Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Genel Türk Tarihi Araştırmaları ve Günümüzdeki Durumu
Naçizane yorumuma geçmeden önce siz değerli okurlar için, her zaman yaptığım gibi, genel birkaç hatırlatma da bulunmanın gerekli olduğu kanaatindeyim. Öncelikle elimizdeki metin geniş kapsamlı, akademik ve makalelerden oluşan bir kitaptır. Dolayısıyla her bir makaleyi ayrı ayrı incelemek çok mümkün olamayacağı gibi anlamlı da olmayacaktır. Zira makaleler birbirinden farklı uzmanlık alanlarını kapsamaktadır. Bu nedenle kitap hakkında genel bir yorum yapmayı daha faydalı bulduğumu ifade etmem gerek.

Yukarıda da bahsetmiş olduğum üzere kitabın içerisinde “Genel Türk Tarihi” bağlamında birbirinden farklı konular hakkında birçok makale bulunmaktadır. Dolayısıyla alana ilgi duyan herkesin içerisinde ilgi çekici bilgiler bulabileceğine eminim. Öte yandan yine ilgili alanın önemli hocaları hakkında biyografik makaleler (ilk bölüm) bulunmaktadır. Dolayısıyla alana giriş yapmak isteyen genç arkadaşların bilim camiamızın yetiştirmiş olduğu kıymetli hocalar hakkında yine hocalarımız tarafından kaleme alınmış olan bu makaleleri okumalarını faydalı buluyorum.

Kitabın içerisindeki metinlerin birçoğu akademik çalışmalardır. Dolayısıyla alanda çalışanlar için literatür ve ikincil kaynak noktasında da (atıf yapılabilecek, kaynakçalı) bir eser olduğunu söyleyebilirim. Diğer taraftan kitabın (daha da doğrusu makalelerin) kronolojik anlamda çok uzun bir dönemi kapsadığını ifade edelim. Söz gelimi Türk tarihinin erken safhalarından Sovyet dönemine kadar uzanan bir zaman dilimi ile karşı karşıya olunacağını ekleyelim. Bu durumda kitabın çok geniş bir okuyucu kitlesine hitap edebilme potansiyeli barındırmasına neden olmuştur. En başta bahsetmiş olduğum üzere makaleler oldukça geniş ve farklı konularda bilgiler içermektedir. Bahsi geçen bu makaleler yalnızca siyasi tarihi anlatısı ile sınırlı kalmamış tarihsel taksimlendirmeden kavramlara ve tarihyazımına kadar uzanan geniş bir spektrumda yer alır.

Sonuç olarak Türk akademisinin “Genel Türk Tarihi” alanı hakkındaki görüşlerini ve son gelişmeleri okumak için iyi bir çalışma olduğunu ifade edelim. Makalelerin içeriği oldukça akıcı ve iyi görünüyor. Çeviri bir eser olmadığı için anlaşılabilirliği de yüksektir. Kitabın mizanpajı, kapağı ve diğer fiziki özellikleri gayet iyidir. Her makalenin sonunda (akademik olanlar) araştırmacının kullandığı kaynaklar “kaynakça” kısmında listelenmiştir. Bu durum ileri okuma yapmak isteyenler içinde rehber niteliği taşımaktadır.

Herkese bol kitaplı sağlıklı günler!
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Önemli Bir Çalışma: Türk Beklentisi
Beklenti, gelecekte gerçekleşebilecek olumlu ya da öngörülen bir meseleye dair umutları temsil eder. Avrupa ve Hristiyan dünyasının Türk beklentisinin tarihteki seyri sayfalarca karalanması gereken bir konudur. Hristiyanların nazarında oluşan bir Türk Beklentisi, zaman zaman korku ve savaşlarla dolu bir kabus gibi görünürken, zaman zaman ise hoşgörü ve uyum içinde bir yaşamı resmediyordu. Tarih şeridi takip edildiği zaman Haçlı Seferleri’nin yankıları, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselişi ve düşüşü gibi bazı önemli hadiseler göz önüne geliyor. İncelemeye tabi tuttuğum bu eser de, bu hadiselerin gölgesinde Avrupa ve Hristiyan dünyasında nasıl bir Türk beklentisi olduğuna ışık tutuyor.

Kıymetli okurlara, kitap değerlendirmesini sunmadan önce, kitabın yazarını tanıtmayı her zaman öncelikli olarak faydalı buluyorum. 1950 yılında doğan Giovanni Ricci, Rönesans dönemi sosyal ve kültürel tarihi ve Hristiyan Avrupa ile Türkler arasındaki ilişkiler üzerine çalışmalar yapmaktadır. Ricci, Ferrera Üniversitesi’nin Yakınçağ Tarihi kürsüsünde erken dönem Yakınçağ tarihi dersleri verdi.

Tarihin tanıklığı referans alındığında, Hristiyan ve Müslümanlar arasında zaman zaman gerginlikler yaşandığı malumdur. Yazar, taraflar arasında gerginliklerin olduğu kadar, kurulan ilişkiler boyunca belirgin bir “geçirgenlik” olduğunu da vurguluyor. Yazarın bakış açısından baktığımız zaman, geçirgenlik kavramının taraflar arasında kurulan ilişkilerin bütün müesseselerinden açığa çıkan bir dışavurum olarak tanımlandığını anlıyoruz. Nitekim filmin biraz gerisinde, yani 1453’te Constantinopolis’in düşmesi ve burada Osmanlı hakimiyetinin güçlenmesi, Avrupa’da güçlü bir panik rüzgarının esmesine neden oldu. Buradan sonra Türkler, “Hristiyanlara özellikle de antipati duymaktan kaçınmayan şizmatiklere (ayrılıkçılara) ve günahkar kavgacı Roma Katoliklerine karşı ilahi bir cezanın celladı olarak göründü.” (s.16). Bu gibi ifadeler ve hatta pek çoğuyla birlikte, Hristiyan dünyası uzun yıllar boyunca pompaladıkları Türk korkusunun esiri haline gelecekti. Bu belki de ilk değildi, ancak bu zamana kadar duyulan Türk korkusunun en şiddetlisiydi.

Giovanni Ricci, eserinde bu meselede bir milat olan 1453’ten sonraki süreçte Hristiyan dünyasında Türkler için duydukları korku ve nefret gibi duygularını çok yönlü olarak inceliyor. Zaten bu süreç, Avrupa nazarında Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi manada yükselişte olduğu bir döneme denk geliyor. Constantinopolis’in düşüşüyle başlayan Yeni Çağ, çağ boyunca Hristiyan dünyasının Türklerle olan münasebetlerinde karşılıklı savaş ve mücadelenin yoğunluğuna şahitlik ediyor. Ancak Ricci bu süreci, eserinde kaynakların yanıltıcı yönlerine kapılmadan, yaptığı analizleriyle Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında bulunan ayrım çizgisinin aslında ne kadar saydam olduğunu göstermeyi de hedefliyor. Çok da uzun olmayan, ancak meselelerin ana hatlarıyla ele alındığı 23 bölümden oluşan bu eserde, bölümlerin kendi içerisinde de ayrı ayrı yoğunlukta olduğu anlaşılıyor. Bu yoğunluk, yazarın hadiseleri bütüncül bir yaklaşım ile ele alarak, zaten var olan bir algının aksi bir ispat için uğraş vermesinden de kaynaklanıyor. Bunu yaparken de değerlendirmelerine ve sorgulamalarına yer vermeyi de ihmal etmeden, hadiseleri genel bir çerçeveye oturttuğu okurlar tarafından fark edilecektir.

Ricci, taraflar arasındaki ilişkileri ele alırken takındığı objektif tutumu, eserinin bütün bölümlerinde okuyucularına hissettiriyor. Aynı zamanda kullanmış olduğu tarihi verileri de olduğu gibi yerli yerine koyuyor. İlişkiler ağını ilmek ilmek işlerken, bilhassa İtalya’ya da dikkat çekiyor. Zira bu süreçte Avrupa’nın monarşi otoriteleri için İtalya başka bir mücadele cephesiydi. Bu mücadele esnasında İtalya, Türklerle olan bağlarını sıklaştırmaya eğildi. Elbette sıklaşan bağlar, Türklerin ve aynı zamanda Müslüman camianın Rönesans kavramıyla olan etkileşimi de arttı ve hatta çeşitlilik kazanmaya başladı. İtalyanlarla olan ilişkileri irdelediği esnada Ricci’nin yorumlamalarını da yoğun bir şekilde işlediği görülüyor. Nitekim bununla birlikte yazarın İtalyan şehir devletlerinin kayıtlarının takibini iyi bir şekilde yaptığı, hatta parçadan bütüne bakıldığında eserin zengin bir kaynakçadan vücuda getirdiği anlaşılıyor.

Eserin ilk bölümünden son bölümüne değin her bölümünde birbirinden önemli tespit ve vurgular bulunduğunu ifade etmek mümkündür. Hatta eserin sonlarına doğru yaklaşıldığında, tersine bir üslup kullanarak, Hristiyanların Türklere yapmış olduğu çağrılar kadar, Türklerin de Hristiyanlara çağrılarda bulunduğunu ifade ediyor. Buradan sonra bakış açısını genişleterek her iki açıyı da birleştirici bir kalem kullanıyor. Yani ne inancın, ne de görülen diğer farklılıkların taraflar nazarında bir ayrışma yaratması için yeterli bir unsur olarak görülmemesi gerektiğini aktarıyor: “Akdeniz’de bölünmüş bir durumda olan bütün aktörlerin kendi dindaşlarına karşı kafirlere yönelebileceğini anlamış bulunuyoruz.” (s.170). Esasen son bölümlere doğru İtalya’yı bilhassa odak noktası olarak kullanması da Akdeniz’in her iki taraf için de aynı canlılığa ve aynı öneme sahip olmasıyla ilgili olduğunu açıkça ifade ediyor. Yazarın değerlendirmeleri de okuma boyunca yazarla tartışmamızı sağlıyor. Elbette bu da adeta zihnimizin raflarına daha yeni fikirler yerleştirirken, daha etraflı bir perspektiften bakmamıza imkan veriyor.

İncelemeyi bahane ile, bu kitabın çevirisini üstlenen Serhat Pir Tosun’a teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na diyerek daha nicelerini diliyorum…
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mezopotamya tarihinde var olmuş medeniyetlerin geniş özeti...
Kitapta Mezopotamya olarak adlandırılan, Fırat ve Dicle Nehirleri arasında kalan büyük bir bölgede, MÖ 4binli yıllardan başlayıp MS 100lü yıllara kadar uzanan bir dönemde yaşamış olan medeniyetler anlatılıyor.

Kitabın ilk bölümünde Mezopotamya adının kaynakları açıklanıyor ve bölgenin genel sınırları belirtiliyor.

MÖ 4binli yıllarda, önce ticari ve idari amaçlarla daha sonra da genel kullanım amacıyla kilden yapılmış tabletler üzerine kamışlarla işaretler koyularak oluşturulan çivi yazısının bulunması, o dönemle ilgili yazılı kaynakların bulunmasını sağlamıştır.

Kitapta çok uzun yıllar süren ve halen devam eden araştırmalarda bulunup çözümlenen kil tabletlere göre Mezopotamya'da var olmuş önemli medeniyetler anlatılmış.

Kitapta bölgenin bilinen en eski şehri Uruk'tan başlayıp Sümerler, Akadlar, Babil Krallığı, Asurlar gibi medeniyetlerden detaylı bir şekilde bahsedilmiş.

Bu devletlerin var olduğu bölgeler bugünkü adları da verilerek anlatılmış, genel olarak bu devletlerin kuruluşundan yıkılışına kadar olan süreçlerden ve önemli olaylardan bahsedilmiş.

Kitabın sonundaki harita kitapta anlatılan bölgeleri anlamayı oldukça kolaylaştırmış.

Mezopotamya ve bu bölgede geçmişte var olmuş medeniyetler hakkında genel bilgi edinmek ve daha detaylı yapılacak araştırmalar için özet bilgi edinmek için okunabilecek faydalı bir eser.

"Sümerce, bugün bilinen hiçbir dille akraba olmamasına rağmen, yapısal olarak, gramer işlevlerini ifade etmek için kelimenin köküne ön ve son eklerin eklendiği Fince, Macarca ya da Türkçeye benzerlik göstermektedir." s.11
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Uzun süredir kitap okuma motivasyonum yoktu.Bu kitap ile motivasyonumu az da olsa kazandım sanırım.
Yazıldığı zaman dikkate alındığında çok güncel ve çok bu dönem ait bir kitap gibi duruyor.
Çocukluktan ergenliğe ergenlikten yetişkinliğe geçmenin sıkıntılı dönemi içinde olan bir kızın bir gününe şahit oluyoruz bu kitapta.
İçsel çatışmaları, çevresine yaptığı eleştiriler, o dönemin verdiği uç duygular. Bu kısacık kitapta hepsini veriyor yazar.
Özellikle yazarın erkek olduğu halde bir öğrenci kızı bu şekilde güzel anlatması çok etkileyiciydi.
Yazarın diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sokrates’in oluşturulabilecek en net kimlik analizlerinden biri yapılmıştır. Sokrates’i etkileyen dönemin siyasi-askeri durumları belirtilmiştir. Sokrates’e dair elde olan Platon ve Ksenofon gibi olumlu kaynakların yanında Aristofanes gibi olumsuz kaynaktan da yararlanılarak Sokrates’in neyle suçlandığı ve nasıl yargılandığı tartışılmıştır. Sokrates’in gençlik çağında içinde bulunduğu ortam ve arkadaşlık ilişkileri Sokrates’i mahkemeye götüren süreci başlatmıştır. Bir anda birkaç düşüncesinden dolayı mahkemeye gitmediği kitaptaki önemli bilgiler sonucunda anlaşılmaktadır. Sokrates’in gençlik çağına dair pek kaynak olmadığı için olgunluk çağının anlatımı buna bağlı olarak farklı şekillerde yorumlanabilmektedir. Alkibiades’le olan ilişkisi, eşi Ksantippe’le olan evliliği, peygamberlik iddiası veya proleter olarak yanlış bir şekilde kendi halinde biri olduğu gibi konular çokça spekülasyona uğramıştır. Kitabın dili ise kolay okunabilir bir yapıda olup gereksiz ayrıntıdan kaçınılmıştır.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mozaik ve freskleri, mimarisi ile değerli, Kariye Müzesi'nde katıldığı bir turla başlayan Aslı'nın hikayesi beklenmedik bir şeklide İstanbul'dan Kudüs'e uzanıyor. İçinde yıllarca hasretle sakladığı, kabul olmasını umduğu duasına orada cevap bulacağına inanan Aslı'nın, bu Kudüs seyahati onun için çok farklı bir manevi yolculuğa dönüşmüştür. Yoluna çıkan herkes ona bu manevi yolculukta bir ışık olmuştur. Teneke kaplara diktiği kırmızı sardunyalarıyla Fâtıma'nın Pamuk anası Ümmi Hatun, medrese şeyhi Hamza bin Umeyr, Said Usta...

Hikayesi aşk olan şehir Kudüs'ün dar sokaklarında gezecek, bu güzel hikayedeki gizli mucizeye şahit olacaksınız.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kırk Üçteki Korkunç Traktör Yağmuru, keyifle okunan on dokuz öyküden oluşuyor. Afşin Kum'un dili gayet akıcı, hiç sıkmıyor. Yalnız, Bir Tuhaf Sarkaç öyküsünün kitaptaki yeri çok başka. Son zamanlarda dili, kurgusu, okuyucuda yarattığı duygu durumları açısından okuduğum en iyi öyküler arasında. Çok başka bir zekânın ürünü. Öyküdeki karakterin yaşadıkları, duygu değişimleri muazzam aktarılmış. Kısacası, Afşin Kum'un, uçsuz bucaksız hayal gücünden damıtarak kaleme aldığı bu öyküleri mutlaka okuyunuz, okutunuz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sadece bir kitap okumuyorsunuz Arabistan, İran ve Turan'ı da okuyorsunuz. Sadece bir kitap okumuyorsunuz Arap, Fars ve Türk kültürünü tanıyorsunuz. Bir bakıyorsunuz Arap çöllerinde kavruluyorsunuz, bir bakıyorsunuz İran dağlarında üşüyorsunuz. Bir zaman Türk'ün harp kabiliyetini canlı canlı izlerken bir zaman Bedevi Arapların birbirlerini doğramasına şahit oluyorsunuz.
Dönemi en büyük iki şairinin Allah'ın sözleri karşısında aslında ne kadar aciz olduklarını görüyorsunuz. Arabistan'ın en güzel gülünün yavaş yavaş soluşuna üzülerek şahit oluyorsunuz.
Kısacası aldatışlar, yenilişler, kaçışlar, dönüşler, intikamlar, ölümler... bütün duyguları bir arada yaşayarak bir dönemi kapatıyorsunuz. Tabii ki bir taraftan da İslamiyetin doğup büyüdüğüne şahitlik ediyorsunuz.

En güzeli yazar sadece eserini yazmış bizim yerimize yorum yapmamış, seçim yapmamış her şeyi okuyucusuna bırakmış.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Fay Bound Alberti, İngiliz yazar ve kültür tarihçisi. Kitabında yalnızlık duygusunun tarihçesi, edebi eserlerde karşılığı, yas, ölüm, yaşlılık, sosyal medya ve tüketim konularıyla yalnızlığın ilişkisi etraflıca ele alınmış. Getirebileceğim tek eleştiri farklı kültürlerde, özellikle Doğu ve Batı kültürlerinin yalnızlığa bakışı konusunda da bir bölüm yer olabilirdi. Çok geniş ve başlı başına bir araştırma konusu olsa da, bir başlık olarak yer alabilirdi diye düşünüyorum.
Yalnızlık ve tek başınalık arasındaki fark ve yalnızlığın bir tercih mi yoksa içinde bulunulan bir durum mu olduğu ayrımları bu mesele hakkında konuşmaya başlamak için önemli. Kitap çok iyi noktalara temas etmiş.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eser sıradan bir siyer değil. Öncelikle bunu belirtmek gerek. Müellif eser için çok uzun bir zaman, emek ve gayret sarfetmiş görünüyor. Klasik siyerlerin ötesinde, basma kalıp bilgiler vermek yerine yeni ve kapsamlı bir metod ile yeni, doğru ve alternatif bir siyer kronolojisi oluşturmak istemiştir. Olayları hem kaynaklardan çapraz okumalarla hem astronomik olaylarla hem iklim, botanik, zooloji gibi farklı verilerle destekleyerek ve tutarlı bir örgü oluşturarak yeni bir takvim oluşturmak gayretindedir. Nesi uygulaması, cahiliye dönemi olayları, bi'set öncesi sonrasındaki olayları derin bir inceleme ve ayrıntılı bir analizle ortaya koyuyor. Siyer meraklıları ve araştırmacıları için vazgeçilmez bir kaynak.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir