Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ayı
Bu sene çok tartışılan Ayı’yı sonunda okudum. Öncelikle bu kitabı pornografik olarak tanımlayanlara seslenmek istiyorum: hayatınızda hiç porno izlememiş olabilir misiniz? Porno böyle bir şey değil, bu pornografik hiç değil. Kaldı ki her film gibi porno filmin de iyisi olur kötüsü olur da neyse, konuyu buraya çekmeyeyim.

Ama sonuçta bu kitap pornografik değil, onu bir ortaya koyalım, ondan sonra tartışalım iyi bir kitap mı değil mi diye. Çok az insanın yaşadığı bir adaya envanter çıkarmak üzere giden Lou adlı bir kadının orada doğayla, kendisiyle, dişiliğiyle, hayatıyla, öfkesiyle ve zayıflıklarıyla yüzleşmesinin öyküsünü okuyoruz. Adada kaldığı evdeki ayıyla bir duygusal bağ geliştiriyor ve evet, herkesin bildiği üzere bir noktada da aralarında bir cinsel ilişki gerçekleşiyor. Bu cinsel ilişkinin anlatıldığı bölümlerin rahatsız edici olduğu kitaba getirilen temel eleştirilerden biri, ben buna katılmıyorum.

Kitabın tuhaf ve alışılmadık olduğu şüphesiz. Açıkçası her şeyin çok daha çıplak ve göz önünde yaşandığı ve konuşulabildiği günümüzde yazılmış olsa tam bir dikkat çekme, konuşulma, sansasyon yaratma çabası olarak değerlendirilebilirdi bu kitap ama ta 1976’da yazıldığını ve bunun o dönem için olağanüstü cesur bir iş olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bazen kangren olmuş, sınırları kaskatı çizilmiş toplumsal konuları konuşulabilir düzleme çekmek için çok sert, çok şoke edici, çok cesur, çok sarsıcı çıkışlar yapmak icap eder çünkü, biliyoruz bunu. Kanadalı yazar Marian Engel’in yaptığı da bu işte.

Bu açıdan oldukça değerli bir metin bence bu. Kitabın edebî değerine lafı getirebilene dek bir sürü söz söylemek zorunda olmak ne can sıkıcı hala bu çağda ya, neyse. İyi bir kitap mı bu peki, eh. İnsanı içine alan bir yanı olduğu muhakkak ama çok daha iyi yazılabilirmiş bence. Duygu Akın’ın şahane çevrisine rağmen metin yer yer yavan kalıyor, yeterince derinleşemiyor. İktidar dinamiklerine ve kadının yaşadığı çatışmaya, kendine biçtiği rolü en vahşi yerden değiştirme yolculuğuna dair bence çok daha derinlikli sözler edebilirmiş, öykü buna çok alan açıyor ama yazar kendi açtığı alanı kullanamıyor gibi bir durum.

Yine de ilginç bir kitap kendisi şüphesiz. Böyle.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Borges ve Ben & Bir Karşılaşma
Bu sene çok konuşulan bu kitapla ilgili beklentim çok yüksekti ve maalesef kendisi beni üzdü. Bana sorarsanız yazar elindeki müthiş malzemenin hakkını verememiş; hayatta kaç kişi Borges’le 1 hafta bir araba yolculuğu yapma şansına erişmiştir ki, oradan bu mu çıkmış çıka çıka? Amerikan edebiyatının kronik sorunu olan dil yavanlığı bu kitapta da mevcut. Borges gibi bir dil sihirbazı üzerine yazarken insan azıcık çabalayıp bir üslup devşirmeye çalışmaz mı ya? Bilemiyorum, Amerikalıların edebiyat üretmesi yasaklansın deme noktasına doğru ilerliyorum yeminle. Ben olsam kitabın yarısını çıkarır, çıkardığım yer kadar da başka şeyler eklerdim. Parini’nin kendisiyle ilgili konuştuğu kısımlardan hiç hoşlanmadım; Borges’i tanımıyor olması bir yana, kafa karışıklıklarını okumak da epey sıkıcıydı. Borges’li kısımlar her şeye rağmen lezzetliydi ama son sözde açıkladığı üzere o cümleleri de gerçek konuşmalardan değil, büyük ölçüde okuduğu Borges kitaplarından almış yazar. Eh o zaman bu da gerçek bir hikâyeden çok Borges’le yapılan bir seyahatin ve diyaloğun hayaline / kurgusuna dönüşmüş oluyor. Benim gibi Borges fanatiklerinin sinir olacağını ama Borges’i çok tanımayanların keyif alacağını tahmin ediyorum bu kitaptan. Böyle.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kentukiler
Bu sefer tam olmadı sevgili Samanta Schweblin. Aceleye mi gelmiş, ne olmuş bilmiyorum ama önceki kitaplarında bulduğum derinliği, katmanları, soruları ve yanıtları burada bulamadım maalesef.

