Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gece geldiğinde telaş biter artık sabah yoktur. Ne bir umut ne de bir aşk bekler sizi. Çünkü beklenilecek bir sabah kalmamıştır.

Nahid Sırrı'nın okuduğum üçüncü romanı ve çok beğendim. Yahudi bir ailenin evini ziyaret ediyoruz bu kitapta. Türlü hesaplar ve bunların getirdiği sonuçları da görüyoruz.

Dil hafif ağır diyebilirim fakat iyi bir okuyucuyu çokta zorlayacağını düşünmüyorum. Türk edebiyatının gizli cevherlerinden yazar. Şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum. Her şey bitmeden gece olmadan okumanız dileğiyle..
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Uzunca bir serinin ilk romanı olması bakımımdan önemli bir eser. Bu kitabı okuduktan sonra mecburen diğerlerini de okuma ihtiyacı hissedeceksiniz çünkü dili su gibi berrak ve akıcı. Salt bir tarih anlatısı değil bu eser. Kahramanları üzerinden insanın iç dünyasına seslenen bir mesaj taşıyor içinde.

Hedefe odaklanan bir iradenin engelleri aşarak, kimi zaman savaşarak kimi zaman gönüller yaparak ilerleyişi sırasında siz de en yakınında at sürüyorsunuz. En önemlisi yaşadığımız toprakları bize yurt kılan değerli büyüklerimizle hemhal oluyorsunuz.

Kısaca güzel bir serinin başlamasına vesile olması bakımından okunması gereken değerli bir eser.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazardan ilk defa okuduğum bir eser. Daha önce "Süper Çocuk" kitabını çok gördüm fakat okuma fırsatı bulamamıştım. Bu kitabını görünce hemen alıp okumak istedim.

Aslında konu olarak bu dini örgütler üzerinden bir olay örgüsü var. Aslında tam olarak bu örgütlerin içini ele almıyor, Mirza'nın aslında patronunun kendisine yapmış olduğu iyiliğe karşılık onun oğlunu bulmak için bu örgütlerin içine sızıyor Mirza Dadalıoğlu. Anlayacağınız aksiyonu bol bir kitap.

Anlatım olarak sade bir kullanılarak akıcı bir şekilde yazılmış. Benimse çok severek okuduğum bir kitqp oldu. Her ne kadar yeni yazarların kalemine pek güvenemesem de, Murat hocanın kitabını o konuda sevdim. Tercih edebileceğiniz bir kitap. o yüzden kitaba fırsat verebilirsiniz.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Savaşın Atölyede Kazanıldığı İmparatorluk: Büyük Selçuklu Ordusunun Silah Dünyası
Büyük Selçuklu Ordusunda Kullanılan Savaş Aletleri, Selçuklu tarihini yalnızca kronolojik olaylar dizgesi ya da siyasî başarılar üzerinden okumaya alışmış okur için son derece ufuk açıcı, disiplinlerarası derinliği yüksek ve akademik titizliği belirgin bir çalışmadır. İbrahim Duman, bu eserinde Büyük Selçuklu Devleti’nin askerî başarısını yüzeysel genellemelerle açıklamak yerine, “Bu başarı nasıl mümkün oldu?” sorusunu merkeze alarak, çoğu zaman ihmal edilen ancak belirleyici bir rol oynayan savaş aletleri, silah teknolojisi ve teçhizat kültürünü analizin odağına yerleştirir. Böylece kitap, Selçuklu askerî gücünü soyut kavramlar üzerinden değil, maddî ve teknik gerçeklikler üzerinden okumayı mümkün kılan özgün bir perspektif sunar.

Büyük Selçuklu Devleti’nin yaklaşık bir asır gibi tarihsel açıdan kısa sayılabilecek bir zaman diliminde Çin sınırlarından Bizans hudutlarına, Kafkasya’dan Arap Yarımadası’na uzanan son derece geniş bir coğrafyada hâkimiyet kurması, tarih yazımında çoğu zaman “olağanüstü” bir genişleme olarak değerlendirilmiştir. Bu durum genellikle güçlü liderlik, etkili siyasî organizasyon, göçebe savaş geleneği, İslâm dünyasıyla kurulan ideolojik birliktelik ya da Bizans ve Abbâsî siyasetindeki kırılganlıklar üzerinden açıklanır. İbrahim Duman bu açıklamaları bütünüyle reddetmez; ancak onların çoğu zaman meselenin görünen yüzünde kaldığını, Selçuklu askerî başarısının asıl dinamiğinin somut araçlarda, yani silahların üretiminde, kalitesinde ve kullanım biçimlerinde saklı olduğunu ileri sürer. Kitabın temel sorunsalı tam da bu noktada şekillenir: Selçuklu ordusunu “yenilmez” kılan yalnızca asker sayısı, atlı okçuluk geleneği ya da taktik ustalık değildir; aynı zamanda kullanılan silahların üretim teknolojisi, malzeme niteliği, bu silahların dağıtım ve ticaret ağları ve bütün bunların ordunun organizasyon yapısıyla kurduğu ilişkidir. Bu yaklaşım, eseri klasik askerî tarih anlatılarının ötesine taşıyarak, maddî kültür temelli bir askerî tarih çalışması hâline getirir.

Kitabı benzer çalışmalardan ayıran en önemli özelliklerden biri, yazarın bilinçli ve sistematik biçimde benimsediği disiplinlerarası yaklaşımdır. İbrahim Duman yalnızca tarihî kronikler ve yazılı kaynaklarla yetinmez; sanat tarihi, arkeoloji ve özellikle arkeometalürji gibi yardımcı disiplinlerden de yoğun biçimde yararlanır. Bu sayede eser, sadece tarihçilerin değil, sanat tarihçilerin, arkeologların ve malzeme bilimiyle ilgilenen araştırmacıların da rahatlıkla başvurabileceği bir nitelik kazanır. Selçuklu kılıçları, zırhları ve diğer savaş aletleri ele alınırken, bu nesnelerin yalnızca nasıl kullanıldıkları değil; hangi çelik türlerinden üretildikleri, hangi ocaklarda ve hangi tekniklerle şekillendirildikleri, karbon oranları, ısıl işlemler ve üretim süreçleri gibi teknik ayrıntılar da ayrıntılı biçimde ele alınır. Bu teknik veriler, Selçuklu askerî gücünün rastlantısal ya da yalnızca geleneksel bir birikimin ürünü olmadığını, aksine ciddi bir teknik bilgi ve üretim altyapısına dayandığını açık biçimde ortaya koyar. Böylece kitap, “Türkler doğuştan savaşçıydı” gibi romantize edilmiş ve indirgemeci yaklaşımları aşarak, bu savaşçılığın ardındaki somut bilgi birikimini görünür kılar.

Eserin akademik değerini artıran bir diğer önemli unsur, kaynak kullanımındaki dikkat ve titizliktir. Yazar, birincil tarihî kaynaklarla modern akademik literatürü dengeli bir biçimde bir araya getirir. İslâm tarihçileri, Bizans kaynakları, coğrafyacılar ve seyahatnâmeler kitabın temel yazılı kaynaklarını oluşturur; ancak bu metinler doğrudan ve eleştirisiz biçimde aktarılmaz. Aksine, her bir kaynak eleştirel bir süzgeçten geçirilerek değerlendirilir. Özellikle silah ve teçhizatla ilgili tarihî metinlerde sıkça rastlanan abartılı ya da sembolik ifadeler, arkeolojik buluntular ve metallurjik verilerle karşılaştırılarak somut bir zemine oturtulur. Kroniklerde geçen “keskin kılıçlar” ya da “delinmez zırhlar” gibi ifadeler, bu yöntem sayesinde retorik bir söylem olmaktan çıkarak, teknik ve maddî bir gerçeklik içinde anlamlandırılır. Saha araştırmalarına dayanan verilerin kullanılması da kitabı yalnızca masa başında üretilmiş bir çalışma olmaktan uzaklaştırır; müze koleksiyonlarında bulunan Selçuklu dönemi silahları, kazılardan elde edilen metal buluntular ve karşılaştırmalı örnekler, anlatının sağlamlığını pekiştirir.

Kitapta savaş aletleri rastgele ya da ansiklopedik bir mantıkla sıralanmaz; aksine son derece sistematik bir tasnif içinde ele alınır. Yakın dövüş silahları, uzak menzilli silahlar, savunma teçhizatı ve kuşatma araçları gibi kategoriler altında yapılan incelemeler, Selçuklu ordusunun bütüncül askerî yapısını anlamayı mümkün kılar. Kılıçlar, mızraklar, hançerler, ok ve yay sistemleri yalnızca teknik özellikleri bakımından değil, kullanım bağlamlarıyla birlikte değerlendirilir. Atlı birliklerle yaya birliklerin kullandığı silahlar arasındaki farklar, Selçuklu ordusunun taktik çeşitliliğini ve esnekliğini açıkça ortaya koyar. Özellikle Selçuklu yaylarının menzil ve isabet gücü üzerine yapılan değerlendirmeler, bu ordunun neden hareketli savaşlarda ve geniş coğrafyalarda üstünlük sağladığını ikna edici biçimde açıklar. Savunma teçhizatı bağlamında ele alınan zırhlar, miğferler ve kalkanlar ise Selçuklu askerî anlayışının yalnızca saldırı gücüne değil, askerlerin hayatta kalmasına ve uzun süreli savaş kapasitesine de önem verdiğini gösterir. Bu yönüyle eser, Selçuklu ordusunu basit bir “vur-kaç” modeliyle açıklamanın yetersizliğini açıkça ortaya koyar.

Eserde özellikle öne çıkan bölümlerden biri, Selçuklu dönemindeki çelik üretimi ve silah teknolojisine ayrılan kısımlardır. İbrahim Duman, Ortaçağ İslâm dünyasında çelik üretiminin ulaştığı teknik seviyeyi Selçuklu örneği üzerinden ayrıntılı biçimde incelerken, Batı merkezli teknoloji tarihi anlatılarında çoğu zaman ihmal edilen bir alanı görünür kılar. Selçuklu coğrafyasında faaliyet gösteren çelik üretim merkezleri, bu merkezlerin ticaret ağlarıyla ilişkileri ve üretilen silahların dolaşımı, devletin askerî gücü ile ekonomik yapısı arasındaki sıkı ilişkiyi gözler önüne serer. Selçuklu silahlarının yalnızca askerî araçlar değil, aynı zamanda yüksek değerli ticari metalar olduğunu ortaya koyan bu analiz, askerî başarı ile iktisadî güç arasındaki bağın somut bir örneğini sunar. Ayrıca Selçuklu silah teknolojisinin Orta Asya gelenekleri, İran metallurjisi ve İslâm dünyasının teknik birikimini bir araya getiren sentezci yapısı, bu başarının kültürel ve teknolojik çeşitlilikten beslendiğini açıkça gösterir.

Kitap, savaş aletlerini yalnızca işlevsel nesneler olarak ele almakla yetinmez; onların estetik ve sembolik boyutlarını da ayrıntılı biçimde inceler. Kılıç kabzalarındaki süslemeler, zırh üzerindeki motifler, miğfer formları ve bu unsurların Selçuklu sanatındaki genel estetik anlayışla ilişkisi, yazarın sanat tarihi perspektifi sayesinde derinlikli bir şekilde ele alınır. Böylece savaş aletleri, soğuk ve mekanik objeler olmaktan çıkarak, Selçuklu dünyasının güç, iktidar ve meşruiyet anlayışını yansıtan sembolik nesneler hâline gelir. Bu yaklaşım, askerî tarih ile sanat tarihi arasındaki sınırların ne kadar geçirgen olduğunu göstermesi bakımından da son derece değerlidir.

İbrahim Duman’ın dili, akademik bir çalışma için son derece dengeli ve akıcıdır. Bilimsel terminoloji titizlikle kullanılırken, metin hiçbir noktada okuyucuyu dışlayan ya da anlaşılmaz hâle gelen bir ağırlığa bürünmez. Teknik kavramların açık ve yerinde açıklanması, konuya yabancı okurların dahi metni rahatlıkla takip edebilmesini sağlar. Bu özellik, kitabı yalnızca akademisyenler için değil, tarih meraklıları ve lisansüstü öğrencileri için de erişilebilir bir başvuru kaynağı hâline getirir.

Bakıldığında bu eser, Büyük Selçuklu Devleti’nin askerî gücünü gerçekten anlamak isteyen herkes için temel bir referans niteliğindedir. Selçuklu ordusunun başarısını romantik söylemlerden arındırarak, bilgi, teknoloji ve üretim ilişkileri temelinde açıklaması, tarih yazımı açısından son derece kıymetli bir katkı sunar. Eğer Selçukluların nasıl bu kadar kısa sürede bu denli geniş bir coğrafyada hâkimiyet kurabildiğini derinlikli biçimde kavramak istiyorsanız; eğer savaşın yalnızca meydanda değil, ocakta, atölyede ve ticaret yollarında da kazanıldığını görmek istiyorsanız, Büyük Selçuklu Ordusunda Kullanılan Savaş Aletleri mutlaka okunması gereken bir eserdir. Okurunu yalnızca bilgilendirmekle kalmaz; aynı zamanda Selçuklu tarihine ve genel olarak askerî tarihe bakışını köklü biçimde dönüştürür.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitapta yetişkinlerin ruhları ile çocukların ruhları arasındaki çatışmaya tanık oldum. Yetişkinler çoğu zaman ciddidir; eğlenmezler, hayal kurmazlar ve hep “zamanları yoktur”.

Bir insan yaptığı işten keyif almıyorsa, zamanla o işi neden yaptığını da unutur diye düşünüyorum. Kitapta yer alan karakterler bunu çok güzel gösteriyor: Sarhoşun utanmayı unutması, kralın her şeye hâkim olma isteği… İnsan gerçekten garip; benliğimizi ve içimizdeki çocuğu çoğu zaman unutuyoruz.

Çocuklara değer vermeli ve hayal güçlerini desteklemeliyiz. Onların fikirlerini önemsemeli, onları “küçük yetişkinler” değil, değerli bireyler olarak görmeliyiz. Aynı zamanda biz de zamanı geldiğinde içimizdeki çocuğu ortaya çıkarmayı bilmeliyiz.

Bu kitapta insan karakterlerini somut örnekler üzerinden görüp adeta deneyimliyoruz: beğenilme arzusu, hor görme, ego, kontrol ihtiyacı, utanmazlık…

Bence Küçük Prens, masal gibi görünen ama altında güçlü bir psikoloji barındıran gizli bir psikoloji kitabı.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Bana acıyla ilişkini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.” Ernst Jünger.

Normalde kitap okurken altını çizmeyi sevmem; ama bu kitapta durup durup kalemin elimden düşmediği çok yer oldu.

Kısa bir kitap olmasına rağmen oldukça yoğun ve derinlikli. Güney Koreli yazar Han, günümüz toplumunun acıyı, rahatsızlığı ve negatif olan her şeyi nasıl bastırmaya çalıştığını; bunun da bizi daha özgür değil, daha yüzeysel ve kırılgan hâle getirdiğini anlatıyor.

Hızla okunuyor ama etkisi uzun sürüyor. Üzerine düşünmek isteyen, neden artık hiçbir şeye tahammül edemiyoruz? sorusunu kendine soranlar için küçük ama sarsıcı bir kitap.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı keyifle bitirdim. Hayata bakış açınızı değiştirecek bir kitaptır. Satürn halkalı olan bir gezegenden daha fazlasıdır. Bu kısa kitap Satürn'ü çeşitli yönleriyle ele almıştır. Mitolojide, astrolojide, ezoterizmde, islamda, hristiyanlıkta, musevilikte, medyada vs. Kitap, Satürn'ün hayatımızın her anında olduğunu fark etmemizi sağlıyor. Kitap haricinde ben de bir örnek vereyim mesela logolar da bile Satürn'ü görebilirsiniz. Örneğin Toyota. Birileri neden Satürn'ü kutsallaştırmıştır en önemlisi bu soruya bir cevap bulmak için başlangıç kitabıdır. Bu tarz konulara ilginiz varsa tereddüt etmeden kitabı alabilirsiniz.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı elinize aldığınız anda saran etkileyici bir hikayesi var. Okuyan herkes kendinde bir şeyler bulacaktır. Kitabın sonundaki aktiviteler ve hikayesi ile rehber öğretmenler, sınıf öğretmenleri ve tüm öğretmenlerin dikkatini çekeceğini düşünüyorum. Bir öğretmen olarak ben beğendim. Zaman içinde de edebiyatımızda dikkate değer bir yeri olacağını düşünüyorum. Yaşı olmayan bazı kitaplar vardır, bu kitapta her ne kadar çocuk kitabı gibi gözükse de, her yaştan insanın okuyabileceği bir kitap. Çocukları ve onların duygularını anlamak isteyen tüm yetişkinlerin okuyabileceği bir kitap. Tüm bunları yıllar sonra ben söylemiştim demek için burada tarihe not düşüyorum. Şiddetle tavsiye ediyorum.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Delirmeler Sarayı, Güray Süngü’nün okuru konfor alanından çıkaran metinlerinden biri. Roman, bir mekândan çok bir hâli anlatıyor: zihnin, hatıranın ve gerçekliğin iç içe geçtiği bir delirme eşiğini. Karakterler sanki aynı sarayın farklı odalarında dolaşıyor; her biri kendi geçmişiyle, suskunluğuyla ve yarım kalmışlığıyla yüzleşiyor.

Süngü’nün dili yer yer ironik, yer yer ağır ama bilinçli bir dağınıklık taşıyor. Okurdan hız değil dikkat istiyor; olaydan çok düşünceye, sonuçtan çok soruya yaslanıyor. Bu yüzden Delirmeler Sarayı bir “hikâye anlatmaktan” ziyade, okuru düşünmeye davet eden bir metin.

Süngü, bu romanı için "en iyi romanım" demiş. İyi mi kesinlikle çok iyi bir metin, ama en iyisi mi, bu konuda tüm Güray Süngü külliyatını okuyan bir okur olarak en iyi romanı olduğunu düşünmüyorum. Ben halen "İbrahim'in Kaybettiğini Bulmasıdır" kitabındayım. Yazara, güzellikler dilerim yazın hayatında. Okuyunuz efendim.
Yanıtla
8
0
Destekliyorum  16
Bildir
Yanıtları Göster
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Şubat 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İlkin, metin “Kambur’dan” kurtulmuş, üzerindeki acemiliği atmış, tek bir noktadan bütüne doğru hareket ederken Bir intihar çok ölüm ile çok noktadan “ölüme” uzanmış; birçok kişinin “şeyin” ölümüne…

Yok olurken var olmak mı?

Daha önce “Kambur’ken” demiştim ki ; Bu esere bir şans daha verilmeli yeniden yazılmalı ve herkes okumalı. Fakat kitabın yönünün böylesine değişeceğini, yeni eklenen bölümleri ve yeniden yazım ile duygusunun bu kadar yükselebileceğini ve kalbin okurken hızını alamayıp durmaya yakın/hız limitlerine uymaksızın atacağını tahmin bile edememiştim.

Aşk ana merkez gibi gözükse de öyle çok değişken ve değişen ile okuru sarsıyor ki imkansızı mümkün kılıyor!

Bedeli ödenmemiş hiçbir şey kalmazken, bazen karakterlerin kayıtsızlığı (umarsızca yaşayıp kendinden başkasını düşünmemesi) can sıkıcı olabiliyor.

Seke seke yaşamak demiştim Kambur’u okurken, gene aynı fikirdeyim ama karakterler sanki daha fazla toplanmış daha güçlenmiş gibi geldi bana.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  3
Bildir