Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Kasım 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İrlanda’nın utancı sayılan Magdalen Çamaşırhanelerini merkeze alarak yazılmış küçük ama etkili bir roman. Kitabı okurken Keegan’ın bu eserinde Noel vaktini resmetmesinden kaynaklı olabileceğini düşünerek Charles Dickens’ın muhteşem kitabı ‘Noel Şarkısı’ hatırıma gelmişti. İlerleyen sayfalarda bu eserin ismine rastlamak hatrıma geleni doğrulamış oldu zira yazarın Noel Şarkısı adlı eserden esinlenmiş olduğunu düşünmüştüm. Furlong adındaki ana karakterin merhametinin, inceliğinin işleniş şeklini tatmin edici buldum. Suya sabuna dokunmayan ruhlardan uzak bir ruh Furlong.
Keegan’ın daha önce ‘Emanet Çocuk’ kitabını okumuş ve pek sevmiştim. Bu eseri de pekala sevilebilir buldum.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Kasım 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Antonio Robbins'in okuduğum ikinci kitabı. İlk olarak ünlü kitabı İçindeki Devi Uyandır okudum ve çok beğendim. O kitap sayesinde çok şey öğrendim, hayatımı değiştirdi diyebilirim. Bu yüzden bir başka kitabını daha okumak istedim. Bu kitap çok daha kısa. Hızlıca bitirilebilecek bir kitap. Bazı konular İçindeki Devi Uyandır ile oldukça benzer, ama bu durum beni rahatsız etmedi çünkü bazı şeyleri tekrar duymak iyi bir hatırlatma oluyor. Robbins harika bir mentor. Diğer kitaplarını da okumayı planlıyorum. Kesinlikle tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Kasım 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitap iktidar(güç sahibi) olmanın veya iktidarda kalmanın yollarını/yöntemlerini anlatıyor. Örneklerin çoğu ortaçağ tarihinden. Bir kısım örnekler günümüze uymasa bile ipucu veriyor. Etik ve ahlaki sınırların olmadığı bir dünyada insanın tek amacı şahsi iktidarı. Bu eser belki de insanın tehlikelerden nasıl korunması gerektiğini ve kurtlar sofrasında yem olmamayı öğretiyor. Bir yönüyle yapılması değil de yapılmaması gerekenler listesi. Bu kitabı okuyun demek sorumluluk ister ancak okumayın demekte bir bakış açısını kaçırma demek olabilir.



Yanıtla
11
3
Destekliyorum  6
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Kasım 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun padişahlarını anlatan birçok kitap var. Fakat bu kitabın çok farklı bir özelliği var. Eser her dönemde kaleme alınmış Tarihi Kaynakları adeta özetlemiş durumda. Necdet Hoca kâh Naima Tarihinden bir kesitle kâh Peçevi Tarihinden bir örnekle eserinin objektifliğini gözler önüne seriyor. Bu baskısında fetret devrinde hüküm süren isimleri yani Musa Çelebi, İsa Çelebi ve Emir Süleyman'ı da kaleme almış. Her şeyden önce eserde tüm yönleriyle Osmanlı Padişahlarını bulacaksınız. Dini yönlerini de sosyal yönlerini de gerçeklikle okuyacağınız bir eser. Başucu kitabı dedikleri türden. Okuduktan sonra da dönüp tekrar tekrar kaynak olarak kullanacağınıza eminim. Tarih meraklılarının kitaplığında mutlaka ama mutlaka olması gereken bir eser.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Kasım 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kazaklar ve Kazakistan
Kazakistan Asya’da kıtanın büyük bir kısmını kaplayan bir Türk cumhuriyeti… Bazılarının söyleminde geçtiği gibi Türki bir devlet değil. Yani kültürü ve edebiyatıyla vs. Türk’e benzeyen değil, bilakis her şeyiyle Türk… Böylesine ortak tarihe sahip olduğumuz bir milletin ülkemizde tam manasıyla tanındığını söylemek de maalesef mümkün değil. Üstelik yıllarca Rus tahakkümünün katı totaliter ve sömürgeci yönünden dolayı, Türklüğü unutturulan Kazak insanının köklerinden uzaklaştırılmasından ve tahrip edilen benlik bilincinden dolayı Kazakların da kendini tam manasıyla tanındığını savunmak zor…

Böylesine bilinirliğin kısıtlı ve muallak olduğu bir ortamda Kazak bilim insanları, Sovyet devletinin 1990’lı yıllarda dağılmasından sonraki süreçte Kazaklara milli bilinç aşılamak ve dünyaya açılmaya namzet Kazak devletini uluslararası platformlarda tanıtmak için bir komisyon kurarak bir kitap hazırlarlar… İşte ele alınan kitap böyle kolektif bir çabanın ürünü olup, yeni cumhuriyetin ilmi mecradaki ilerleme isteğini kanıtlar.

Öncelikle bahsedildiği gibi eserin çok yazarlı olması bazı problemleri de beraberinde getirir. Bu tarz eserler editoryal olarak hazırlanacağı zaman bir ön seçimle makaleler elden geçirilir ve uyumlu hale getirilerek olası sorunlar ortadan kaldırılır. Ama bu eser için böylesine bir terkibin olduğunu savunmak güçtür. Çünkü; yeni bir devlet, kendi tarihini yeniden yazmak için müelliflerini ve eserlerini seçmekten ziyade toplamayı kendine hedef edinir. Ayrıca eserin kapsamı, öncül bir eser ortaya koymak amacına binaen çok fazla detaya girmeksizin, genelde dar tutulur. Zira bir ülkenin tarihi fasiküllerce anlatılsa dahi bütünüyle ele alınması güçtür. Ayrıca fikri yapısı farklı, ilmi metodu değişik bilim insanlarınca içeriği özet mahiyetine uygun makaleler bir araya getirilerek, Kazaklar ve Kazakistan hakkındaki soru işaretleri ortadan kaldırılmaya çalışılır.

Ek olarak her ne kadar eser; Kazak bilim insanlarının dilinin çözüldüğü, sömürgeci unsurların uzaklaştığı bir dönemde kaleme alınsa da yazarların fikri birliğinin bulunduğunu söylemek güçtür. Yukarıda bahsedilen ana sebeplere ek olarak yazarların anlayış ve ilmi bakış açılarının farklı olmasına bağlı olarak eserde bazı tezatlar bulunur. Ayrıca yazarların yetiştiği ilmi ortama bağlı olarak sunulan bazı konuların muallak ve tartışmalı olduğu gerçeği ortaya çıkar ki bu sorunların sadece kitap bağlamında ortadan kaldırılması güçtür. Bu nedenle eserde sunulan bilgilerin direkt yanlış olarak yaftalanmasından ziyade, okurun anlayış geliştirmesi evladır. Zaten yazarlar da bilgi aktarımını önceledikleri için doğrudan tartışmalı mevzuları sayfalara taşıdıklarını ve uzun uzun tartıştıklarını söylemek güçtür. Küçük bir örnek verilecek olursa, İskitlerin kökeninin bilim dünyasında tartışmalı bir mevzu olduğu bilinir. Oysaki İskitlerin Türk olduğu son zamanlarda yapılan araştırmalarla barizdir. Ama İskitleri ele alan yazar bu tartışmalardan uzak durur ve sadece eldeki materyallerle bulgularını aktarır.

Eserde verilen bilgilerle, Türk akademik camiasının sunduğu bilgiler arasında da tam manasıyla paralellik bulmak mümkün değildir. Özellikle Kazakistan’ın Pers ve Hint coğrafyasına yakınlığı ve bu iki kültür sahasının etkilerinin olası yönüne karşın, bahsedilen yakınlığın bazen bir aynilik ilanına dönüşmesi, bu tarz fikirlerin satırlarda bolca gözükmesi köken konusunda kafa karışıklıklarına sebep olur. Oysaki Kazakistan coğrafyası yüzlerce yıl boyunca Türk kültür ve tarihinin durmaksızın aktığı bir mekandır. Böylesine bir coğrafyanın orijinini değiştirmek yeni tezatları ve anlamsızlıkları beraberinde getirir.

Tabii ne kadar Türk ve Kazak bilim adamları arasında tam bir mutabakat olmasa da Türk tarihi ele alınırken ismi geçen kavimler ve devletler, aynı şekilde Kazak tarihi zikrolunurken de tekrarlanır. En basitinden bu adlandırmaların tekrar gündeme gelmesi, Türk tarihinin bütünlüğünü ve Kazakistan’ı kapsayan intişarını göstermesi yönünden önemlidir. Bu bağlamda İskitler, Hunlar, Wusunlar, Kanglılar, Göktürkler, Türgişler, Karluklar ve Oğuzlar detaylı bir şekilde eserde anlatılır.

Kazakların kökeni meselesinde de ayrı bir başlık açıldığı ve antropolojik birçok verinin kullanıldığı dikkatten kaçmaz. Irk tespiti konusunda uygulanan metotlar günümüzde DNA araştırmaları çok geliştiği için oldukça geri (iptidai) kalır. Misal insan vücudunun çeşitli şekilleri ölçülür (antropometroloji), kan grupları ve yapıları tahlil edilir (seroloji), deri yapıları ve parmak izleri analiz edilir (dermatoglifika), diş yapısına bakılır (odontoloji), kafatası şekli değerlendirilir (kraniyoloji). Eserde belirtildiğine göre bütün bu araştırmalardan sonra elde edilen verilere göre Kazakların Avrupalı ve Moğol unsurlarının karışımından oluştuğuna dair ırki köken yapısı ortaya koyulur. Tabii bütün bu araştırmaların bolluğu, köken konusunun ne kadar zorlama olduğunu da kanıtlamaktadır. Bu kadar çok araştırmanın neden yapıldığı, metazori bir teze ulaşılmak istendiğini üstü kapalı da olsa gösterir. Üstelik elde edilen sonuçların tam sunulmaması; sunulan bilgilerin -Sovyet dönemi düşünüldüğünde- pek de doğrulanabilir olmaması kafa kurcalar. Zaten bu uzun ırk tespiti mevzusu, bir yerden sonra, editörün -haklı olarak- yazarları Batılı ve Rus tezlerinin etkisinde kalmakla itham etmesine neden olur.

Türk tarihinin Asya’da zuhur etmesine karşın bilindiği gibi Hunların, Oğuzların vs. Türk kavimlerinin başka coğrafyalara yönelmesi bazı Türk boylarının tarihinin kendi havalisi içinde anılmasına sebep olur. Bunu yönde adım atan Ruslar da Asya’da birbirinden yolları ayrılan ve uzak coğrafyalara düşen Türk kavimlerini farklı milletlere dönüştürecek bir propaganda sürecini başlatır. Rus emperyalizminin etkisiyle millet adı Türkiye Türklerine mal olurken, Asya’nın ortasında ortak kökenden olmalarına karşın Kazak, Özbek, Kırgız, Türkmen, Azeri gibi Türk boyları farklı milletler (!) şeklinde lanse edilir. Kitapta sömürünün bu yönüne pek değinilmese de işin aslının böyle olduğu yazarların anlattıklarından net bir biçimde anlaşılır.

Rus emperyalizminin ilmi mecradaki sistematik dezenformasyonlarıyla birlikte, sosyal hayatın temelini dinamitleyen gayri insani politikaları ise tarihe not düşecek şekilde anlatılır. Bu baskı ve ucu soykırıma dayanan Sovyet uygulamalarının yumuşatılmadan anlatılması eserin nispeten özgür bir ortamda yazıldığını kanıtlar. Özellikle Sovyet Rusya politikalarına binaen 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde Kazakistan’da yaklaşık 2 milyon insanın hayatını kaybetmesi vurgulanır. Yine Kazak topraklarında yapılan nükleer denemelerde radyasyona maruz kalan Kazak insanının trajedisi satırlara yansır. Tabii ayrı kitaplara konu olacak bu dramların kitapta fazlaca yer kapladığı savunulamaz.

Rus zulmünün insan haklarını tehdit eden yönleriyle birlikte ekonomik emperyalizmin bütün bileşenleriyle anlatıldığı da dikkat çeker. Özellikle Kazakistan’ın ekonomik potansiyeli uzun uzun ele alınır. Ekonomik-politik üzerine yapılan tespitler ülkenin sömürüsünün ne şekilde yapıldığını ortaya koyar. Ayrıca kabaca Kazakistan’ın tarihi Eski Çağ, Orta Çağ, Çarlık Dönemi ve totaliter dönem olacak şekilde ayrı ayrı bölümlerde ele alınmasına karşın her bir bölümdeki iktisadi yaşama ayrılan başlıkların doygunluğu dikkat çeker. Bunun ekonomi temelli tarih algısının Sovyet ilmi camiasında etkin olmasından kaynaklandığı savunulabilir. Zira eserin yazıldığı dönemde, tarihin temelini ekonomik ilişkilere bağlayan Marksist tarih kuramlarının Rusya’da etkin olduğu kesindir.

Eser güçlü bir tarih anlatısıdır. Sunulan bazı bilgiler özeldir. Savunulan bazı tezlere her kitapta rastlamak mümkün değildir. Türk tarihinde kurulan yüzlerce devlet olmasına binaen güçlü bir hükümranlık ve etkisi olmasına karşın Kazak Hanlığı gereken ilgiyi görmez. Eser, Kazak Hanlığı üzerine yeni bilgiler vererek, Türk okurunun ilgisini bu az bilinen Türk devletine çeker. Yine Türk tarih anlatımında muteber olarak anlatılmayan Moğol istilası faydalarıyla ele alınır. Coğrafi yönden Moğol etkisine birinci derecen maruz kalan bir bölge düşünülürse bunun objektif bir yaklaşım olduğu savunulabilir. Yine İpek Yolu anlatısı kusursuz olup, kıta içindeki meşhur yolun bütün damarlanmaları tarihi belgeler ışığında net biçimde ortaya koyulur.

Eserin bölümlerinin metodolojik tasarımına bakılırsa, Kazakistan’ın geçmişindeki her dönem önce siyasi olarak ele alınır. Bu siyasi hayattan teşekkül eden sosyo-ekonomik ve kültürel şartlar detaylandırılır. Son olarak özel anlatılar ayrı başlıklarda verilir. Bu anlatımın endüktif yönü konu sonunda anlaşılır. Zira okur siyasi tarih ile insan ilişkisini daha iyi fark eder. Özel başlıklarla anlatılan dönüm noktası denilebilecek siyasi olayların kuluçka evresi böylelikle daha iyi anlaşılmış olur.

Eserin önsözünde her ne kadar Kazak milli hareketine gerekli yer ayrıldığı söylense de çekilen çilelere karşın, kardeş kavim Kırgızların önemli kültür mirası Manas Destanı gibi bir metnin yazılmasının bile, Kazak mücadelesi söz konusu olduğunda yetersiz kalacağı savunulabilir. Çünkü, bu cansiperane hareketlerin dönemi için kolay olmadığı malumdur. Özellikle Alaş Orda hareketi üzerinde daha fazla durulması, Kazak fikir adamlarının canları pahasına savunduğu fikirlerin makul olanın çok üstünde gündeme sayfalara taşınması okurun talebi dahilindedir.

Sonuçta; tarihi, kültürü ve kimliğiyle Türklüğün kadim kodlarını taşıyan bir kavim kendi mensupları tarafından tahlil edilerek başta Kazaklar olmak üzere dünyaya mezkur kitap sayesinde sunulur. Bugün benzer birçok esere ve makaleye rastlamak mümkündür. Ama yazıldığı dönem düşünülürse eserin ne kadar eşsiz olduğu anlaşılır. Yine emperyalist baskının, zulmün ve zorbalığın eserde özgürce haykırıldığı malumdur. Bahsettiğimiz eser Kazak insanının geçmişte çektiği çilelerini ortadan kaldırmaz, geçmişin acı hatırasıyla dertlenenlerin derdine derman olmaz, kayıpları geri getirmez, zamanı geri döndüremez ama hakikate insanoğlunun borcunu öder. Keşke her eser bu borcu ödemeye namzet olsa…
Yanıtla
6
1
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Kasım 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Daha önce, birinci cildini de ilgiyle okuduğum Teftiş Yalnızlığı II kitabı, bir anı kitabından öte bir içerikle okurla buluştu.
Kitabın yazarı edebiyat ve kitap dünyasıyla barışık bir müfettiş olunca, bu ilgi ve bilgi haliyle kitaba da yansıyor. Mesleki deneyimleri okurken, bir yandan da görev yapılan kentlerin, tarihi, doğal ve turizm değerlerini de tanımış oluyorsunuz.
Müfettişlik, sosyal ve teknik deneyimin, kamusal yararın en yüksek düzeyde gözetilmesi gereken mesleklerden biridir. Yılların verdiği tecrübeyle, her yeni teftişi daha verimli hale getirirsiniz. Kitaptaki mesleki deneyimler, öyle okulda öğrenilecek cinsten bilgiler değil. Kamu ve özel sektörde denetim görevini yapan veya düşünen herkesin faydalanacağı türden bir içerik.
"Denetlenmemiş, doğrulanmamış her iş yarım sayılır " görüşüne hak verenlerdenim.
Daha kabul edilebilir, kaliteli. ve sürdürülebilir bir üretim süreci için denetimi ciddiye almak gerekir. İki cildini de okumakta yarar var.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  8
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Kasım 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazar, tüm hayatı kitaplardan ibaret olan babasının anısına, onun kitapların içinde geçen yaşamını anlatmış. Baba Starova, Osmanlı'nın Balkanlar'dan çekildiği yıllarda doğmuş. Bu nedenle bir çok savaşa tanık olup göç etmek zorunda kalmış ailesiyle. Bu karmaşadan kaçıp İstanbul'a okumaya gelse de vatanına duyduğu özlem onu geri dönmeye itmiş. Vatanı için çalışıp faydalı olacağını düşünürken bu sefer de Stalinizm yüzünden baskıya uğrayıp göçe zorlanmış. Yazar babasının yaşadıkları üzerinden koca bir döneme (Osmanlı'nın yıkılışı, Cumhuriyetin kurulması, Balkan tarihi) ışık tutmuş. Bu nedenle sadece bir biyografi gözüyle bakılmamalı.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Kasım 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Annelerin, bebeğinin doğumundan okula başlayana kadar geçen zaman diliminde yaşayabileceği ortak problemler Zara ve kızı üzerinden hikayeleştirilmiş. Hikayelerin sonunda Saniye Hoca uzman bakış açısıyla sorunların her birine çözüm önerisi getiriş. Zaman zaman da kendi annelik tecrübelerini de aktarmış. Kitapta en sevdiğim nokta da bu oldu. Salt bilgi içermiyor, sorunun altında ezilen annenin yüreğine su serpiyor. ''Sevgili anne korkma, panikleme! Bebeğin gelişimi doğrultusunda vakti geldiğinde alışacak, kavrayacak, öğrenecek; paniğe gerek yok. Bu güzel birlikteliğin tadını çıkar. Korkma! İyi bir annesin,'' diye sesleniyor kitabın her bir bölümüyle taze annelere.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Kasım 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Merhaba okur arkadaşlar.
Daniel Keyes'den okuduğum ikinci kitap olan Billy Milligan'ın Zihinleri benim için mükemmeldi. Yazarımız Billy'nin yaşadığı travmatik olayları hem bir biyografi hem de kurgu roman olarak sunuyor. Kitap dava ve hastane süreçlerini kronolojik olarak işlerken aynı zamanda Billy'nin çizdiği resimlerden de örnekler bulunduruyor. Okurken sürekli internetten davalar hakkında da bilgi edindiğim, beni çok derinden etkileyen bu kitabı siz okurlara tavsiye ediyor, keyifli okumalar diliyorum.
>> Algernon'a Çiçekler'i hala okumadıysanız yazarla tanışmanız için şiddetle tavsiye ederim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Kasım 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk tarihinin Batılılaşmasındaki ilk somut adımın atıldığı ve Türk edebiyatına Tanzimat Dönemi edebiyatı olarak sirayet eden siyasi,reform,inkılap hareketi Abdülmecid döneminde olur.Roman Abdülmecid döneminde geçer.Roman boyunca dönemin İstanbul’u fonda yer alır.Dönemin sanat özellikle sahne sanatları ve müzik yaşamı merkezdedir.Fonda İstanbul bulunurken kulaklarda adeta Vivaldi’nin konçertosu yer alır.Aslında sadece konçertonun değil yazarın sosyal hayatı çok canlı bir biçimde işlemesinden mütevellit çıracıların,bozacıların, meyhanelerin,Pera’nın dostları sokak köpeklerinin,bakır ve toprak içki kadehlerinin,at arabalarının,yeni açılan Galata Köprüsü’nün keşmekeşliğinin,gazete satan Rum çocuklarının,sarhoşların,çan ve ezan ,bekçibabaların sopalarının,kırbaçların kısacası döneminin İstanbul şehrinin kendine has sesleri de duyulur.Roman batılılaşma hareketini barındırdığı için romanın zemini Doğu ve Batı’nın çatışması üzerine de kurulmuş olur.Güzel bir romandı.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir