Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
Osman Karayiğit
13 Aralık 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Futbolcu anılarını okumak hoşuma gidiyor. Alex'in kitabından sonra Şota'nın anıları da iyi geldi. 90'lar futbolundan esintilerin olduğu arka planda ise komşumuz Gürcistan'ın futbol tarihinin de anlatıldığı futbolumuzda hoş bir seda bırakan Şota'nın hatıraları. Okudukça o zamanlarda oynanan o maçlara, o göllere tekrar bakma ihtiyacı duydum. İzlediğimiz futbol maçlarının arka planını ve futbolcu duygularını bildikçe futbol sevgisi pekişiyor. Güzel oyun. Tek olumsuz eleştirim biraz daha kişisel hayat anektodu okumak isterdim. Yine de Şota, espritüel kişiliğini kitabın diline yansıtmış. Son olarak yeri geldi tebessüm ettiren, yeri geldi duygulandıran futbola adanmış bir ömrün kitabı olduğu için tavsiye ederim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Aralık 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
NYT 21. yüzyılın en iyi kitapları listesinden görüp okumuş olduğum ve hayran kaldığım bir novella. Kurgusu gerçek olaylardan yola çıkılarak kaleme alınmış. İrlanda'nın yakın tarihlere kadar başına bela olan Magdalen Çamaşırhanelerini merkeze alıp, bir aile babasının naifliğiyle bir kız çocuğuna elini uzatması ve merhamet, vicdan bugün ki insanlığın eksiği olan; benim başıma gelse nasıl davranılmasını isterdim sorusunu sormamıza sebep olan şahane eser. Yazarın diğer kitabını da severek okumama vesile oldu. Emanet çocuk kitabı da aynı naiflikte..
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Aralık 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
*Bir ilk kitap için iyi.

Eser 19.yy sonlarından başlayıp Tanzimat Fermanı, Cumhuriyetin ilk döneminden 1970’lere uzanan bir zamanı içine alan bir anlatı.

Üç kuşağın anlatısı olarak da geçebilir; her dönemin devrimine ışık tutmaya çalışıyor da denilebilir.

Bir aile romanı gibi gözükse de dönemin toplumsal ve siyasal olayları, ekonomik devrim, yeni zenginler, değişen yaşantıyı usul usul (o kadar durağan ki ancak böyle ifade edebildim) anlatıyor .

Cevdet Bey ile başlayıp oğulları Osman ve Refik dönemine geniş bir biçimde yer veren eser torunlar ile son bulurken zaman geçişlerinin zayıflığı ile eleştiri konusu olabiliyor .

Buddenbrooklar ile çapraz okuma yaptım, benzer yönleri olsa da birbirinden farklı iki eser. Okuma açısından okur doygunluğu açısından bakarsak Orhan Pamuk’un Cevdet Bey Ve Oğulları diğer esere göre daha geride kalıyor .

Orhan Pamuk’un yazma serüveni ve gelişimini görme açısından okunmalı.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Aralık 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cevdet Bey ve Oğulları ile birlikte okumaya başladığım Buddenbrooklar bitti dört kuşak değil üç buçuk kuşak hikayesi beylik beylik laflarla bireyin toplum içindeki yeri kapitalist düzenin etkisi burjuvazinin bla blası diye başlayıp konuyu öyle uzatırım ki siz bile okumaktan vazgeçersiniz. (buradaki siz kıymet verip yorumu okuyanlar )

Her devrin bir başlangıcı bir de sonu var muhakkak. Düzen hep işlemiyor , düzene uyamaz kendi dar dairende ve eskimiş fikirlerin ile kalırsan hayatın sona erdiği gibi elbet aile hükümranlığı da sona eriyor

Keyifli bir kitap okudum bazen zaman geçişleri çok hızlı, konular arası bağlantıların zayıf olduğu yerler olsa da böylesine hacimli bir kitapta kaçınılmaz son diyorum.

Arka kapağa düşülen notlardan gayrı söylenecek çok şeyin olduğu bu kitapta uzun süren yolculuğumuzun verimli olmasından dolayı memnuniyetimi dile getirmeden edemeyeceğim.

Ve Hem kankam Thomas hem diğer Kankam Pamuk her ikisi de iyi iş çıkarmışlar.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Aralık 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir gecede bitirdim. Dil çok akıcı ilk bölümden itibaren sizi kendine çekiyor. Ağır ve uzun betimlemeler yok, kitap okuyamıyorum diyenler bile çok rahat okuyabilir. Kitap geniş bir ailenin bireylerinin kendi hikayelerini anlattığı kısa bölümlerden oluşuyor. Bölümlerin hepsi birbiriyle bağlantılı. İnsan hikayelerinin derinlerindeki duygulara inebilen ve bunu harika bir şekilde anlatabilen güçlü bir kalem Şermin Yaşar. Etrafınızdaki hatta en yakınınızdaki insanları daha farklı açılardan gözlemlemenize sebep olabilecek bir kitap. Çocuk kitapları harikaydı, yetişkin kitabı da çok güzel olmuş devamını bekliyorum.
Yanıtla
11
1
Destekliyorum  6
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Aralık 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Wael b. Hallaq Abdurrahman Taha’yı bütüncül bir şekilde incelemiş ve diğer filozoflardan niçin ayrıldığını ayrıntılı bir şekilde göstermiş. Özellikle Cabiri ile kıyaslaması ve kendi eseri İmkansız Devlet ile ara sıra birlikte değerlendirmesi eserin kıymetini arttırmış. Bütüncül bir ahlak teorisinin sadece “laf”ta değil “amel”de de nasıl gerçekleşmesi gerektiğini ve modernitenin reformunun “ahlak zamanının”mükellefi olan müslümanların görevi olduğunu inceleyen eseri ahlak felsefesi alanında önemli okuma noktalarından biri olarak değerlendiriyorum. İyi okumalar…
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Aralık 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eser, Osmanlı tarihini klasik dönemden modernleşme dönemine kadar irdeleyen felsefi bir eserdir. Yoğun bir eser, anlayabilmek için dolu bir alt yapıya sahip olunması gerekiyor. Klasik Dönemde Batı anlayışı ve İslam-Batı ilişkileri Batı'dan transfer olunur mu olunmaz mı? tartışmaları, Nizam-ı kadim Osmanlı'da ne ifade ediyordu? tartışmalar... Sonrası nizam-ı cedid Osmanlı Devletindeki yerini ulama ve dönemin kaynakları mukayese edilerek mükemmel bir şekilde anlatılmıştır. 19. Yüzyıl modernleşmesinde şekilsel unsurlar, hukukun tanzimi, meşruti yönetim ve dahası karşıt görüşler çerçevesinde okuyucuya vermeye çalışılmıştır. Osmanlı Devleti içerisinde Müslüman unsurların birlik beraberlik mi yoksa ayrılığın mı? tercih edileceği dönemin fikir adamlarının görüşünden olaylar üzerinden ustaca verilmiştir. Osmanlı Tarihini düşünsel okumak isteyenlere şiddetle tavsiye ederim
Yanıtla
4
1
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Aralık 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
18.yüzyılın alman yazarlarından biri olan Goethe, bu kitabını mektup tarzında yazmış. Gerçi mektupların yazılma sıklığına bakarsak günlüğü de andırıyor. Oluşturduğu karakterin nişanlı/evli kıza olan kara sevdasından bahsederken sanatçı hassasiyetiyle aşka, duygulara, insanın yaşadığı ıstıraplara da değiniyor. Betimlemeleri de güzel. Genç yaşında ve iki haftada bu kitabı yazdığını düşünürsek kalemi güçlü bir yazar. Rivayete göre bu kitap 1774’te yayınlandıktan sonra intihar vakaları arttığı için yasaklanıyor. Yazar, keyifli bir başlangıçla dramatik sona yaklaşırken duygu değişimlerini iyi yansıtmış.
“Nasıl oluyor da insanı mesut eden bir şey aynı zamanda felaketinin de kaynağı oluyor.”
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  6
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Aralık 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sürgünlerin Gözünden Kazan ve Kazan Türkleri
Tarih boyunca siyasi otoritelere başkaldıranların cezalandırıldığı bilinir. İçlerindeki devrimci ruha uygun hareket eden hal içinde öne çıkan bazı liderlerin birçok insanı peşinden sürükleyerek giriştikleri mücadeleler, devletlerin toplu cezalandırma yöntemlerini benimsemesine neden olur. Çarlık Rusya, hükümranlığının kapsadığı geniş coğrafyalarda kendisine karşı direnişe geçen ve bağımsızlık mücadelesine giren tebaasından bazı kimseleri farklı metotlarla cezalandırır. İşin açıkçası ilk aşamada uygun görülen hapis ve idam cezaları, sorunun kökten çözümü gibi gözükse de bazen siyasi suçlulara uygulanan sürgün cezaları bir nevi ehlileştirme aracı olarak kullanılır.

Çarlık’ın sürgün yöntemi siyasi fikirlerin sivri uçlarını törpülemiş midir bilinmez ama dolaylı olarak yerinden yurdundan edilenlerin gurbetteki yaşamları, yeni edebi ve bilimsel çalışmaların önünü açtığı gibi ortaya çıkan anlatılar sayesinde tarih disiplini de yeni referans noktaları kazanır. Çünkü bazen sürgün edilenler, içinde bulundukları topluluğun münevver sınıfına mensup olup, gittikleri yerde boş durmayıp kalemi ellerinden bırakmazlar. En basitinden çoğu kalem erbabının yaptığı gibi gördüklerini tarihe not düşercesine sayfalara geçirenler esasında kıymetini kaybetmeyen bir mektubu geleceğe yollarlar.

Ele alınan kitap da izah edilen entelektüel dışavurumun ürünlerini kütüphanenin tozlu raflarından çıkarmayı önceleyen Kazanlı bilim insanı Yakov Yakovleviç Grişin tarafından kaleme alınır. Çarlık Rusya’sının geniş coğrafyasına sürgün edilen binlerce insanın bazılarının yazdıkları bu açıdan dikkate değerdir. Grişin, kendi topraklarının (Kazan’ın) tarihini başkasının dilinden dinlemek için yoğun bir çaba göstererek, Rusya’nın mağdur sürgünlerinin izini adım adım takip eder. Tabii burada genel bir sürgün profilinden ziyade spesifik bir tercih yapılarak, Polonyalı sürgünlerin notları kullanılır.

17 ve 19. yüzyıllar arasında vatanları Polonya’dan tahmin edilemeyecek kadar uzak coğrafyalara sürülen insanların büyük kısmı yollarda yaşamlarını yitirirler. Çünkü at sırtında, daracık bir arabada hatta yaya olarak ayaklarındaki prangalarla doğaya ve iklim şartlarına meydan okuyarak ölümden beter yolculuklarda tarifi imkansız maceralar yaşayan sürgünlerin kaleme aldıkları notlar çoğu zaman hissedilen korkunç tablonun vahametini içerirler. Grişin, her ne kadar anlatıya sinen iç burkucu bu koyu sisi kaldırarak memleketi Kazan’ın güneşini okuruna ulaştırmak için ince eleyip sık dokusa da sürgünlerin diline dolanan çile, esaret ve gurbet anlatısı eksik olmaz.

Polonyalı sürgünler, siyasi maceralarını ve cepheden cepheye, limandan limana, dünyanın çeşitli yerlerine uzanan çalkantılı hayat hikayelerini kaleme alarak otobiyografilerini oluştururlar. Grişin, ilk aşamada mezkur biyografik bilgileri takip ederek Kazan’la ilgili sürgünlerin yazdıklarını derler. Tabii bu aşamada sadece Kazan’a dair yazılanlar yoktur. Çünkü, Kazan çoğu zaman güzergah üzerindeki bir duraktır. Yolculuk esnasında Kazan’da bulunan şehir, kasaba ve köyler anlatılır. Bazen verilen bilgilerin kısıtlı olduğu dikkatten kaçmaz. Zira yol üzerinde bulunan hanların ve konakların izbe mekanlarında geceleyen ayaklarındaki prangaların derdiyle görmez hale gelen tutsakların ilgilerini çevreye yöneltecek vakitleri ve enerjileri pek olmaz.

Buna karşın bazı sürgünlerin nispeten sahip oldukları özgürlüğe bağlı olarak ya da bölge yöneticisinin hoşgörüsüne sığınarak Kazan’ı daha iyi tasvir ettikleri görülür. Bu tarz anlatılarda sosyal, siyasi, iktisadi, mimari, dini, kültürel vs. bilgilere ulaşmak mümkündür. Yazar tarafından verilen bu bilgilerin iyi bir literatür tarama, toplama ve sentez aşamasından geçtiği de belirgindir. Grişin, sürgünlerin notlarına çoğu zaman müdahil olarak sondajladığı alıntıların arasında yorumlarıyla yeni bağlantılar kurar. Ayrıca yazılanların subjektif yönüne binaen Kazan’a dair eldeki bilgilerle sürgünlerin notlarının karşılaştırıldığı bilgisi eserin ön söz kısmında verilir. Aslında bu konu fazlasıyla önemli olup her tarihçi tarafından benimsenmesi gerekir. Çünkü verilen bilgilerin direkt aktarılmasından ziyade yeterli tahlil ve tenkitten sonra metne koyulması yazılanlara dair güveni arttırır.

Polonyalı sürgünlerin ilk aşamada Kazan’da gözlemledikleri satırlara yansır. Kazan’da yaşayanları Tatar (nedense Türk isimlendirilmesi kullanılmaz) olarak nitelendiren sürgünler, Tatarların fizyonomisini, giyim kuşamlarını, geçimlerini nasıl sağladıklarını ve gündelik yaşantılarını anlatırlar. Sonrasında Kazan’daki evlerin mimari özelliklerine ve öne çıkan bazı binaların detaylı anlatımına geçerler. Tabii anlatının bu kısımlarının belli bir standardının olduğu savunmak güçtür. Değişken ve her telden verilen bu bilgilerin arasında katlanılan zorlu yolculuğa dair tespitler yazarların tek dertlerinin Kazan’ı anlatmak olmadığını kanıtlar. Bununla beraber okuyanı şaşırtan bazı bilgilere rastlamak da mümkündür. En nihayetinde farklı kültürel dünyalarda yetişmiş, farklı toplumların havasını solumuş iki insanın iletişimi bazen kültürel bir şoku da beraberinde getirir. Misal Adam Yablonskiy isimli Polonyalı sürgüne önerilen “Rus Banyosu” okuyanı dumura uğratacak kadar farklı bir yıkanma yöntemidir. Yine bazı Polonyalı sürgünlerin karşılaştığı ilginç tedavi metotları fazlasıyla ilginçtir (Ayının vücudundan elde edilen yağın göz rahatsızlıklarını gidermesi gibi).

Kazan şehrine dair yazılanlarla birlikte bazen olayın Grişin’in memleketiyle alakası hepten kaybolur. Misal meşhur Polonyalı aksiyoner Beniovskiy’nin sürgünü anlatılırken, onun Kazan günleri adeta müthiş maceralı yaşamının bir garnitürü gibi sunulur. Ama işin açıkçası Beniovskiy’nin yaşamı Kazan’da yaşadıklarıyla kıyaslanırsa görmezden gelinecek bir hikaye de değildir. Zira kıtalararası bir güzergahta aksiyonun eksik olmadığı bu maceranın tarihi bir temayla şekillenen Hollywood filminin senaryosunu andırdığı dikkatten kaçmaz.

Anlatımı etkili hale getiren macera anlatısı bir tarafa bırakılırsa, Rusya gibi geniş sınırlar içerisinde yapılan sürgün yolculuklarında yazarın üzerinde hassasiyetle durduğu bir nokta da vardır ki yer adları doğru ve eksiksiz verilir. Yazarın bu dikkati çevirmene de müspet şekilde yansır. Coğrafi yerlerin harita üzerindeki konumları ve birbirlerine olan mesafeleri teknolojik olanaklar kullanılarak okura sunulur. Bu şekilde sürgünlerin takip ettikleri yol okurun malumu olur. Üstelik çevirmen notlandırmalarıyla anlatıyı daha açık bir hale getirir. Ayrıca Grişin’in kullandığı gravür ve resimler de sürgünlerin gözlemledikleri ayrıntıları şekle şemaile kavuşturur. Hatta 40 sayfa kadar sunulan bu resimlerin daha fazla detayı belirgin hale getirmesi için kuşe kağıda basılması daha uygun olur.

Sonuçta, şehirler kendilerine has bir havayı ve kimliği bünyelerinde barındırırlar. Fakat çoğu zaman şehrin tarihi deşifre edilirken dokümanter resmi malumatın etkisiyle sathi anlatılar ortaya çıkar. Öyle ki insanların yaşadıkları yere ruh katan halleri dikkate alınmaz. Oysaki şehrin tüm bileşenleriyle yansıtılması tarihi metodoloji açısından zaruridir. Bu açıdan hatıratların ve günlüklerin çok şey anlattığı malumdur. Kazan ve Kazan Türklerine dair Polonyalı sürgünlerin anlattıkları bu nedenle gözden kaçırılmayacak kadar önemlidir. Zira elde edilen her bilgi şehrin tarihine ilmek ilmek işlenerek tarihi dokunun sahasını genişletir.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Aralık 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sert, alaycı, eleştirel, korkusuz, omurgalı, aklından ne geçiyorsa filtresiz serbest akışta pat diye ortaya seren, kendi anlatımında da değindiği gibi "...sadece kalıpların dışında düşünmeyen, hatta yıllar önce o kalıpları ateşe veren..."bir yazar. Hayatta kadına-erkeğe, ahlaka-ahlaksızlığa, doğruya-yanlışa neredeyse birebir aynı baktığım birinin kitabını okudum.

Konudan konuya, yorumdan yoruma akan bir metin, her şey iç içe. Bu sebeple bence ara verilmeden bir en fazla iki günde okunmalı.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir