Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gazali’nin ‘Ey Oğul ve On Kural’ adlı iki risalesinden oluşan bu eser, ahlaklı ve erdemli insanların nasıl olması gerektiğini bize aktarmaktadır. İslam dinine göre temellendirdiği bu hakikat, günümüzü anlama ve açıklama konusunda bir başucu kitabı niteliği taşımaktadır. Nasihatların aktarılandan ziyade gösterilip uygulanmasının daha anlamlı ve yararlı olduğunu savunan Gazali, hadis ve ayetlerle anlatımını güçlendirmeye çalışmıştır. İslamın Esaslarını temele alarak oluşturduğu bu eseri tüm gençler ve tüm insanlar okumalıdır. Günümüzü mukayese ve değerlendirmede çok faydası olacaktır. Ey Oğul derken aslında kendi oğluna değil tüm gençlere seslenip öğütler vermektedir. Okumakta geç kaldığımı düşündüğüm isimlerden biridir Gazali. Bununla beraber Gazali’nin kısa bir biyografisini de eklemiş yayınevi.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  10
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Diğer iki kitap gibi bu eser de okuyucuya önemli dersler veren heyecan dolu bir hikâye ile akıcı bir anlatıma sahip. Öyle ki, ne zaman başlayıp bitirdiğinizi anlamıyorsunuz; elinizden bırakamayacağınız türden bir kitap.

Kitabın dikkat çeken bir yönü, çocukların yer aldığı bir savaşın anlatılmasıydı. Bu durum biraz rahatsız edici gibi olsa da, savaşmak ile yurdunu savunmak arasındaki farkın vurgulanması oldukça önemliydi. Bu ayrım, kitabın derinlik kattığı noktalardan biriydi.

Her ne kadar akıcı ve heyecanlı bir hikâye sunulsa da serinin son kitabı olmasından dolayı bazı şeyler eksik kalmış gibi hissettirdi. Özellikle Deniz ve Bamba’nın ilişkisi yeterince işlenmemiş, Yıldız’ın dans serüveni ve ailesine dair sorular ise havada kalmıştı. Bu eksiklikler, hikâyenin tam bir kapanış yapmasını engellemiş olabilir, bir dördüncü kitap neden olmasın demediğim değil:)

Çocukların severek okuyacağı, hem eğlenceli hem öğretici bir eser. Gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir kitap.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  13
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eserin ana teması Müslümanların özüne dönmeleri gerektiği mesajını vermektedir. İlk konusu ve mesajı Müslümanlar niçin geride kaldı ile başlıyor ve derin bir analiz neticesinde bilimde-fende ve Dünyadaki gelişmeleri takip edememesinde olduğu kanısına varmaktadır. Kur'an'ın Müslümanları birleştirici mesajına vurgu yapmıştır. Daha sonra Yahudilerin ve Hristiyanların İslam üzerindeki yıkıcı faaliyetlerini ve İslam hakkındaki düşünceleri aktararak Müslümanların uyanık olmaları gerektiğini belirtmiştir. Kur'an'ın modern dönemde özellikle fıkhi ve bilimsel olarak nasıl okunmalı ve yorumlanmalı üzerine orijinal fikirler vermektedir. Hicret hadisesinin günümüzde nasıl yorumlanmalı? Hz Peygamber in Müslümanlara bıraktığı evrensel mesajlar neler? gibi çok sayıda örnekler vermekte ve İslam Devletlerinin Milli uyanışı nasıl olmalı şeklinde mükemmel çıkarımlar vardır. İlgili arkadaşlara tavsiye ederim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hidayetname, Sadık Hidayet'in öykü, tiyatro, deneme ve mektuplarından oluşan bir çeşit derleme kitabı. Kitapta Isfahan’a ait gezisinden yola çıkarak anlattığı bir şehir turu var. Şehirde gezdiği gördüğü yerleri, oraya ait tarihi bilgileri de vererek anlatmış. Yine başka bir bölümde, İran kültürüne ait hurafelerden oluşan bir derleme vardı ve o da oldukça dikkat çekiciydi. Tiyatro oyunu ve İran ile Arabistan arasındaki savaşa değindiği hikayesi gayet güzel bir dille anlatılmıştı. Fakaatt!!! Asıl, yazarın kendisinin de çok etkilenmiş olduğu, Franz Kafka’yı anlattığı kitabın son bölümünü gerçekten çok çok beğendim. Onun eserleri, hayatı, hayata bakışı ve hayatı algılayışı Hidayet’in kalemiyle tık tık yerli yerine oturtulmuştu. En sonda da yine Hidayet’e ait mektuplardan bir kesit verilmişti. Burada da onun sevdikleriyle bir haberleşme aracı olarak kullandığı mektuplarındaki nüktedan ve şakacı yanına tanık oldum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Memluklar Kimdir?
Tarih boyunca kavimlerin ve insan topluluklarının etnisitesi merak konusudur. Etnik aidiyetin günümüzdeki kadar kesin çizgilerle ayrılmadığı bir dönemde kalem yordamıyla yeni sınırlar çizerek bazı tespitlerde bulunmak sakıncalıdır. Çünkü tarih, geçmişe dönük birçok değişkenin yeni bilgi ağları oluşturabileceği bir disiplindir. Bazı yeni bilgiler, eskilerini kökünden değiştirebilecek potansiyele sahiptirler. Bu yinelenme kati doğrular oluşuncaya kadar devam eder. Zaten tarihin en önemli amaçlarından birisi de reddedilemeyecek kesinlikteki doğruları literatüre kazandırmaktır.

Tarihteki bir kavim hakkında malumatın az olması ise yeni problemleri beraberinde getirir. Bazen elde o kadar az bilgi vardır ki; insan topluluğunun sadece adı eldedir. Tabii eldeki isimlendirme de tek taraflı olmayıp farklı kaynaklarda farklı şekillerde geçer. Misal aynı insan topluluğu Mısır’da Memluk sanını alırken, Karadeniz’in kuzeyinde Kıpçak, Hazar Denizi’nin doğusunda da Kazak ismini alır. Millet adı boy adı; boy adı da millet adı olunca ortaya karışık bir isim sistematiği çıkar ki çözülmesi şarttır. Aslında dil, antropoloji, tarih, din, arkeoloji disiplinlerinin kullanılarak bir insan grubunun etnik kökeni tespit edilebilir.

Hakkında fazla bilgi tespit edilemeyen Türkolog Budayev (Yazarın eserde biyografisi bulunmamaktadır) de “Kim Bu Çerkesler?” isimli eseriyle Memlukların ırki kimliğini tespit etmeye çalışır. Tabii bir insan topluluğunun etnik kimliği ilk aşamada o topluluğu hangi milletin daha çok sahiplendiğiyle araştırmacıya fikir verir. Görünürdeki insan grubunun kültürel duruşu günümüzle karşılaştırıldığında kültürün devamlılığına binaen elde edilen veriler üzerinden analiz edilir. Zor da olsa gerçek ortaya çıkar.

Budayev’in çözmeye çalıştığı düğümün sebebi Türk boylarının Asya’nın geniş steplerinde hatta dünyada birbirinden ayrılarak çok uzak alanlara göç etmesidir. Aralarında binlerce kilometre mesafe olan insan grupları zamanla farklı milletlermiş gibi algılanmışlardır. Tabii tarih boyunca insan gruplarının takip ettiği göç yolları deyim yerindeyse milletler havuzunu ortaya çıkardığından, kökenini bu alanlardan alan insan gruplarının etnik kimliği de merak konusu olmuştur. Örneğin, Karadeniz’in kuzeyi ve Kafkaslar; Asya ve Avrupa arasında köprü vazifesi görüp birçok etnik topluluğa ev sahipliği yapmıştır. İşte Memlukların yolları da bahsedilen Avrasya bölgesinden köle olarak Mısır’a düşmüştür.

Budayev, Mısır’daki Memluk topluluğunun kültürel karakteristiğini ortaya koyarak onların kimliğini deşifre edecek bir tezi oluşturur. Tabii hemen tahmin edilen etnik kimlik ortaya koyulmaz. Öncelikle Türk kültürünün spesifik özellikleri izah edilir. Bozkır kültürü ve çarvacılık üzerinden anlatılan Türklerin kimlik özellikleriyle Memlukların Mısır’daki tutum ve davranışları karşılaştırılır. Köklerinden sökülen bir çiçeğin çok uzak bir noktaya taşınsa bile aynı renkte çiçekler açacağı malumdur. Memluklar da bir tohum misali aldıkları kültürü Mısır’a taşıdıklarından Budayev’in elindeki malumat anlam kazanır. Misal en basitinden yeme içme kültürü etnik aidiyete dair şifreleri okura sunar. Bu minvalde kımız tüketen Memluk sultanlarının etnisitesini tahmin etmek güç değildir.

Esasında her ne kadar göç yollarının en önemli kavşak noktalarından geldikleri düşünülen Memlukların etnik aidiyeti tahmin edilse de bölgedeki Türk boylarının genel olarak ele alınması bir gerçeği de ortaya çıkarır. İsmi ve sanı belli insan topluluklarının farklı boy adlarına rağmen devirlerinde genel bir algıyla hepsi aynı bütünün parçaları kabul edilir. Böylelikle sadece Memlukların değil, bölgede hüküm sürmüş diğer boyların da etnik kimliği netleştirilir. Örneğin; Peçenekler, Oğuzlar, Kıpçaklar, Aslar, Alanlar, Macarlar, Tatarlar, Çerkesler vs. ayrı bir millet olmayıp; aynı milletin boyları olduğu kanıtlanır.

Belirli boyların ürettikleri kültürel kompozisyonlardaki benzerliklerin en görünür yüzü ise isimlendirmelere yansır. Onomastik (özel isimleri inceleyen bilim dalı), toponimik (yer isimleri bilimi) ve antroponimik (kişi adları bilimi) verileri çapraz şekilde karşılaştıran yazar, sadece isimler üzerinden Memlukların Türklüğünü kanıtlar. Üstelik yazarın elinde o kadar çok isim verisi vardır ki bu isimlerden bir sözlüğü de eserine ekler. Boy isimleri ise, Budayev tarafından özel olarak mercek altına alınır. Meşhur Rus tarihçi Gumilev’in metodolojisini takip eden Budayev onun gibi millet adıyla boy adını ayırarak, ismin zaman içindeki değişimi üzerinden tezine güçlü dayanaklar sağlar. Örneğin, Türk kültür sahası içerisinde olan günümüz Tatarları, Moğol İstilası döneminde ordunun öncü gücü oldukları için Tatar ve Moğol adı birbirinin karşılığıymış gibi algılanır. Oysaki Moğol millet adı, Tatar boy adı olup her ikisi de günümüzde olduğu gibi farklı etnisiteleri temsil eder. Bu tarz örnekleri bolca veren Budayev, etnik isimlendirmelerin tarihi geçmişini bilmeden yapılacak tespitlerin yetersiz kalacağını güçlü delillerle ispat eder.

İsimlendirmelerden sonra en önemli kültür taşıma unsuru olan dil üzerine yoğunlaşan Budayev, filolojik ve lengüistik verilerle Mısır Memluklarının hangi dilde konuştuklarını tespit etmeye çalışır. Elde edilen sonuçlar ilginçtir. Akademik derinliğe nüfuz etmeden dahi Memluk Sultanlarının Mısır’da oluşturdukları özerk alana bağlı olarak tercümansız halk içine çıkmadıklarından dem vuran yazar, yazılan Türkçe-Arapça sözlüklerin yönetici sınıfın dilini ortaya koyduğunu öne sürer. Sözlüklerden derlenen bazı kelimelerin günümüz Karaçay-Balkarça lehçesindeki karşılıklarına dikkat çeken Budayev, tezinin akademik çatısını çok güzel inşa eder. Son olarak diplomatik yazışmaların Türkçe yapılması bile Memlukların dilinin Türkçe olduğunun bariz kanıtı olarak sunulur.

Budayev son olarak, Memlukların asker sınıfından gelerek yönetimi ele geçirmelerine bağlı olarak Türklerin paralı asker olma sebeplerine ayrı bir bölüm ayırır. Türkler ve askeri kültür üzerine dönemin (13 ve 16. yüzyıllar arası) yazarlarına söz veren Budayev, Türklerin neden ordu-millet olduğunu sarih biçimde anlatır. Alıntılar o kadar önemli kilit noktalardan sondajlanmıştır ki Mısır Memluklarının neden başka bir sınıfa değil de asker sınıfına intisap ettikleri anlaşılır.

Eser her ne kadar “Kim Bu Çerkesler?” adıyla Mısır Memluklarının tarihinden bir sayfayı okura sunmayı hedeflemişse de bahsedilen konular küçümsenecek kadar basit değildir. Yazar tarafından yazıya dökülen her bir konu açılan her bir başlık birçok araştırma ve tartışma konusunu gündeme getirmektedir. Güçlü delillerle Orta Çağ ve günümüz kaynaklarının iyi sentezi; öne sürülen tezin güçlü argümanlarla desteklenmesini sağlamaktadır. Ara sıra yazarın Türklüğü öne çıkaran ve hissiyatının etkisini gösteren yorumlar yaptığı fark edilmekle beraber bunun kabul edilebilir seviyede olduğu aşikardır. Şayet anlatılanlarda fazla hissiyat varsa ikinci aşamada mantık aranır. Yazar sunduğu bilgileri mantıklı mesnetler bularak okura verir. Ama her şeye rağmen eserin daha geniş bir zeminde kapsamlı bir tarzda tekrardan ele alınması gerekliliği belirgindir. Zira konu kısa değerlendirmelerle ele alınmayacak kadar geniştir. Üstelik yazarın kısıtlı bir literatürü kullandığı kaynakça kısmından anlaşılmaktadır. Ama bu kısıtlı kaynaklarla bile çok önemli noktalara değindiği malumdur. Zaten tarih bilimi az veya çok kaynak kullanımı fark etmeksizin özü bulmayı önceleyen bir bilimdir. Yazarın bu konuda başarılı olduğu söylenebilir. Bu aşamada okurun iyi bir ön okuma olabilecek bu eserden bahsedilen mevzuya başlaması; ileri okumaları daha rafine hale getireceği düşünülebilir.

Sonuçta, Türkler Çinliler gibi dünyanın sadece belirli bir bölgesini mesken edinmemişlerdir. Bu yüzden yapılacak araştırmaların geniş bir coğrafyaya ve yaygın bir kültür yelpazesine yönelmesi şarttır. Aynı anda Gobi Çölü’nde, Akdeniz kıyısında, Sibirya taygalarında, Balkanlarda, Kafkaslarda aynı dili konuşarak at koşturan bir milleti araştırmak isteniliyorsa daha geniş düşünmek zaruridir. Akla hayale sığmaz etnik yakıştırmaların yapıldığı günümüzde Memlukların ya da başka insan gruplarının Türklüklerini tespit etmek ve bu yolda çaba sarf etmek tarih ilmi adına milli bir başarıdır.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Benden'iz James Joyce, İrlandalı yazarın tüm eserleri üstünden kurgulanmış nefis bir postmodern roman. Metin, Ulysses'in anlattığı gün olan 16 Haziran'ı bu sefer Gezi Parkı Olayları sırasında, 16 Haziran 2013 olarak başlatıp James Joyce'u büyülü gerçekçi bir anlatımla mezarından kaldırıp İstanbul'a getiriyor. Çevirmen karakteriyle Joyce'u buluşturup ileri ve geri farklı zaman dilimlerinde okuru gezdiren metin, İstanbul ve Dublin ekseninde mekanlar arası yolculuğa çıkarıyor.

Dipnot üzerinden kurgu anlatıcısının olması, çevirmen karakterinin Joyce'un gençliğine gidip kitaplarının yazılış süreciyle ilgili olarak tavsiyeler vermesi, Joyce'un bir kurmaca karakter olarak kendi yapıtlarının yazılış sürecini anlatması, bu romanın Ulysses bölümlerinin ana hattı üzerinden kurgulanması, son bölümünde 15 sayfalık noktalama işaretleri olmadan bilinç akışı anlatım ve okurun son sözü gibi biçimsel hareketleriyle oldukça dolu bir roman.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öncelikle gayet anlaşılır bir çeviri ancak bu kadar kelime oyunu, espirinin olduğu bir kitapta sadece son sayfada çeviri notu olması üzdü.

Palahniuk'un kalemine aşina iseniz beğenirsiniz ama daha önce Palahniuk okumadıysanız burdan başlamanızı kesinlikle tavsiye etmem.

Kitapta amerika toplumunu eleştiren mizahi bir dil var. Gayet eğlendiğim sayfalarda oldu ama tekrar okuyacağımı düşünmüyorum. Özellikle sonu sanki belli bi sayfa sayısı üzerine çıkmak yasakmış gibi oldu bittiye getirilerek yazılmış.

Ciddiyetten bunaldığınızda okuyup biraz mola vermelik bir kitap.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kıymetli esere iki açıdan bakmak gerekir. Bilindiği üzere Batı edebiyatında ilk romanın tarihi olarak 15. yüzyıl gösterilir. Hatta gerçek manada ilk roman olarak 16. yüzyılda yazılmış olan Don Kişot gösterilir. Hâlbuki bir roman özelliği gösteren bu eser 12. yüzyıla aittir. Bu anlamda İslami edebiyatta ilk roman Batı'dan tam üç asır önce yazılmıştır.

Eseri farklı kılan diğer bir husus ise materyalist felsefeye asırlar öncesinden bir reddiye oluşudur. Kurgu ve tez uyumunu yansıtan çok harika bir eser. Mutlak suretle okunması gereken bir kitap.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  5
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap, iyiliğin sadece sözde değil, eylemde de olmasının önemini vurguluyor. İyilik Timi üyelerinin yaptığı çalışmalar, iyiliğin bulaşıcı olduğunu ve toplumu nasıl güzelleştirdiğini gösteriyor Mahalledeki çocukların bir araya gelerek oluşturdukları ekip, dayanışmanın ve birlikte hareket etmenin gücünü gözler önüne seriyor.Kitabın gelirinin SMA'lı çocuklara bağışlanması, paylaşmanın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha gösteriyor. İyilik Timi sadece bir kitap değil, aynı zamanda bir hareket. Bu kitap, bizlere iyiliğin gücünü hatırlatırken, aynı zamanda kendimizdeki iyilik tohumlarını yeşertmemiz için bize ilham veriyor. Kitaptaki çocukların enerjisi ve coşkusu, hepimizin içindeki iyiliği uyandırıyor. Bu kitabı okumak, sadece keyifli bir vakit geçirmek değil, aynı zamanda daha iyi bir dünya için küçük adımlar atmaya başlamak demek. Her birimiz, kendi çevremizdeki insanlara iyilik yaparak, bu dünyayı daha güzel bir yer haline getirebiliriz.
Yanıtla
7
2
Destekliyorum  16
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitapta birbirinden farklı 3 kişinin bir akıl hastanesinde denk gelip aslında birbirlerine nasıl da şifa olduklarını, birbirlerine nasıl iyi geldiklerini okuyoruz. Bir çok bölümde sinirlenmemeniz mümkün değil. Maalesef ki okuduklarımız sadece kurgu değil. Bunları bir çok insan yaşıyor. Bir çok insan en yakınlarından yiyor öldürücü darbeyi. Ve bir çok kişi gördüklerini, şahit olduklarını görmezlikten geliyor. Bunları okurken sevgili yazarımız bizlere sevginin bir yerlerde hala var olduğunu, insanların ne yaşarsa yaşasın hala birilerine deva olabileceğini hatırlatıyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir