Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Ağustos 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Horla'yı bitirdiğimde bende kalan şey korkudan çok insanın kendi zihniyle çelişmesiydi. Anlatıcı daha en başta insanların açıklayamadıkları şeyleri görünmez güçlere bağlamasını küçümsüyor. Ama yaşadıkları arttıkça bu kez kendi açıklayamadığı her şeyi Horla ile açıklamaya başlıyor. Bence Maupassant burada sadece görünmez bir varlık anlatmıyor. İnsan bazen korkularını dışsallaştırıp onlara bir isim veriyor, sonra da gerçekten varmış gibi onlara teslim oluyor. Bu yüzden ben Horla'yı bir hayaletten çok, insanın kendi zihninde büyüttüğü korkuların ve çelişkilerin simgesi olarak okudum. Finalde evi yakması bile bana göre Horla'yı değil, kendi zihnini susturma çabasıydı. Ama insan kendi zihninden kaçamadığı için geriye sadece daha büyük bir çaresizlik kalıyor. Kitabı bitirdikten sonra aklımda kalan soru Horla'nın gerçekten var olup olmadığı değil, insanın kendi yarattığı korkulara ne zaman inanmaya başladığı oldu. Miras ise de okunmaya değer bir diğer güzel hikaye idi.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Ağustos 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Beyhan Budak'ın kitapları, dili, üslubu ve samimi anlatımıyla bana her zaman çok iyi geliyor. Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi de bu anlamda beklentimi fazlasıyla karşıladı. Kendini tanıma yolculuğunda insana eşlik eden, yargılamadan düşündüren ve hayatın içinde karşılaştığımız birçok duruma farklı bir pencereden bakmayı sağlayan bir kitap. En çok da şunu fark ettim: Beyhan Budak'ın hangi kitabını elime alsam, sanki tam o dönemde ihtiyaç duyduğum konuya değiniyor, zihnimi meşgul eden sorulara ışık tutuyor. Benim için her seferinde çok güzel bir tevafuk oluyor. Okurken kendinizden parçalar bulacağınız, altını çizerek ilerleyeceğiniz ve zaman zaman tekrar dönüp okumak isteyeceğiniz kitaplardan biri. Kendini daha iyi tanımak ve hayatına farklı bir bakış açısı kazandırmak isteyen herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Ağustos 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk
Hiçbir yere gitmiyor." diyor ya Edip Cansever, işte tam da öyle bir öykü...
Kitap, insanı öyle bir yerinden yakalıyor ki, çocuklukta yaşanılan bir anın, söylenilen bir sözün insan ruhunda, derinlerde bir yerde nasıl da yara, alıp kabuk bağlayıp, bir gün ansızın bir tetikleyici ile gün yüzüne çıkabileceğini en derinden hissettiriyor. Okurken kendi çocukluğunuzdan izlere rastlayabileceğiniz, önemsiz gibi görünen kısacık anların ağırlığını hala taşıdığınız gerçeği ile yüzleşebileceğiniz derin bir psikolojik roman...
Dili oldukça sade, süslü cümlelerden ziyade ruha işleyen, duygu yoğunluğu yaşatan,
hüzünlü bir sürükleyiciliği var.
Kendi yaralarınızla yüzleşmeye hazırlanmanızı öneririm...
Keyifli okumalar dilerim.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Ağustos 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Baş Belaları ve Baş Yapıtları, önemli ressamları yalnızca biyografileriyle anlatmıyor. Yaşadıkları dönemi, içinde bulundukları sanat akımlarını ve ortaya koydukları eserleri birbirine bağlayarak çok akıcı bir anlatı kuruyor. Böylece bir tabloya bakarken sadece renkleri ve tekniği değil, ressamın hayatını, dönemin ruhunu ve o eserin neden ortaya çıktığını da görmeye başlıyorsunuz.
Özellikle sanat tarihine yeni ilgi duyanlar için oldukça iyi bir başlangıç kitabı. Akademik bir dil kullanmadan, merak uyandırarak ilerliyor. Kitap bittiğinde yalnızca ressamların isimleri akılda kalmıyor; Empresyonizm, Ekspresyonizm, Kübizm gibi akımların nasıl doğduğu ve birbirini nasıl etkilediği de zihinde daha net bir yere oturuyor.
Benim için en güzel tarafı ise, müzede ya da bir kitapta karşılaştığım tabloların artık çok daha fazla şey anlatmaya başlaması oldu.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Ağustos 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok etkilendiğim ve üstüne çok düşündüğüm bir kitap oldu. Sayılı günler ilginçtir. Normalde insan için çok yavaş geçmesi gerekir. Bir idam mahkumu için ise çok fazla hızlı.. Ama bu hikâyede sanki aynı anda hem hızlı hem yavaş akıyor. Günler tükeniyor, fakat her dakika ağırlaşıyor. Ben olsaydım ne yapardım diye düşündüm. Sanırım sürekli hayal kurardım. Bir daha asla yaşayamayacağım anları, gerçekleştiremeyeceğim hayalleri, hissedemeyeceğim duyguları düşünürdüm. Bu da beni belki daha da büyük bir çıkmaza sürüklerdi. O ise kendini yazıya verdi. Bunun doğru mu yanlış mı olduğunu bilemem. Ama yazmak, yaklaşan ölüme karşı son direnişi gibiydi. Bence kitabın en etkileyici yanı da burada başlıyor. Mahkûm öldü. Ölmekten kaçamadı. Ama düşünceleri kaldı. Victor Hugo sayesinde sesi bugün hâlâ duyuluyor. Artık fiziksel olarak yaşamıyor olabilir ama okuyan herkesin zihninde bir iz bırakıyor.

Çünkü ölmek ölmektir. Ama yaşamak, geride bir iz bırakmaktır. İz bırakanlar ise kolay kolay unutulmaz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Ağustos 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İlk sayfalarda dağınık, olay örgüsü zayıf ve yalnızca bir çocuğun günlük yaşamını anlatan bir roman okuyormuş hissine kapıldım. Devam etmekte oldukça zorlandım. Neredeyse 100 sayfa bu şekilde ilerledi. Tekrarlayan cümleler, konu atlamaları ve önemsiz gibi görünen ayrıntılar başta yorucuydu. Fakat belli bir aşamadan sonra konuya dahil oluyorsunuz. Bu süreç fazlasıyla sabır istiyor. Roman, 10 yaşındaki karakterin gözünden anlatılıyor, yetişkin okura hiçbir şeyi doğrudan açıklamıyor. Aslında bir boşanma hikayesinden çok, çocukluğun sessizce sona erişini anlatıyor. Paddy’nin anlayamadığı aile içi çatışmalar, anne ve babasının giderek bozulan ilişkisi ve evin yavaş yavaş dağılışı, satır aralarından okunuyor. Kitabın en sarsıcı yanı da bu; çocuk anlatıcı yaşanan trajediyi tam olarak kavrayamazken okur, onun kaybettiği güven duygusunu derinden hissediyor. Çocuk tasavvurunun, fark edilmesi zor ayrıntılarla nasıl şekillendiğini gösteren güzel bir roman. Bitirince karakter için yüreğim burkuldu.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Ağustos 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Nouman Ali Khan ın Bakara Suresi tefsirinin diğer iki kitabını da okumuş biri olarak yorum yapacağım. Yazar Arapça dil bilgisine çok hakim. Tefsir ederken ayetleri genel olarak yorumlamıyor, kelimelerin köküne iniyor. Kelime hangi anlamları ifade ediyor, hangi ek gelince hangi anlamı ifade eder bunu çok net analiz ediyor. Arapların bu kelimeyi ne şekilde, nerelerde kullandığını somut örnekler ile pekiştiriyor. Ve ayrıca sadece sure bazında ilerlemiyor. Bu şekilde ayetleri daha iyi anlıyoruz. Sureleri diğer surelerle ilişkilendiriyor. Alıştığımız tefsirlerin dışında kalıyor bu da bize farklı zaviyelerden bakma olanağı sunuyor. Belki bu noktada okurken biraz zorlanabilirsiniz fakat üsluba alışınca hızlı ilerleyebilirsiniz. Başucu kitabı olmayı hak ediyor..
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Ağustos 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kısa olmasına rağmen insanın kökenine dair düşündüren, akıcı bir anlatıya sahip. Bilimsel bir gerçeklik iddiası taşımıyor; insan doğasını yalın ama etkileyici bir hikaye üzerinden sorgulatıyor.
Kitap boyunca kendime şu soruyu sordum: İnsan dediğimiz şey gerçekten ne zaman insan oldu? Ateşi kullanınca mı, konuşmayı öğrenince mi, yoksa başkası için korku duyup ahlak geliştirebildiğinde mi? Bu soruları hikayenin içine usulca bırakıyor.
Kitabı okurken, Alaska’daki altın arayıcılığı yıllarında doğayı ve insanı gözlemlerken zihninde filizlenen düşüncelerin bu romana dönüştüğünü hissettim. Sanki milyonlarca yıl öncesini değil, insanın hiç değişmeyen özünü anlatıyor. Medeniyetin ince bir kabuk olduğunu; altında hala korkan, kaçan ve hayatta kalmaya çalışan ilkel insanın izlerini taşıdığımızı hatırlatıyor.
Bu yüzden benim için yalnızca sürükleyici bir macera değil, kısa ama zihinde uzun süre yaşayacak sorular bırakan bir okuma oldu
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Ağustos 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Azınlık olmanın ezikliğini en derinden hissettiren topraklarda; yerleşik olamamanın, insanın kendi yurdunda bile eğreti ve güvensiz hissetmesinin ne demek olduğunu Bosnalı yazar, yüksek bir edebi güçle ve yer yer mizahi bir dille anlatıyor. Hatta öyle ki eser, neredeyse otobiyografik bir anlatı hissi uyandırıyor. Mizahın, psikolojik sağlamlığın en güçlü baş etme mekanizmalarından biri olduğunu da satır aralarında hissettiriyor.
Avrupa’nın ve hatta Amerika’nın göçmenlere karşı ikiyüzlü tutumunu ve karakterlerin yaşadığı kimlik karmaşasını derinden hissettiriyor. Kalemi o kadar güçlü ki okuru farklı karakterlerin ayakkabılarıyla yürütüp onların penceresinden dünyaya baktırıveriyor. Kitabı benim için özel kılan şey ise “Bakın ben nasıl da edebiyat yapıyorum” çığırtkanlığı yapmadan, Allah vergisi doğallıkla yazması, severiz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Ağustos 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kritiğini de yapmış olduğumuz Viktor Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı kitabı, ilk kısımdaki toplama kampı tanıklığı ve insanın en zor şartlarda bile tutunacağı bir "anlam" kırıntısı arayışını oldukça çarpıcı bir atmosferle sunuyor.
Ne var ki kitabın ikinci bölümü olan logoterapi kısmına geçildiğinde işler biraz değişiyor. Metin bir anda tüm o vurucu anlatıdan kopup tekdüze bir psikoloji makalesine evriliyor. Aynı fikirlerin farklı kelimelerle defalarca tekrarlanması, okuma akışını ciddi şekilde baltalıyor ve yer yer insanı metinden tamamen soğutacak düzeyde bir sıkkınlık veriyor.
Büyük umutlarla başladığım ancak özellikle ikinci yarısında ilerlemekte epey zorlandığım bir kitap oldu. Buna rağmen ilk bölümü için bile olsa okunmaya değer. Özetle benim için popülerliğinin gerisinde kalan bir okuma tecrübesiydi.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir