kopmasın diye gösterdiği çaba hepimiz için iyi bir örnek. Hele bu örnek, küçük yaşlardan itibaren empati duygusunun çocuklara verilmesi için onlara unutmayacakları bir konunun belleklerinde yer etmesine yardımcı olacaktır. Engelli bireylerinde toplumsal yaşam içinde engelsiz bir hayat sürebilecekleri şekilde koşulların dizayn edilmesi de önemli. Bunun küçük yaşlardan itibaren toplumu oluşturan her bir bireye eğitiminin verilmesine öncülük etmesi bu kitabı farklı kılıyor.

“Bahar geldiğinde iki küçük yavru dünyaya getirdi.
Biri siyah diğeri beyazdı.
Oradan oraya sıçrayıp zıplıyorlardı.
Annelerinden farklı ama aynıydılar.”

Yinelemem gerekirse okul öncesi ve sonrası için çocuklarımızın kitaplığında bulunmasını önereceğim bir kitap.

Yanıtla
4
2
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Vedat Milor'den Hayata Dair Paylaşımlar
Vedat Milor, bir zamanlar NTV’de düzenli olarak yaptığı yemek programlarıyla geniş kitlelerce tanınır olmuştu. Başta İstanbul olmak üzere birçok ilde, gittiği yerin tanınmış lokantalarını, restoranlarını dolaşarak yemek kültürümüze önemli katkılar yapmıştı. Yemek konusu, uzmanlıklarından sadece birisi aslında. Kendisi, Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Ekonomi mezunu, yurtdışında yüksek lisans ve doktora yapmış. Sosyoloji eğitimi almış. Bunlarla yetinmemiş Stanford’da Hukuk okumuş. Ülkemizde ve ABD’de öğretim üyeliği yapmış.

Milor, 2021’de ilk baskısını yapan “Hesap Lütfen!” kitabında, kendisiyle yapılmış röportajlardan oluşan bir içerikle karşımızda. Baştan belirtelim, içinde gastronomi konularına, Nusret’e, Ferit Şahenk’in restoranına, yazı başına on bin dolar alan dünyaca tanınmış bir gastronomi uzmanına (...) dair detaylar geçse de bu kitap bir gastronomi kitabı değil. Hayatta insanlara dayatılan bazı değerleri, yaşam tarzları üzerine yapılan zorlamaları, bunların arkasındaki ikiyüzlülüğü, sahtelikleri ve bunlara muhatap olanların yaşadığı ikilemleri, çatışmaları, kitabın ana eksenine alıyor. Yazar, kendi yaşadığı örnekler üzerinden sohbetini akıcı bir şekilde sürdürüyor. Her konuya çözüm bulma iddiasında değil. Tecrübelerini, hayal kırıklıklarını, başarısızlıklarını ve arayışlarında ulaştığı çözümleri, ne yapılması gerektiğini dikte etmeyen bir üslupla aktarıyor. Ömrünün farklı dönemlerinde ABD’de, Avrupa’da ve ülkemizde yaşıyor olması, sorulara verdiği cevaplarda gerçekçi karşılaştırma yapma zeminini kolaylaştırmış. Eserin hitap ettiği kitlenin, değişime, farklı fikirlere açık olan insanlar ve özellikle gençler olduğunu söyleyebiliriz.

Milor, sekiz ana bölüme ayrılan çalışmasında, bireysel olarak görünse de özgüvensizlik ve değersizlik gibi gerçekte toplumsal olan belli sorunların, kültürümüzde mevcut bazı kalıplardan, yargılardan kaynaklandığına değiniyor. Bir insanın ve genelde bir toplumun, aile yaşantısından itibaren nasıl bozulabileceğini sosyo-ekonomik bir perspektiften anlatıyor. Hayatta var olan problemlere rağmen topluma küsüp içe kapanmak yerine özgüvenle ve özsaygıyla üretmeyi, iletişime devam etmeyi, zevk aldığımız uğraşılarla ilgilenmeyi, makul beklentilerle hayata devam etmeyi öğütlüyor. Kitabın ismindeki alt başlığa uygun olarak insanın kendi dengesini bulması noktasında, herkesi memnun etme düşüncesinin hayatı zorlaştırabileceğini, yaşanılan ânı ertelememeyi, öncelikleri (kırmızı çizgileri) iyi belirlemeyi, bunları yaparken de egoist davranmamayı, sağduyulu olmayı salık veriyor.

“Anadilimiz dışında lisanlar bilmek bugün yaşadığımız dünya için olmazsa olmazımızdır. Dünyaya evrensel bir duyguyla adapte olmak adına bilhassa yabancı basını takip etmeli, gezegenimizde neler olup bittiğini farklı kaynaklardan bilgileri kıyaslayarak öğrenmeliyiz. Ülkemiz bilgi ekosistemi açısından dünyanın epey gerisinde ve çoğu zaman manipüle edilmiş kirli bilgilerin ortasında doğruyu ve gerçeği arama savaşı veriyoruz. Yine birçok akademik alanda yerli bilgi kaynağımız kısıtlı; dünyanın bütünüyle değil, yalnızca yaşadığımız yerle iletişimde olduğumuzda, çaresi yok, çağın gerisinde kalıyoruz.” (s. 81)

“Siz, bilmeyenler kadar ses çıkarmadıkça, niteliğinizin farkına varamayacaklar ve anlaşılmadığınızı düşüneceksiniz. Meşgul olduğunuz işler başkalarının gözünde değersizleşecek ve vazgeçilebilir olduğunuzu zannedeceksiniz. Ses çıkartmak derken bağırmayı, gürültü yaparak barbarlaşmayı değil, doğru zaman ve doğru yerde kendini anlatmaktan geri durmamayı kastediyorum. Bilgi sahibi olduğumuza emin olduğumuz her konuda, eğitimini aldığımız alanlarda hödüklerden daha çok ses çıkarmalıyız.” (s. 101)

“Toplum hep tetiktedir. Kendinize uzak kaldığınız her an sizi yönlendirmek için fırsat kollar. Toplumun geneline kalsa hayatın değeri elekten geçirilmiş ve incelmiş zevklerden çok, yalnızca paradan, güzellikten ve güçten ibaretmiş gibi gelir. Oysa her insan zevkleriyle ve seçimleriyle özneldir.” (s. 167)

“Evrensel ölçütler olmazsa birçok konuda yerimizde sayarız. İnsan hakları, devlet yapısı, tarıma yaklaşım gibi konulara bakışımız evrensel olmalı. Bir yandan da yerel güzelliklerimizi keşfedip bu alanlarda taklitçilikten uzak durarak bu güzellikleri sahiplenmeli ve onlar uğruna inat etmeliyiz.” (s. 297)

Mesele basitçe şudur: Doğru insana doğru iş verilmeli. Doğru insanı doğru iş için bulsanız bile bu sistem değişmedikçe, gelir kaynakları değişmedikçe, devlet yapısı değişmedikçe doğru insan ya bir süre sonra havlu atacaktır ya da bozulacaktır ve umursamaz hâle gelip yine kendi emeğine yabancılaşacaktır. Devlet yapısı üzerinde temel değişikliklere gidilmedikçe tufeyli (asalak) sınıfına karşı mücadele yalnızca bireylere indirgeniyor. Bu toplumda iyi tufeyli olan başarıyor ve sonuç alıyor.” (s. 307)

İlber Ortaylı’nın “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?” ve Doğan Cüceloğlu’nun “Var mısın?” örneklerinde olduğu gibi eserin sonunda Milor’ü etkileyen kitaplar ve filmler sıralanmış: Tutunamayanlar, Suç ve Ceza, Tokyo Hikâyesi, Özgürlük Hayaleti bunlardan bir kısmı.

Kronik Kitap’tan çıkan “Hesap Lütfen!” için Nurhak Kaya’nın soruları hazırlarken ciddi bir çalışma yapmış olduğunu, eserin akıcı olmasında, kurgunun başarılı ilerlemesinde ciddi bir emek harcadığını vurgulamak gerekir.

Kitapla ilgili yazarla yapılmış iki söyleşiyi izlemek isteyenler için not düşelim:
t.ly/mMrUk (Ceren Sungur- Tarih Obası Youtube Kanalı)
t.ly/AE_p3 (Eksik Olan- Medyascope Youtube Kanalı)

İyi okumalar!
Yanıtla
3
1
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Geçmişten Günümüze Aralanan Beş Şehrin Kapısı...
Yazarının ve kitabın şöhretini çok kez duymuş olmama rağmen, "Beş Şehir", Ahmet Hamdi Tanpınar’ın okuduğum ilk kitabı oldu.

Kitabın başından itibaren dikkatimi çeken ilk konu, günümüz yazarlarının çoğundan alışmış olduğumuz, yalın, dümdüz anlatımdan uzaklaştırıyor bizi. Öyle ki; arada bir serpiştirilmiş eski Türkçe sözcüklerle duraksadığınız, iç içe geçen, yoğun bilgi içeren cümlelerin arka arkaya gelmesi bazen anlamdan kopacağınız korkusunu hissettiriyor. Ancak anlatım öyle doğal, ifadeler öyle içten ki bu his fazla uzun kalmadan yerini güzel bir metin okuyor olmanın lezzetine bırakıyor.

Deneme türü ile karşımıza çıkan bu eser aslında yer yer gezi yazısı oluyor, sık sık tarihi bilgileri yormadan anlatan bir metin, bazen coğrafi, bazen mimari esintiler hissedeceğiniz bir kitaba dönüşüveriyor.

Geçmişten günümüze taşıyamadığımız bazı değerlerimizin nedenlerini bulduğumuz satırlar çıkıyor karşımıza ansızın. Diyor ki;

“Cetlerimiz inşa etmiyorlar, ibadet ediyorlardı. Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri bir ruh ve imanları vardı. Taş, ellerinde canlanıyor, bir ruh parçası kesiliyordu. Duvar, kubbe, kemer, çini, hepsi Yeşil’de dua eder, Muradiye’de düşünür…”

Kitapta sevdiğim bir üslupta, yazarın, yer yer eşyayı, mimariyi, şehirleri dile getirip konuşturması idi. Geçmişe gidip, tarihe adını yazdırmış şahsiyetlere gönderme yapması, acaba bunu düşünmüşler miydi diye kalemini yorması ilgi çekiciydi.

Misal; Ankara ovalarında gezerken, 1071 yılına gidiyor ve dökülüyor kaleminden;

“Malazgirt’te bileğinin kuvvetiyle, dehasının zoruyla bize bu aziz vatanın kapılarını açan Alparslan’ı muharebe emri vermeden evvel hangi kuvvetler ziyaret etti ve ona neler gösterdi? …. Hiç tanımadığı, dehalı çocuklar müstakbel zaferlerin kumandanları, henüz söylenmemiş şiirlerin şairleri, henüz yükselmemiş şaheser yapıların mimarları, henüz duyulmamış nağmelerin bestekarları etrafında henüz açmamış bir fecrin gülleri gibi dolaşmıyorlar mıydı? Gözlerinde Sultan Hanı’ndan, ince minareden bir hayal yok muydu? Eğer yokduysa, bütün bunlardan habersiz, bu müjdeleri içinde konuşur bulmadan o büyük işi nasıl yaptı?”

Her ne kadar bir çırpıda okunup bitirilmeyecek bir kitap olsa da, sindire sindire, betimlemelerin derinliklerine dalarak, tarihi anlatıların örgüsünü anlamaya çalışarak, güzel vatanımızın geçmişinden bize aralanan bu kapıdan güzel şehirlerimizi ve insanımızı seyre dalmak gerektiğini düşünüyorum. Belki aralanan o kapıdan bir nebze olsun o mukaddes ruhların ışığı yayılır da günümüze aydınlığı ulaşır...

Yanıtla
10
0
Destekliyorum  13
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dunlop'un alana önemli katkısı: "Hazar Yahudi Tarihi"
Kıymetli okurlara yorumu sunmadan önce, yorumlama maksadıyla ele almış olduğumuz kitabın yazarını kısaca tanımakta fayda görüyorum: D. M. Dunlop, 1909 İngiltere doğumludur. Avrasya ve İslam tarihi konularında ele aldığı çalışmalarla tanınmaktadır. Özellikle de Hazarların tarihi ve Orta Asya’nın İslam öncesi dönemleri üzerine yaptığı çalışmalar ile dikkat çekmektedir. Ayrıca Zeki Velidi Togan, George Vernadsky, Mikhail İ. Artamonov gibi kıymetli isimlerle çalışmış olması da yazar hakkındaki görüşleri iyi bir zeminde değerlendirmek açısından önemli bir bilgidir. Yazarın en bilinen çalışması ise, -bu incelemenin de kaleme alınmasının esas nedeni olan- Hazar Yahudi Tarihi kitabıdır. Eserin özgün dili İngilizcedir. İlk defa 1954 yılında yayımlanmış olup, 1967 yılında “The History of the Jewish Khazars” adı ile Schocken Books tarafından tekrar basılmıştır.

Dunlop’un bu eseri, okurların Hazarlar hakkında ilgi gösterdiği başvuru kitaplarından biri olarak listelerde yer alır. Zira eser, Hazarların ortaya çıkışı, tarihteki yeri, -ve de Koestler’in bu konu üzerindeki coşkusunun etkisiyle- kökeniyle ilgili tartışmalara yer verirken, özellikle de Hazar halkının dini ve kültürel yapısını ele alışı ve M. İ. Artamonov’dan oldukça farklı bir bakış açısı sunuşuyla kıymete değer bir yer tutar. Genel hatlarıyla 9 bölümden oluşan eserin üçüncü bölümünden itibaren, birkaç bölümde Hazarların siyasi tarihine yer verildiği görülür. Böylelikle teori olarak kabul gören köken tartışmalarının ardından, Hazar-Arap savaşlarıyla giriş yaptığı siyasi temaslarına da yer verdiği dikkat çekiyor. Bu temaslar neticesinde Hazarlarda sosyal ve dini değişimin nasıl bir temel üzerinde oluştuğunun görülmesine de olanak sağlıyor. Eser boyunca kaynaklardan elde ettiği bilgileri de metin içerisinde değerlendirmeye alması, okuyucuyu konu hakkında düşünmeye sevk ediyor. Ancak yine de, bu eser günümüzde tek başına bir yeterlilik sağlayamayacağı gibi, bu konuyla ilişkili olarak M.İ. Artamonov’un Hazar Tarihi, L. N. Gumilev’in Hazar Çevresinde Bin Yıl, P. B. Golden’ın Hazar Çalışmaları kitapları da bu alanda zaman içerisinde klasikleşmiş çalışmalar olarak yer alıyorlar. Tarih, bulgularla yeniden güncellenebilir bir alan olmasıyla birlikte, Hazarların tarihi ile ilgili birtakım yenilikler de söz konusu oldu. Buna dayalı olarak, bu konuyla ilgili A. T. Özcan’ın Hazar Kağanlığı ve Etrafındaki Dünya adlı kitabı, Hazar okumalarının bir tamamlayıcısı olması açısından en güncel çalışmalardan biri olarak konuya çok yönlü incelemeleriyle kaliteli bir katkı sunuyor.

İnceleme vesilesiyle, bu kitabın çevirisini üstlenerek kitaplığımıza katkı veren Zahide Ay’a teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na daha niceleri dilekleriyle…
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tanpınar'ın Modernizm Karşısındaki Temkinli Duruşu : Beş Şehir
20. yüzyılın ilk yıllarında doğan Ahmet Hamdi Tanpınar, şair, yazar, edebiyat tarihçisi, akademisyen ve siyasetçidir. Kadı olan babasının görevi nedeniyle çocukluk ve ilk gençlik yıllarını çok farklı şehirlerde geçirmiştir. Tanpınar'ın yaşamının ilk yıllarında tanıştığı farklı kültürler, düşünce dünyasında ve eserlerinde büyük yer etmiştir. İlk kez 1941 yılında Ülkü mecmuasında dizi olarak yayınlanan şehir anlatıları, 1946'da Konya'nın da eklenmesiyle Beş Şehir olarak kitaplaştırılmıştır ve kitap zaman içinde pek çok düzenlemeden geçmiştir. Ağustos 1976'da Dergah Yayınları'ndan ilk baskısı yayınlanan Beş Şehir, 2023 yılı itibariyle 57. Baskısı ile okurlara sunulmuştur.

Cumhuriyet'in ilk öğretmenlerinden olan Tanpınar'ın Beş Şehir adlı eseri çocukluğunda yaşadığı Ergani - Madeni, Sinop, Kerkük ve Musul gibi babasının görevi sebebiyle bulunmak zorunda olduğu topraklarda geçmez. Beş Şehir Tanpınar'ın öğretmenlik yaptığı dört şehir ve Bursa'da geçer. Tanpınar, Cumhuriyetin ilk yılında, henüz 21 yaşındayken Erzurum'da edebiyat öğretmenliğine başlar. Üç yıl sonra 1926'da Konya Lisesinde, 1927'de Ankara Lisesinde, 1930'da Ankara Gazi Terbiye Enstitüsünde ve 1932'de İstanbul'daki Kadıköy Lisesinde öğretmenlik yapar. Beş Şehir tam da bu şehirlere yaptığı ziyaretlerin ve entelektüel birikiminin tortusudur. Beş Şehir'de Tanpınar'ın deneyimleri öğretmenlik dönemlerinin aksine akronolojik olarak, Ankara, Erzurum, Konya, Bursa'da Zaman ve İstanbul olarak verilir.

Beş Şehir salt bir seyahatnâme yahut gezi yazıları dizisi değildir. Tanpınar sıklıkla Evliya Çelebi'ye atıflarda bulunsa da ne Tanpınar bir gezgin, ne de Beş Şehir bir gezi anlatısıdır. Bu bakımdan deneme sınıfında değerlendirilmesi daha doğrudur. Tanpınar, Beş Şehir'de, tarih, zaman, mekan, sanat ışığıyla, sosyolojik unsurları ve kendi deneyimlerini birleştirmiş ve bu birleşim tam da bu topraklar için kritik bir dönem olan Cumhuriyet döneminde meydana gelmiştir.

Beş Şehir, ilk olarak Ankara'nın Milli Mücadele yılları sonrasında yıpranmış ve yeniden doğmayı bekleyen hali ile başlar. Ankara yalnız Cumhuriyet'in başkenti değildir elbette, bedenini bu toprakların oluşturduğu Kibele, kaç nesil emzirmiştir kim bilir dolu dolu göğüsleriyle. Tanpınar'ın kitapta görece daha az yer verdiği Ankara yepyeni bir gün doğumunu izlemeye davet ederken, seyre durulacak kul yapılarından uzaktır aynı zamanda. Haliyle yazarın, "Fakat Osmanlı hiçbir zaman Selçuk gibi yapıcı olmadı." eleştirisi dikkate değerdir.

Erzurum, Tanpınar'ın ilk kez gittiği bir şehir olmasa da genç öğretmen için çok önemli bir karşılaşma mekânıdır: Ata ile tanışma. Kurtuluş Savaşı'nda kilit öneme sahip, yüksek rakımlı Erzurum'da Tanpınar diğer şehirlere nazaran daha çok insana odaklıdır. Pek çok kültürü birleştiren Erzurum'un savaş kalıntısı insanlarının türlü maceralarla bir Odysseius gibi dönüşüne, halkın kast içindeki varlık biçimlerine, mimari ve sözlü sanatlarına değinir Tanpınar. Billur Piyale ve Yemen türküsü sözlü sanatta en güzel örneklerdendir. Savaşın yaralarını henüz saran Erzurum bir de depremle sarsılır. Bu korkunç kaderi yenecek yine Erzurum'un ruhu bütün halkıdır. Ve Ata asla yalnız bırakmaz Kurtuluş şehrini. Genç ve heyecanlı Tanpınar'a kilit sualler yöneltir Mustafa Kemal Atatürk. Kitabın bu bölümüne özellikle dikkat edilmesi gerekmektedir, çünkü Tanpınar'ın "yeniye karşı beslenen iştiyak" tabirini en iyi Atatürk ile karşılaşmasıyla hissedebiliriz.

Anadolu'nun yüksek ruhlu şehirlerinden Konya'dır üçüncü şehir. Konya hem Selçuk mimari hazineleri hem de Mevlânâ, Şems, Yunus üçgeniyle ele alınarak Tanpınar'ın nefis anlatımına mahzar olan bir şehirdir. Ama yetmez, Tanpınar'a büyük hayranlık beslemeye itecek bir de halkın sesi vardır. Konya Hapishanesi'nden yüzünü bile görmediği kadın mahkumların çığırdığı "Gesi bağlarında bir top gülüm var" türküsü...

Eğer Tanpınar bir tek şehir ile yetinseydi bu şehir kesinlikle Bursa olurdu. Beş Şehir'in en güzel ve İstanbul'dan sonra en geniş hacim kaplayan ancak İstanbul'dan da önemli bölümü: Bursa'da Zaman'dır. "Bursa'da ikinci bir zaman daha vardır."

"Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında."

Bursa'da Zaman şiirinin bir çözümlemesidir adeta şehrin anlatımı. Eski Osmanlı başkenti Bursa, doğanın büyük bir şans bahşettiği ve Osmanlı'nın fetih ruhuyla özenle inşa ettiği büyük bir sanat eseridir. Tanpınar'ın modernleşme arifesinde çektiği sancıların bir bir yansıtıldığı satırlar Bursa'da geçer. Bursa hem mimarisi hem kültürel altyapısı ile Türkiye'de bulunan yabancı gezginlerde dahi gizlenemez bir hayranlık bırakır. Andre Gide bunlardan biridir. Gide nedeni bilinmez bir şekilde İstanbul güzelliğini yadsırken Bursa'da hislerini saklayamaz. Yeşil Camii için : "zekânın kemal hâlinde sıhhati" der. Tanpınar'ın Erzurum'daki yeni eğitim sistemi için hevesli halini Bursa'da eski sanat eserleri karşısında hüzne dönüşmüş olarak buluruz. Türkiye'de zaman bir şehir olsaydı, hakikaten Bursa olurdu. İlk kez Bursa'yla karşılaşan herkesin hissedebileceği gibi...

Beş Şehir'in sonuncusu ve en çok yer verilen bir diğer Osmanlı başkenti İstanbul. İstanbul'da hem bir tarih yolculuğuna çıkarır Tanpınar hem de kendisi için çok önemli olan kültürel dünyasına şekil veren yüzlerle tanıştırır okurları. İstanbul bir devlet başkenti olduğu kadar kültür başkentidir. Yaşadığı savaşlar, fetihler, depremler, yangınlar şehrin yüzünü çok defa değiştirse de İstanbul daima güzeldir: "Çünkü, İstanbul sadece abide ve âbidemsi eserlerin bol olduğu şehir değildir. Şehrin tabiatı bu eserlerin görünmesine ayrıca yardım eder. İstanbul her süsün, her kumaşın kendisine yaraştığı, ayrı ayrı hususiyetlerini açtığı o cömert yaratılışlı güzellere benzer."

Beş Şehir Ahmet Hamdi Tanpınar'ın tarihsel ve sanatsal bakış açılarının edebi ustalıkla perçinlendiği önemli bir deneme. Tanpınar eserinde bu ülkenin önemli şehirleri ile Malazgirt'ten Cumhuriyet'e aldığı yolları, kazanımlarını, inşa ettiklerini, yitirdiklerini, göğsünde beslediği yüzlerce sanatkârı, daima yoksul halkını güçlü diliyle aktarıyor. Doğunun ve batının sanatını içmiş olan yazar, mitolojik imgelemelerle zenginleştirdiği olayları resmin ve müziğin daima canlanıverdiği bir gökyüzüne taşıyor. Eserinde Türkiye'ye gelen pek çok gezgin ve sanatçıdan, Evliya Çelebi, Lamartine, Gide, Théophile Gauter, Lady Craven, Pierre Loti'nin izlenimlerine de değinen Tanpınar bu ülkenin tam anlamıyla farkında olan bir ferdi.

Bugün, Tanpınar'ın kültürel perspektifi ile yitirilen zaman mı yoksa zamanla yitirdiklerimiz midir? sorusunu soruyorum. Beş Şehir, güçlü bir mirasla yeniden doğmaya çalışan bir milletin yitirildiği düşünülen ruhu için yazılmış bir modernizm ön eleştirisi. Bu eleştirinin göz ardı edildiğini bugün görüyor olsak da hâlâ bize söyleyecekleri var. Ve Tanpınar ne geçmişin özlemini duyuyor ne de yenilikten korkuyor. Tanpınar'ın en büyük korkusu ruhun yitirilmesi ve ruh, ne zamanın içinde, ne de büsbütün dışında. Ve İnsanlık Babil kulelerinden hiçbir zaman vazgeçmiyor. Neticede Tanpınar tam anlamıyla bir huzursuz ve bu sayede Beş Şehir gibi muazzam bir eseri okuyabiliyoruz.

Beş Şehir son derece yoğun bir kitap; çok kez karşılaştığım yorumlarda Tanpınar dilinin ağırlığından bahsederek okurlar uyarılıyor haklı olarak. Tanpınar'ın güçlü sözcük hazinesiyle son derece lezzetli bir anlatımı var ve genç yaşlardaki okurların da korkmadan bu serüvene katılmalarını öneririm. Pek çok kelimede tökezlenilecektir ancak ayağa çok daha güçlü kalkılacağına eminim. Tanpınar'ın Beş Şehir'inin mutlaka okunması gerekiyor, özellikle gençlerin. Günümüzde artan imkanlarla yurtiçi ve yurtdışı gezginlerinin sayısı günden güne çoğalırken, tam da Tanpınar'ın geçmiş özlemini duyacağımız pek çok aksi durum da bulunmakta. Ruhunu yitiren şehirler kadar ruhsuzca gezen insanlar... Sırf birkaç fotoğraf için anı yaşayamadan ve gerçek bir anı biriktiremeden tüketen insanların, dijital hafızaları yok oluverdiğinde geriye hiçbir şey kalmayacak belki de. Tanpınar, deneyimleriyle çok önemli bir yol gösterici. Bir şehri anlamak için ne kadar zaman gerekir? Anlamak için çabalarken geriye baktığımızda zamanın sildikleri ile karşılaşmayacak mıyız yine? Zaman büyük bir silgi ve ruhsuz insanlar da onu çok iyi kullanıyor. Ve ben hâlâ deneyimlerin özgül ağırlığına inananlardanım.

Tanpınar'ın diğer eserlerinde de gördüğümüz modernizm karşısındaki çürük duruşa getirdiği eleştirisi Beş Şehir; bir yitirilen zamana sıkışmışlık baş yapıtı. Her daim okunacak, bizim gerçeğimiz.
Yanıtla
11
2
Destekliyorum  14
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İçimizdeki Çocuğu Tanıma Rehberi
Rahmetli Doğan Cüceloğlu, yüksek satış rakamlarına ulaşmış bu eserinde, ailenin-çevrenin duygu, düşünce ve davranış dünyamızı nasıl etkilediğini ele alıyor. Sadece tespitler yapmakla yetinmiyor, doğrular nedir, ilişkiler nasıl olmalıdır sorularına kendi disiplininde cevaplar veriyor. Sorular sorup cevaplar istiyor ki konuya ilgi duyan her okur, kişisel gelişiminde şahsını sorgulasın, olumlu anlamda yol alabilsin. İçinizdeki çocuğu tanımanızı sağlayan bu kıymetli eser, bir yönüyle kendi kişiliğinizi tanıma ve yeniden inşa etme rehberi olarak kabul edilebilir.

“İç Çocuğunuzu arayış uzun süreli bir yolculuktur. Elma ağacı dikildikten bir hafta sonra o ağaçtan elma toplamayı beklerseniz, kendinizi hayal kırıklığına baştan mahkûm etmiş olursunuz. Biyolojik gelişmelerde olduğu gibi, psikoloji alanındaki gelişmeler de yavaş adımlarla ilerler. Sabırsızlık ve baskı, normal gelişim süreçlerini bozar.”

Kişi, normal bir çocukluk devresi geçirerek sağlıklı bir aile yaşamı içinde büyümüşse içindeki ana-babası ve iç çocuğu arasında bir denge kurulur. Bedenen büyürken psikolojik olarak da sağlıklı büyür. Teoride durum böyle kolay ifade edilse de gerçek hayatta durum maalesef farklı: İçimizdeki çocuğun sağlıklı yetişmesinde aile ve çevre faktörü, genel olarak olumsuz etkiler meydana getirir. İçindeki çocuğu dengeli büyütememiş, psikolojik olarak “çocuğumsu” ve “çarpık” düzeydeki bireyler, karşımıza küskün, kızgın, gergin, saldırgan, pısırık, bağnaz, tutkunluğu, düşkünlüğü olan insanlar olarak çıkar. Mesele burada kalmaz: psikolojik anlamda sağlıksız büyüyen her birey, kurdukları aile hayatında da normal zannettikleri bu çarpık değerleri yaşatmaya devam ederler.

İçimizdeki çocuğu ne kadar tanıyoruz? Bu noktada, İç Çocuğumuzun sesini duyabilmek ve o sesin ne dediğini anlayarak İç Çocuğumuzla sağlıklı bir iletişim içine girmek, sağlıklı ve dengeli bir yaşam kurmamız için gereklidir. İç Çocuğumuz duygu, heyecan, enerji ve şevk kaynağımızdır. Onsuz zihinsel güç, olgunluk ve tecrübe boş, anlamsız bir kalıptan ibaret kalır. İç Çocuğunun söylediklerini işitemeyen kişi mutlu olamaz; kendisi mutlu olmadığı için, başkasını da mutlu edemez.

Doğan hoca, içimizdeki ana-baba ile içimizdeki çocuğun çatıştığı durumlarda izlenmesi gereken çözüm yollarını etraflıca izah ediyor. İçimizdeki çocuğu tanıma ve daha sağlıklı bir hale getirme konusunda bir uyanış yaşanması gerekiyorsa buna yardımcı olabilecek tek kişinin yine kendimiz olduğunu vurguluyor. “Temel sorunlara ulaşıp, günlük oturumları devam ettirerek bu sorunları bir bir çözümleyip olumluya dönüştürdükçe, üzerinizden büyük bir yükün kalktığını hissedecek ve gittikçe derin bir özgürlük duygusunun bütün benliğinizi kapladığını göreceksiniz... Kötü alışkanlıkları, korkuları, bağlantıları bırakıp daha özgür, daha bilinçli ve daha gerçekçi olma yoluna girdiğimiz zaman yaşamımızın olumsuz yönlerini olumluya dönüştürmeye başlarız. Bu tür kişilik dönüşümü İçimizdeki Çocuğa ulaşmak ve onun sorunlarıyla ilgilenmekle mümkün olur.”

Faydalı bir okuma olması dileğiyle!
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Derler ki, uzun zaman önce bir cadı yaşarmış bu ormanda."
Genevieve Gornichec hakkında çok detaylı bilgiye ulaşamamış olsam da kendisinin tarihçi olduğunu ve Vikingler üzerine çalıştığını görebildim. Dolayısıyla, Kuzey Avrupa mitlerinin de çalışma evrenine girdiğini söyleyebiliriz. Bu durum okuduğumuz/okuyacağımız kitabın, işin mutfağından gelen biri tarafından yazıldığını anlamamız için yeterlidir. Öte yandan, ben bir edebiyat yahut roman eleştirmeni olmadığım için aşağıdaki yorumları yalnızca meraklı bir okurun düşünceleri olarak yorumlamanızı rica edeceğim. Son bir not olarak ise “spoiler” vermemek adına kitabı genel hatlarıyla yorumlamaya çalışacağımı da belirtmek isterim. Keyifli okumalar!

Kitaba gelecek olursak… Nereden başlasam bilemiyorum. Daha önce benzer yapıda 3 kitap okumuş olmama karşın (Ben Kirke – Kızların Suskunluğu - Akhilleus’un Şarkısı) ben de çok ayrı bir etki yarattı. Ben, bu tip kitapları bir “yeniden okuma” olarak yorumluyorum. Zira ana hikayelerde, destanlarda kıyıda köşede kalmış, çok tanınmayan isimlerin ardına bir bakış atma noktasında bu saydığım kitaplar oldukça başarılı çalışmalardır. Bu bakış sırasında meşhur diğer karakterlerin de romanın evreni içerisinde yer alması, ciddi anlamda keyifli bir okuma sunması açısından önemlidir.

Bugün İskandinav Mitolojisi yahut Yunan Mitolojisi hakkında hemen herkesin belki az, belki de çok bir şeyler bildiğini varsayıyorum. Ancak bu bildiklerimiz genellikle erkek egemen bir dünyanın günümüze ulaşan iz düşümleri. Akhilleus’u, Hector’u, Odin’i, Thor’u yahut Loki’yi vs. biliyoruz. Üstelik bunları film sanayileri vasıtasıyla bambaşka şekillere sokuyoruz. Peki ya kadınlar? Kadın karakterlerin (Tanrı değillerse) hayatları hakkında her zaman olduğundan çok daha şanssız bir konumdayız. Ayrıca günümüze kadar ulaşmayı başaran bu destanlar, çoğu zaman eksik veya bir kısmı kayıp bir yapı arz etmektedir. Bu yapıyı bir yapbozun bütünü olarak düşünecek olursak, epey bir parçanın eksik olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Yani günümüze ismi dışında herhangi bir bakiye bırakmayan birçok karakter bulunmaktadır. İşte bunlardan biri de “Angrboda” namı diyar Yaşlı Cadı’dır. Yazarın kitabın sonuna eklediği küçük bir bölüm olan sözlük kısmında da belirtildiği gibi, Angrboda hakkında günümüze ulaşanlar yalnızca birkaç kısa mısradan ibarettir. Ancak, yazar (hemen künye kısmından da görüleceği üzere) bu kısıtlı materyalden 300 küsür sayfalık bir metin yazmayı başarmıştır. Dolayısıyla yazarımızın tarihçi kökeni, yukarıda saydığım eksiklikler ve kayıpları bilinenler üzerinden yeniden inşa etmesine olanak tanımıştır.

Kitap, bilinen İskandinav Mitolojisi ve popüler evreni üzerine inşa edilmiştir. Odin, Thor, Loki, Freya, Skadi vb. birçok tanrı, kitabın içerisinde bilinen mitolojideki konumlarıyla tutarlı bir biçimde anlatılmaktadır. Elbette bu bir roman olduğu için ve evrenin birçok kısmı eksik olduğundan yazarımız, yapbozun eksik kısımlarını kendince doldurmuş ve bence muhteşem bir iş çıkarmış. Açıkçası ilk sayfalarda daha önce okuduğum kitaplardaki kadar heyecanlanacağımı hatta üzüleceğimi düşünmemiştim ancak kitabın özellikle sonu Ragnarök gibi bir yok oluş öncesinde boğazınızı düğümleyebilir!

Sonuç olarak, yazarın anlatımı, kitabın olay örgüsü, evreni ve karakterleri muhteşem bir uyumla harmanlanmış. Kitabı orijinal dili ile kıyaslamadım ancak kitabı okuduktan sonra hissettiklerimi sağlayabildiğine göre çevirinin de başarılı olduğunu düşünüyorum. Ancak kitabın içeriğinde çok ufak bir sıkıntı var. Şöyle ki 79. sayfanın 5. paragrafının son cümlesinde aşağıya kayan satırda bir atlama olabilir. Zira “şimdilik Asgard’da kala-” kısmından hemen sonra “Sen iyi misin?” şeklinde bir soru cümlesi ile karşılaşıyoruz. Buradaki atlama birkaç kelime yahut birkaç cümle olabilir. Konu bütünlüğü noktasında herhangi bir sıkıntı yaratmıyor ancak gözden kaçmaması adına uyarıyı yapmış olalım belki bundan sonraki baskılarda giderilmiş olur. Diğer taraftan kapak tasarımı, kağıt kalitesi vb. konularda harika bir iş çıkarılmış. Kitabın sonuna eklenen “sözlük” kısmı sayesinde mitolojiye hâkim olmayan okuyucuların da bütün soru işaretleri giderilmiş. Elbette, öncesinde ilgili konular hakkında yazılmış bazı temel kitapları okumak, yazarın anlatımı sırasında neleri değiştirdiğini yahut farklı yorumlandığını görmek noktasında da fayda sağlayabilir.

Herkese bol kitaplı ve sağlıklı günler!
Yanıtla
5
1
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsanlığa Adanmış, Mecbur Adam Olmak
Doğruyu söylemeye, haklının yanında olmaya, dürüst davranmaya, sürekli hak ve adalet merkezli bir yaşam idealiyle yol almaya “mecbur olmak”… Dile kolay, bu ve benzeri hakkaniyet gerektiren durumlarda, B planı dahi kurmamak, her insanın harcı değil. İşte İnce Memed serisi bize kurgusal planda bu duygusal frekanstan, toplumsal atmosferden söz ediyor.

İnce Memed 1. cildi, heyecanla okumuş ve "onaylı yorumcu" olarak yorumlamıştım. 2. cilt ile okuma serüvenimiz devam ediyor. Kalan diğer 2 ciltteki anlatımları görmeden tamamını yorumlamak mümkün değil tabi. Girişteki Anavarza Ovası doğal yaşam betimlemesi, periyodik gözlemler, insana huzur veriyor, adeta büyülüyor. Olayların ve kahramanların çok olması ve diyalogları takipte ve anlamakta zorlanıyoruz bazen. Yöresel kültürel değerler ve günlük halk diline yabancıysanız, daha dikkatli okumak ve olaylar arasında ilişki kurmak zorundasınız.

Birinci cildin, kötü adam karakteri Abdi Ağa’dan sonra, ikinci ciltte karşımıza yörenin ağası Ali Safa Bey çıkıyor. Yörenin huzurunu bozan Ali Safa Bey de yaptıklarının kusurlu ve aykırı şeyler olduğunun farkında olacak ki, 16. Bölüm, 108. Sayfada şöyle homurdanıyor:
“Attığın taş, dediğin kuşu vurmuyor, daha ne kadar sürecek bu savaş!.. Topraklar bomboş duruyor. Şu işe yaramaz köylüler, ne toprağa kendileri bir şeyler yapabiliyor, ne de bize bırakıyorlar.”

Sömürü ve baskı odaklı, hedonist, egoist bir ortak yaşam modeli dayatılması, demek ki her coğrafyada, her zaman ve zeminde, insanlığın baş belası olmuş ve olmaya devam ediyor. Ali Safa Bey, sözde kusurunu anlamış ama yine de köylüleri hatalı bulmaktan da geri durmuyor. Başka ve kalıcı bir hakça yaşam modeli arayışı ise hiç yok.

1215 yılında, İngiltere’de halkın Kral ile yapmış olduğu Magna Carta anlaşması, kralın yetkilerini kısıtlamış ve halkın egemenliğinin nasıl olması gerektiğinin ilk adımları atılmıştır. Anayasal, demokratik, laik, hukuku üstün tutan sosyal devlet anlayışı; günümüze kadar yeni kazanımlarla gelişse de, her toplumda aynı kalite ve kalibrede kendine alan açamamıştır.

İnce Memed, bir halk kahramanı. Köroğlu, Dadaloğlu, Debreli Hasan gibi. Sürdürülebilir bir yaşam savaşı olmasa da, daha hakça bir düzenin alt yapısını kurmak için, bu süreçten de geçmek gerekiyor. Hani eskiyen binaları kentsel dönüşümle yeniden yaparken, bir değişim, yıkım, düzenleme, planlama gerektiği gibi. Bu arada mitoloji kahramanı, Prometeus’u da iyi anlamak gerek.

Bugün artık hakça, çağdaş, adil, modern, çoğulcu, eşitlikçi, özgür bir toplum yaratmak için; tüfekli, bombalı, kılıçlı kahramanlara ihtiyaç yoktur. Düşünce, bilinç, bilim ve zihinsel tabanlı bir donanıma, değişime, devrime ve mücadeleye ihtiyaç var. Fakat İnce Memed’in yaşadığı süreci tanımadan, anlamadan bu düzeye çıkmak da zor.

İnce Memed roman serisi; sabır ve dikkatle okunmak için sizleri bekliyor.

Yanıtla
6
0
Destekliyorum 
Bildir