Schweblin, daha önce okuduğum üç kitabından epey farklı bir hikâye kurguluyor Kentukiler'de; bir tür distopya anlatıyor aslında. Mevzu şöyle; Kentuki adı verilen, içlerinde birer kamera bulunan peluş oyuncaklar çıkmış piyasaya. Ya evinize bir Kentuki alabiliyor yahut o Kentukiyi yöneten ve içindeki kamerayla bir başka hayatı gözlemleyen kişi olmayı seçebiliyorsunuz. Aslında fikir şahane bence, çağımızın gösterme ve gözetleme ihtiyacıyla ilgili bir şeyler söylemek için nefis bir şey icat etmiş Schweblin. Sürekli izlendiğimizi, "görüldüğümüzü" bilme ihtiyacımızı, yahut başkalarının mahremine duyduğumuz büyük merakı ve dikizleme hevesimizi deşmek için büyük bir alan açtığı kesin.

Ve fakat bence Schweblin bu alanı doğru kullanamıyor. Çok sayıda kentuki sahibi ve kentuki olmayı seçen insan var romanda. Evet, çok geniş bir konu ve ele alınabileceği çok fazla açı (yalnızlık, yabancılaşma, yukarıda söz ettiğim gözetleme güdüsü, teknolojinin ve ilerlemenin sınırları vd.) ve bu tür bir şeyin doğurabileceği çok fazla sorun (sapkınlığın daha ulaşılabilir olması, türlü güvenlik riskleri vd.) var şüphesiz ama tüm bunları daha az karakter üzerinden anlatmayı, karakterlerini derinleştirmeyi seçseydi çok daha iz bırakan bir kitap çıkardı ortaya. Bu şekliyle bazı öyküler, sırf konunun belirli bir yönünü ortaya koymak için yazılmış gibi gözüküyor ve kitabın etkisini zayıflatıyor diye düşünüyorum.

Schweblin okurlarının alışkın olduğu tekinsizlik bu kitapta da mevcut ama o da seyreltilmiş şekilde karşımıza çıkıyor yine. Kötü bir kitap katiyen değil ama Samanta Hanım daha önceki eserleriyle beklentimizi arşa çıkardığı için biraz hayal kırıklığına uğradım. Şayet kendisini hiç okumadıysanız Kurtarma Mesafesi, Yedi Boş Ev ve Ağızda Kuşlar'ı muhakkak okuyunuz efendim, sonra da buna bakabilirsiniz. Arz ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi
Bu sefer olmadı valla Peter Handke, hiç olmadı. Daha önce Handke'den "Çocuğun Öyküsü"nü okumuş ve çok etkilenmiştim, biraz daha haşır neşir olalım dedim ve bu muhteşem isimli kitaba geçtim ancak kitaba dair muhteşem olan tek şeyin ismi olduğu kanaatiyle bitirdim. Ve baya da sinirliyim.

"Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi"nin arka kapağında şöyle diyor: "'Yalnızlık', 'boşluk', 'ilişkisizlik', 'dilin ilişki gücü' gibi temalarla örülü, iyi edebiyatın 'zor' metinlerine ilgi duyan okurların büyük zevk alacakları bir başyapıt..." Valla edebiyatın zor metinlerine ilgi duyan biriyim, fena da bir okur olmadığımı düşünüyorum ama bu değil ya, bu da değil artık. Bağlamsız bir iç sıkıntısı monoloğu gibi bir metin, olağanüstü klostrofobik fakat bir yandan o Kafkaesk klostrofobinin zekası ve lezzetini de barındırmıyor.

Müthiş durağan, akmayan bir kitap. "Boş"luğun romanıymış, ya yapmayın, lütfen yapmayın. Bazen bazı şeylere biz anlam yüklüyoruz bence, yazarın / sanatçının kendisinin aklından geçmeyen türde derinlikler icat edip "olağanüstü!" filan diyoruz. (Çağdaş sanatla da derdim tam bu mesela.) Kitabı sevenlerin "sen ne anlarsın, çapın yetmemiş" filan demesini göze alarak çığlık çığlığa "kral çıplak" diye bağırmak istiyorum.

Ecnebilerin "pretentious" dediği şey tam da bu bence. Baş karakterimiz Bloch sinemaya gidiyor, yola çıkıyor, pazara gidiyor, otobüse biniyor, otelde kalıyor vs vs. Bütün bu sıradanlık, aynı ölçüde sıradan bir anlatıyla tarafımıza sunuluyor. Ve buradan büyük manalar çıkarmamız mı isteniyor? Postmodernizmin sanata ettiği en büyük kötülüklerden biri de bu oldu işte: estetiğin sanatla ilişkisini koparmak. "Dilin boşlukla ilişkisini anlatıyor"muş; pekala, bunu estetik biçimde mi yapıyor, bir lezzet, bir yaratıcılık var mı bu metinde? Yok. O zaman bunu sanat eseri yapan şey nedir? "Öz"ünü yitiren sanat hala sanat mıdır?

Sevenler sevmeye devam edebilir. Ben bu kadarına asla yokum ve kabul etmiyorum ya. Gerçek edebiyat bu değil. Düpedüz yavanlık bu.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sevgilimin Sevgilisi
Bu sefer olmadı sevgili Maggie O’Farrell valla. İlk romanlarından biri olduğu için çok üstüne gelmek istemiyorum ama sahiden olmamış bu kitap. Üstelik de olması çok mümkünmüş, o nedenle ayrıca üzüldüm. Ama yazmayı öğrenmenin yolu şüphesiz ki yazmaktan geçiyor ve senin de yaza yaza vardığın yeri görmek açısından çok iyi oldu bu okuma.

Sevgilimin Sevgilisi, kız arkadaşından yakın zamanda ayrılan Marcus’un, Lily ile tanışmasıyla başlıyor. Lily, Marcus’a fena halde aşık oluyor ve hızlıca beraber yaşamaya başlıyorlar, kasa süre içinde de Lily evin içinde Marcus’un eski sevgilisinin hayaletini görmeye başlıyor ve ayrılık sebeplerini öğrenip kendini bu takıntıdan kurtarmak için uğraşmaya başlıyor.

Aslında bu hayalet görme meselesi bence çok iyi düşünülmüş bir metafor, hayatımıza girmiş ve bizde izler bırakmış herkesin hayaletlerini bir ölçüde beraberimizde taşıyoruz şüphesiz. Lily’nin eski sevgiliye dair gizemi çözmeye ve aşık olduğu adamı anlamaya çalıştığı ilk bölüm hem bu nedenle, hem de yazarın her zamanki nefis üslubu sayesinde epey iyiydi. Bu sürükleyici, tekinsiz ve güçlü ilk bölümün ardından kitap düşüşe geçiyor bence ve vaadini gerçekleştiremiyor.

Gizem kitabın ortasında çözülüyor, ayrılık sebebini öğreniyoruz ancak bu merakla beklediğimiz bilgi hikâyenin akışında pek bir şeyi değiştirmiyor açıkçası, biz de “ee, niye bizi bu kadar meraklandırdın ki” diye soruyoruz haliyle. Bu kısımdan sonrasında da kendini epeyce tekrarlamaya başlıyor kitap.

Karakterler bence oldukça tek boyutlu, sadece birbirleriyle ilişkileri üzerinden tanımlanıyorlar, yazar hiçbirini derinleştirmeyi başaramamış. (O’Farrell’ın sonraki eserlerinde bunu ne biçim becereceğini düşünüp gülümsedim, insan sahiden zamanla pişiyor.) Sonuçta hikâyeyi bağlayan düğüm sıradan, karakterler zayıf, diyaloglar yavan olunca ortaya da biraz sabun köpüğü bir kitap çakmış haliyle.

Okunacaksa Maggie O’Farrell’ın her şeye rağmen lezzetli üslubunun hatırına okunur, yoksa pek başka bir niteliği yok bence kitabın. Arz ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dora Bruder
Bu sefer oldu Patrick Modiano, hem de ne biçim oldu. Uzun zamandır ilk kez bir kitabını "eee?" demeden bitiriyorum ve çok mutluyum. Bu kitabın editörü Duygu Özdemir "bu sefer seveceksin, eminim" demişti kitap üzerinde çalışırken, haklıymış; çok sevdim Dora Bruder'i.

Aslında bildiğimiz Modiano kitapları gibi bir öykü bu; bellek, geçmiş, kimlik eksenlerinde kurgulanmış bir arayış öyküsü. Ancak bu defa aranan kişi gerçek, arayan da yazarın ta kendisi. Elbette kurmacayı işin içine karıştırıyor ama bu saplantılı arayıştan devşirdiği kolektif mesele öyle güçlü, öyle iyi genişletiyor ki anlatısını... Üf yani.

Modiano bir gün 31 Aralık 1941 tarihli Paris-Soir gazetesinde bir kayıp ilanı okuyor. "Kayıp genç kız aranıyor. Dora Bruder, 15 yaşında" diye başlayan ilanda bilgi verilmesi istenen adresin önünden onlarca kez geçtiği bir bina olduğunu, o sokakta kendisinin de çok hatırası olduğunu fark ediyor ve üzerinden 50 sene geçmiş olmasına rağmen Dora Bruder'in peşine düşüyor.

Dora Bruder Yahudi, dolayısıyla 1941'de başına ne geldiğini tahmin etmek maalesef ki zor değil. O dönemde ortadan kaybolan, arşivlerden silinmiş, hiç yaşamamış gibi olan yüz binlerce insandan sadece biri. Bir tanesinin öyküsünü anlatmak, ona bir hayat vermek, diğerlerini de onurlandırmak anlamına gelir mi? Gelir şüphesiz. Nitekim Modiano da Dora Bruder'in öyküsünü diğer isimsiz, cisimsiz kayıpların öyküleriyle birleştiriyor, 40'ların Paris'ini 90'ların Paris'ine bağlıyor, Dora'nın öyküsünü babasınınkiyle, kendisininkiyle ilmekliyor; sadece o insanların hayatlarını değil, şehrin tarihini de kazıyor.

Kazıyor çünkü - kendisi anlatsın: "İnsan, en azından mekânların, orada yaşamış insanlardan hafif de olsa bir iz taşıdığını düşünüyor. Bir damga: oyuk ya da kabartma. Bence Ernest ve Cecile Bruder'in, Dora'nın izleri oyuk olacaktır. Ne zaman onların yaşadığı bir yerde bulunsam kapıldığım his, yokluk ve boşluk oldu."

Modiano'yla ilgili homurdandığım çok şey oldu daha önce ama hep hakkını teslim ettiğim tarafı olağanüstü atmosferik yazmasıydı, insanı bir kente bu biçimde ışınlayabilen nadir yazarlardan biri kendisi. Bu kitapta bu becerisi arşa ulaşmış resmen, önce Droa Bruder'in, sonra bizzat Modiano'nun adımlarını izleyerek farklı dönemlerin Paris'inde yürüdüm de yürüdüm gibi hissediyorum. Yayınevinin kitabın başına koyduğu ve kitapta geçen sokakları, binaları görebileceğiniz harita da nefis olmuş. Çevirmen Ebru Erbaş'ın sunuş yazısı da müthiş, keşke daha çok kitaba bu derinlikte sunuşlar yazılsa, ne güzel olur.

Ezcümle; çok sevdim. Çok sahici ve çok iyi yazılmış bir roman bu. İyi ki okudum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sandık Gözlemcisinin Uzun Günü
Bu sabah kitaplığımın karşısına geçip "ne okusam" diye baktım, dün açıklanan seçim tarihinin etkisiyle olsa gerek, elim canım Italo Calvino'nun bu kitabına gitti. Bu vesileyle söylemek istiyorum: lütfen, lütfen, lütfen sandık görevlisi olunuz. Daha önce hiç olmadıysanız da bu kez olunuz. Hatta mümkünse kendi mahallenizde değil, riskli mahallelerde olunuz. Ben öyle yapıyorum ve yine yapacağım. Desteklediğiniz partinin ilçe başkanlığına ulaşıp görevlendirme talep edebilir, müşahit değil imza yetkili olarak sandık kurulunda yer alabilirsiniz. Şu işi hep beraber sırtlanalım, olur mu? Kitaba geçiyorum şimdi.

Italo Calvino'nun "Sandık Gözlemcisinin Uzun Günü", minicik bir novella. Bir genel seçimde görevli olan muhalif / komünist Amerigo Ormea'nın seçim gününe dair gözlemleriyle siyasete ve topluma dair düşüncelerinden oluşan bir anlatı. Kısacık ama içeriği yoğun, Calvino'nun bunu daha hacimli bir roman olarak ele almasını, ortaya koyduğu bazı fikirleri zenginleştirmesini çok arzu ederdim, epey ilginç şeyler anlatıyor çünkü bence.

İktidarın türlü oyunları ve iktidardakilerin davranış biçimlerine dair çok tanıdık şeyler bulacaksınız içinde. Daha önce sandık görevlisi olduysanız birebir aynısını yaşadığınıza emin olduğum didişme hikâyeleri okuyup gülümsemeniz de olası. Ama kitap bundan ibaret değil; demokrasiye, özgürlüğe, aşka, çoğalmaya dair de çok sözü var. Bence seçim öncesi harika gider kısacası. Şu alıntıyla bitireyim:

"Demokrasi yurttaşların karşısına bu gösterişsiz, renksiz ve basit kıyafetlerle çıkıyordu. Amerigo bazen bunu olağanüstü güzel bulurdu; her türlü debdebe, şatafat ve gösterişin önünde eğilip dalkavukluk edilen İtalya'da, bu manzara ona dürüst ve ağırbaşlı bir ahlak dersi gibi geliyor, bunu, süs püsten uzak dış görünüşü yüzünden demokrasiyi aşağılayabileceklerini düşünen faşistlerden sessiz ve sonsuz bir öç alma sayıyordu. O faşistler artık bütün sırmaları ve püskülleriyle gözden düşüp saygınlıklarını yitirmişken, demokrasi sadece nasırlı, titrek ellere tutuşturulan kalemleri ve birer telgraf gibi katlanmış kağıt parçalarını içeren yalın, gösterişsiz törenleriyle kendi yolunda ilerlemekteydi."

Son kez: sandık görevlisi olun!
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Küçük Adam Büyürken
Bu Roald Dahl’lar da bitti bu arada, yazamadım. Her gece yatmadan kendime Roald amcamdan masallar okumak suretiyle bitirdim – keşke biz yetişkinler de birbirimize, ya da en azından kendimize masal okusak, nasıl iyi geldi. Roald Dahl’ı ne kadar çok sevdiğimi daha önce yüz bin kere söyledim, bunun üstüne ekleyeceğim çok bir şey yok. Bu kitapların bazılarını çocukken okumuştum, bazılarını ilk kez okudum, hepsi enfesti. Can Yayınları’na bir küçük eleştirim olacak yalnız, neredeyse tüm kitaplarda 1‑2 tane de olsa de ve ki hatası gördüm. Normalde de çok kızarım ama bu sefer iyice canım sıkıldı; zira bu kitapları okuyan çocuklar tam da bunların yazımını öğrenme yaşında oluyor. O yüzden yeni baskıları yapılmadan tüm seri bir gözden geçirilip düzeltilse çok iyi olur bence. Dahl’dan bir alıntıyla bitireyim bu faslı: “Çocuklara okur olmayı ve kitaplardan korkmak yerine onlarla ilişki kurmayı öğretmek benim için bir tutku. Kitaplar göz korkutmamalı; kitaplar eğlenceli, heyecanlı ve muhteşem olmalı. Bir okur olmayı öğrenmek müthiş bir kazançtır.” Ne kadar haklısın Roald amca. Seninle tekrar hasbihal edince geri dönüp baktım da; kitaplarla olan ilişkimdeki rolünün ne kadar büyük olduğunu fark ettim. Bana okur olmayı öğrettiğin için çok teşekkür ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Matilda
Bu Roald Dahl’lar da bitti bu arada, yazamadım. Her gece yatmadan kendime Roald amcamdan masallar okumak suretiyle bitirdim – keşke biz yetişkinler de birbirimize, ya da en azından kendimize masal okusak, nasıl iyi geldi. Roald Dahl’ı ne kadar çok sevdiğimi daha önce yüz bin kere söyledim, bunun üstüne ekleyeceğim çok bir şey yok. Bu kitapların bazılarını çocukken okumuştum, bazılarını ilk kez okudum, hepsi enfesti. Can Yayınları’na bir küçük eleştirim olacak yalnız, neredeyse tüm kitaplarda 1‑2 tane de olsa de ve ki hatası gördüm. Normalde de çok kızarım ama bu sefer iyice canım sıkıldı; zira bu kitapları okuyan çocuklar tam da bunların yazımını öğrenme yaşında oluyor. O yüzden yeni baskıları yapılmadan tüm seri bir gözden geçirilip düzeltilse çok iyi olur bence. Dahl’dan bir alıntıyla bitireyim bu faslı: “Çocuklara okur olmayı ve kitaplardan korkmak yerine onlarla ilişki kurmayı öğretmek benim için bir tutku. Kitaplar göz korkutmamalı; kitaplar eğlenceli, heyecanlı ve muhteşem olmalı. Bir okur olmayı öğrenmek müthiş bir kazançtır.” Ne kadar haklısın Roald amca. Seninle tekrar hasbihal edince geri dönüp baktım da; kitaplarla olan ilişkimdeki rolünün ne kadar büyük olduğunu fark ettim. Bana okur olmayı öğrettiğin için çok teşekkür ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Koca Sevimli Dev
Bu Roald Dahl’lar da bitti bu arada, yazamadım. Her gece yatmadan kendime Roald amcamdan masallar okumak suretiyle bitirdim – keşke biz yetişkinler de birbirimize, ya da en azından kendimize masal okusak, nasıl iyi geldi. Roald Dahl’ı ne kadar çok sevdiğimi daha önce yüz bin kere söyledim, bunun üstüne ekleyeceğim çok bir şey yok. Bu kitapların bazılarını çocukken okumuştum, bazılarını ilk kez okudum, hepsi enfesti. Can Yayınları’na bir küçük eleştirim olacak yalnız, neredeyse tüm kitaplarda 1‑2 tane de olsa de ve ki hatası gördüm. Normalde de çok kızarım ama bu sefer iyice canım sıkıldı; zira bu kitapları okuyan çocuklar tam da bunların yazımını öğrenme yaşında oluyor. O yüzden yeni baskıları yapılmadan tüm seri bir gözden geçirilip düzeltilse çok iyi olur bence. Dahl’dan bir alıntıyla bitireyim bu faslı: “Çocuklara okur olmayı ve kitaplardan korkmak yerine onlarla ilişki kurmayı öğretmek benim için bir tutku. Kitaplar göz korkutmamalı; kitaplar eğlenceli, heyecanlı ve muhteşem olmalı. Bir okur olmayı öğrenmek müthiş bir kazançtır.” Ne kadar haklısın Roald amca. Seninle tekrar hasbihal edince geri dönüp baktım da; kitaplarla olan ilişkimdeki rolünün ne kadar büyük olduğunu fark ettim. Bana okur olmayı öğrettiğin için çok teşekkür ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir