Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gece Sapığı serinin üçüncü kitabı. Bir katilin sadistçe eylemlerinden, ayrıntılardan her zaman keyif almışımdır. Yazar bunu gözümüze soka soka anlatıyor. İlk sayfadan itibaren atmosferin kanlı kokusunu hafiften almış olsam da ilerleyen sayfalarda metalik kokuyu buram buram almaya başladım. Katili bulma arayışıyla çölde susuz kalmış gibi kitabı kana kana içtim. Kısa ve akıcı bölümleri hızla okunuyor olsa da Hunter'ın katilin kimliğini ve nedenini çözmeye çalışması bağımlılık yapıyor. Titiz çalışması ile de merak duygusunu zirveye çıkarıyor. Bir kadının başına gelebilecek en büyük kabusu yaşatan yazar cinayet yöntemleri ile acımasız olay örgüleri ve usta anlatımı ile her zaman beni büyülenmiştir. Çok özlemişim çook.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Politik psikoloji deyince akla Vamık Volkan gelir ancak artık Deniz Ülke hoca ve Hadiye hoca da gelecek. Cumhuriyetimizin kuruluşunu politik psikoloji kavramlarıyla açıklayarak, o döneme ve yaşananlara bambaşka bir perspektiften bakmanızı sağlıyor kitap. Eğer psikoloji mezunuysanız okurken yer yer tekrarlara düşüldüğünü hissediyorsunuz ancak her kesimden okurun tarihi olayları psikopolitik kavramlarla ilişkilendirebilmek açısından bu tekrarlara ihtiyaç var gibi de. Kitabın en güçlü yanı mükemmel bir kaynakçaya sahip olması, yazarlara oldukça imrendim. Tarihimizle ilgili önemli olayların politik psikoloji perspektifinden incelendiği daha fazla eserin yayınlanması dileğimle.. politik psikoloji kavramlarını bir kez öğrendiğinizde dünya gündemine ve ülke gündemine başka bi yerden bakıyorsunuz.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Edip Cansever "Ben Ruhi Bey Nasılım"da nehir şiir örneğinin müstesna bir örneğini sunuyor okuyucuya

Bir karakter etrafında ilerleyen olay örgüsüyle anlatı şiirine yaklaşan şiir formu Ruhi Bey’in iç dünyasını, geçmişini, ilişkilerini, yalnızlığını ve topluma yabancılaşmasını anlatır. Sadece tek bir duygunun değil, bir yaşamın, bir “hikâyenin” şiirsel biçimde dile getirilmesine şahit oluruz.

Alışılagelmiş şiir dilinden çok tiyatro dilini ya da tahkiyeli bir şiirsel dili tercih ettiğini görüyoruz Cansever'in, bu yönüyle okur, kimi zaman sahnelenen bir oyunun izleyicisi, kimi zaman da Ruhi Bey’in hayatına tanıklık eden bir gözlemci konumuna geçer.

Ruhi Bey'in psikolojik, sosyolojik durumunu kendi derinliklerine anlatmasıyla başlayan şiirde, farklı seslerin ve biçimlerin bir arada olması, bir bütünsellik oluşturup, bu bütünlük de, yer yer dramatik monologlarla, çoğunlukla ise iç monolog ve bilinç akışı teknikleriyle derinleşir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Perulu yazar Mario Vargas Llosa ile edebi yolculuğum Genç Bir Romancıya Mektuplar adlı eseriyle başladı. Llosa, bir romanın nasıl yazılması gerektiğine dair sorulara, mektup biçiminde ve oldukça samimi bir üslupla yanıt veriyor bu kitabında.

Her bir mektup, romanın kurucu öğelerinden birini ele alıyor: zaman, mekân, anlatıcı, karakterler, gerçeklik, inandırıcılık… Llosa, bunları örneklerle ve deneyimlerle temellendirerek işliyor. Bu sayede edebi derinlik de kazanıyorsunuz.

Yazarın kullandığı dil oldukça sade ve konuşma havasında. Bu da metne doğal bir akış ve yakınlık katıyor.

Sonuç olarak, Llosa’nın romanı bir “dünya kurma sanatı” olarak görmesi benim için hem öğretici hem de ilham vericiydi. Romanın anatomisini merak edenler için bu eser, güzel bir başlangıç noktası olabilir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Antik Yunan’dan başlayıp Roma dönemine uğrayarak günümüze uzanan bir serüvene çıkmaya ne dersiniz? 2022 yılında yayımlanan Papirüs tam da bu yolculuğa davet ediyor okuru. Kitap sayfalarının nasıl ortaya çıktığını, papirüsten parşömene geçişi, ciltlerin nasıl yapıldığını, kütüphanelerin kuruluşunu ve zamanla nasıl yok edilip daha sonra korunduğunu ve çok daha fazlasını bu kitapta bulmak mümkün.

Kitabın en etkileyici yanı yazarın kullandığı dil. Vallejo, akademik bir dilden uzak, herkesin anlayabileceği sadelikte yazmış.

Bence her okurun kütüphanesinde bulunması gereken, giriş niteliğinde bir eser Papirüs. Üstelik bu yolculukta birçok yeni yazar ve kitap ile de tanışıyorsunuz: Juan Goytisolo, İsmail Kadare, Miguel Hernández, Ruth Rendell, Françoise Frenkel, Jean Rhys…

Kitap bittikten sonra Cortado Podcast’in Papirüs bölümünü dinlemek de ayrıca güzel bir deneyim oldu.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın birkaç röportajını dinledim. Cecile Pin, yazmaya büyük bir iddia ya da planla başlamamış. Önce sadece birkaç diyalog yazmış, ardından ayrıntıları ekleyerek metni bir romana dönüştürmüş. Ve bu süreci yaşarken annesini üzmemek için ona neredeyse hiçbir soru sormamış. Bunun yerine aile fotoğraf albümlerine bakarak, araştırarak ve okuyarak geçmişi anlamaya çalışmış.

Pin, sığınmacı olmanın yalnızlığını ve gerçekliğini çocukların gözünden anlatıyor. Göçmenliğin getirdiği kültürel farklılıklar, dil bariyerleri ve aidiyet arayışı romanın merkezinde yer alıyor. Yeni bir ülkeye tutunmaya çalışan bu çocukların hikâyesi, göçmen olmanın ne kadar çok katmanı olduğunu gösteriyor. Böylece hem göçmenliğin hem de savaşın insanda bıraktığı o görünmez yaraları hissediyorsunuz kitabı okurken.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Søren Kierkegaard'ın biyografisi çerçevesinde varoluşçu felsefesini temel düzeyde anlatan akıcı bir çalışma olmuş. Søren Kierkegaard ile tanışmak için başlangıç kitabı olarak okunup daha sonra Kierkegaard'ın üç aşaması kronolojik sırayla takip edilerek okuma yapılabilir. Kitap, Søren Kierkegaard'ın hayatında önemli olan kırılma noktaları üzerinden ilerlerken Kierkegaard'ın düşünce yapısında etkili olan önemli kavramlar üzerinde de durulmuş ve ilgili alanlarda Kierkegaard'ın kendisinin yazmış olduğu eserlerden alıntılar yapılmış. Çağdaşları tarafından pek tanınma imkanı bulamamış Kierkegaard'ın ölümünden sonra felsefe ve diğer disiplinlerde yer ettiği önem göz önüne alındığında Kierkegaard, felsefeye ilgi duyan okuyuculara hitap etmenin yanında; varoluş kavramı üzerinde yoğun bir düşünüş hali sürdürdüğü ve melankoliyi bir miras gibi taşıdığı için, insan doğası gereği her okuyucuda anlam ifade edecektir. Ayrıca son kısımda özet bir tarihçeye ve okuma önerilerine yer verilmesi iyi olmuş.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öykü iki kız çocuğunun hikayesi gibi başlıyor ama sayfalar ilerledikçe adeta zihnimizde görünmeyen bir ayna kuruyor. Morrison bu aynayı öyle bir yerleştiriyor ki asıl hikaye karakterlerde değil bizim zihnimizde şekilleniyor. “Hangisi siyah, hangisi beyaz?” sorusu sanki "ben kimi nasıl görüyorum" sorusuna dönüşüyor. Bence ırkçılığı anlatmıyor, ırkçılığın düşünme biçimimizde ne kadar kök saldığını anlatıyor. Morrison renkleri gizleyerek bizi kendi önyargılarımızla yüzleştiriyor. Ustaca yazılmış bir eser.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Gece Açan Çiçekler” gizli kalmış acıların, içsel direncin ve kadın dayanışmasının (Halide ve Nihal) sembolü gibi okunabilir. Roman, yüzeyde sade bir yaşam öyküsü anlatıyor gibi görünse de alt metninde insanın karanlık yanlarını, geçmişin izlerini ve yeniden doğma cesaretini işliyor. Her karakter, kendi karanlığında filizlenen bir çiçek gibi; kırılmış ama köklerinden vazgeçmeyen. Okuru içe baktıran, sarsıcı ama bir o kadar da iyileştirici bir dili var. Yazar, karakterlerin sessiz çığlıklarını doğanın döngüsüyle ustaca birleştiriyor; gece açan çiçek metaforu da aslında karanlıkta bile güzelliğini bulabilen ruhları temsil ediyor. Dili yalın ama duygusal olarak yoğun, okuruna hem hüzün hem umut bırakıyor. Kısacası, karanlıkta bile ışığını bulma cesaretini anlatan, kırılgan ama dirençli insanların hikayesi diyebiliriz.
Ek olarak yazarın dili o kadar keyifli ki altını bolca çizdiğim bir kitap oldu.
Yanıtla
4
1
Destekliyorum  14
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Erik Hobsbawm’ın Devrim Çağı bence yalnızca bir tarih kitabı değil, insanlığın nasıl yeniden doğduğunu anlatan bir hikâye gibi. Okurken sanki dünyayı bugünkü hâline getiren o büyük kırılmaları adım adım izliyorsun. Fransız Devrimi’nin düşünsel yankılarıyla, Sanayi Devrimi’nin insan hayatını nasıl kökten değiştirdiğini öyle bir anlatıyor ki, tarih sadece geçmişte kalmış bir şey olmaktan çıkıyor.
Bazı yerlerde Hobsbawm’ın dili yoğun, hatta biraz akademik geliyor ama arka planda hep güçlü bir duygu var: değişimin kaçınılmazlığı. Kitabı okurken fark ediyorsun ki, modern dünya bir anda değil; sancıyla, mücadeleyle, büyük bedellerle kurulmuş. Bu yüzden Devrim Çağı bana sadece “ne olmuştu”yu değil, “biz bugün neden böyleyiz” sorusunun cevabını da düşündürüyor.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir