Onaylı Yorumlar

Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Psikiyatristin Not Defterinden
Her kitabın bir kişiliği vardır ve bu kitap da, biraz naif, biraz duygusal, biraz içe dönük ve çokça sevgi dolu kişiliği ile içinizi ısıtıyor. Merak edip okumak ister misiniz? Bence okuyun, memleketimin insan manzaralarını bir psikiyatristin not defterinden görün ve kendi ruh dünyanıza yolculuk yapın.

Biraz kendimizden, biraz çevremizden ve çokça medyadan duyduğumuz insanlara tanıklık edin.

Üç kız kardeşin temiz olmak uğruna, kendilerini ve oturdukları apartmanlarını "çöp apartman" haline getirmesi...

Yanlış evlilikler sonucu sokaklara düşüp, fahişelik yapan ağır ceza Reis'inin kızı...

Dünyaya kız olarak gelen ama erkek gibi hisseden genç bir kız...

Kendini İsa Peygamber olarak düşünen bir tıp öğrencisi...

Çalıştığı işyerindeki arkadaşının kendine aşık olduğunu sanan ve cinleri ile kendini dinlediğini ve kameraya çektiğini düşünerek, radyodaki tüm şarkıların kendisi için bu erkeğin söylettiğini düşünen bir devlet memuru kadın...

Evet, hepsi bir arayış içerisinde idiler, yaşamlarına bir anlam arayışı, huzur arayışı, güven arayışı, aşk arayışı...

İnsan bugün şiddetle bir anlam, huzur, güven, aşk, aidiyet ve insanlık arıyor ( s.375) ve sonra bu modern hayatın yarattığı kendine yabancılık ve huzursuzluğu içerisinde psikiyatristlere koşuyor. Bizler de bu arayışa okuyarak tanıklık ediyoruz. Keyifle okunacak, içsel yolculuk yapılacak güzel bir kitap.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İslâm, İbrânî ve Bizans Kaynaklarından Hareketle Yazılmış Akademik Bir Şaheser!
Türkiye’nin ve dünyanın en önemli tarihçilerinden biri olarak kabul edilen Zeki Velidi Togan’ın öğrencilerinden biri olan Douglas Morton Dunlop'un kaleme almış olduğu “Hazar Yahudi Tarihi” başlıklı bu eser, müellifin en popüler eseri olarak kabul edilmektedir. Dunlop, oldukça hacimli ve teferruatlı olan bu eserini İslâm, İbrânî ve Bizans kaynaklarına dayanarak kaleme almıştır. Eser kaynak zenginliği bakımından Hazar Tarihine dair en nitelikli ve kaliteli akademik eserlerin başında gelmektedir.

Türk ve dünya tarihinin en özel devlet ve topluluklarından biri olan Mûsevî Hazar Türkleri’nin tarihini oldukça ayrıntılı bir şekilde inceleyen Dunlop, siyasi, ekonomik, dini ve sosyal olmak üzere Hazarlara ve onların ilişki kurduğu devletlere dair yeni bir yorum sunmaktadır.

Douglas Morton Dunlop, Hazar topluluklarının ilk dönemleri, İslamiyet öncesi iranlılarla olan ilişkileri, Hazarlarla Rumlar (Bizans) arasındaki ilişkiler; Araplarla olan savaşlar; Hazarların Museviliği kabulü, Ruslarla olan ilişkiler, Hazar Devleti’nin çöküşü ve tarihten silinişi hakkında tarih akademisinde en zorlu ve çetrefilli konuları ayrıntılı bir şekilde incelemekte ve yanıtlar vermektedir.

Türkçeye tercüme edilmiş ve Selenge Yayınları tarafından yayınlanmış olan bu eser, Türkiye’de yeni yeni akademik olarak çalışılmaya başlayan Hazar tarihine dair ilk başvurulacak referans eserlerin başında gelmektedir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
YEMENLİLERDEN, ABBASİ VE IRAK TÜRKMENLERİNE DAİR TARİHİ NOTLAR
1183 yılının başlarında Hac vazifesini yerine getirmek için Endülüs’ten yola çıkan ve 8-9 ay gibi bir süre Mekke’de ikamet eden İbni Cübeyr, bölgede Müslüman toprakları dolaştıktan sonra 1185’in ortalarına doğru Granada’ya döner. Türkiye’de hayli geç fark edilen seyahatname türündeki bu eserde, müellifin resmi tarihçilerden farklı şekilde dönemle ilgili bilgiler vermesi dikkat çekiyor. Kaleme aldıkları günlükten ziyade mühim tarihi bilgilerde muhteva etmektedir. Günümüz İspanya topraklarından maceralı şekilde yolculuğuna çıkan Cübeyr kimi Akdeniz adalarında azınlık durumunda olan Müslümanları da not ederken, buralardaki esir pazarlarında gördüğü ve satılığa çıkarılan köleleştirilmiş Müslümanlardan da bahsetmektedir. Mekke’nin yanı sıra Irak, Suriye ve Mısır gibi bölge topraklarını da dolaşan İbni Cübeyr’in profili dindar ve samimi bir Müslüman olduğu izlenimi vermektedir. Hac vazifesi esnasında ve aylarca kaldığı Mekke’de gördüklerini sıradışı ve tarafsız şekilde anlatan Cübeyr, Yemenlilere epey sayfa ayırdığı dikkat çekiyor. Yemenlilerin her ne kadar yanlış-doğru şekilde namaz kıldıklarını söylese de, yine onların esasında samimi Müslümanlar olduklarını ve duaları herkesten daha güzel yaptıklarını söylemektedir. Yine Yemenliler dolayısıyla Yemenli tüccarlar Mekke’nin can suyudur ve hayati önem taşımaktadırlar. Kimi Mekkeliler onların gelişini de gidişini de dualarla yapmaktadırlar. Her zaman ticaret yapmazlar elbette, hayırda da Yemenliler öndedir. Öte yandan çöl eşkıyalarının tek korkuları, şüphesiz eli sopalı Yemenlilerdir. İbni Cübeyr, günümüzde kimi zaman olduğu gibi o dönemde de Hac esnasında yaşanılan izdihamdan da bahsetmektedir. Böyle bir trajediye şahitlik eder ve birkaç kişi hayatını kaybederken ağır yaralananlar da olur. Verdiği bilgiler aslında gerçekçi dururken, zihinlerdeki resmi tarih bilgileriyle de çelişmektedir. Halifeden, Horasan ve Irak Türklerinden bahseden İbni Cübeyr Selçuklulardan da söz etmektedir. Müellif, döneme dair İslam mezheplerine dair gözlemlerini de not etmiştir. Mezhepler konusunda keskin görüşü yoktur ve sadece gördüklerini aktarmaktadır. Edebi bir metin gibi de duran eserin ufuk açıcı olduğunu da söyleyebiliriz.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarihi Süreçte Okulun Gelişimi
Günümüzde insanların, eğitim-öğretim imkanlarına ulaşmada eşit şartlara sahip olmadığını biliyoruz. Bulundukları coğrafya, savaş, göç, maddi imkânsızlık gibi çok sayıda sebep buna zemin oluşturuyor. Birleşmiş Milletler verileri (2022), dünya genelinde, üçte ikisini kadınların oluşturduğu 771 milyon insanın, hala okuma yazma bilmediğini gösteriyor. Her olumsuzluğa rağmen insanlık, yıllar geçtikçe bu konuda ilerleme gösteriyor. En azından dünya genelinde yapılan istatistikler, böyle söylüyor. 15 yaş üstünde, dünya genelindeki okuryazarlık oranı 1990’da %74, 2000’de %81, 2010’da %84 ve 2020'de %87 seviyesinde. Türkiye’de, 1927’de %11’lerde olan okuma-yazma oranı, 2020’de yüzde 97,42’ye ulaşmış durumda.

İstatistiklere yansıyan bu iyileşme, eğitimin olmazsa olmazlarından “okul” ile doğrudan ilişkili. Karşılaştırmalı Eğitim ve Eğitim Tarihi profesörü olan yazar Franz-Michael Konrad, Runik Bilgi Serisi’nde yer verilen eserinde, okulun tarihini gayet öz bir şekilde anlatmış. İçerik, kronolojik bir şekilde antik çağ, Avrupa orta çağı, yeni çağ, yakın çağ başlıklarına göre sistematize edilmiş. Eser, ağırlıklı olarak Avrupa ve özellikle de Alman coğrafyasındaki tarihi sürece odaklanmış görünüyor. Bu nedenle kitapta, İslam ve Türk tarihinde okul konusuna değinilmediğini belirtmekte fayda var.

Bir iki asır öncesine kadar ilkokuldan üniversiteye uzanan eğitim-öğretim, bugünkü kadar teşkilatlı ve sistemli değildi. Dolayısıyla bu derece halka inmemişti. Antik çağ'da durum, daha da istisnai bir nitelik arz ediyordu. Mesela Mısır’da, “Asıl mesleki eğitim okul eğitiminden sonra başlıyor, bireysel olarak usta çırak eğitimi çerçevesinde gerçekleşiyordu. Yüce meslekler için eğitilmek üzere seçilmemişlerin hiçbiri –çiftçiler, küçük zanaatkârlar, askerler, aynı zamanda da kız çocukları– okula gitmezdi ve nitekim ne okuyabilir ne de yazabilirlerdi. (s. 9)”

Roma’da Hristiyanlığın resmi din olarak kabulünden sonra okula bakışta değişim yaşanmış: “Hristiyanlık inancı, inananlardan okuma yazma beklemiyordu… Roma devleti okul sistemi Hristiyanlar tarafından devralınmadı, aksine tamamen olmasa da geniş ölçüde ortadan kalktı. Roma’nın eski çağında halk arasında oldukça yaygın olan okuma yazma bilgisi, Erken Orta Çağ’a geçerken -Alpler’in kuzeyinde tamamen ama büyük ölçüde İtalya’da da- git gide azaldı. (s. 22)” Roma’da özellikle din adamı ihtiyacının karşılanmasında, okulun, kilise açısından önemli bir yeri olduğu ise tartışmasız. Konrad, kilise okullarında okutulan derslerden, sınıf ortamlarına kadar pek çok detayı sunmuş.

Avrupa’da ilk üniversitelerin oluşumu (11. ve 12. yy), laik eğitimin başlaması (12. ve 13. yy), genç kızların ve kadınların eğitimi, Orta çağ kapsamındaki ilgi çeken diğer başlıklar. (s. 32 vd)

Yeni çağ içinde yaşanan reform hareketleri, okul ve eğitim açısından da değişimler getirmiş. Luther’in görüşleri, Gutenberg’in öncülük ettiği matbaa çalışmalarında binlerce eser basılması ve ulusal dillerin önem kazanması, kilise okullarının gerileyişine zemin hazırlamış: “Artık neredeyse hiç kimse çocuklarını okula göndermek ve çocuklarının eğitim almasını istemiyordu çünkü insanlar Luther’in yazılarından, rahiplerin ve akademisyenlerin halkı açıkça kandırdığını öğrendiler.” (s. 40) Aynı dönemde bugünkü manada Alman devlet okul sistemi, Protestan Almanya’da başlamış. Bu gelişmenin temelinde, hükümdarların, teba üzerinde etkilerini arttırmak gibi önemli bir politik gerekçenin olması ise dikkat çekici.

Yakın çağ’da, ortaya çıkan düşünce, ekonomi ve üretim anlayışı, bu sefer soyluların konumunu sarsmış, 1871’de sağlanan Alman birliği, ulus devlet anlayışını kuvvetlendirmiş. Bu dönemde devletin alt okullara karşı olan ilgisi daha da artmış. Bunda milli eğitim harcamalarının insanların yaptıkları işleri daha verimli hale getirmesi, böylelikle ülke ekonomisinin canlandırılması, çocuk işçilerin çalışmasına bir önşart olarak okula gitmenin getirilmesi, Alman ülke sınırlarındaki tüm nüfusun aidiyet duygusunun oluşturulması, diğer bir ifadeyle ulusal bilincin uyandırılması gibi sebepler önemli rol oynamış. (s. 60 vd) 1890’lı yıllarda, okuma-yazma bilmeyenlerin, tüm nüfusun %10’undan daha az olması, hedeflenen başarıda ciddi yol alındığını gösteriyor.

Demokratik düzene geçiş aşaması olarak Weimar dönemi, ideallerin yüksek olmasına karşı icraatlar bakımından zayıf kalmış: “Eski seçkinlerin önceliğine önemli ölçüde dokunulmadığı ve demokrasinin çoğu insana hâlâ yabancı kaldığı bir toplumun tümünde olduğu gibi okul sisteminde de büyük değişikliklerden kaçınıldı. (s. 79)”

Nasyonal Sosyalist dönemde ise okul, fiili olarak arka plana atılmış: “Eğitimin ilk görevi ise fiziksel sağlığı korumak ve sapa sağlam vücutlar yetiştirmektir. Entelektüel yetilerin eğitimi ancak ikinci sırada gelir. (s. 84)” Hitler’in Kavgam’da yer verdiği bu düşünceler, aslında Nazilerin konuya bakışını özetlemiş. Okul dışı eğitime odaklanan öğrencilerin, Hitler Gençliği faaliyetlerinde görev almak gibi bir misyon üstlenmesi, günlük derslerini aksatmalarına neden olmuş, bu konuda öğretmenlerin ve okulun yetkileri uygulanamaz hale gelmiş (s. 84 vd.). Eğitimde merkezileşme, yıllar geçtikçe her anlamda şiddetini arttırmış. 1939’da Nasyonal Politikalar Eğitim Kurumu” (Napola) denilen yüksekokula denk bir eğitim kurumunun kurulması ile rejim, kendi insan kaynaklarını devlet imkanlarıyla yetiştirmeye başlamış.

Savaş sonrası ikiye bölünme ve 1991’deki birleşme sonrası okul sistemleri, 2000 yılından bugüne PISA araştırma sonuçlarına göre alınan mesafe ve bazı güncel tartışmalar, eserin son konularını oluşturmuş.

Türkiye’de eğitim üzerine çalışan, karşılaştırmalı değerlendirme yapmak isteyen her okurun, bu eseri edinmesinde fayda olacaktır. Ülkemizde eğitim sistemine dair yaşanan tartışmalara ve yapılan planlara katkı sağlayacak bu eseri dilimize çeviren Eda Kulaksız, oldukça titiz çalışmış, takdiri fazlasıyla hak ediyor.

İyi Okumalar!
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
kendi sınırlarımızı keşfetmemizi sağlayan bir kurgu
Orta Çağ Avrupa’sında engizisyon döneminde yüzlerce kadın cadı olduğu gerekçesiyle yakılıp, işkence gördü. Birçok erkek de onlara arka çıktıkları bahanesiyle benzer muamelelere maruz kalmışlardı. Portobella Cadısı, Athena da öyle yeri göğü inleten bu tumturaklı kadınlar gibi onu bir tehdit olarak görenler tarafından yargılandı. Ruhunun tabularını yıktı, birçok dünyevi şeyi ardında bıraktı ve içinde coşan denizlerin dışarı taşmasına izin verdi. Kendince bir metafor geliştirdi ve dans ederek içindeki gizemli kadını harekete geçirdi.

Tam olarak bir biyografi kitabı değil Portobello Cadısı, çünkü yazarın kendisi tek bir fikir beyan etmedi. Sadece Athena ile ilişkilendirilen insanların onun hakkındaki algılarının bir aktarımı olarak aktarıldı. Onun kendini anlatamaması ne kötü diye düşünürken manevi, mistik bağlamlarla dolu tahmin edilemez bağımsızlığını düşününce aslında üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdiğini anladım.

Herkesin açıklığa maruz kaldığı bir dünyada, yapabileceğimiz en havalı şey gizemimizi korumak mıdır acaba ve bunu olabildiğince kendi içimizde anlamaya çalışmak mıydı yoksa? Bilemiyorum! Ama Athena bunu gizlemeyi tercih etmedi aksine özenilecek kadar bağımsızdı. Oldukça yetenekli olan Athena yaratıcı ile arasındaki iletişim yollarından biri olduğu için teselliyi müzik ve dansta buldu. Onun hikayesinde iyi veya kötü yoktu, tüm karakterlerin gri alanları vardı ve Coelho, hepimizin eninde sonunda nasıl hissettiğimizi ve hatta açıksak, içimizdeki iyiyi tüm aykırılığıyla kabullenerek özgürleşeceğimizi vurguladı. Coelho’nun Athena’sı da insanlara kendi maneviyatlarını bulmaları için ilham vermeyi uman bir lider olma yolunda ilerledi.

Paulo Coelho'yu ne zaman okusam yeni bir şeyler öğreniyor ve araştırma imkanı buluyorum. Zira Coelho şimdiye kadar okuduğum eserlerinde metin kurgusuyla büyüleyici bir yazar. Kurduğu cümlelerle çoğu kez düşümü büyüleyenlerden. Bir de konunun türü spiritüellikle buluşunca fazlaca keyif verir. Aidiyet duygusunu irdeleyen, orada bazen tamiri mümkün bazen de olamayacak boşluklar açan, içimizdeki resifleri keşfederek, kendi sınırlarımızı keşfetmemizi sağlayan ve takdiri hakeden bir kurgudur.

Yanıtla
11
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsanlık Tarihine Yön Veren Büyük Bir Uygarlığın Tarihi
Dünya uygarlık tarihinin en kadim devlet ve topluluklarından biri olan İskitler’e dair yapılan akademik çalışmaların sayısı maalesef çok azdır. Bunun en büyük sebebi İskitler’e dair yazılı kaynakların oldukça az sayıda olmasıdır. Özellikle de bu uygarlığa dair yapılan akademik çalışmalar ekseriyetle arkeolojik kazılardan elde edilen verilerle inşa edilmiş makale ve kitaplardan oluşmaktadır. Türkçede ise akademik olarak İskitler çok fazla çalışılan bir devlet değildir.

İskitler, Türk tarihinin erken dönem uygarlıklardan biri olması nedeniyle İslamiyet öncesi Türk kültür ve tarihini anlamamız için anahtar bir topluluktur. Sahip oldukları maddi ve manevi kültür başta Türk tarihi olmak üzere İran ve Mezopotamya tarihini ve uygarlıklarını şekillendirmiştir.

İskitlere dair akademik çalışmaların sayısının az olmasının en büyük sebebi, başta batılı araştırmacılar olmak üzere hakim akademik düşüncenin onları barbar olarak nitelendirmesidir. Bu nedenle İskitlere karşı tarihi olumsuz bir imaj ve önyargı inşa edilmiştir. İskitlerin sahip olduğu maddi ve manevi kültür ile medeniyet inşa eden unsurlar göz ardı edilmiştir.

Grakov’un kaleme aldığı eser İskitleri sadece siyasi değil, sosyal, kültürel ve ekonomik bakımlardan da ele alması bakımından bu konuda en nitelikli akademik çalışmalardan biridir. Grakov, İskitlere dair bu eseri kaleme alırken başta arkeolojik bulgular olmak üzere önemli tarihi kaynaklardan yararlanmıştır. Selenge Yayınları tarafından yayınlanan bu eser Türkçe yayınlanmış en nitelikli İskit tarihidir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ekber Şah ve Din-i İlahi Konusunda En Nitelikli Çalışma
Din-i İlâhi, Hint tarihinin en ilginç dönemlerinden biri olarak kabul edilen Şah Ekber (1556-1604) döneminde kurulan bir teokrat anlayış ve felsefedir. Bu dönemin en öne çıkan ve sıklıkla tartışılan konusu olarak bilinmektedir. Din-i İlâhi, Hint tarihinde derin izler bırakmıştır. Özellikle de fikir olarak, doğuşundan itibaren Hint toplumunu bölen temel farklılıkları ortadan kaldırmayı amaçlayan dini sentez biçimini almıştır.

Bir dini anlayış olarak Din-i İlâhi, bütün milletlerin ve kültürlerin ortak paydasını içinde barındıran ve kendine odaklanan bir sosyal-dini anlayış türüdür. Müslümanları ve Hinduları birbirine yakınlaştırmayı amaçlayan bu dini inanç, o dönemde Müslüman alimler tarafından kabul görmemiş ve ağır eleştirilere maruz kalmıştır. Bu din son derece sınırlı taraftara sahiptir ve uygulamada başarılı olmamış, zaman içerisinde de etkinliğini yitirmiştir.

İslam, Hinduizm, Hristiyanlık, Zerdüştlük ve Budizm Din-i İlâhi ile birleştirilmiştir. Kutsal dinler, farklı inançları bir potada toplayarak birleştirir. Çok dinli ve çok kültürlü Hint toplumunda Müslümanlar, Hindular, Hristiyanlar ve diğer din mensupları arasındaki çekişme ve mücadelelerin ortadan kalkması için Ekber Şah, Din-i İlâhi’yi ortaya atarak bunun üzerinden problemleri sonlandırmaya çalışmıştır. Ekber Şah, mukaddes dinin maddî ve manevî önderi olarak kabul edilirken, kendisini de Din-i İlâhi’nin halifesi ilan etmiştir. Çeşitli nedenlerle Din-i İlâhi uzun sürmemiştir.

H. Hilal Şahin tarafından kaleme alınan bu eser özgün bir akademik çalışma olarak alanda önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Bu konuya dair Türkçede yapılmış ilk çalışmalardan birisidir ve rehber niteliğine sahiptir. Eser yararlandığı kaynaklar bakımından oldukça zengin ve konuya getirdiği yeni yorumlarla da ufuk açıcıdır.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  3
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
09 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çinlilerin Gözüyle Göktürkler
Bu kitap 6. yüzyıldan 9. yüzyıla kadar Göktürkler hakkında Çin kaynaklarının değerlendirilmesini içermektedir. Çin kaynaklarındaki bilgiler 10. yüzyıla kadar Türkler hakkında önemli bilgiler vermektedir. Liu Mau-Tsai, çalışmada Çinlilere ait raporları yıllıkları ve biyografileri tarihi sırasına göre kronolojik olarak vererek Türklere ait kayıtları sıralamıştır.

Özellikle Türklerin siyasi hayatları, devletleri, kültürleri hakkında önemli tanıklıkları içeren ve günlük hayatları hakkında önemli bilgiler içeren kaynakları veren bu çalışma Selenge Yayınevi tarafından dilimize kazandırılmıştır. Türkistan tarihi ve Türk Tarihi çalışanlar için çok kıymetli bir klasik eserdir. Nitekim bu hacimli eser günümüzde 4. Baskısını yapmıştır.

Eseri incelediğimizde Türklerin Çin ile ilişkileri, ölüm adetleri, defin töreni, hayvancılık, ticaret ve tarım, aile yaşantıları gibi çok kıymetli bilgiler verilmektedir.

Kitaptan dikkatimizi çeken birkaç önemli alıntı şunlar:

“Adet ve töreleri şöyleydi çoğunlukla hayvan yetiştirmek ile uğraşıyorlardı nerede su ve otlak varsa oraya göç ediyorlar uzun zaman aynı yerde kalmıyorlardı. Keçeden yapılmış çadırlarda yaşıyorlardı, bellerine kadar uzun saçları vardı, cepkenlerini soldan ilikliyorlardı; etle besleniyorlar, mayalanmış süt içiyorlardı, giysileri kürk ve kaba yündendi.” (s. 63)

“Gökyüzünde nasıl iki güneş yoksa yeryüzünde de sadece bir hükümdarın hüküm sürmesi gerektiğine inanıyorum!” (s. 77).

“Cenaze merasiminin zamanı bitkilerin solmasına ya da açmasına göre belirlenir.” (s. 596)

Eserin sonunda da çalışmada kullanılan Çin kaynakları hakkında tanıtıcı bilgiler verilerek, karşılaştırmalar yapılmıştır.

Bu eserin E. Chavannes’in “Çin Kaynaklarına Göre Batı Türkleri” adlı çalışması ile birlikte okunması konu açısından birbirini tamamlayacaktır.

Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Pratik Bir İletişim Kitabı: Hayır De Gitsin!
Bu kitap, 220 sayfalık bir HAYIR deme rehberi. Öncelikle kitabın anlatımının temposunu hiç düşürmeden ve eğlenceli bir dilde ilerlediğini söylemeliyim. Bölümlere ayrılması iyi, çevirisi nefis.

Kitabın başlangıcında neden hayır diyemediğimizi bir dizi gruplandırma ile analiz etmiş yazar. Hangi gruba dahil olduğunuzu öğrenmek için çözebileceğiniz keyifli bir de test var. Elbette koşullar ne olursa olsun HAYIR diyebilme özgürlüğünüze, rıza kavramına, neyi istemediğinizi bilmeye ve bunu açıkça ifade edebilmeye, sınırları çizmeye ve daha pek çok konuya değiniyor.

Hayır demenin size neler kazandırabileceğini bir de Sarah Knight’ın satırlarından okuyun. İletişim yöntemlerinizi gözden geçirmenin gerekliliğini, sınırlarınızı vicdan azabı duymadan çizebilmek gibi önemli şeyleri tek bir kelimenin etrafında muzip bir anlatımla şekillendiriyor.

Kitapta tekrara düşen hiçbir şey yok. Hayır demek için özelleştirilebilir şablonlar her sayfada gittikçe ilginçleşiyor mesela. Ayrıca yazar, bu cevapların artılarına ve eksilerine de değinmeyi ihmal etmiyor. Her ortama özel hayır versiyonları ile risk almayı, kendinizi ikna etmeyi, iletişim becerilerinizi geliştirmeyi ve yaşamın her alanında uygulanabilir detayları keşfediyorsunuz. Sosyal yaşamdan iş hayatına, romantik ilişkilerden aile yaşamına kadar kırmadan ve suçluluk duymadan hayır diyebileceğiniz çeşitli alternatif hayır senaryoları gerçekten de dahiyane.

Genel olarak tekrarlamadan uzak, kategorisindeki diğer kitaplardan çok ama çok farklı, eğlenceli ve özgün bir kitap.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Ocak 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türkçe Yayınlanmış En Kapsamlı Hun Tarihi Kitabı
Yazar Lev Nikolayeviç Gumilev, önemli bir tarihi kaynak ve referans kitabı olan bu eserinde, Tarih akademisinde mevcut bir kabul olan Hunların dünya tarihine hiçbir katkı sağlamayan, yıkıcı barbar bir halk olduğu yönündeki yaygın kanıya meydan okumaktadır. Özellikle de bu eser, tarih alanında Hunlara dair daha önce hiç sorulmamış soruları gündeme getirmekte ve yeni tartışmalara kapı aralamaktadır.

Eser, Türk ve Dünya tarihinde önemli bir yeri olan Hunların Fransa'dan Mançurya Ovası'na kadar hakimiyet coğrafyalarını, siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamlarını akademik bir titizlikle ele almaktadır.

Hunlar, Asya kıtasında büyük bir teşkilatçılık örneği gösteren ve büyük imparatorluk kuran tarihteki en önemli Türk devleti olarak kabul edilmektedir. Bu eserde yazar Hunların teşkilatçılığından ve boyları bir arada tutarak nasıl büyük bir imparatorluk haline geldiklerinden etraflıca bahsetmektedir. Eser aynı zamanda Hun topluluklarının Avrupa içlerine ilerleyişini, kavimler göçünü ve başta Roma olmak üzere Avrupalı devlet ve topluluklarla kurdukları ilişkileri Batılı tarihçilerin aksine yeni bir yorum ve bakışla ele almaktadır.

Eserin yazıldığı tarihe kadar başta Avrupalı tarihçiler olmak üzere Hunlara dair kaleme alınan kitap ve makalelerdeki yanlışlar, eksiklikler ve taraflı bakış açısı neticesinde ortaya çıkan kurgusal problemler, yazar Lev Nikolayeviç Gumilev tarafından tenkid edilmiş ve tarihi kaynaklardan elde edilen bilgilerle yanlışlar düzeltilmeye çalışılmıştır.

Lev Nikolayeviç Gumilev’in bu eseri Türkçe olarak yayınlanmış en önemli Hun tarihi çalışmasıdır diyebiliriz.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir