Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Militarist bilim kurgu
Bilim kurgunun “üç büyük isminden biri” olarak anılan Heinlein’ın muhtemelen en bilinen eseri olan Yıldız Gemisi Askerleri aynı zamanda “askeri bilim kurgunun” da mihenk taşlarından biri. Eseri yazıldığı zamana göre ilginç kılan, yazarın yarattığı evreni ve olayları özünde bir askerlik öyküsü içinde aktarması kuşkusuz. Geleceğin evreni; insan yaşamındaki sosyal, siyasal, ekonomik değişiklikler, farklı dünyalar, uzaylı varlıklar ve geleceğin insanının amaçları, bir askerin gözünden, askeri bakış açısıyla aktarılıyor; doğru, yanlış kavramları ve ahlaki tanımlamalar bu çerçeveden sunuluyor. Böylelikle, kendisi de vaktiyle orduda görev yapmış olan Heinlein’ın askeri yaşamın “erdemleri” konusundaki düşüncelerini de yakından görme fırsatı buluyoruz. Heinlein, tıpkı bir tartışma programında sırayla söz alan konuşmacılardan sonra sıranın emekli bir askere geldiği anda deneyimlediğimize benzer bir deneyim yaşatıyor. Böyle bir programda öncelikle “sivil” görüşün çeşitli renklerini duyar sonrasında ise daha kendine özgü bir askeri yorum görürüz. İşte, Heinlein da öyküde öncelikle sivil yaşam ve “liberal” düşünceye dair bir tablo çizerken sonrasında sözü askerlere bırakıyor. Bunu da askerliğe adım atan bir gencin hayat felsefesinin yıllar içindeki dönüşümünü deneyimleyerek görüyoruz. Burada bir parantez açarak yazarın bazen muhafazakârlıkla etiketlendiğini belirtmekte de fayda var.

Her ne kadar olaylar bilimkurgu perspektifinde ele alınsa da aslında bilim kurgunun daha çok yazarın fikirlerinin sunumu açısından bir fon oluşturduğu düşünülebilir. Öyle ki, bilim kurgu unsurlarını tamamen çıkartıp bir ikinci dünya savaşı öyküsü haline getirsek bile öykünün sahip olduğu birçok fikri muhafaza edeceğini söyleyebiliriz. Heinlein, öyküsünü günümüz dünyasının gelecekteki çöküşünün ardından kurulan bir yenidünya düzeni içinde sahnelemiş. Bu sebeple aslında, kısaca “özgürlük, eşitlik ve demokrasi” ile tanımlanabilecek çağımız “erdemlerinin” bir noktada insanlığın felaketine sebep olacağı ve mevcut düzenin taşıyamadığı sistemin yerini farklı ahlaki tanımlarla kurulan yenisine bırakacağı öngörüsü işlenmekte.

Kitabın yarattığı yenidünya düzeninde vatandaşlık ve oy hakkı yalnızca “hak edenlere” verilmiş. Sıradan insanın oy hakkına ulaşmak için en kısa yolu ise gönüllü askeri hizmeti. Her ne kadar refah içinde yaşamak için mutlaka vatandaş olmak gerekmese de vatandaşlık bir çeşit statü durumunda. Aslında daha çok bir etiket gibi. Ancak askerler “diğerlerini”, başkalarının fedakârlıkları ve çabalarıyla ayakta duran sistem sayesinde rahat bir yaşam süren, amaçsız, erdemsiz ve yararsız birer fani gibi görüyor. Bu yönüyle Heinlein yalnızca geçmiş dünyanın liberal görüşünün çöküşünü anlatmakla kalmayıp, geleceğin dünyasında da asker olanlar ve olmayanlar arasında bir sınır çizmiş.

Bu noktada kısmen spoiler da verecek şekilde konuya geçebiliriz; Hikâyemiz aniden içine daldığımız bir savaş sahnesi ile başlar. Farklı bir gezegende değişik yaratıklara karşı verilen, üst düzey bir askeri teknolojinin (uçabilen zırh takımları, çok çeşitli görüş, haberleşme ve ulaşım araçları, mini atom bombalarını içeren muazzam atış gücü vb.) kullanıldığı bir aksiyon sahnesine dahil oluruz. Profesyonel asker olan kahramanımız bize neredeyse sıradan haline gelmiş bir gününü yaşatır; aksiyon, şiddet, beklenmedik yaratıklar, kayıplar, korkular, hizmet bilinci. Aynı zamanda geleceğin dünyasında milletlerin içiçe girdiğini ve yeni bir düzen oluşturduğunu da görürüz (örneğin müfreze çavuşları Celal, bir Finlandiya Türk’üdür). Gezegenlerin yörüngesinden hareket eden gemilerden özel kapsüllerle yüzeye fırlatılan askerler, rutin haline gelen kazalar yüzünden sağ salim inip inemeyeceklerini bile bilmeden, yabancısı oldukları bir gezegene (ve belki de tuzaklara) atlamaktadırlar. Amacını ve hedeflerini henüz bilemediğimiz bu aksiyonun ardından kahramanımız johnnie’nin bu işe nasıl bulaştığını öğreniriz.

Babası ticaretle uğraşan johnnie, aile şirketindeki garanti ve rahat bir hayat yerine askerliğe gönüllü olmaya karar verir. Bu durum aslında önceden planlamadığı ve okul arkadaşlarına mahcup olmamak için içine sürüklendiği bir durumdur ve babasının beklentilerine tamamen karşıdır. Ne istediğini ve kendisini nelerin beklediğini bilmeyen kahramanımız, asker olmayı kafasına koymuş (ve sivil hayatta başka çaresi de olmayan) arkadaşıyla askerlik şubesine gider. Buradaki görevliler bilinçsiz gençleri askere almaya o kadar da gönüllü değillerdir ve bu işten vazgeçmelerini öğütlerler; bu, öyle herkese göre bir iş değildir. Buradan itibaren kahramanımızın askerlik hayatı başlar ve kitabın ortalarında kadar askerlik eğitimini deneyimleriz.

Askerlik mantığının ve amaçlarının sorgulamasını içeren bu bölümler aynı zamanda yavaş yavaş geleceğin kanunlarını tanımamıza da yol açar. Öykü ilerledikçe sistemi daha etraflıca tanırız. Bahanesi “özgürlük ve haklar” olan eski sistem insanlığın çöküşüne yol açmıştır. Suçluları hiçbir şekilde topluma kazandırmayan ve aslında “onları daha büyük suçlular haline getirmekten başka bir işe yaramayan” ceza sistemi değişmiş, kırbaçlanma gibi radikal cezalar getirilmiştir. Okullarda zorunlu tutulan ve eski askerler tarafından verilen “tarih ve ahlak felsefesi” dersiyle gençlere yeni düzenin temelleri ve eski inanışların “yanlışlığı” öğretilmeye başlamıştır. Kitaptaki fikirlerin özünü, johnnie’nin askerliğinden başlayarak kitap boyunca sürekli olarak geçmişi hatırladığı sahneler içinde öğretmenin bu dersteki konuşmalarında görürüz. Heinlein’ın fikirlerine katılıp katılmamak bir yana, çağımız sistemi üzerine çözümlemelerinin yüzeysel olmadığını belirtmek gerekir. Örneğin gelecekteki “oy hakkı” konusunda şunlar ifade edilir; “Otuz yaşındaki bir şapşalın oyunu on beş yaşındaki bir dâhiden nasıl daha akıllıca kullanabileceğini hiçbir zaman anlayamadım…ama çağ “sıradan insanın ilahi hakkının” çağıydı. Aman boşverin bunları, onlar aptallıklarının bedelini ödedi”.

Tam bir full metal jacket tadındaki eğitim süreci, çoğu kişinin bırakmak zorunda kaldığı zorlu süreçleri ve sert disiplini içerir. Kitabın tamamında burada gördüğümüz tatbikatların gerçeğini yaşar ve tekrar tekrar askerlik yaşamını deneyimleriz. Askerlik yalnızca acemi eğitimini tamamlamak açısından değil vatandaşlık hakkı için sonrasındaki zorunlu hizmeti sağ bitirebilmek açısından da tehlikeli bir iştir. Ayrıca askerler her zaman beceriksizlik veya sağlık sebeplerinden atılmakla yüz yüzedir. Kitabın başındaki fragmanda da hissettiğimiz üzerine askeri yaşam, tatbikat ve çarpışmalardan oluşan bu hava kitaba hâkim olan atmosferdir. Acemi eğitimini başka bir eğitim, bir savaşı başkası izler.

Sistem sorgulaması haricinde, kitabı bilim kurgu dünyası açısından ilginç kılanın, uzaylılarla savaş ve yaratıklara dair tasvirler olduğu söylenebilir. “Böcek” olarak tanımlanan ve bir çeşit örümceğe benzer uzaylılar öyküdeki asıl düşmanımızdır. Böcekler; asker, işçi ve kraliçe gibi sınıfları açısından bir arı kolonisine benzer şekilde gruplanan uzaylı türünü ifade eder. Kraliçeler ya da başka bir ifade ile “beyinler” dışındaki guruplar neredeyse kendi iradeleri olmayan robotlardır. Bu alt türler aynı zamanda bir komün yaşamını ve toplum için bireysellikten feragat etmenin önemini de temsil ettiğinden böcek tasvirlerinin kendi içinde de bir mesaj taşıdığı düşünülebilir; “kendisinden istenileni sorgulamadan topluluk için kendini feda etmeye hazır bireylerden kurulu bir toplum kolay yenilmez”. Bu toplum yapıları onları insanlar karşısında son derece güçlü bir rakip haline getirmiştir. Her ne kadar yer altında yaşasalar da başka gezegenleri işgal edip dünyaya saldıracak kadar büyük bir tehdittirler. Türleri için son güçlerine kadar savaşan askerler ve nerede oldukları bilinmeyen “beyinler”; böyle bir ırka karşı nasıl savaşılacağı sorusu da ilginçtir. Kitabın sonlarına doğru böcek savaşının gerilimi giderek artar ve sürükleyiciliği ve aksiyon dozu yüksek bir finale gidilir. Bir çeşit aliens (1986) kurgusu görürüz. Kitapta “böcekler” dışında da uzaylılardan bahsedilir, onlarla da savaş ve barış söz konusudur. Heinlein, kendi ayakları üzerinde durabilen bir sistem yaratılmasına rağmen insanlığa yönelik tehditlerin hiçbir zaman sona ermediği ve felaketlerin her zaman kapımızda olduğu mesajını verir. Kriz anında toplum daha da askerleşecek ve sivil düşünce bir kez daha sorgulanacaktır.

Yıldız Gemisi Askerleri, çoğu zaman çok tanıdık gelse de genelde ilgi çekici bir askerlik öyküsü ve dozajı düşük bir bilim kurgu yapıtı olarak ifade edilebilir. Kitabın en eleştirilebilir kısmı elbette militarist sisteme dair övgüsü. Bununla birlikte sıcak ve soğuk savaşların etkilerinin halen yoğun bir şekilde hissedildiği 1959 yılında yayımlandığı düşünülecek olursa militarist karakterinin eleştirilebilir olmakla birlikte çok da şaşırtıcı olmadığını düşünebiliriz. Bu yönüyle karakteri aslında distopya sonrası bir düzen arayışı gibidir. Yine de geleceğe dair bir kurguda 20. Yüzyılın militarist iklimini görmek pek de keyifli sayılmaz. İnsanlığın gelecekte de aynı sorunlarla boğuşacağını ve insani değerlerin yerinde sayacağını düşünmek çekici değil. Heinlein için ise militarizm bir ilaç; geçmişin çözülemeyen sorunlarına bir çaredir; katılması güç bir görüş.

Kitabın yayımlandığı tarih açısından önemi, bilimkurgu dünyasına askerliği getirerek yeni bir akım başlatması şüphesiz. Bu akım bilimkurgu edebiyatında ve özellikle sinemada kendine özgü bir tür haline gelmiş ve günümüzde de popülerliğini yitirmemiş durumda (Joe Haldeman, Bitmeyen Savaş ve John Scalzi, Yaşlı Adamın Savaşı gibi). Kitabı okurken tasvir edilen sahnelerin günümüz bilimkurgu veya uzay-aksiyon filmlerine ne kadar benzediğine şaşırmamak da elde değil. Bu yönüyle adeta bir devam filmini izler gibiyiz. Ancak bunun sebebi Heinlein’ın yolundan giden çok yapım olması elbette.

Kitapta havada kalmış önemli bir konu örümceğe benzer ve en az insan kadar zeki böceklerin nasıl olup da başka dünyaları istila edebilecek bir teknoloji yaratmış oldukları. Yer altında yaşayan ve çoğunlukla içgüdüleri ile yaşayan bu türün böyle bir şey yapabileceğine inanmak oldukça güç. Burada olduğu gibi kitabın bilimkurgu çerçevesi açısından çeşitli boşluklar içerdiğini söyleyebiliriz.

Son olarak belki de filme çekilmesi sebebiyle (Starship Troopers-1997), Heinlein’ın en popüler eseri durumundaki Yıldız Gemisi Askerlerinin bilimkurgu yaratıcılığı açısından Ay zalim Bir Dünyadır’ın epey gerisinde kaldığını belirtmek gerekir. Bu sebeple beklentimin biraz altında kaldığını söyleyebilirim. Her şeye rağmen bilimkurgunun kült isimleri arasında yer alan Heinlein’ın yeni bir türe kapı aralayan Yıldız Gemisi Askerleri harcanan vakte değer. Keyifli okumalar.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Oğuz Atay Roman Ödülü'ne layık görülmüş olan Düş Kesiği, hem üstkurmaca hem de leitmotif açısından oldukça zengin bir metin. Taban, tavan ve gök adlı üç ayrı bölümden oluşan 337 sayfalık bu roman, roman içinde roman kurgusu ve kurmaca karakterle yazarın hikayelerinin iç içe geçmesiyle oldukça katmanlı bir metin. Kendini okura yavaş yavaş sunan roman, son derece zekice kurgulanmış, yazarın kendine has üslubuyla işlenmiş, yer yer de Kafkaesk atmosferle kuşatılmıştır. Özellikle Kafka'nın Şato adlı eseriyle bu romanın "Tavan" bölümü arasında yakınlık kurulabileceğini düşünüyorum. Katmanlı yapısıyla okurlara nispeten zor ve derinlikli bir okuma yapma imkanı sunan Düş Kesiği, aldığı ödülü sonuna kadar hak ettiğini düşündüğüm özel bir eser.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  5
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın vefatından bir yıl önce yayımlanan Afrika Dansı, edebiyatımızın şüphesiz ki en özel, farklı ve deneysel öykü kitabı.
Bu eserdeki öyküleri çözümlerken onun ölümünden sonra Nisan Yayınları tarafından yayımlanan Palyaço Ruşen adlı kitabı da okumakta fayda var. Kitabın ikinci ve üçüncü öyküleri "Bir Gece Yemeği" ile "Foto Febüs" aslında iç içe geçmiş, kolaj tekniğiyle yazılmış ikişer öyküden oluşmaktadır. Palyaço Ruşen kitabında bu metinleri ayrılmış hallerini de görebiliyoruz. "Bir Gece Yemeği", "Yalnızlık" ve "Sır" öykülerini, "Foto Febüs" ise "Tavuskuşu ve Kartallar" ile "Ekilenler" öykülerini içermektedir. "Afrika Dansı" öyküsündeyse yazar Mives Karub olarak öykünün içine kendini dahil etmiştir. Çocukluğundan beri yaşadığı kalp rahatsızlığını, hastane odalarını, ekg makinasını, ikinci eşiyle bir süreliğine yaşadığı Nijerya'yı, oranın kabilelerini, kültürünü öykünün içinde geçirmiştir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mülksüzler benim dahil olduğum online tahlil atölyesi ile aldığımız bir kitaptı. Kendi başıma okumaya pek cesaret edemeyeceğim bir kitaptı.
Yazarın evreni, kurgusu, sosyal hayata ve kurallara bakış açısı çok etkileyiciydi. Özellikle toplumumuzdaki kadınların yerine dair eleştirel yaklaşımı ve bunun olmadığı farklı çözümleri olan bir evren tasarımı yapması beni etkiledi. Elbette hiçbir şey mükemmel olmayabilir. Ama en azından başka bir ortam yaşayış şekli mümkün diye düşündürmesi önemli. Bir kitap bir sorun hakkında düşündürmeli ..
Yanıtla
9
0
Destekliyorum  7
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yargıç Kömives’in önüne gelen bir boşanma davasının merkezinde karakterlerin karmaşık ilişkileri, psikolojisi, toplum davranışları ve değişimini anlatan romanda, kitabın kendini birden okura sunmaması, usul usul açarken de şaşırtıcı unsurlara yer vermesi, fazlaca anlatıma ve karakter karmaşasına boğmadan böyle derinlikli anlatması okur açısından büyük bir haz unsuru.

Evlilik, aşk, dostluk, vicdan, vesvese, derin psikolojik çözümlemeler, aile içi sorunların ele alınışı varoluşsal sıkıntılar kitabın ana unsurları olarak göze çarpıyor.

Özellikle Yargıç ve çocukluk arkadaşı Doktorun karşı karşıya geldiği ve anlatımın özünü oluşturduğu yerde gerginlik ve heyecan seviyesi inanılmaz.

İncecik kitaptan ne kadar bahsettim değil mi ? Sandor Marai kesinlikle bunu hak ediyor .

Sevgiyle
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Burjuva ve zengin bir ailede dünyaya gelmiş, hayatını palyaço olarak kazanan bir adamın sevdiği kadın Marie onu terk ettikten sonra yaşamının altüst olmasını anlatıyor kitap. 4 saatlik bir zaman diliminde Hans Schnider’in (palyaçomuz) dedesinden kalan Bonn’daki evinde geçiyor. Ancak yazar bu romanda anımsama tekniğini (Erinnerungstechnik) kullanmış ve kahramanın geçmişine gidiş gelişler yaparak tüm hayatının ve hayatında yer eden olay ve kişilerin resmini çizmiş.
Kitap, İkinci Dünya Savaşı'nın son dönemi ve savaş sonrası Almanya'sının toplumsal panoramasını çiziyor. Genel anlamda Katolik Kilisesi'ni ve Nasyonal Sosyalizmi sert bir dille eleştiriyor.
Böll’ü bu kadar geç okuduğum için hayıflandığım bir okuma oldu ve kesinlikle diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Ancak konusu herkesin ilgisini çeker mi bilemem. Meraklısına tavsiye ederim diyelim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İhyâu Ulûmid-Din adlı Gazali’nin en büyük eserinin 3. bölümünden bir kesit olan bu kitapta, öfke, kin ve hasedin kelime anlamlarını dini boyutta tanımlıyor ilim adamı. Bu üç belanın tanımından sonra bu duyguların kalpten doğduğunu ve kalbe kök salmasının yıkımlarını ayetler, hadisler, sahabe ve ilim adamları ile açıklığa kavuşturur. Tedavi yolunu şunu şöyle yapından ziyade gizil öğrenme yöntemi ile sağlar. Bu da şöyledir: inanan ya da inanmayan insana eserdeki metafor, düşünce kümeleri ve de dayanaklarla yaptığı akli yönlendirmedir. İnsanın bakış açısını değiştirecek, yer yer şaşırtacak, zihnini ve kalbini sorgulatacak bir kitap. Her insanın öfke, kin, intikam, haset duygusunu bertaraf etmesi mümkün olmasa da kurtulduğu oranda salihleştiği, dini vecibelerin tek başına yeterli olmadığı, şayet bu şerler kalpte varsa mazlum dahi olsa insan zalim olabileceği gibi birçok şey var. Aslında yenmesi kolay neden mi? İnsana kendi yaptığı kötülük, zalimlik yeter de ondan .
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Modern dönemle birlikte Müslümanlar ve İslam ülkeleri, çağdaş gelişmeleri, sorunları ve anlayışları ele alma ve incelemede genel olarak İslam’ın temel ilkelerine uygun değer/ilke temelli bir bakış açısı ortaya koyamadılar. Bunda fıkhın gelişen ve değişen şartlara göre değerlendirme kapasitesinin göz ardı edilerek klasik yöntemle konulara yaklaşılması de etkili olmuştur. Yazar değişen ve gelişen şartlar çerçevesinde İslam’ın konuya yaklaşımının geleneksel bakış açısından farklı olması gerektiğini ortaya koymuş ve bunun nasıl olması gerektiğine dair kıymetli bir müzakereyi açmıştır. Klasik dönem eserlerin tercüme edilmesi veya aktarılması, sorunların çözümüne katkı sağlamadığı gibi bu tür eserlerin yorumlanmadan tercümelerinin yayınlanmasının farklı sorunlara sebebiyet verdiği isabetli bir şekilde ortaya konulmuştur. Eserde İslam’ı, Kur’an’ı ve Sünneti nasıl anlamamız gerektiği yönünde son derece ehemmiyetli fikir jimnastiği yapılmıştır.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, son olmayacağını düşünüyorum. Kadınlığı ve anneliği (hem olmayı hem olmamayı hem olmak istemeyi hem olmak istememeyi hem tercih etmeyi hem de tercih etmemeyi) bu kadar etkileyici ve hayatın içinden detaylarla vermesi o kadar güzeldi ki. Çevremde anne olmuş olmamış tüm kadınlara bu kitabı okumayı tavsiye etmeyi düşünüyorum.
Kitap kısa kısa öykülerden ve farklı kadınların hikayelerinden oluşuyor. Beni en çok etkileyen hikaye Gece Uyanışı oldu. Ancak kitabın ilk öyküsü de fazlasıyla etkileyiciydi. Caldwell’in kürtaj ve tecavüz kavramlarını da irdeleyip anneliği “yeterince iyi”lik üzerinden değerlendiren yanını çok sevdim. …
Yanıtla
2
1
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Ocak 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
uzun zaman sonra okuduğum en gerçek acı hissettiren kitaptı. terk etmek, sınırlar, geçmişin izinde kurulan hayatlar ve tarihin bize ördüğü ağlardan kaçamama hissi bu coğrafyanın topraklarına işlemiş gibi hissettirdi bana. bu kadar acı bir olayı böylesine detaylı ve gerçekçi anlatmak edebi olarak gerçekten saygı duyulası.

adania shibli benim gözümü işgalin sınırları konusunda gerçekten açtı. nasıl ki 28 şubat'ta Türkiye'de kadınların sadece başörtüsü örtmesi değil kendileri olmaları da yasaklandıysa, nasıl ki 1980lerde sağcı-solcu olmak değil bir düşünceye bir görüşe sahip olmak yasaklı hale geldiyse filistinlilerin de edebiyatı, kendilerini ifade etme hakları ve dilleri işgal edilmiş bunca zaman boyunca. hala da işgal ediliyor.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir