Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Mayıs 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Epeydir kütüphanemde olan bir eserdi. Okumaya fırsat bulamıyordum. Bu kadar geç okuduğum için pişmanım. Eser araştırma - inceleme tarzında hazırlanmış. Resulullah'ın hayatının belli kısımları da adeta bir özet gibi hikaye ederek anlatılıyor. Siyer okuması yapmamış biri öncesinde daha detaylı bir siyer eseri okuyup sonrasında bu eseri okuyabilir. Müslüman ve Gayrimüslim müelliflerden de güzel alıntılar yapılmış. Yormayan akıcı bir anlatımı var. Tercümesinde ufak pürüzler var. Bu durum göz önünde bulundurularak okunabilir.
Yazarın diğer eserlerinide okuma listeme ekledim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Mayıs 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Odysseus ve Penelope'nin hikayesi yeniden yazılmış. (Homeros'un meşhur ikilisi İlyada ve Odyssia destanlarını bildiğinizi varsayıyorum.) Bu kitapta destanın bir parçası değiller, artık ikisi de kahraman. Penelope, incinmiş bir eş, çektiklerinin acısına çıkartmaya, haketmediği halde maruz kaldıklarının hıncını almaya çalışan bir kadın. O Odysseus kadar acımasız bir savaşçı, dişli bir rakip. O tatlı, sakin, boynu bükük kadın değil Penelope, sadakatinden şüphe edeni boyun büktüren, ağlatan bir kadın. Nasıl güçlü bir figür, anlatabiliyor muyum?Odysseus ithakaya dönünce ne oldu? böyle başlıyoruz. Bu kitapta Penelope ve Odysseus'un aşkları, özlemleri, kıskançlıkları, kırgınlıkları, inatçılıkları, gururları, şüpheleri var. Zaafları var. Bir kadın ve bir erkek, giden ve kalan, ayrılan ve bekleyen... Gerçek bir ilişki hikayesi artık karşımızda. Ben gerçekten çok sevdim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Mayıs 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Thomas Mann'ın okuduğum ilk kitabıydı. Kitapta inanılmaz betimlemeler var. Çeviri de fena değil. Köpeği Bauschan'ın fiziksel ve ruhsal betimlemelerini yaptığı gibi doğanın, doğanın içindeki diğer varlıkların da hem fiziksel hem zihinsel/ruhsal betimlemelerini harika bir şekilde kaleme almış desek abartmış olmayız. Pastoral bir hikaye. Zaman olarak düşünürseniz sanki dün gibi yazılmış hissine kapılabilirsiniz. Daha çok bir kişinin günlüğü ya da anısı gibi kaleme alınmış bir eser. Betimlemeler sararsa çok hızlı bir okuma gerçekleştirebilirsiniz. Umarım sıkılmadan okuyan ekipten biri olursunuz. İyi okumalar.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Mayıs 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bazen bir şeyi kaybetmek esas ihtiyacımız olanı bulmamıza yardımcı olur.
Sabır sadece beklemek değildir kızım, bazen yolunu değiştirmek ve pes etmemektir.
Sezer Hoca’nın kalemini seviyorum. Hem kurguları güzel hem de mutlaka kitapta bir sanat teması yer alıyor. Hatta sanatın kendisi temaya dönüşüveriyor. Siyah İnci’den sonra bu sefer de bir düş fırçası hayallerimizi süslüyor. Resim fırçasını kaybettiği için resim yapmak istemeyen Liya üzerinden hayatta hiçbir nesneyi veya aracı amacımız yapmamamız gerektiği mesajını veriyor. Nihayetinde amaç resim yapmaksa o fırça olmadan da yapılabilir. Okuyun, okutun. Kitapla kalın.
Yanıtla
10
0
Destekliyorum  5
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Mayıs 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İşlenen bir cinayetin aydınlanması üzerine bir çok edebi ve felsefi göndermeyle yazılmış bir eser. Eserde yer alan simgeler ve metaforlar yönüyle popüler cinayet- polisiye romanlarından ayrılıyor. Eserin yoğun bir anlatımı var bu nedenle yorgunken okumanızı tavsiye etmem. Ayrıca eseri okumaya başlamadan önce;
-Edgar Allan Poe'nun "Morgue Sokağı Cinayetleri" ve "Altın Böcek" hikayelerinin ne hakkında olduğunu bilmek
-"Sonsuz Orangutan Teorisi" nin ne olduğunu bilmek
-H.P. Lovecraft ve onun meşhur "Necronomicon" adlı kurgusal kitabı hakkında en azından yüzeysel bilgi edinmek eseri okurken anlamanızı kolaylaştırıp bağlantıları kurmanızı daha da kolaylaştıracaktır.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Mayıs 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın okuduğum üçüncü kitabı. Duygusal yönü ağır basan, karakterlerinin psikolojisini iyi yansıtan bir kalem. Bütün Bir Ömür bir adamın hayatından bize sesleniyor. Belki de siz de yazın hayatınızı benimle birlikte diyor. Yalnız bir çocuk ama orada takılıp kalmadan yaşamayı seçen bir adam olarak büyüyüp, ömründe bir kere seviyor ve Alp dağlarında kaybettiği sevdiğini unutmadan soğukla arkadaş olarak yaşıyor geri kalan hayatını. Savaş da görüyor, yoklukta. Ama hep çalışıyor. Sonu herkesin sonuyla aynı. Çoğunluğun aksine o mutlu ve huzurlu kapatıyor gözlerini.
İyi bir anlatı, başarılı bir kitap.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Mayıs 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hikmet Hükümenoğlu’nun Körburun’u, İstanbul açıklarında hayalî bir adada geçiyor ama yazar anlatımıyla adayı gerçek kılıyor. Meral, Hayri, Neriman Abla ve adanın Türk-Rum halkı zamanla iç içe geçen hayatlar yaşıyor. 80’li, 90’lı yıllara uzanan romanda sadece bireylerin değil, Türkiye’nin de dönüşümüne tanık oluyoruz. 6-7 Eylül, 1964 Tehciri, darbeler… Her şey karakterlerin yaşamlarına dokunuyor.

Yetmişe yakın karakterin olduğu kitapta hiç kimse fazlalık değil. Yazarın da dediği gibi: “Rolleri ne kadar küçük olursa olsun, karton karakter olmasınlar diye çok uğraştım.” Seher’in, Niko’nun, Neriman Abla’nın, Meral’in ve daha nicelerinin hikâyeleri içimize işliyor.

Su gibi aktı, her satırına değdi. Atmosferi, dili, ruhuyla çok güçlüydü. Keşke dizisi ya da filmi çekilse…
Yanıtla
4
2
Destekliyorum  8
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Mayıs 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ayşe Hanım'ın Kadınlığın Keşfi'nden sonra hemen okumaya başladığım eseriydi. Bu kitabında da çeşitli "kadın hastalıklarından" dolayı tedavi olmaya gelen birbirinden farklı kadınların hikayelerine tanık oluyoruz. Geçmeyen rahim kanamalarını, rahmin gözyaşları olarak betimlemesi, alanında ne kadar değerli bir doktor olduğunu vurguluyor Ayşe Hanım. Her hanımın kendinden bir parça bulabileceği, sorularına cevap bulabileceği, aynı dertten mustarip hanımların da olduğunu görüp kaygılanmaması gerektiğini anlayabileceği terapi niteliğinde bir eser.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Mayıs 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Stefan Zweig'ın usta kaleminden etkileyici bir novella.
Kısa fakat oldukça dokunaklı.
Taşradan Viyana' ya tıp okumaya gelen 18 yasındaki narin, hassas delikanlı Bertold, Viyana'daki yaşamın onun hayallerindeki gibi olmadığını ilk geldiği yağmurlu günde anlıyor.
Kitap kahramanımızın kendini arama yolculuğuna şahit ediyor bizi. Kiraladığı oda, diğer odadaki kalan öğrenci, ev sahibi ve hasta kızı arasında gelişen durumları ve kahramanın ruh halini çok başarı bir şekilde aktarmış. Ben beğendim, tavsiye ediyorum.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Mayıs 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
korkma o zaman...
Murat Uyurkulak demiş ya işte karnavalda katliam çıkması gibi bu kitap diye, öyle değil. Bu kitap karnavalın ta kendisi.

Murat Menteş'in söyleşilerini kıyısından köşesinden dinledim. Söylediği bir şey var, tamamen katılıyorum. Oyunlar oynamak lazım, bilerek ve isteyerek. Oulipovari. Uzun zamandır Perec'ten, Yaşam Kullanma Kılavuzu'ndan etkilenip etkilenmediğini düşünürdüm Menteş'in, bu romanda Perec Amca'ya rastlayarak doğruladım kendimi. Aynı şekilde reklam dünyasında yıllarca çalışıp en sonunda yeter diyerek sektörden ayrılan ve güzel güzel şeyler yazıp aklımızı alan Frédéric Beigbeder'den de bahsedebiliriz. Menteş için karnaval yaratıcısı diyebiliriz bu konuda; Beigbeder'nin reklam dünyasına giydirmeleri, ki Palahniuk da buna dahil, Perec'in yapboz parçaları olan hikâyecikleri ve insanları, Tarantino'nun Tarantinoluğu ve adı geçen geçmeyen bir sürü şey. Kolaj, postiş, ne derseniz deyin, bir yerlerde Murat Menteş de mevcut, bütün ağırlığıyla. Güldüğü şeylere başka insanların da gülmesini sevdiğini söylüyordu bir yerde. Ben gülüyorum, biri yumruk yedikten sonra, "Buna bayıldı" gibi bir cümle vardı. Güldüm, sonra akışa kaptırdım kendimi. Okuduktan sonra nasıl bir tat kalıyor biliyor musunuz, uzun bir yolculukta verilen molalardan birinde yenen lezzetli bir yiyeceğin yola tekrar çıkınca unutulmuş tadı. Çok hızlı, belki de bu yüzden Murat Menteş'in romanlarının kısmen unutulma eşiği daha düşük. Yani Dublörün Dilemması'nda Baudrillard'ı unutmadık, meyve suyu hadisesini unutmadık ama bunlar oyun olmalarıyla yer etti. Edebiyatın ne olduğunu tartışmak gibi bir niyetim yok, çağın isteklerine de olabildiğince kulak tıkamak istiyorum. Sadece şunu söyleyeceğim; Murat Menteş'in romanında insana dair bir şeyler varsa da hız yüzünden flulaşıyor. Kaos, reklamlar, hız... Bunların arasında biz ne kadar varız, ya da ne kadar var olmak istiyoruz, okur ne kadar var olmak istiyor, ya da karakterler ne kadar var olmak istiyor, sıkıntı burada. Ruhi Mücerret elimde, onu da okuyacağım kısa bir zamanda, umarım Menteş o romanda farklı bir şeyler denemiştir diye düşünüyorum, zira tüm insanların bu keşmekeşi yaşıyor olması mümkün değil. Günümüzün edebiyatı bir şey istemiyor, verileni alıyor sadece.

Murat Menteş hiç durmadan alıntılar yapıp derdini anlatmaya devam ediyor, bu dertlere de katılıp katılmayabilirsiniz. Diyeceğim; yazar ne söylerse söylesin, okur nasıl yaklaşırsa yaklaşsın, doğum günü pastasının içine konmuş bomba gibi bir kitap bu.

Roman içinde roman, ya da gerçek içinde roman, ya da tam tersi. Hayati Tehlike'yle Şebnem Şibumi tanışırken Şibumi kendini Dilara Dilemma diye tanıtıyor, Tehlike de bayanın çok nüktedan olduğunu, zira o romanı kendisinin de okuduğunu belirtiyor. Sonra bir de bakıyoruz, Müntekim işte liseden Nuh Tufan'ın arkadaşı, hatta Nafile Filinta olarak geçiyor. Kurgunun nerede bitip gerçeğin nerede başladığını ya da başlamadığını bulun da söyleyin bakalım.

Böyle. Birçok karakter sırayla anlatıcı rolüne bürünüyor. Üslubun dışına pek taşmamakla beraber yarattığı farklılıklar garipsetmiyor. Mesela Şibumi, tarih mezunu bir ablamız. Anlattığı gün tarihte neler olduğunu söyleyerek başlıyor lafa. Güzel bu, lakin en güzeli Hayati Tehlike'nin telekinetik evladı Gerçek Tehlike'nin anlattığı bölümler. O yaşlarda bir çocuk tam olarak öyle konuşur, birebir. Süper.

Böyle. Her karakter bir kurgu dünyasında bulunduğunu biliyormuş gibi, her birinin söyleyeceği erdemli, ağır bilgili sözleri var. Her biri küçük bir Ahmet Midhat Efendi. Her şeyi bir yana bıraktığımızda elimizde bir panayır var, okuyup keyfini çıkartalım.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum  1
Bildir