Dora Bruder
Bu sefer oldu Patrick Modiano, hem de ne biçim oldu. Uzun zamandır ilk kez bir kitabını "eee?" demeden bitiriyorum ve çok mutluyum. Bu kitabın editörü Duygu Özdemir "bu sefer seveceksin, eminim" demişti kitap üzerinde çalışırken, haklıymış; çok sevdim Dora Bruder'i.
Aslında bildiğimiz Modiano kitapları gibi bir öykü bu; bellek, geçmiş, kimlik eksenlerinde kurgulanmış bir arayış öyküsü. Ancak bu defa aranan kişi gerçek, arayan da yazarın ta kendisi. Elbette kurmacayı işin içine karıştırıyor ama bu saplantılı arayıştan devşirdiği kolektif mesele öyle güçlü, öyle iyi genişletiyor ki anlatısını... Üf yani.
Modiano bir gün 31 Aralık 1941 tarihli Paris-Soir gazetesinde bir kayıp ilanı okuyor. "Kayıp genç kız aranıyor. Dora Bruder, 15 yaşında" diye başlayan ilanda bilgi verilmesi istenen adresin önünden onlarca kez geçtiği bir bina olduğunu, o sokakta kendisinin de çok hatırası olduğunu fark ediyor ve üzerinden 50 sene geçmiş olmasına rağmen Dora Bruder'in peşine düşüyor.
Dora Bruder Yahudi, dolayısıyla 1941'de başına ne geldiğini tahmin etmek maalesef ki zor değil. O dönemde ortadan kaybolan, arşivlerden silinmiş, hiç yaşamamış gibi olan yüz binlerce insandan sadece biri. Bir tanesinin öyküsünü anlatmak, ona bir hayat vermek, diğerlerini de onurlandırmak anlamına gelir mi? Gelir şüphesiz. Nitekim Modiano da Dora Bruder'in öyküsünü diğer isimsiz, cisimsiz kayıpların öyküleriyle birleştiriyor, 40'ların Paris'ini 90'ların Paris'ine bağlıyor, Dora'nın öyküsünü babasınınkiyle, kendisininkiyle ilmekliyor; sadece o insanların hayatlarını değil, şehrin tarihini de kazıyor.
Kazıyor çünkü - kendisi anlatsın: "İnsan, en azından mekânların, orada yaşamış insanlardan hafif de olsa bir iz taşıdığını düşünüyor. Bir damga: oyuk ya da kabartma. Bence Ernest ve Cecile Bruder'in, Dora'nın izleri oyuk olacaktır. Ne zaman onların yaşadığı bir yerde bulunsam kapıldığım his, yokluk ve boşluk oldu."
Modiano'yla ilgili homurdandığım çok şey oldu daha önce ama hep hakkını teslim ettiğim tarafı olağanüstü atmosferik yazmasıydı, insanı bir kente bu biçimde ışınlayabilen nadir yazarlardan biri kendisi. Bu kitapta bu becerisi arşa ulaşmış resmen, önce Droa Bruder'in, sonra bizzat Modiano'nun adımlarını izleyerek farklı dönemlerin Paris'inde yürüdüm de yürüdüm gibi hissediyorum. Yayınevinin kitabın başına koyduğu ve kitapta geçen sokakları, binaları görebileceğiniz harita da nefis olmuş. Çevirmen Ebru Erbaş'ın sunuş yazısı da müthiş, keşke daha çok kitaba bu derinlikte sunuşlar yazılsa, ne güzel olur.
Ezcümle; çok sevdim. Çok sahici ve çok iyi yazılmış bir roman bu. İyi ki okudum.