Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ağustos 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Lösemi hastası Kate'e tam uyumlu donör olmak üzere, genetik ve biyomühendisliğin imkanları kullanılarak doğumu planlanmış bir kız Anna. Bir kardeşten diğerine "nakil" gereği sürekli ailenin gündeminde. Anna ise "yedek parça" olmaktan bıkmış ve ailesine dava açıyor, tıbbi olarak azat olmak istiyor. Biyo-etik konusunda bir kafa yormaya ne dersiniz? Konu güncel ve çetrefilli, kurguda duygusal ve düşünsel olarak çok ağır gelecek sahneler var. Gerçek hayatta da var maalesef. Ayrıca, başka bir ülkenin sağlık ve hukuk sistemiyle kendi ülkemdeki mevcut standartları kıyaslamak da benim için vurucuydu. Kitapta davaya yargıç Frank Caprio gibi bir yargıç karakter kurgulanmış, en sevdiğim karakter. Okuyun derim, unutulmayacak kitaplar listenize girer.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ağustos 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu eser, on beş bölümden oluşan ve her bir bölümü bir başlığı ele alan (inanç, arzu, hayal gücü, karar alma….) kişisel gelişim kitabı niteliğinde oluşturulmuştur. Yazar, düşünce gücünün önemini ve bu düşünce gücünü ekonomik güce dönüştürmenin metotlarını adım adım anlatmaktadır. Bu metodu anlatırken aynı zamanda tarihte yaşamış ve tanınmış kişiliklerin hayatlarından kesitler de sunarak yöntem ve anlatımını desteklemektedir.

Her bir adım bir sonraki adımın destekleyicisi aynı zamanda bütünün bir parçası niteliğindedir. Asıl anlatılmak istenen aslında zengin olmanın zor bir şey olmadığı sadece insanların bunu gerçekleştirecek özellikleri ne kadar taşıdığını göstermektir. Nerede hata yapıldığını nereden devam edilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Kısacası kitapta da belirtildiği gibi (syf 15) soyut düşüncenin somut ödüllere dönüştürülmesinin aşamaları anlatılmaktadır.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ağustos 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bilmece kitabı, katman katman.Okuması ve anlaması zor.Kitabı Okuma sözlüğü ile okuyabilirsiniz ,ancak her isim olayı araştırarak,müzik ismini dinleyerek, yerleri google mapten izleyerk okursanız kalıcı bir anlama oluşur,ufkunuz gelişir, kitabın içinde olursunuz.keyifli. Bence kitap grup halinde okunup tartışılarak ilerlenmeli. okumadan önce Gılgamış Destanı , Odisseus’u okumamız gerekir.Zira kitap 20. yüzyılın Odisseus’u diye tanımlanıyor uzman çevrelerce.
Bloom -Odisseus
Moly-Penolope (Odiseussu un eşi )
Dedalus-Telemakhos (Odisseus’un oğlu)
benzetmesi kullanılmış.
Özetle deneyimlerimiz ve tercihlerimiz kim olduğumuzu geleceğimizi şekillendirir. Varoluşculuk
iyi okumalar.
Kitabın kahramanları Leopold Bloom, eşi Molly ve arkadaşı Stephen Dedalus. Joyce
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Ağustos 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İskender Pala’nın bir çok eseri gibi Aşk Hikayesi’de ölümsüz eserlerinden biri… Her kitabında gerçek tarihin içine çok güzel bir aşk hikayesi ekleyerek muhteşem bir roman çıkartıyor. Bu kitabında 14 yaşında Padişah olan Sultan Ahmet dönemi anlatılıyor. Sultan Ahmet Camii’nin 7 yılda nasıl kusursuz ve nasıl zahmetle yapıldığı anlatılıyor.

Bu tarihin içinede muhteşem bir aşk hikayesi işlenmiş. Sevda ile Kara sevda arasındaki ince çizginin ne kadar önemli olduğu, gerçek ve doğru aşkı yalnız Allah yolunda bulabileceğimiz çok güzel bir şekilde anlatılmış.

En güzeli de okuduğunuz her bölümde mutlaka bakış açınızı değiştirecek diyaloglar bulacaksınız..

“Unutma Şiddet, güç gösterisi değildir, unutma, sabır da eylemsizlik değildir.”
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Ağustos 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hamuçerasa ? Kitaptaki anlatım şöyle: "Rumca kökenli Hamu Çerasa; yaban çileği. Çesa, çerez, kiraz, Kerasus, Giresun." Yazar aforizmalarında ve kitaplarında bunun gibi etimolojik çözümlemeleri yapmakta.
Pandemi döneminde yazılmış Metin Kondel'in ilk gezi yazıları kitabı.
VızVız Tepe'den Ayder'e, Garzavan Vadisi'nden tzifin ve dağ kekiği kokan dağlara ve Bayburt'ta yaylalara yapılan yolculuklar.
Yazar, doğadan kendini asimile etmiş insanın doğa ile en savunmasız ilk buluşmasında, belki de günah çıkarmak için en çok soracağı soruyu dile getirmiş. Neden? Daha ciddi başlıklar var. 'Anadolu Parsı'nı görebilecek miyim?' ya da 'Martıların yokoluşunun ardındaki sebep' gibi.

Ademoğullarının ayak tabanı betona evrilince unutageldiğimiz ne detaylar var. Dağ inişinde ayak parmaklarına inen yoğun basınc, ya da hani kekik kokusunu ofiste mi alacaktı tekno-insan? Transal eşsiz dağ manzarasında gerçek oksijeni solumaya asfalt üzerinden gidiyoruz.

İyi okumalar
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Ağustos 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Herkes için ve hiç kimse için bir kitap" başlığı bile insanı etkiliyor gerisini siz düşünün. Eğer Nietzche'nin düşünce sistemini ve yaşadığı dönemi bilmiyorsanız bu kitabı okumadan önce bu konuda okuma yapmanızı öneririm.Çünkü kitap metaforik bir anlatıma sahip. Bu metaforları anlamak için dönemini ve yazarın zihniyetini bilmek gerekir. Şiirsel anlatım kitabı akıcı hale getirse de zor okuduğum bir kitap oldu. Neredeyse her cümleden sonra bol bol düşünüyorsunuz. Herhalde yazarın sivri dilinden nasibini almamış bir zümre yok gibi. Üstinsan arayışı size keyifli bir düşünce yolculuğu yaptıracak.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Ağustos 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aile Balbec’ten Saint-German muhitine döner. Guarmanteslerin konağında daire kiralar. Anlatıcı anneannesini kaybediyor. Bu kayıp ile; farklı sosyo-kültürel çevrelerde kayıp (ölüm) acısı aynı şekilde mi dışa vurulur? Cevabı irdeleniyor. Toplumda bilgi ve tecrübe birikimi sıfır ama sosyal ve ekonomik statüsü yüksek olan bazı insanlar her şeyi bilirmiş gibi davranır, yarım konuşur, okumuşlara tepeden bakar, kendine gizem katar. Kitabın baş kahramanı Guarmentes Markizi böyle bir karakter. Onun salonundaki davetlerde; karakterleri ve olaylara bakış açılarını, duruma göre izliyoruz. 1. ve 2. kitapta tanıştığımız Mme .Villeparissis, M.Saint-Loup, M.Charlus’u yakından; François’in yeni özelliklerini tanıyoruz. Ayakların başlar ile iletişimi. Dreyfus olayı ile ilgili kişilerin iki yüzlülüğü. Konum ,çevre ve ilişkiler ;Dreyfus aleyhtarlığı. Dreyfus taraftarlarına sosyal ekonomik, baskı. Toplum olarak bize yabancı mı ? Bu olay 1894 yılında ortaya çıkar. Farklı zaman ve mekan.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Ağustos 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Napoleon Hill, sanki benim büyükbabammış, ben de onun en sevdiği torunuymuşum gibi can kulağıyla dinlediğim ve okuduğum bir yazar oldu. Yaşanmış deneyimlerini kendi kişisel tarihimde de gözlemlediğim için her sayfasında heyecanlandım. "Düşün ve Zengin Ol" adlı bu kitabın güncellenmiş versiyonunu okumayı tercih ettim. Günümüzden örnekler verdiği için anlaşılması daha kolay oldu benim için. Kitap, temel düzeyde psikoloji bilgisini finansal okuryazarlık bilgisine uyarlayarak gündelik yaşamımızda duygu durumumuzla birlikte ekonomik kaynaklarımızı nasıl yönetebileceğimizi öğretiyor ve kesinlikle Cem Yılmaz'ın skeçlerinde espri konusu yaptığı gibi Migros raflarında satılacak türden bir kişisel gelişim kitabı değil. Yorgun bir kafayla okumak zorunda kaldığımda bile Napoleon Hill'in her sözcüğünü kalbimin en derinlerinde hissettim.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Ağustos 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
MEB'nın orta öğretim'dekilere tavsiye ettiği 100 Türk Edebiyatı Klasikleri'nden biri olan kitabı delikanlıların kütüphanesinden alıp okudum. Yazarın okuduğum ilk kitabı olan bu kitapta Suriye&Lübnan hattında sürgünde olduğu yıllarda yazdığı 17 kısa hikaye ve bir de romandan oluşuyor. Dişçi ve özellikle Gözyaşı hikayesini çok beğendim. Kitap o kadar akıcı ve etkileyici idi ki üç günde okuyup bitiriverdim. Yazarın 'memleket hikayeleri'ni de okumaya karar verdim. Yazım dili ve hikaye örgüsü çok güçlü olan yazarın kitabı, gerçekten klasikler arasına girmeyi hak etmiş. Okumamış iseniz okumanızı öneririm.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Ağustos 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Osmanlı Topraklarında İçki Üretimi ve Tüketimi (İstanbul Örneği)
İslam dininde yasaklanmış olmasına rağmen, Osmanlı İmparatorluğu’nda içki ticaretinin ve tüketiminin süreklilik göstermesi ve bu süreklilikteki değişimlerin hangi sebeplere dayandığı, toplumda her daim merak konusu olagelmiştir. İktisat tarihçisi Derviş Tuğrul Koyuncu, aynı zamanda doktora tezi olan bu eserinde, merak edilen sorulara, zaman ve mekân bakımından 1792-1839 tarihleri arasındaki İstanbul’u esas alarak cevaplar arıyor: “İstanbul’un çalışmanın odak noktası olmasındaki sebepler, İstanbul’un imparatorluğun en kalabalık ve en büyük şehri olmasının yanı sıra yıllara göre değişmekle beraber Zecriye Muhassıllığı’nın elde ettiği vergi gelirinin ortalama olarak % 25 ile % 40’ının İstanbul’dan tahsil edilmiş olmasıdır. Bunun yanında bir iç ticaret organizasyonu olarak İstanbul’a içki gönderen bölgelerin büyük bir kısmının emaneten idare edilmesi, ticaretin ve İstanbul’un tüketim seyrini göstermesi açısından çalışmanın nicel yönüne önemli bir katkı sağlamıştır. (s. 228)”

Yazar Koyuncu, içki konusunu İslam’ın ilk dönem uygulamalarından itibaren anlatmayı tercih etmiş. Bu yaklaşım, okuyucunun bütüncül bir şekilde resmin tamamını görmesine fayda sağlıyor. Genel uygulamada, içki içmenin Müslümanlar için haram olduğu kesin bir dille öteden beri tavizsiz olarak kabul edilmektedir. Kur’an ayetleriyle tedrici olarak haram edilmiş olması, Müslümanların keyfi olarak içki içmesinin önündeki kapıları tartışmasız şekilde kapatmıştır. Bu nedenle, aksi yönde davrananlara yaptırım uygulanması esastır. Bir İslam devletinde konunun gündeme gelmesi, o ülkede yaşayan gayrimüslimlerin hayatlarına ve hukukuna ilişkin olması bakımından önem taşımaktadır. Gayrimüslimlerin bir İslam devletinde zimmet akdiyle yaşaması, onlar açısından bazı hakların doğmasına sebep olur. Siyasi, kamusal ve medeni hakların yanında tanınan dini hakların bir sonucu olarak dinlerinin kendilerine izin verdiği yeme içme alışkanlıklarına karışılmaması da temel bir hak olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla domuz eti yemeleri, içki içmeleri bir ihtilaf meselesi olmamıştır. Burada kamusal alanda açıktan içki içilmemesi, açıktan içki ve domuz ticareti yapılmaması kuralının önemle gözetildiğini belirtmek gerekir (s. 30).

“… İslam dininin Arap yarımadası dışına yayılması ile beraber İslam devletleri zimmet akdi çerçevesinde gayrimüslimlere içki üretim ve tüketim hakkı vermiştir. Ancak zaman içerisinde gayrimüslim nüfusun müslim nüfustan daha da yoğun olduğu yerlerde gayrimüslimlere, vergilerini ödemek koşulu ile içki ticareti yapmalarına da müsaade edilmiştir (s. 49).”

Osmanlı’da içkinin vergilendirilmesine dair uygulama, Hanefi mezhebine göre ve özellikle Ebu Hanife’nin öğrencisi Ebu Zufer’in domuzun ve içkinin vergilendirilmesi hakkındaki fetvası esas alınarak şekillenmiştir. Buna göre, Hanefi mezhebinde şaraptan vergi alınabileceği görüşü kabul edilir: “Vergilendirmenin gerekçesi ise Müslümanlar için mali bir değer taşımayan bir malın zimmiler için mali bir değeri olması ve bu malın ticaretinden gelir elde edildiği, bu gelirinse sebepsiz zenginleşmeye neden olmaması için vergilendirilmesi gerektiğidir (s. 227).” Kanunnameler incelendiğinde, bu görüş doğrultusunda hem içkiden hem de domuzdan vergi alındığı anlaşılmaktadır.

Ebu Hanife’nin bu konuda içtihadını, himaye esasına göre gerekçelendirdiğini not düşelim. Buna göre, gayrimüslimler açısından mal olarak kabul edilen nesnelerden vergi alınmaması, Müslüman tacirler aleyhine bir haksız rekabet ortamı oluşturmaktadır. Müslümanlar, üretip ticaretini yaptığı mallar için vergi öderken gayrimüslimlerin belirli mallar için vergiden muaf tutulmaları vergi adaletsizliğini doğurur.

Kitabın içeriği, Osmanlı’da alkollü içki üretiminin ve tüketiminin sadece mali boyutundan ve vergisel yönünden ibaret değil. Yazar, alkol yasakları ve meyhanelerin kapatılması başlığı altında alkolle mücadelenin 1500-1839 arasındaki seyrine ayrı bir bölüm ayırmış. Burada çok ilginç şekilde kamu güvenliği ve isyan önleme gibi din dışı saiklerle de meyhanelerin kapatıldığı, diğer yandan yasaklamaların ve vergi artışlarının kayıtdışı ekonomiyi ve merdiven altı üretimi ne derece artırdığı bilgilerine yer verilmektedir.

“II. Mahmud’un saltanat yıllarında meyhaneler iki önemli siyasal ve uluslararası hadiseden dolayı güvenliği sağlamak için kapatılmıştır… Alemdar Vakası’ndan sonra İstanbul’da asayişi sağlamak için meyhaneler kapatılmıştır. Yine 1821 yılı Yunan İsyanı esnasında Rum ahalinin güvenliği için meyhaneler kapatılmıştır. Son olarak 19. yüzyılın en uzun meyhane kapatılma hadisesi Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığı döneme denk gelir…” (s. 119)

Eserin değerine değer katan bir başka yönü olarak, yeri geldikçe sunulan tablolara ve grafiklere atıf yapmadan geçilmemelidir. Söz konusu tablolara ve grafiklere kaynaklık eden verilerin, Osmanlıca belgelerde oluşu ve bu belgelerin çoğunun derli toplu şekilde bir arada olmayışı, harcanan zamanın ve emeğin boyutunu takdir etmemize yardımcı oluyor. Bu kapsamda, “Toptan Fiyatlara Göre İstanbul ve Galata İçki Hacmi”, “İstanbul’a Şarap Gönderen Yerleşim Yerleri ve Gönderdikleri Şarap Miktarları”, “İstanbul’da Müskirat Ticaretinden Elde Edilen Vergi Hasılatı (Reel/Nominal, Kuruş)”, “İstanbul Semtlerinin Toplam Şarap ve Arak Tüketim Miktarları” başlıkları örnek olarak sayılabilir.

Yazarla kitabı hakkında yapılmış bir program kaydını izlemek isterseniz ilgili bağlantıyı paylaşalım: youtu.be/j4qp1hdM35A?feature=shared (Kültür & Tarih Sohbetleri, 18.09.2023 tarihli yayın)

Faydalı bir okuma olması dileğiyle!
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  2
Bildir