Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tersane
Piñol'un muazzam "Soğuk Deri"sinden bu yana okuduğum en atmosferik kitaptı sanırım tersane. Onetti çok garip bir şey yapıyor: bildiğimiz anlamda tasvir kullanmadan son derece güçlü mekânlar yaratıyor, tarif etmesi güç. Soğuk, kasvetli, depresif ve fakat son derece gerçek bir yere gittim, döndüm. Marquez'in Macondo'sundan çok farklı ve en az onun kadar akılda kalıcı bir kasaba Onetti'nin Santa Maria'sı; muhtemelen daha çok kereler başka kitaplarında ziyaret edeceğim. Baş karakter Larsen'in tuhaf öyküsünden bana kalan çok şey oldu. "Beni dünyaya getirdiler ve işte buradayım."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bulmaca Meraklısı Quaresma
Pessoa ile Borges’in birbirlerine ne kadar çok benzediklerini gitgide daha çok fark ediyorum ve çok hoşuma gidiyor bu - benzer zamanlarda doğmuş ancak birbirini hiç tanımamış iki adam onlar ama zihinleri nasıl benzer çalışıyormuş, ne acayip bir ruh ortaklığıdır bu?

Bunu söylüyorum çünkü Bulmaca Meraklısı Quaresma’yı okurken aklıma sık sık Borges’in Bioy Casares ile beraber yarattığı Don Isidro Parodi geldi. Hapse düşmüş ve oradan dedektiflik yapıp türlü vakaları çözen biriydi o, Abilio Fernandes Quaresma ise müzmin bir doktor ama hobi olarak vaka çözüyor.

Pessoa’nın hayatının bir döneminde çok polisiye okuduğunu, türe epey meraklı olduğunu biliyoruz. Bu kitapta da bu türde yazdığı ve maalesef hiçbiri tamamlanmamış üç öyküsü yer alıyor, hepsinin ana karakteri Doktor Quaresma. Bir de Pessoa’nın bu öyküler için yazdığı bir önsöz var, orada da bize Quaresma karakterini anlatıyor. (Önsöz demişken, kitabın çevirmeni de olan Işık Ergüden’in önsözünün de yine çok iyi olduğunu belirteyim. Pessoa gibi bir tuhaf adamın kitabını önsözsüz basmak imkansız malum, ben de Pessoa okuma yolculuğumda çok sayıda önsöz okudum, o nedenle onlara dair de bir şey söyleyesim geliyor artık! Neyse evet, kitaba dönüyorum.)

Metinlerin en üzerinde çalışılmış ve en uzun olanı Vargas Olayı başlıklı ilk öykü. Sıradan bir polisiye hikâye gibi başlayan anlatı, Quaresma’nın metne girişiyle beraber bambaşka bir biçim alıyor. Quaresma, ölü bulunan bir adamın vakasını intihar olarak değerlendirip dosyayı kapamak niyetinde olan bir sorgu yargıcının karşısına geçip, vakadan tamamen bağımsız bir konuşma yaparak yargıcın olayı çözmesini sağlıyor. Bu yaklaşık 40 sayfalık bölümde Quaresma suç kavramını, insanı suça götüren itkileri öyle felsefi bir düzeyde tartışıyor ki, hikâye birden boyut değiştiriyor resmen. Son derece analitik bir suç çözümlemesi içeren bu pasaj olağanüstü zekice yazılmış, anlaşılan Pessoa’nın Quaresma’yı yaratırkenki amacı da zaten bu akıl yürütmeleri ve analizleri yazabilmekmiş.

Ezcümle, klasik polisiyelerin çok ötesinde bir zenginlik ve kavramsal tartışma sunan metinler bunlar. Keşke tamamlanmış hallerini de okuyabilseydik.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Beden Kaçarken
Perulu yazar Ricardo Sumalavia’dan daha önce Bir Kol Hikâyesi’ni okumuştum, bu da ikinci buluşmamız oldu. (Bu arada bir üçüncü kitabı da yoldaymış, onu da söylemiş olayım.)

Valla çok, çok enteresan bir metindi bu. Yazar kendisi de konuşmasında bu kitabından “roman” olarak bahsetti, ben olsam buna roman demezdim ama romanın da binbir biçimi var şüphesiz ve belki de hepimiz yaşarken bir yandan kendi romanımızı da yazdığımız için buna da roman denebilir, gibi bir yere varıyor zihnim? Şöyle ki, kitap 10 sayfalık bir öyküyle açılıyor, öykünün adı Beden Kaçarken. Arka kapaktan alıntılıyorum: “Bir adam, sokak ortasında karısını öldürdükten sonra intihar eder. Fakat cinayetin görgü tanıkları olay hakkında ayrıntılı bilgi vermekten çekinir. Kadın, kimliği belirlenemeden morga götürülür ve kısa süre sonra unutulur. Eski bir komiser ve özel dedektif olan Apolo’ya olayı araştırma görevi verilir ancak adam suçun etrafında gezindikçe geçmişini de içeren karanlık ipuçlarını fark eder.”

Sumalavia bu 10 sayfalık öyküyü yazıp bitirdikten sonra kendi öyküsünü bir nevi psikolojik ve edebi bir yapısöküme uğratıyor, geri kalan 100 sayfa boyunca bu enteresan girişimi okuyoruz. Hangi karakteri nasıl yarattığını, kendi hayatının bu öyküyü yazmasına nasıl sebebiyet verdiğini, ülkesinin kanlı geçmişinin bu metni nasıl mümkün kıldığını... Çok enteresan bir didikleme yaptığı sahiden. Örneğin kayınpederi olmadan Apolo karakterini yaratamayacağını anlıyoruz, keza öyküdeki pek çok minik detayın aslında nasıl kendi hatıralarından yola çıkarak yazıldığını da. Edebiyatı sihirli kılan şey tam da bu biriciklik sahiden, o nedenle iki insanın aynı metni yazması imkansız, o nedenle bizler yapay zeka değiliz, aynı brief’i de verseniz bambaşka şeyler çıkarıyoruz ortaya :)

Marquez’e, Beckett’e, Borges’e verdiği referanslar bence çok ufuk açıcıydı, özellikle Borges üzerinden yaptığı sınıflandırmaya (Alef Yazarları, Emma Zunz Yazarları, Pierre Menard Yazarları) bayıldım. Yine de roman değil de deneme okuyacağınızı hesap ederek okursanız çok daha fazla keyif alırsınız, bence.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Üveyanne'ye Övgü
Pek çokları için rahatsız edici olabileceğini tahmin ediyorum bu kitabın, fakat gelin görün ki ben çok sevdim. Bu küçük novellada Llosa baya “yasak” mevzulara girmiş, ismi zaten ipucu veriyor. Ama bu kadar kısacık bir kitapta konuyu bu kadar derinleştirebilmek de ne maharet! Güzelliğe içkin olan iktidar kapasitesi, çocukluğun aslında doğal parçası olan kötülük, arzunun ve şehvetin doğası… Sözünü hiç sakınmadan anlatıyor Llosa, kimi zaman epeyce cesur ve gerçek şekilde. Cinselliğin bu biçimde tabu-dışı anlatılmasına (karşılıklı rızaya dayalı bir cinsellik söz konusu olunca tabu nedir ayrıca, bir de o var) Fuentes’ten epeyce alışık olduğumdan belki, beni hiç rahatsız etmedi. Kitabın asıl sorusu şu bence: “her türlü kötülükten arınmış bir sapıklık mümkün müdür?” Bu arada bu kitabı rahatsız edici bulanlar Mişima, Tanizaki filan okumasın derim, bu zorladıysa onlar mahveder muhtemelen. Ben edebiyata ahlakçı bir yerden bakmayı reddediyorum, dolayısıyla bu kitapla ilgili “ahlaksızca bir öykü” diyenleri de anlayamıyorum. Neyse, sonuçta bence çok sıkı bir kitap bu. Yazarın, anlattığı hikâyedeki kimi dönemeçleri Tiziano, Bacon, Boucher gibi ressamların klasik tablolarıyla eşleştirerek onlar üzerinden anlatması da ayrıca bir lezzet katmış. Şimdi “sapıklık bu” diye tepki verdiğimiz kimi mevzuların yüzlerce yıldır sanata konu olmuş olmalarının da bir anlamı var şüphesiz, değil mi? Kitapta da geçen Faust’tan şu dizeyle bitireyim: “kim ki olanaksızı ister, ona vurgunum.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Julia Teyze
Öyle özlemişim ki Llosa’nın alaycılığını, absürtlüğünü, yaratıcılığını. Çok iyi geldi bana bu kitap. Llosa, okurken kurabildiği hayalleri ve bu kurduklarını kelimelere döküş biçimini çok kıskandığım yazarlardan biri. Latin Amerika edebiyatının altın kuşağı denilen çağdaşlarında da, kendisinde de çok sevdiğim şeylerin başında gelen şeylerin hepsi var bu kitapta: acayip acayip olayları 3‑4 basit cümleyle geçiştirebilmeleri, kıyametlerin anlatılışındaki tasasızlık, her kelimeye sinen müstehzi ton, melodramdan uzak dururken duygusuz olmamanın da bir yolunu bulma becerisi. Bu romanın biçimi biraz garip; tek sayılı bölümlerde romanı rakip ediyoruz, çift sayılarda romanın kahramanlarından birinin yazdığı ve adamın delirmesiyle gittikçe manyaklaşan son derece komik grotesk hikâyeleri (aslında radyo dizileri) okuyoruz. Velhasıl çok sevdim, Llosa okumak isteyenler için güzel bir başlangıç olabilir, zira Yeşil Ev’le filan başlamaya kalkıp aklınızı kaçırmayın sonra, ben buradan uyarıyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Seneler
Övüldüğü kadar varmış, bayıldım. Bir kere teknik olarak müthiş: hiç “ben” demeden bir otobiyografi yazmayı becermiş Annie Ernaux. Kişisel deneyimini toplumsal, sosyolojik ve politik olanla ne kadar müthiş harmanlamış. Okurken sık sık aklıma Boğaziçi’nde birinci sınıfın birinci döneminin ilk dersinde bize söylenen ve sonra da unutmamamız için sıkça hatırlatılan “her şey politiktir” cümlesi geldi. 1940lardan 2006’ya dek uzanan bir zaman diliminde değişen Fransa ve dünya ve bunlarla beraber dönüşen kadın olma, hayatı deneyimleme, kendini tanımlama deneyimini anlatıyor Ernaux. Toplumsal hafızayla bireysel tecrübeyi bu zariflikle harmanlayan kitap bulmak çok zor. Sanırım kitabın son cümlesini aslında kitabın yazılma sebebi olarak okuyabiliriz: “artık asla olmayacağımız zamandan bir şey kurtarmak.” (Aklınıza Proust gelmiş olabilir, doğrudur, sıkça Proust göndermesi göreceksiniz zaten.) Kitabı yavaş yavaş okumak istedim ama yapamadım, bırakamadım zira – fakat hayatımın çeşitli dönemlerinde, kendi farklı “seneler”imde dönüp tekrar okuyacağıma ve Ernaux’nun tecrübesine ve yol arkadaşlığına ihtiyaç duyacağıma eminim. Çok etkilendim, aşırı hararetle öneriyorum ve Can Yayınları’nın basacağı yeni Ernauxları heyecanla bekliyorum. Şu çok tanıdık pasajı da buraya bırakıyorum: “(Protesto yürüyüşlerinden sonra) rozetleri eve dönüşte hatıra olarak çekmeceye koyuyorduk. İçeriğini unuttuğumuz dilekçelere imza atıyorduk, hatta imzaladığımızı unuttuğumuz bile oluyordu. (…) İnsanlar bugünden yarına yorgun düşüyordu. Coşkunun ardından dermansızlık, itirazın ardından rıza geliyordu. “Mücadele”, eğlence konusu haline gelen Marksizmin kokusunun üzerine sindiği bir kelime olarak itibarsızlaşmış, “hak savunuculuğu”ndan öncelikle tüketici hakları anlaşılır olmuştu.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Görme Biçimleri
Övüldüğü kadar varmış bu kitap ‑ nefis. Gören / görülen / bakan / gösterilen / gösterilmek istenen üzerine çokça fikir. Üniversitede ilk kez Benjamin ve Adorno okuduğumda hissettiğim heyecanı hatırlattı, benzer bir zihinsel süreci tetikledi. Üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen hala geçerliliğini koruyor olması (örneğin reklamlarla ilgili deneme, reklam bugün bambaşka alanlar üzerinden hayatımıza daha çok nüfuz edebilmeyi başarıyor ama yöntemleri nasıl da tanıdık) çok etkileyici. Bu meseleler üzerine okumuş, özellikle akademik metinlere dalmış kişilere belki yavan gelebileceğini de düşündüm okurken ama benim de dahil olduğum daha genel okuyucu kitlesi için fazlasıyla tatmin edici. “Geçmişin tüm sanatı bugün siyasal bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öteki / Toplu Eserleri 14
Öteki, Dostoyevski’nin ikinci kitabı. Yazar bu kitabını “başarısızlık” olarak niteliyor, hatta eleştirmenlerce de vaktiyle çok sert eleştiriler almış bir kitap. Kusursuz bir kitap olmadığı şüphesiz olmakla beraber, (ve her ne kadar sonradan biraz değiştirmiş olsa da) bir insanın şunu 25 yaşında yazabilmiş olması pek acayip cidden. Edebiyatta “kötücül ikiz” meselesinin işlenişinin ilk örneği deniyor Öteki için. Baş karakter Golyadkin’in kendi düşman ikiziyle, ötekiyle karşılaşmasını epey muğlak bir yerden anlatıyor Dostoyevski. Ne kadarı kahramanın sanrısı, ne kadarı gerçek kısmına karar vermeyi bize bırakıyor. Bu aşırı muğlaklık okurken beni epey zorladı. Kitaptaki epey Kafkaesk boğuculuk da okuru yoruyor ‑ bu kitabın Kafka’yı etkileyen eserlerden biri olması şaşırtıcı değil. Tam olarak anlaşılamayan olayların içinde kendini bulup büyük bir çaresizlik hisseden kahramanın sıkıntısını iliklerinde hissediyor insan. Ancak Kafka bunu bir sistem/bürokrasi vb eleştirisi yapmak için kullanırken, Dostoyevski daha kişisel bir yerden ilerliyor. Neyse, ilginç bir kitaptı neticede. Bu “ikiz” konusu ilginizi çekiyorsa, Saramago’nun Kopyalanmış Adam’ını da fena halde tavsiye edeceğim. Bence bu meseleyi ele alan kitaplar arasında en iyilerinden biri o zira.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Burma Günleri
Orwell’in ilk romanı – tam bir ilk roman gerçekten. Kötü mü, değil, ama Orwell’in Orwell olmaya daha yolu olduğunu seziyorsunuz. (İlk kitabı olan ‑roman değil‑ Paris ve Londra’da Beş Parasız bundan çok daha başarılıydı bence) Orwell ne yazsa okunur mu, bence okunur, ki bu da dediğim gibi kötü bir kitap değil zaten. Konu çok ilginç, Burma’da (bugünkü Myanmar) sömürge polisi olarak geçirdiği günlerdeki gözlemlerinden bir roman devşirmiş, ırkçılığa ve (ne acı ki bugün hala üzerine konuşulabilen) beyaz ırkın üstünlüğüne dair çok şey var içinde. Flory karakteri çok iyi çizilmişti ama diğerlerini biraz fazla karikatürize buldum, özellikle “ırkçı beyaz İngilizler”i. Yani umarım karikatürizedir de gerçekten bu kadar korkunç değillerdir diyeyim yahut. Sevdim ben, ama Orwell külliyatının en iyilerinden biri diyemeyeceğim. Ne çok ama dedim ya. İşte bu da öyle bir kitap.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Günlükler III (Savaş Sonrası)
Orwell’in günlükleri, yazarla ilişkisini epeyce derinleştirmek isteyenler için ideal. Ben tüm kurgu eserlerini ve İspanya İç Savaşı’ndaki günlerini anlattığı Katalonya’ya Selam’ı okuduktan sonra okudum, sanırım doğru da yaptım. Kitaplarını oluşturma sürecinde etkilendiği insanları ve öyküleri daha iyi tespit edebildim böylece. 1. Kitap; Savaş Günlükleri çok çok iyi, II. Dünya Savaşı’nı bireylerin nasıl deneyimlediği konusunu zaten ilgimi çektiğinden büyük zevkle okudum. 2. kitap olan Savaş Öncesi Günlükleri’nin ilk kısmı çok iyiydi, Wigan İskelesi Yolu’nu yazmadan önce gittiği maden kasabası ve orada yaşayan işçilerle ilgili gözlemleri müthişti. Sonrasında Ev Günlükleri başlıyor, ki 3. kitap sadece bunlardan ibaret, buralar biraz sıkıcı geldi. Küpeçiçeği nasıl budanır, tavuklar günde kaç yumurta verir, tavşan derisi nasıl tabaklanır filan gibi şeyleri Orwell’den öğrenmek gibi bir acayip hevesiniz varsa okuyabilirsiniz tabii. Benim yok şahsen. Ama genel olarak bu günlükleri Türkçe’de okuyabildiğim ve Orwell’in müthiş hayatının içine biraz olsun dalabildiğim için mutluyum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir