Elif Şafak bu romanında Kim gerçek yabancı ? sorusunun cevabını arıyor.
Gerçek yabancı bir ülkede yaşayıp, başka bir yere ait olduğunu bilen mi, yoksa kendi ülkesinde yabancı hayatı sürüp, ait olacak başka bir yeri de olmayan mı?
Bu sorunun cevabını ararken yabancı bir ülkede yaşanılanları nakletmekten çok, yabancı bir ülkede kaybedilenlerden dem vuruyor.
“Birinin adını öğrenmek varlığının yarısını ele geçirmektir, gerisi parçalar ve ayrıntılardan ibarettir. Çocuklar bunu bilirler. Bir yabancı isimlerini sorduğunda içgüdüsel olarak söylemeyi reddetmeleri bundandır. Çocukken isimlerin gücünü idrak eder, ama büyüdükçe unutuveririz” diyerek insanın koşulsuz şartsız sahip olduğu isminin önem derecesini vurguluyor ve kaybedilenleri anlatmaya isimler üzerinden başlıyor.
Yabancı ülkede insanın yegane varlığı olan isminin kolay telaffuz edilebilme pahasına ismin noktalarının kaybedilişinin acılarını anlatarak başlıyor kaybedilenleri anlatmaya. Ömer isminin yabancı ülkelerde Omar olması gibi… Daha sonra öz “ben“in kaybedilişine, oradan da bu kayıpların insan üzerindeki etkilerine değiniyor…
Ve nihayet romanımızın sonlarında Boston‘un soğuk sokaklarından kadim İstanbul‘un renkli sokaklarına iniş yapıyoruz, noktalara kavuşmuş bir halde… Noktaların gelimi çok daha acı götürüme sebep oluyor, sevgilinin gidişine…